2 Ekim 2007 Salı

EREĞLİ KÖMÜR ŞİRKETİ










EREĞLİ KÖMÜR ŞİRKETİ

Zonguldak, balolar ve danslı müzikli eğlence günleri ile (Anadolu şehirleri arasında) tanışan ilk şehir olma özelliğini taşır. Bunun nedeni tabi ki kömür…

Fransız sermayeli Ereğli Şirketi Osmaniyesi (SOH) liman yapımı için geldiği Zonguldak’ta kömür işletmeciliğini de ele geçirir. Yayla’dan Fenere kadar olan mahalle 1896’dan sonra Fransızlarca kurulur. Eski Zonguldak’ta bu kesimin adı Fransız mahallesidir. 1900’lü yıllarda Fransızların yanı sıra, bir kısmı Kozlu ve Kandilli’de olmak üzere, Zonguldak’ta madencilikle uğraşan çok sayıda İtalyan yaşamaktadır.

Türk kökenli maden sahipleri ile üst düzey çalışanlar genellikle Soğuksu semtinde, küçük memurlar ve çarşıda dükkan açmış küçük esnaflar ise Üzülmez çevresinde yerleşik durumdadırlar. Osmanlı döneminden itibaren yabancılar ve gayrimüslimler kendi kültür ve gelenekleri ile yaşamlarını sürdürür. Bu durum Zonguldak insanını yabancı bir kültürün yaşam biçimi ile yüz yüze getirir. Zonguldaklı, danslı toplantı ve balolarla, yabancı müzikle, günlük yaşamın dışındaki özel günlerle, kadın-erkek modalarıyla, ev yaşamı, eşyaları ve çeşitli spor dallarıyla daha Osmanlı döneminde karşılaşır ve tanışır.

Zonguldak ve çevresindeki Hıristiyan azınlıklar ile madencilik etkinlikleri için -çeşitli nedenlerle havzaya gelmiş- Fransız, İtalyan ve diğer yabancı uyruklular kendi kültürlerine göre madencilerin koruyucusu olarak kabul edilen Azize Santa Barbara anısına, müzikli ve danslı madenci bayramı “Santa Barbara Yortusu” yaparlar. Hıristiyan alemince madencilerin koruyucusu olarak bilinen St.Barbara anısına düzenlenen yortular, 1920’li yıllarda giderek Müslümanların da katıldığı, danslı toplantılar ve balolarla kutlanan bir “kömür bayramı” etkinliğine dönüşür.

Nahit Sırrı Örik 1920’li yıllarda düzenlenen bir baloyu ise şöyle anlatır:
“Bu, üç yıldan beri Zonguldak’ta vatana hizmet cemiyetleri ile hayır kurumları menfeatine ilk ve sonbaharlarda verilen büyük baloların sonbahara tesadüf eyleyeninde idi.Ve bu baloların hazırlıkları en az bir ay önce başlayarak olup bittikten sonra da daha bir ay bahisleri sürmek adetti.Bu sefer de birçok kadınlar tuvaletmlerini yaptırmak için mahsus İstanbul’a gitmişler, geçen balolara koyu renk kostümlerle gelen bazı erkekler ilk defa olarak ve tabii yine İstanbul’da smokin, hatta frak yapmışlardı.Kasabaya hassaten bir orkestra ile bir kadın berberi getirilmiş, beyaz kravatın fdakla mı, smokinle mi bağlanacağı ve beyaz yeleğin smokinle de giyilmesi caiz olup olmayacağı hakkında günlerce münakaşa ve istişareler edilmişti.Bununla beraber, yine koyu ve hatta açık renk elbiselerle gelen beyler, kundaktaki çocuklarını evde bırakmaya ancak razı olarak daha büyüklerini beraberlerinde getiren aileler olmuştu.Fransız şirketinin yeni mühendislerinden biri de sanki bir dağ gezintisine çıkıyormuş gibi açık renkte bir spor kostümü ve golf pantalonu ile gelmiş, bu kıyafetle boyuna dans da etmişti....Avrupa’da bir hayli sene kalmış olan Halit’le karısı ve kızkardeşi, balodakiler arasında en düzgün ve kibar kıyafetlilerden idiler...Bununla beraber, baloya hiç istemiyerek gelmişti.Çünkü esasen dans etmeyi bilmezdi.Otomobil şoförlerine ve konak hizmetçilerine kadar bunu herkes öğrendiği halde öğrenmeye lüzum hissetmemişti....”

Kim bu Azize, nerede yaşamış?
Azize Barbara, İzmit’te yani Nikomedia’da yaşamıştır. Hıristiyanlığın ilk yayılma dönemlerinde Roma'nın çok önemli bir kenti olur Nikomedia. Nikomedianın; Roma, İskenderiye, Bağdat ile birlikte dünyanın dördüncü büyük yerleşim yeri olması, İstanbul'dan önce bir süre Roma İmparatorluğunun da merkezi işlevini üstlenmesini sağlamıştır. İzmit'in bir diğer önemi dinler tarihi açısındandır. Bu bölgede ilk Hıristiyanlara büyük işkenceler yapılmış, bu dönemde ölenler kilisenin azize ve azizlerinin önemli bir bölümünü oluşturmuşlardır. Hıristiyanlık dini, inanç tarihini büyük ölçüde bu dönemin üzerine kurmuştur. Bu yönden Nikomedia en az Efes kadar Hıristiyanlık tarihinin temel kentlerindendir. 303 yılında Romalıların Hıristiyan katliam fermanı burada da uygulanmaya başlanmış ve binlerce Hıristiyan tiyatro ve sirklerde vahşi hayvanların önüne atılmıştır.Fay hattı üzerindeki Nikomedia’da doğan Santa Barbara, bu tarihin en önemli isimlerinden birisidir. Günümüzde ismini dünya üzerinde çok sayıda kentte, kilisede ve garip bir tesadüf olarak Kaliforniya’da Santa Barbara fay hattında sürdürmektedir.

Ayrı bir tesadüf de, Anadolu’nun yegane kömür havzasının Nikomedianın sınır komşusu Bitinya ( Zonguldak İl sınırı) toprakları içinde olması…

Nedir bu Santa Barbara Yortusu?
Aralık ayının ilk haftasında (4 Birincikanun-Aralık Madenciler Bayramı) kutlamaları yapılan Santa Barbara Yortusunun kaynağı, şöyle anlatılır: Vali olan babası (Dioscorius), Hıristiyan olduğu için kızını karanlık bir kuleye kapatır. Zor günler yaşayan St. Barbara, orda karanlıklar içinde ölür. O zamandan bu yana karanlıkta kalanların, yolunu şaşıranların ve madencilik gibi zor mesleklerde çalışanların koruyucu meleği ilan edilerek onurlandırılır Santa Barbara.

Santa Barbara Yortusu kutlamaları devam ederken, ilk kez 1916 yılında Uzun Mehmet adına rastlıyoruz.
Zonguldak Kaymakamı Ahmet Cevdet’in, Zonguldak’ın bağlı bulunduğu Bolu Mutasarrıflığı’na, 23 Aralık 1916 tarihinde gönderdiği -40 sayfadan oluşan- raporda iki ayrı söylentiye yer verilir.
“1829 yılı Zafranbolu (Safranbolu) kaymakamı Hacı İsmailoğlu İsmail Ağanın çubukçusu (Ereğli’nin Niren köyünden) Çatalağzı’nda bulduğu numuneleri İstanbul’a götürüp padişah ikinci Mahmut’a sunduğu ve mükafatlandırıldığı” şeklindedir. Raporda yer verilen bu söylentiler, Başkent İstanbul’a kömür örneklerinin gönderilmesine ilişkindir.

Cumhuriyet’ten sonra Santa Barbara kutlamaları, Zonguldak eşrafından Türklerin de katılımıyla devam eder. Bu durum ise bazı çevrelerce, yabancı, Hıristiyan bir kültürü kabullenme anlamı taşır. Kurtuluş Savaşı bitmiş, Cumhuriyet kurulmuş, devrimler bütün hızıyla sürmektedir. Cumhuriyet aydınlanmasını halka ulaştıracak olan Halkevleri bütün ülkede kurulmaktadır. Cumhuriyet Halk Fırkası ve Zonguldak Halkevi 24 Haziran 1932’ de konu hakkındaki çalışmalara başlar.

Zonguldak Halkevi’nin Taşkömürünün bulunuşunu bayram olarak kutlama isteğiyle (Santa Barbara Yortusuna tepki olarak) Zonguldak’ın ilk yerel tarih gurubunu oluşturan üç isim; Tahir Karaoğuz, Hüseyin Fehmi İmer ve Ahmet Naim Çıladır’dan oluşan komisyon; 1932 yılında -söylentileri dikkate alarak- yaptığı inceleme sonucu 8.Kasım.1829’u Uzun Mehmet’in taşkömürünü “buluş tarihi” olarak kabul eder. 8 Kasım “Uzun Mehmet Kömür Bayramı” olarak, 1932 yılından itibaren kutlanmaya başlanır.

Mümtaz Faik Fenik, 1945 yılında konuk olarak bulunduğu Zonguldak’ta katıldığı bir “Madenciler Balosu”nu şöyle anlatır: “...Madenciler yerin yedi kat dibine inmesini bildikleri kadar, yedi kat gökte de uçmasını biliyorlar. Madenciler Bayramı gecesindeki balo, hepsine teker teker kanat taktı. Onlar Halkevi salonlarında neşenin atomunu ezip, onda yeni bir enerji kaynağı daha buldular.Yedi kat yerin dibinden bize nur çıkaranların, her gün karaya baka baka alınları aklaşanların eğlence, yerden göğe kadar haklarıdır. Fakat, Madenciler Balosunda onlarla beraber, biz misafirler de yerden göğe erdik...”

Böylece konuları farklı ve birbirinin alternatifi olmayan iki ayrı efsane ortaya çıkar. Biri karanlıkta kalanların, yolunu şaşıranların ve zor koşullarda çalışanların koruyucusu Azize St. Barbara, diğeri ise, havzada kömürün varlığını yetkililere ileten -madenlerin ilk şehidi- Uzun Mehmet…
Biri dünyadaki tüm maden emekçilerin; diğeri ise, Zonguldak’ta madencilerin kaynaşma ve dayanışma günü…

MMO ilk olarak 1967 yılında Dünya madencilik günü kutlamalarına başlamıştır. 2006 yılında MMO 40. Madenciler bayramı etkinliğini yapmaktadır.

Maden Mühendisleri Odası
Zonguldak Şubesi Yönetim Kurulu
Derleyen : Ekrem Murat ZAMAN

Hiç yorum yok: