27 Kasım 2011 Pazar

MADEN MÜHENDİSİ ÖMER HULUSİ BARUTOĞLU

ZONGULDAK MADEN MÜHENDİS MEKTEB-İ ÂLİSİ’NİN

İLK MEZUNLARINDAN

MADEN MÜHENDİSİ ÖMER HULUSİ BARUTOĞLU

(1905-2004)


      İzmir İktisat Kongresi ( 17 Şubat - 4 Mart 1923 ) önemli sonuçlarından biri de “Maden Sorunları” görüşülürken alınan “ En mühim bir servet kaynağı olan madenlerimizin kendi fen adamlarımız tarafından ilmi bir surette tetkik edilmesi ” kararıdır. Bu karar bir anlamda 20 Ekim 1924 ( 20 Teşrin-i Evvel 1340 ) Pazartesi günü açılacak olan Zonguldak Maden Mühendis Mekteb-i Âlisi’ni ( Zonguldak Maden Mühendisi Yüksek Okulu ) müjdeliyordu. Okulun açılışı ve öğretime başlaması savaş yorgunu olan yoklukla sefaletle boğuşan yeni Cumhuriyet’in ilk önemli eğitim atılımıdır. (1)
Yüksek Maadin ve Sanayi Mühendis Mektebi ( Zonguldak Yüksek Maden Mühendisi Mektebi) Türkiye Cumhuriyeti'nin madencilik alanında maden mühendisi yetiştiren ilk yüksekokulu olma özelliğini taşır. (2)
Okul ilk mezunlarını 1927 - 1928 ders yılı sonunda vermiştir. Bundan sonra üç dönem daha mezun veren okul 1930 -1931 ders yılından sonra İktisat Vekâleti’nin aldığı ani bir karar ile kapatılmış, ilk üç sınıftaki öğrenciler İstanbul'daki Yüksek Mühendis Mektebi'ne devredilmiştir.
Zonguldak Maden Mühendis Mekteb-i Âlisi asıl gelişimini İstanbul Darülfünunu Fen Fakültesi Umumi Fizik ( Elektrik Kısmı ) müderrisi ve elektrik mühendisi Mehmet Refik ( FENMEN ) Bey'in müdürlüğe atanmasından sonra göstermiştir. ( 3 )
Mehmet Refik FENMEN’in, daha önce İstanbul’da Mühendis Mektebi müdürlüğünde ve Darülfünun’da edindiği idarecilik ve öğretmenlik deneyimlerini, Zonguldak maden okulunda en iyi şekilde kullandığı söylenebilir. İstanbul’da Mühendis Mektebi’ndeki uygulamalarıyla, Zonguldak’taki uygulamaları karşılaştırıldığında, bu daha da iyi anlaşılacaktır.
Okulun açılış amacı “ Madenlerin çıkarılmasında ve sanayi de madenlerin işletilmesinde teorik ve pratik gerekli bilgiye sahip maden mühendisleri yetiştirmektir.” Bu amaçla açılan okulun öğrenim süresi dört yıl olup eğitim parasız ve yatılıdır. ( 4 )
Tahir KARAUĞUZ’UN çıkardığı Zonguldak’ın ilk gazetesi “Zonguldak Gazetesi” ilk mezunların diploma töreni haberini sütunlarına büyük bir sevinç ve gururla taşımıştı. Haberin bir bölümünde şöyle yazmaktadır:
“ 28 Eylül günü bütün memleket münevverleri ile beraber yüksek mühendis mektebimizin yeni binasında ki salonda hazır bulunduk. Cumhuriyetin feyzi ilk mahsullerinden birini daha veriyordu.16 genç o gün ki hatiplerden birinin dediği gibi : “Hepsi yirmi, yirmi beş bahar görmüş on altı genç vatanın ufkuna 16 bahar fecri gibi tepelerden doğuyordu.” ( 5 )
Okul kapatılmadan önce İktisat Vekâleti’nin (Ekonomi Bakanlığı) okulu kapatma gerekçesi şu şekilde belirtiliyor, “Çıkarılacak madenlerle ilgili gereksinime yeterli olacağı ya da fazlasının işsiz kalacağı, 1929 Dünya ekonomik bunalımının Türkiye’yi de etkilemesi gerekçeleriyle ve T.C. Hükümeti’nin tasarruf önlemi alması” nedenleriyle geçici olarak kapatılmıştır. (6)
Bu yazımızın kahramanı Ömer Hulusi BARUTOĞLU 1924 yılında Zonguldak Maden Mühendis Mekteb-i Âlisine 10 numaralı öğrenci olarak kaydolmuştur. Okulun ilk mezunlarından ve bir asırlık ömrünü madenciliğe adamış efsane maden mühendisi Ömer Hulusi BARUTOĞLU 22 Haziran 1905 tarihinde İstanbul'da, Sultanahmet yakınında Dizdariye Mahallesinde doğdu. Dizdariye Mahalle Mektebi Kuran Kursu, Alemdar Zükür (Erkek) Mektebi, 6 sınıfı Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi ve Vefa Sultanisinde okudu.1924 yılında başladığı 4 yıllık Zonguldak Maden Mühendisi Mektebi Âlisi’nden 1928 yılında mezun oldu.
Sırası ile İnhisarlar Umum Müdürlüğü Hacıbektaş-Oltu-Kağızman-Oltu kaya tuzu yataklarında (1928-1930), Ankara Maden Umum Müdürlüğünde Maden mühendisi olarak çalıştıktan sonra Yurt dışında, İspanya'da Penarroya Şirketinin kömür kurşun yataklarında maden mühendisi olarak çalıştı. (1932-1934) Bu tarihten sonra yeni kurulan altın arama idaresi Keban Kurşun, Bulgardağ kurşun-altın, Turhal antimon yatakları etüt ve aramaları bölge mühendisliği yaptı. 1935 tarihinde altın ve petrol arama idarelerinin birleştirilmesi ile kurulan Maden Tetkik ve Arama (MTA)'da etüt ve arama işlerinde 1945 yılına kadar çalıştı.
O yıl Etibank'a geçti. Etibank tarafından işletilen değişik cevher yataklarının etüt ve arama çalışmalarını yönetti ve bir süre Genel Müdür Yardımcılığında bulundu. Etibank'tan istifa ettikten sonra l952 yılında çalışmaya başladığı MTA Fen Heyeti başkanlığından 1955 yılında emekli oldu.
1979 yılına kadar 24 yıl boyunca özel kuruluşlara ait maden yataklarında çalışmalarına devam etti. Devlet ve özel kuruluşlardaki 51 yıllık süresince yurdumuzun maden yataklarından biriktirdiği cevher koleksiyonu ile mesleği ile ilgili çeşitli dildeki kitaplarını ODTÜ Maden Mühendisliği Bölümüne 2 Nisan 1971 tarihinde hediye etti.1960 yılında Maden Mühendisleri Odası adına Madencilik Dergisini kurdu ve 1971 yılına kadar yayını tek başıma sürdürdü. Bu süre içinde meslek ile ilgili makaleleri de yayınlandı. (7)
2004 yılında 99 yaşında vefat eden Ömer Hulusi BARUTOĞLU o yıl itibarı ile hayattaki en yaşlı maden mühendis olma özelliğine de sahipti. Aşağıda onun ağzından okulun açılma hikâyesi ile beraber 1924 yılının Türkiye’si ve Zonguldak şehrini gözlemleyelim:
                            
                            OKULUN İLK MEZUNLARI TOPLU HALDE İŞARETLİ OLAN ÖMER HULUSİ BARUTOĞLU

Savaş sonrasının sefalet ortamında boğuşup dururken, gazetelerde bir ilan çıktı: “Mühendis mektebine adam alınıyor.” Nasıl alınıyor? Talebenin iaşe ve ibate masrafları devlete ait. Zorunlu hizmet ise yok, fevkalade bir şey. Ne yiyecek var, ne giyecek var, ne barınacak yer var. Zaten şeker Rusya'dan geliyordu o zaman, un ve gazyağı Romanya'dan geliyordu. Şeker Rusya'dan kelle halinde gelir, kırılıp sonra yenirdi. Memlekette bir şey yoktu, doğru dürüst bir üretim yoktu.
Bir iğne dışarıdan geliyordu. Çabuk köpüren sabun İngiltere'den veyahut Belçika'dan geliyordu. Demek istediğim tamamen dışarıya bağımlıyız ve imkânlara göre hareket mecburiyeti var.
Çabuk köpüren sabunu bildiğimiz yok, biz kille elimizi yıkardık, yeşil kille... Kil kurutulur, suyla temas edince de elde biraz köpürürdü. Onunla idare ederdik, o kadar yoksulduk. O kadar yoksulduk ki: Sirkeci'de askeri sevkiyat vardı, oralarda dolaşır ve orduya gönderilen çuvallardan dökülen fındık fıstığı toparlardık; o kadar sefalet yani.
Öyle ki, giyecek bir şeyimiz de yoktu. Benim ablam iyi dikiş bilirdi. Mecbur etmişlerdi; evinde makinesi olan, askere çamaşır dikecekti. Ablam çamaşır dikerken bize de palto dikerdi.
Gazetelerde çıkan o ilanı, yani “Devlet bir madencilik mektebi kuruyor. İaşe ve ibate devlete ait. Buna rağmen mektep bitince mecburi hizmet yok...” mealindeki ilanı görünce, bir ilanı okuduğumu hatırlıyorum, bir de ha bire yamalı pabuç giymekten anamızın kovalandığını... Affedersiniz! O ilan, ayağıma sağlam bir pabuç, sırtıma da kalın bir kaput demekti benim için... Ne Zonguldak’ın Türkiye'de olduğunu biliyorum; ne de başka bir şey.
Sene 1924, yani Kurtuluş Harbi bitmiş; Kurtuluştan sonra kalkınmaya çalışıyoruz. Babam da bizi geçindirmeye çalışıyor. Elde yok, başta yok, evde yok; işte bu yokluk düzeni içerisinde, o ilanı orada görünce “ Bari bir boğaz eksik olsun, ben gideyim şu mektebe” dedim.
İmtihanla kayıt-kabul yapılıyordu. İmtihana girdim; tabii lise (Vefa Sultanisi), 11. sınıfta ipka olduğumuzdan daha bitmemiş durumda. “İmtihanı kazandın” dediler ve bir takım da elbise temin ettiler.
Ama imtihanı gerçekten kazandık mı, orasını bilemiyorum. Belki de kazanmadık; tıpkı Mevlana'nın dediği gibi: “Kim olursan ol, gel…” Yani, adam arıyorlar o zaman; Devlet, bir an evvel okutayım da piyasaya çıkartayım derdinde...
Mektebe girdik, bize Zonguldak'ta kalın dediler. Ama zaten borç alıp vapurla İstanbul'dan oraya gittim. Ama öyle kamarada filan değil, Zonguldak'a kadar güvertede yatarak gittik.
Oraya gelince kalacak bir yer yoktu. Bir otel vardı, Tomayan Oteli diye, Zonguldak'taki tek otel de oydu. Zonguldak henüz kaza idi... O otelde kaldık ama ikinci günden itibaren bende para bitti. Zaten parayı ablamın kocasından almıştım. 3 yahut 2 lira kalacak yer yok...
Allah rahmet eylesin sonradan kimya hocalığımızı yapan ve Almanya'da kimya üzerine ihtisas yapmış Arif Bey vardı. Ona gittik birkaç kişi, “Biz döneceğiz. Paramız yok, kömür vapuruna binip İstanbul'a döneceğiz.” dedik.
“Ben size Zonguldak'ın dışında bir yer göstereceğim, orada barınacaksınız. Giyecek de temin edeceğim” dedi. Biz de geriye dönmekten vazgeçtik ve orada kaldık.
Birinci sınıftayken, mektep için bina yoktu... Eskiden kalma bir kışla vardı; ahım şahım değildi bina olarak. Mektep o kışlada açıldı. Mektep evvela 3 senelik tedrisat için planlanmış. Sonra da 4 senelik bir programa tamamlamak için uğraşıyorlar. O müddet içerisinde, bir yandan da çeşitli ilavelerle alelacele kışlayı mektep haline sokmaya çalışıyorlar. Oraya o şekilde yerleştik. (8)




KAYNAKÇA

1- MADENCİLİK BÜLTENİ TEMMUZ ARALIK 2007 SAYI:82-83 SAYFA: 102
2-ZONGULDAK KÖMÜR HAVZASI’NDA MADENCİLİK EĞİTİMİ VE MADEN MEKTEBİ ZONGULDAK KENT TARİHİ ’05 BİENALİ BİLDİRİLER KİTABI MURAT EKREM ZAMAN SAYFA: 34
3- ZONGULDAK MADEN MÜHENDİS MEKTEB-İ ÂLİSİ (1924-1931)
ZONGULDAK KENT TARİHİ ’05 BİENALİ BİLDİRİLER KİTABI PROF. DR. EMRE DÖLEN SAYFA: 21
4- ZONGULDAK MADEN MÜHENDİS MEKTEB-İ ÂLİSİ (1924-1931)
ZONGULDAK KENT TARİHİ ’05 BİENALİ BİLDİRİLER KİTABI PROF. DR. EMRE DÖLEN SAYFA: 22
5- ZONGULDAK GAZETESİ 28 İLKTEŞRİN ( EKİM ) 1928 SAYI: 217
İLK MEZUNLARLA İLGİLİ FOTOĞRAFLI HABER GÜRDAL ÖZÇAKIR ARŞİVİ
6- TÜRKİYE’DE MADEN MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ TARİHÇESİ
NADİR AVŞAROĞLU MADEN MÜHENDİSİ SAYFA:27
7- MADENCİLİK BÜLTENİ HAZİRAN 2004 SAYFA:54
8-http://bianet.org/bianet/toplum/38782-yasayan-en-yasli-maden-muhendisiydi


Hiç yorum yok: