16 Kasım 2012 Cuma

ZONGULDAK'TA GÖRDÜKLERİM (ESAT MAHMUT KARAKURT)

                                                      ESAT MAHMUT KARAKURT
                                                                             1902-1977


BEYAZIT KÜTÜPHANESİNDE TAHİR AKIN KARAUĞUZ'UN ÇIKARDIĞI ZONGULDAK GAZETESİ'NİN KOLEKSİYONUNU TARARKEN BU GEZİ YAZISI DİKKATİMİ ÇEKTİ SİZİNLE PAYLAŞIYORUM....

 ZONGULDAK’TA GÖRDÜKLERİM
BU GARİP ŞEHİR MİLLİ TASARURUN CANLI BİR MİSALİDİR
 
Zonguldak…  Burası o kadar şirin, o kadar cazip ki. Boğaz'da, Adada ve yahut İstanbul'un başka bir yerinde böyle güzel bir toprak parçasına tesadüf etmedim ki onu misal göstererek size bu küçük şehrin güzelliği hakkında bir fikir verebileyim.
Dağ yamaçlarında beyaz Fransız villaları, kayaların üstlerinde sıçraya sıçraya dağların eteklerine kadar gelen sular, yeşillikler, dereler, ormanlar...
Zonguldak, küçük bir limanın eteğinde kurulmuş ve dağın tepesine doğru uzanmıştır.
Şehir daimi bir faaliyet içindedir. Gemiler gelir,  trenler işler, fabrikalar çalışır, düdükler öter ve bu hayhuy içinde şehir öğleye doğru fabrika bacalarından tüten dumanlarla esmer bir örtü altına girer.  Güneşin kara bir bulut altına girişi gibi tatlı bir esmerlik.
Denizden karaya ayak basar basmaz büyük ve kırmızı bir levha ile göz göze gelirsiniz. İri yazılarla o levhada bu kelimeleri okursunuz:
“Güzel lavanta sürünmüş, ince ipekler içinde Türk kızlarının cılız ve ciğeri çürümüş bir hale gelmesine muvafakat etmeyeceğiz”
İkinci bir levhada:
“Ecnebi malı ile süslenmekte şeref yoktur”
Büyük bir caddenin başında diğer bir üçüncü levha:
“Aile bütçesi yapmayanlar sıkıntıdan kurtulamazlar. Hesapsız milletler dümensiz gemiye benzerler”
İkinci derecedeki sokak başlarında da gene bunlara benzeyen bir takım levhalara tesadüf edersiniz. Mesela: “Sakla samanı, gelir zamanı. Sattım samanı yaptırdım bu hanı” gibi doğrudan doğruya köylüye hitap eden ve köylünün anlayabileceği bir lisanla izah edilen faydalı nasihatlerle karşılaşırsınız.
Zonguldak’ın uzun bir çarşı, güzel bir sineması, kütüphanesi, ocağı, hastanesi, matbaası ve müteaddit mektepleri vardır. Anlattıklarına göre şehirde işsiz dolaşan bir ferde tesadüf edilmez. Bütün erkekler ocaklarda, kadınlarda tarlalarda çalışıyorlarmış. Kadınlar burada, mesai itibarı ile erkeklerden farksızdırlar.
Zonguldak caddelerinde ayakkabılarınızı boyatacak genç ve esmer lostra boyacı kızlara, erzakınızı temin edecek bakkal kadınlara tesadüf edebilirsiniz. Eğer dedikleri doğru ise daha içerlerde kamyon ve otomobil kullanan şoför kızlar da varmış. Kuvvetle iddia ettiler: bundan bir kaç ay evvel genç kadınlardan mürekkep bir grup bazı maden ocağı sahiplerine müracaat ederek maden kuyularında erkekler gibi çalışmalarına müsaade istemişler ve 100-150 metre derinliklerde, günde 10 saat çalışmak, şartıyla erkeklerin aldıkları 150 kuruş yevmiye ye mukabil 100 kuruşa işe girmeğe hazır olduklarını bildirmişler. Bu şehir zengin kömür madenleri ve bu madenlerin etrafında kurulan fabrikaları ile yalnız bura ahalisinin değil civar, vilayetler halkının da bir çalışma sahası halini almıştır. Hülasa, tamamıyla mesut ve müreffeh bir şehir…
 
( AKŞAM )
ESAT MAHMUT ( KARAKURT )
ZONGULDAK MEMLEKET GAZETESİ
3 AĞUSTOS 1930
 NO: 275   SAYFA:2

Hiç yorum yok: