16 Şubat 2019 Cumartesi

CUMHURİYET DÖNEMİ İLK KADIN AVUKATLARIMIZDAN BİRİ MEMDUHA ATINÇ

 



  1947 yılına ait bir fotoğraf yer Zonguldak... Gazipaşa caddesinde orta da tren rayları kömür bu dekovil hattından belli ki yükleme yerine ulaşıyor.Cadde boyunca memurlar, işçiler,kadınlar ve çocuklar günlük telaşlarıyla meşgul yürüyorlar.Bazı tabelalar dikkatimizi çekiyor bunlardan biri FOTO BAYSAL Zonguldak'ın ilk fotoğrafcısı onun önünde bir Avukat tabelası AVUKAT MEMDUHA ATINÇ sahi kimdi acaba bu bayan avukat bir bilgiye ulaşabilirmiydik? Hakkında biraz internette gezin...ince merakımızın ödülünü hemen alıyoruz.
    Memduha ATINÇ Hanımın Cumhuriyetimizin ilk kadın avukatlarından Ankara barosundan 1923-1945 yılları arasında sicile kaydolan ilk 18 avukattan biri olduğu bilgisine ulaşıyoruz.Ve hatta birde fotoğrafı var..Sicili hakkında bilgiler ise kısaca şöyle: 1326 (1908) yılında Trabzon’da dünyaya gelen
ATINÇ, bir dönem Trabzon Hakim Muavinliği görevi yapmış, 16.07.1942 tarihinde Ankara barosu
levhasına kaydolmuştur. 30.07.1947 tarihinde Zonguldak Barosu’na nakil olmuş, 1948 yılında
yeniden Ankara Barosu siciline yazılmıştır.02.08.1973 tarihinde ATINÇ’ın baro levhasındaki kaydı silinmiştir.
 

1 Aralık 2018 Cumartesi

FATMA ADINDA MEÇHUL BİR KIZ


Hikayemizin kahramanı küçük bir kız çocuğu adı Fatma , Zonguldak'ta bir Fransız Misyonunda yaşıyor. Orada tanıştığı çok sevdiği hatta "Anneciğim" dediği Rahibe Marie İstanbul'a Notre Dame de Sion'a gidince onu çok özlüyor.Ona mektuplar ve fotokartlar yolluyor yıl 1927 hikayenin sonu nedir? Belki de hiç bir zaman öğrenemeyeceğiz...








13 Haziran 1927

Çok sevgili anneciğim,
Size, tahammül edilemez Fatma’nızı hatırlatacak bir Zonguldak manzarası gönderiyorum. Gemiye binmeden önce size gönderdiğim mektubumun cevabını sabırsızlıkla bekliyorum. Canım anneciğim, en derin saygılarımı kabul ediniz.
Fatma

Constantinople (İstanbul)
Notre Dame de Sion Yatılı Okulu
Çok Saygıdeğer Anne, Sion’dan Marie Ambroisene





19 Ağustos 1927

Çok sevgili anneciğim,
Beni unuttuğunuzu düşündüğüm bu kadar uzun bir sessizlikten sonra, küçük ve zarif mektubunuzu Crysostane Hemşire’nin mektubu içinde buldum. Ne kadar sevinip mutlu olduğumu size anlatamam. Kendi kendime hep “işte, anneciğim söz vermesine karşın bana yazmadı” diyordum ama cevabınızın neden geciktiğini şimdi anladım.
Büyük bir muhabbetle sevdiğimiz biricik annemizin gidişini öğrendiğimde çok kırıldım. Eğer bunun onun hoşuna gideceğini düşünüyorsanız, ona yazabilir miyiz?
Annem, size mektubumun cevabını beklemeden yazmak istedim ama sizi bu kadar kötü bir Fransızca ile yazılmış mektubumla rahatsız etmeye cesaret edemedim. Ancak sizi asla unutmadım. En derin saygılarımla hislerimi kabul ediniz lûtfen.
Fatma


Fransızca'dan çeviren sevgili dostum Sadun DURAN'a sonsuz teşekkürler...


 

25 Mayıs 2018 Cuma

ANIT AĞAÇ KAVRAMI VE İLÇEMİZDEKİ ANIT AĞAÇLARIMIZ

ANIT AĞAÇ KAVRAMI VE İLÇEMİZDEKİ ANIT AĞAÇLARIMIZ
 
 


 

 
Yaş, çap ve boy itibariyle kendi türünün alışılagelmiş ölçülerinin çok üzerindeki boyutlara ulaşan, yöre tarihinde, kültür ve folklorunda özel yeri bulunan; geçmiş ile günümüz, günümüz ile gelecek arasında iletişim sağlayabilecek uzunlukta doğal ömre sahip ağaçlar, “Anıt Ağaç” olarak isimlendirilir.
Anıt ağaçlar, doğanın kendilerine bahşettiği uzun ömürlerinden ötürü geçmişi geleceğe bağlayan değeri tartışılmaz zenginliklerimizdendir.
Doğada yaşayan en yaşlı ama sessiz tarihçiler olan anıt ağaçlar geçmiş döneme ait birçok doğal olaya ilişkin kesin bilgiler edinmemizde bize yardımcı olurlar. Ayrıca bu yaşlı ağaçlarla kültürel olayları ilişkilendirmek mümkündür. Anıt ağaçlar 900- 1000 yıllık hayatları boyunca ülke tarihinin adeta kilometre taşı olan kimi tarihsel olaylara tanıklık etmektedirler.
Bu ağaçların korunması hem genç beyinlerde soya bağlılık duygularını geliştirmekte hem de doğa sevgisi ve çevre bilincinin kökleşmesine aracı olmaktadır. Toplum belleğini diri tutarak, kuşaklar arasında köprü işlevi gören bu yaşayan kültürel mirasların korunması, gelecek kuşaklar için yapılması gereken önemli bir görevdir. Bu nedenle bu özellikleri gösteren ağaçların öncelikle doğru tespit edilmesi ve anıt ağaç olarak tescillenerek koruma altına alınması önemlidir.
Anıt ağaçlar boyutsal özelliklerine ve kültürel özelliklerine göre (tarihi, folklorik, mistik) 4 gruba ayrılır:
1– Boyutsal Anıt Ağaçlar: Bulundukları yerde, yaş, boy, gövde ve tepe tacı gibi boyutsal özellikleri itibariyle kendi türünün alışılagelmiş ölçülerinin çok üzerindeki boyutlara ulaşmış, geçmiş ile günümüz, günümüz ile gelecek arasında köprü kurabilecek en az 100 yıllık doğal ömre sahip olan ağaç.
2- Tarihi Anıt Ağaçlar: Tarihî bir olaya veya şahsiyete ait geçmişe tanıklık etmiş olan ağaç.
3- Folklorik Anıt Ağaçlar: Halkın binlerce yılı bulan gelenek ve göreneklerinin dönemsel olarak da olsa civarında yaşatıldığı ya da yörede yaşanan çok üzücü veya sevindirici bir olaya tanıklık ettiği için halk arasında özel bir yeri olan ağaç.
4- Mistik Anıt Ağaçlar: Dini bir inanışla yöre halkı tarafından yüceltilmiş olan ağaç.
Bir ağacın anıt ağaç olarak nitelendirilebilmesi için kültürel (tarihi, mistik ve folklorik) veya boyutsal niteliğe sahip olması gerekir. Tarihi, mistik ve folklorik niteliği olan ağaçlar, türü, yaşı, boyu, gövde ve tepe çapı ne olursa olsun, doğrudan anıt ağaç olarak seçilirler.
İlçemizde şu an 12 ağaç Anıt Ağaç vasfı taşımaktadır bunlar sırasıyla:
1 adet Çınar Ağacı Ereğli İlçe Merkezi, Kavakderesi Mevkii tescil tarihi 02.07.1987
2 adet Çınar Ağacı Ereğli İlçe Merkezi, Pazar Yeri tescil tarihi 09.09.1982 revizyon 02.07.1987
2 adet Çınar Ağacı Ereğli İlçe Merkezi, İnönü Parkı tescil tarihi 09.09.1982 revizyon 02.07.1987
1 adet Manolya Ağacı Yenimahalle Semti Bozhane Cad. tescil tarihi 15.03.2001
1 adet Çam Ağacı Kestaneci Mah. Fıstıkdibi Mevkii tescil tarihi 21.09.2001
1 adet Meşe Ağacı Kızılcapınar İlkokulu bahçesi tescil tarihi  03.08.2001                                                                                    
1 adet Servi Ağacı Akarca Camii ve Türbesi yanı tescil tarihi 01.03.2002
2 adet Çınar Ağacı Balı Mahallesi Köseağzı Mevkii tescil tarihi 21.07.2005
1 adet Meşe Ağacı   Keşkek Köyü köy meydanı tescil tarihi  10.06.2010
Görülüyor ki bu sayı oldukça azdır. Bozhane bölgesinde Çınaraltı mevkiindeki 2 Çınar ağacı bile bilinenin aksine tescilli değildir. Ayrıca eski Hastane alanında ki Halil Paşanın diktirdiği söylenen Fıstık çamları ve Çeştepe Fener Kulesinin yanındaki devasa Fıstık Çamı da bir an önce tescillenmelidir.
 
KAYNAKÇA
1-Anıt Ağaçlar  Ahmet Demirtaş ve Aslı Özden  http://www.csb.gov.tr/anit-agaclar-makale
2-Anıt Ağaç Envanteri ve seçimi Dr. Ş. Teoman GÜNER, Prof. Dr. Musa GENÇ
3-İlimizde bulunan Tescilli Tabiat Varlıkları ve Sit Alanlarının uydu görünümü ve fotoğrafları
 


15 Şubat 2018 Perşembe

Zonguldak’ta Milli Mücadele Destekçisi Bir Müftü: Devrek Müftüsü Hacı Abdullah Sabri (Aytaç) Efendi





Zonguldak’ta Milli Mücadele Destekçisi Bir Müftü: Devrek Müftüsü Hacı Abdullah Sabri (Aytaç) Efendi


Tunay KARAKÖK



Özet: Zengin taşkömürü yataklarına sahip olması sebebi ile Zonguldak ve havalisi işgalciler için ayrı bir önem arz etmekteydi. Bu nedenle Fransızlar, Zonguldak ve havalisini işgal etmişlerdir. Yaşanan bu işgaller karşısında Devrek’te Müftü Hacı Abdullah Sabri Efendinin halkı direniş için ikna etmeye çalıştığı ve işgalcilere karşı oluşturulmaya çalışılan direniş örgütlerinin oluşturulması için büyük çabalar sarf ettiği görülmüştür. İşte bu çalışmada, sayıları sekseni aşmış ve Milli Mücadele yıllarında Anadolu’nun her tarafında mücadele için seferber olmuş ve ahaliye seferber etmeyi başarmış din adamlarının Milli Mücadeleye katkıları noktasında; İngiliz, İtalyan ve Fransızların işgaline uğramış olan Zonguldak – Devrek havalisindeki direniş hareketini “Muhterem Cemaat; Türk Yurdumuzda bugünden itibaren kurtuluş Savaşı başlamıştır. Şimdi ise alacağınız karar ve çekeceğiniz telgrafl a kadınımız, kızımız, topumuz, tüfeğimizle Mustafa Kemal’in yanında yer almalıyız. İşte vatan elden gidiyor. Hep beraber kurtaracağız” diyerek başlatmış olan Devrek Müftüsü ve Devrek Kuvay-i Milliye Örgütünün kurucusu Hacı Abdullah Sabri Efendinin bölgedeki milli mücadeleye dair oluşumlarda ve faaliyetlerdeki etkinliği hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. 



Anahtar kelimeler: Milli Mücadele, Din Adamları, Zonguldak, Devrek, Abdullah Sabri Efendi




MAKALENİN TAMAMINI BU LİNKTEN OKUYABİLİR VEYA BİLGİSAYARINIZA İNDİREBİLİRSİNİZ.

1940’LI YILLARIN ZONGULDAK’INDA SOSYAL HAYATTAN EDEBİYATA YANSIMALAR BAĞLAMINDA MEHMET SEYDA’NIN ZONGULDAK HİKÂYELERİ

1940’LI YILLARIN ZONGULDAK’INDA SOSYAL HAYATTAN EDEBİYATA YANSIMALAR BAĞLAMINDA MEHMET SEYDA’NIN ZONGULDAK HİKÂYELERİ

Yrd. Doç. Dr. Musa DEMİR


ÖZET
Genelde edebiyatın, özelde ise “anlatı” edebiyatının yaşanan hayatla olan ilişkisi su götürmez bir gerçektir. Bu durum, bizim edebiyatımızda da -özellikle 19. yüzyılın ortalarından itibaren şekillenmeye başlayan Modern Türk edebiyatında- varlığını kuvvetle hissettirmiş, edebiyat, yaşanan somut hayatın/gerçekliğin yansıdığı bir ayna konumuna gelmiştir. Bu fonksiyonuna bağlı olarak gelişimini sürdüren modern Türk edebiyatı sırasıyla Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerini geçirdikten sonra nihayet, etkileri bugünlere dek sürecek olan Cumhuriyet dönemini idrak etmiştir. Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında 1940 sonrası dönemde daha çok hikâye ve romanlarıyla kendine özgü bir yer edinen yazarlarımızdan Mehmet Seyda (1919-1986) da gözlemci gerçekçi/tasvirci gerçekçi bakış açısıyla kaleme aldığı eserleriyle yaşadığı döneme tanıklık etmiş bir yazardır. “Gayretkeş bir yazar” olarak nitelenen Mehmet Seyda’nın, önce memurluk ve sonra da askerlik görevi dolayısıyla bulunduğu Zonguldak’a dair gözlemlerine dayanan Zonguldak Hikâyeleri -İlk bakışta Refik Halit Karay’ın Memleket Hikâyeleri’ni çağrıştıran adıyla- 1937-1943 yılları arasında Zonguldak ve yöresinde yaşanan sosyal hayata ayna tutucu bir özellik arz etmektedir. Bu makale, 2. Dünya Savaşı yıllarında kaleme alınan söz konusu hikâyeler üzerinden, Zonguldak ve yöresindeki sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel hayatın o dönemlerde nasıl olduğuna ve nasıl dönüştüğüne dair bazı tespitleri dikkatlere sunmayı amaçlamaktadır. 

Anahtar Kelimeler: Mehmet Seyda, Zonguldak Hikâyeleri, Cumhuriyet Dönemi Türk Öykücülüğü.


Zonguldak Stories of Mehmet Seyda in the Context of Reflections from Social Life to Literature in Zonguldak of 1940’s


 Abstract 

Generally in literature but especially in ‘narrative literature it is a crystal-clear fact that there is a relationship between literature and real life. This fact has also made its presence felt strongly in our literature peculiarly in Modern Turkish literature shaping from mid-19th century and it has become a mirror reflecting concrete, real life. Modern Turkish literature, maintaining its development based on this function, finally reached Republic period effects of which are still perceived up to the present after getting through Tanzimat reform era and Constitutional period respectively. In Republic Turkish literature, one of our post 1940 period narrators Mehmet Seyda, who has a mind of his own with mostly his stories and novels, is a narrator bearing witness to his age with his works which he wrote up observer realist/ depiction realist point of view. Mehmet Seyda, known as a diligent writer, wrote Zonguldak Stories based on his observation when he lived there because of his military and duty position. With a similar title to Refik Halit Karay’s Hometown Stories these stories have importance on account of bringing light to the social life in Zonguldak and its neigbourhood. This assertion, through these stories written in World War II period, aims to draw attention to the some determinations about what socio-economic and socio-cultural structure of the people in Zonguldak and its neigbourhood were and how these structures changed.

 Keywords: Mehmet Seyda, Zonguldak Stories, Republic Period Turkish Narrating


MAKALENİN TAMAMINI BU LİNKTEN OKUYABİLİR VEYA BİLGİSAYARINIZA İNDİREBİLİRSİNİZ.




OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA KÖMÜR OCAKLARININ İŞLETİLMESİ (1839-1918)

O S M E D
Osmanlı Medeniyeti Araştırmaları Dergisi – Journal of Ottoman Civilization Studies
Cilt 2, Sayı 2, Ocak 2016 / Volume 2, Issue 2, January 2016




OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA KÖMÜR OCAKLARININ İŞLETİLMESİ (1839-1918)
OPERATION OF COAL CENTER IN THE OTTOMAN EMPIRE (1839-1918)

Yüksel Kaştan



Özet
Dünya’da en önemli enerji kaynaklarından biri kömür madenidir. Kömür önceleri ısınmada kullanırlarken daha sonra aydınlatmada, buharlı makinelerin icat edilmesi ile buhar elde etmede kullanılmıştır. Sanayileşme ile birlikte Avrupa ülkeleri arasında kömür madenine ulaşmak için mücadeleler başlamıştır. Bunu takip eden zamanlarda gelişmiş ülkeler az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha çok yeraltı madenlerine yatırım yapmışlardır. Esasen ülkelerin zenginlikleri yeraltı madenlerinin değeri ile ölçülmektedir. Bu nedenle yeraltı madenlerinin yoğun olduğu ülkelere yabancı sermaye akışı daha çok borçlandırma şeklinde olmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu’nda yabancıların mülk edinmesi ve maden işletmesi yasal olarak mümkün değildir. Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere arasında 1838 yılında imzalanan Serbest Ticaret Antlaşması sonrasında İngiliz şirketleri ülkede mülk edinme hakkını elde etmiştir.1 Madenlerin yabancı şirketler tarafından işletilmesi ile ilgili yasal düzenlemeler ise Tanzimat sonrasında yapılarak kömür madenlerinin yabancı firmalar tarafından işletilmesinin önü açılmıştır. Kömür ocakları yabancı şirketler tarafından işletilmeye başlamıştır. Ancak Osmanlı İmparatorluğu kömür ihtiyacını ithal ederek karşıladığından yabancı şirketler Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde bu pazarlarını kaybetmek istememişlerdir. Yabancı şirketler ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumdan faydalanmak isteyerek kömür madenlerinin işletme imtiyazını almak istemişlerdir. Bu süreçte Fransız ve İtalyanlar ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumdan faydalanarak bir fermanla kömür yataklarında küçük işletmeler kurmuşlardır.2
Bu makalede kömür ocaklarının Osmanlı İmparatorluğu’nda işletilme süreci, yasal düzenlemeler, Osmanlı İmparatorluğu ile yabancı şirketler arasında gerçekleşen mücadeleler, I. Dünya Savaşı’nda kömür madenlerinin stratejik önemi incelenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Kömür, kömür ocağı, Osmanlı İmparatorluğu, şirket, işletme, imtiyaz.

Abstract
One of the most important energy source is coal mine in the world. While using the heating coal before then lighting is used to generate steam with the invention of the steam engine. Struggle to reach the coal mine has started among the European countries with industrialization. In the time that followed, the developed countries have invested in more underground mine in the underdeveloped and developing countries. Essentially wealth of the country is measured by the value of the underground mine. Therefore intensive flow of foreign capital to countries where underground mining has been mostly in the form of lending.
The acquisition of property by foreigners in the Ottoman Empire and mining is not legally possible. After the Ottoman Empire Free Trade Agreement signed between England and in 1838 obtained the right to acquire property in British companies of the country.3 The regulations related to the operation of mines by foreign companies run by foreign firms of the way to making coal mines were opened after the Reforms of Tanzimat. Coal mines began to be operated by foreign companies. However, it meets the need of importing coal from foreign companies Ottoman Tanzimat and Constitutional periods did not want to lose this market. Foreign companies to benefit from the economic situation in the country they wish to receive the franchise business of asking coal mines. In this process benefited from the economic situation in the country, the French and Italians have established small businesses in an edict coal.4
This article describes the process of operation of coal mines in the Ottoman Empire, legal regulations, the struggle taking place among foreign companies with Ottoman Empire in World War I. The strategic importance of coal mines were examined.
Keywords: Coal, coal mines, Ottoman Empire, companies, businesses, franchises.

MAKALENİN TAMAMINI BU LİNKTEN OKUYABİLİR VEYA BİLGİSAYARINIZA İNDİREBİLİRSİNİZ.


http://dergipark.ulakbim.gov.tr/osmed/article/view/5000164490/5000155540

23 Haziran 2017 Cuma

NİMET HOCA'NIN TORUNU RAGIP YILMAZ ATADENİZ'İN MESAJI


 
 
18 HAZİRAN KARADENİZ'İN İNCİSİ EREĞLİ'NİN

KURTULUŞ BAYRAMI


 Dedem Hafız Ahmet  Nimet Efendi Yunan İzmir'e  çıktığı gün Ereğli'de meydanda  toplanan tüm bölge halkına hitaben  bir konuşma yapmış devletin haysiyeti ayaklar altına düştüğünü belirtmiştir. “Memleketi kurtarmak  için ölme zamanıdır. Yolumuz Mustafa Kemal'in yoludur. Hedefimiz Kuvva-i Milliyedir. Derhal  Fransızlar yurdumuzdan kömür ocaklarından  kovulmalı!  Padişahımız Esirdir fetvası geçerli değildir.”  Diyebilen bir din hocasıdır. Halk büyük bir coşku ile dedemin  hedefi ve amacı doğrultusunda derhal harekete  geçerek Kuvva-i Milliye'ye katılmıştır. Şimdi bu bayramı kutluyoruz. Ereğli'nin Vatansever  halkı selam sana!  Gazanız  Mübarek  olsun! 

 

Hafız Ahmet Nimet  Efendinin Torunu

Ragıp Yılmaz ATADENİZ