<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724</id><updated>2012-02-13T03:16:27.216-08:00</updated><title type='text'>KDZ.EREĞLİ SAYFASI (YEREL TARİH)</title><subtitle type='html'>GÜRDAL ÖZÇAKIR TARAFINDAN HAZIRLANMAKTADIR</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>106</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-7181054420098463464</id><published>2012-02-08T04:37:00.000-08:00</published><updated>2012-02-08T05:32:36.318-08:00</updated><title type='text'>KEMAL ULUSER</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1WYrRXZ-qhI/TzJtGpqDWCI/AAAAAAAAAoM/9BsNwHRPyes/s1600/zonguldakTarihi_CATMA13_2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" sda="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-1WYrRXZ-qhI/TzJtGpqDWCI/AAAAAAAAAoM/9BsNwHRPyes/s320/zonguldakTarihi_CATMA13_2.jpg" width="201" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Erol ÇATMA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yaşantı" Sözcüğünü dilimize kazandıran vakitsiz ölmüş bir şair - yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda kullandığım cümle, Ekim 1999 tarihli "Toplumsal Tarih" dergisinde Kemal Uluser ile ilgili makalenin başlığıdır. Yanda fotoğrafı olan Kemal Uluser’in kim olduğunu merak edip yazıyı okuyunca Zonguldak tarihine meraklı bir kişi olarak canım oldukça sıkıldı. Ne değerlerimiz varmış da haberimiz yokmuş. Oysa aynı dönemde yaşamış, Kemal Uluser gibi veremden ölen iki şairimiz her yıl anılmaktadır. &lt;br /&gt;Benim de tarih merakım olmasa tarihle ilgili dergiyi okumasam Kemal Uluser ile ilgili herhangi bir bilgi sahibi olacak değildim.&lt;br /&gt;Kemal Uluser’i Zonguldaklı okurlara tanıtmak için araştırmayı yapan Osman Nuri Aydın’ın hoşgörüsüne sığınarak bir özet çıkarttım. Sağ olasın Osman Nuri Aydın, teşekkürler.&lt;br /&gt;Kemal Uluser, 1914-1915 yıllarında Amasra’da dünyaya gelmişti. Babası Zonguldaklı Sepetcioğullarından Mustafa Efendi, annesi Amasralı Eyüceoğullarından Fatma Sabriye Hanım’dı.&lt;br /&gt;Uluser için Doğu Dergisi’nde yayınlanan imzasız bir yazıda şunlar yazılıdır: Amasra’da yoksul bir ailenin çocuğudur. Anasını ve babasını küçük yaşta kaybetmiş, büyük anası melek kanatları üstüne germiş, bütün varlığını ona vermiştir. Kemal Uluser talihsiz bir babanın talihsiz bir oğluydu. Sepetcioğlu diye anılan babası, uzun yıllar maden arama peşinde bütün servetini, takatini tüketerek yoksulluk içinde gözlerini yumdu.. &lt;br /&gt;(Doğu , sayı 22-25, İlkteşrin - Sonteşrin 1944)&lt;br /&gt;Rukiye Hanım ufak tefek, ama iradeli, onurlu, düşkünlüğünü asla belli etmeyen tipik bir Anadolu kadınıdır. &lt;br /&gt;Necdet Sakaoğlu onu şöyle anlatıyor. &lt;br /&gt;(Necdet Sakaoğlu ile görüşme.22.1.1988 ve 19.12.1998):&lt;br /&gt;-Ben, Kemal Uluser’ in yaşam öyküsünü 1960’larda Amasra’da kısa anekdotlarla dinlemiş, anneannesi Eyüce Ürge’yi de yakından tanımıştım. Bu nine-torun ikilisi dramatik bir öykünün kahramanları olarak, çok onurlu bir yaşam savaşı vermişlerdir. Kemal bu savaşta henüz 29-30 yaşında iken, yoksulluğa, hastalıklara daha fazla direnç gösteremeyerek çekilmiş; Eyüce Ürge ise, seferberlik mağduru binlerce Anadolu kadınının sabrını, metanetini paylaşarak – galiba - 1968’de 90 yaşlarında ölmüştür...&lt;br /&gt;Kemal Uluser’in otuz yıllık ömründe bir anlık gönenç (refah) olmadığı gibi, yanlış atılmış bir adım da galiba olmamıştır. Buna karşılık çaba, direniş, umut vardır. Belki tek mutluluğu Amasra Küçük Liman kıyısındaki harap evlerinin bahşettiği eşiz güzellikteki manzara olmuştur&lt;br /&gt;İlkokulu Amasra’da bitiren Uluser, imkansızlık yüzünden bir süre öğrenimine devam edemez. Atatürk’e yazdığı bir mektupla, okumak istediğini belirtir ve kendisine yardımcı olunmasını ister. (Doğu, anılan sayı.) Büyük bir olasılıkla bu mektup üzerine Uluser yatılı olarak okula alınır. Yatılı olarak okuduğu Kastamonu Lisesi kayıtlarında Trabzon Lisesi’nden geldiği belirtilmekte ise de, Trabzon Lisesi kayıtlarında ismine rastlanmamıştır. O zamanki bir uygulamaya göre Trabzon Lisesi kontenjanından ortaokulu Zonguldak’ta bitirmiş olma olasılığı yüksektir. Hemşehrisi ve arkadaşı Agah Simberg de Uluser’in ortaokulu Zonguldak’ta okuduğunu anımsıyor. &lt;br /&gt;(Agah Simberg’le - Osman Nuri Aydın’ın özel görüşmesi)&lt;br /&gt;Uluser, Kastamonu Lisesi’nde 1935-1938 yılları arasında okumuş, 8.7.1938 tarihinde olgunluk sınavını vererek mezun olmuştur. Kastamonu Lisesi’nde Rüştü Onur, Sabahattin Batur ve Prof. Dr. Hüseyin Batuhan ile birlikte okur. Batuhan anlatıyor; &lt;br /&gt;(2.1.1998 Batuhanla Özel görüşme) &lt;br /&gt;Kemal’in okula geldiği günü çok iyi hatırlıyorum Bahçeye inen merdivenlerden bakıyordum. Kemal, ağırbaşlı bir şekilde geldi. Elbisesi düzensiz, yakaları kepekli, saçları dağınık. Dikkatimi çekecek kadar değişik bir tip. Sonra yakın arkadaş olduk. Edebiyata fevkalade meraklı idi. Okumasına yardımcı olan Cideli bir doktor vardı, ismini hatırlamıyorum, Kemal’e her ay beş lira gönderirdi, o da bu parayı olduğu gibi kitaba verirdi.&lt;br /&gt;Uluser, M. Tayyip Uslu (1922-1946) ve Rüştü Onur’un (1920-1942) arkadaşlarıdır. Özellikle hemşehrisi olan Rüştü Onur’a daha yakındır ve onun sanatçı kişiliğinin oluşumuna önemli etkiler yapmıştır. (Rüştü Onur’ un mektupları, Salah Birsel, Rüştü Onur, Karşı Yayınları, 1992 içinde)&lt;br /&gt;Liseyi bitirdikten sonra öğrenimine bir süre ara veren Uluser, Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde çalışır, o tarihlerde Rüştü Onur da orda çalışmaktadır. Salah Birsel’e yazdığı mektuplarda sık sık Uluser’i anar Rüştü Onur.. Birsel şöyle yazıyor: &lt;br /&gt;(Salah Birsel –Adı geçen eser.)&lt;br /&gt;Mektuplarında kendisinden çok çevresindekilerden, arkadaşlarından laf açardı. "Kemal’le hemen hemen hergün beraberiz", "Kemal’den bugün mektup aldım", "İki sene evvel Kemal’e gönderdiğin bir şiirini hatırlıyorum", Kemal’e de yazdım", "Kemal de buna bir parça taraftar" Kemal arkadaşı, Kemal kardeşi, Kemal her şeyidir.&lt;br /&gt;İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’ndeki dosyasında bulunan bir belge, Uluser’in yoksulluk engelini aşarak okuma çabasını göstermektedir. Bu, Bartın Kazası İdare Heyeti’nce düzenlenmiş, 10 Kasım 1939 tarihli bir yoksulluk belgesidir.&lt;br /&gt;Kemal Uluser’in fakir olduğu ihtiyar heyetinden tasdik kılınmış olmakla üniversite ücreti bulunan onyedi lirayı tediyeye hiçbir surette mali iktidarı olmadığı....&lt;br /&gt;Sabahattin Batur, Hüseyin Batuhan gibi, Uluser de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin Felsefe bölümüne girer, 1940 yılında. Üniversite hayatı, maddi sıkıntılar ve hastalıklar içinde geçer. Zaman zaman öğrenimine kısa aralıklar vererek Amasra’ya döner, birkaç kez de hastaneye yatar. Solunum yollarında eskiden gelen bir rahatsızlığı vardır, sık sık da kulak ağrıları çeker. &lt;br /&gt;Torununu yalnız bırakmayan anneannesi Rukiye Hanım, İstanbul’da onun yanındadır.&lt;br /&gt;Uluser, günlüğüne 23.1.1941 tarihinde şunları yazar: Sıkıntılı bir günüm, para yok, evde yiyecek ekmek yok, kimseden almak ihtimali de bulunmuyor. Kahvedeyim. Herkes havai, tavla, iskambil oynamada, ben bütün bu sıkıntıma rağmen, bunların arasında memleket meseleleri düşünmede, kalkınma çarelerini aramada yalnız gibiyim. Niçin herkes benim gibi değil?&lt;br /&gt;Uluser’in Amasra’da Küçük Liman Mevkii’nde ufak evi Edhemağalar Konağı’nın karşısındadır. Bosna kökenli olan Edhemağalar ailesi o günlere göre varlıklı, saygın bir ailedir. Kızları Boşnak ırkının güzelliklerini taşır. Küçüklüğünden beri bu aile ile içli dışlı olan Uluser, Edhemağalar ailesinden S.’ye umutsuz bir aşk ile bağlanır. Bu aşkın izlerini Uluser’in günlüğünde ve evlenme teklifi için S.’ye yazıp gönderemediği 21.11.1941 tarihli mektubunda görürüz; (Yukarıdaki fotoğrafta Kemal Uluser Edhemağalar ailesi ile bir kayık gezintisinde.)&lt;br /&gt;Seni bütün kalbim, ruhum, fikrim ve bütün varlığımla seviyorum. Yıllardan beri her an artan bu sevgi, öyle bir sevgi ki, bir yangın alevi gibi beni her an artan bir hararet, bir yakıcılıkla sarıyor. Bunu kelimelerle tarife imkan yoktur.&lt;br /&gt;Uluser’in ölümünü Hüseyin Batuhan şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;1944 yılı sonbaharında Kemal bir gün yanım geldi, çok hasta olduğunu, ağrıdan sabaha kadar uyuyamadığını söyledi. Doktora gittik, iki taraflı zatülcenp teşhisi kondu, çok iyi bakılması gerekiyordu. Validebağ sanatoryumuna yatırdık önce, arkadaşlarla, ancak orada gerekli ihtimamı göremedi. Bir hafta sonra Cerrahpaşa Hastanesine naklettik, ertesi gün gittiğimizde ise ölüm haberini aldık.&lt;br /&gt;Batuhan, Uluser’i Cerrahpaşa Hastanesine yatırmak için götürdüklerinde, görevli doktorun ısrarla "hastanın ekmek karnesini" istediğini, bu konuda hayli zorluk yaşadıklarını savaş yıllarının hüzünlü bir anekdotu olarak anımsıyor.&lt;br /&gt;Sabahattin Batur, "Kemal Uluser’in Ölümü Münasebetiyle" başlıklı yazısında şöyle diyordu: (Yaratış, Sayı 2, 8 Aralık 1944)&lt;br /&gt;Kemal Uluser, dünyada biricik hakikat olan şey yaşamaktır, derdi. İnsanları hepimizden daha iyi bilir; dünyayı, yaşamayı hepimizden çok severdi. Hatta yaşama sevinci diye isimlendirdiği kendi dünya görüşüyle çok meseleleri halledeceğine inanırdı. Bazı konuşmalarımızda sanatı, Kemalizm’i bu yolla izah etmeyi denemiş, bizi inandırmaya çalışmıştı. Bir aralık iznini alıp çıkaramadığımız derginin bile ismini "Yaşamak" koymuştuk.&lt;br /&gt;Üniversite Felsefe öğrencisi iken, 29 –30 yaşlarında ölen Kemal Uluser için, Nurullah Ataç şunları yazmıştı: Doğu, sayı 22-25, İlkteşrin - Sonteşrin 1944 &lt;br /&gt;(Dergi, Ataç’ın yazısını Ulus Gazetesinden alıntılamış) &lt;br /&gt;Perşembe günü gazeteyi okurken yüreğim sızladı: Kemal Uluser ölmüş. Kendisini hiç görmemiştim, ancak yazıları ile tanırdım; iki de mektubunu almıştım. O çocuktan çok şeyler bekliyordum. Gençler arasında oldukça iyi şiir yazanlar var, Kemal Uluser gibi temiz, düzgün nesir yazanını bilmiyorum. Nesir yazmanın bir takım parlak, yahut bilgin ağzı sözleri sıralamak değil, bir düşünceyi anlatmak, düşünmek olduğunu anlamıştı.&lt;br /&gt;Üniversite dosyasına düşülen kayda göre 3.11.1944 tarihinde vefat eden Kemal Uluser, arkadaşlarının ve bazı hocalarının katıldığı bir grup tarafından Merkezefendi’de toprağa verilir.&lt;br /&gt;Kültürel Kimliği&lt;br /&gt;Kemal Uluser, Kastamonu Lisesi’nde okurken, bu okulda değerli idareci ve öğretmenler görev yapmaktadır. Abdülbaki Gölpınarlı, Mithat İli gibi. Sabahattin Âli ile birlikte Almanya’ya gönderilmiş olan Osman Faruk Verimer de müdür yardımcısıdır. "Görüşler" isimli bir dergi yayınlamış olan Verimer, Milli Eğitim Bakanlığı’nda müsteşar olarak da görev yapmıştır. &lt;br /&gt;Yine o yıllarda yayınlanan Kastamonu Lisesi dergisi, bugün için bile bir düzeyi ifade eden, güzel bir yayındır. Batuhan’ın ifadesine göre Uluser’in bu dergide birkaç şiiri yayınlanmıştır. Uluser Şair olarak Kemal Engin imzasını kullanır. Bu imza ile 6 şiiri ve bir mensur (Vezinsiz-kafiyesiz) şiiri "Gündüz Dergisi"nde yayınlanmıştır: "Akşam Oldu" – mensur şiir (sayı 5, Ağustos 1936), "Bir Diyar" (sayı 10, İkincikanun 1937), "N’olur" (sayı 12, Mart 1937), "Akşam Vaktinde" (sayı 15, Haziran 1937), "Geç Vakit" (sayı 20, Kasım 1937), "Bu Bahçelerde" (sayı 23, Şubat 1938).&lt;br /&gt;Bunlar, olgun bir düzeye ulaşmış şiirler değildir. Zaten Sabahattin Batur’un deyişiyle ‘felsefi bir eleştirmen’ olmayı amaçlayan Uluser, sonradan şiir de yazmamıştır.&lt;br /&gt;Kemal Uluser’in yayınlanmış üç düz yazısını görebildik:&lt;br /&gt;"Muzaffer Tayyip’e Mektup", Karaelmas Dergisi, Sayı 6, Ocak 1943; "Edebiyatımız üzerine", Yaratılış Dergisi, Sayı 1, Kasım 1944; "Roman ve Romancı hakkında", Ülkü Dergisi, Sayı 58, Şubat 1944.&lt;br /&gt;Rüştü Onur’un ölümü üzerine kaleme aldığı "Muzaffer Tayyip’e Mektup" başlıklı yazısının sonunda şöyle diyordu Uluser:&lt;br /&gt;Öyle sanıyorum ki Muzaffer, onu bizden ziyade kenarın dilberleri arayacak. Biz onu bir gün unutacağız. Belki de unuttuk bile . İnsanoğlunun kaderi budur. Ama ara sıra da olsa, bazen bir mısra, bazen bir nükte, bazen bir sevda hikayesinin kahramanı halinde yanı başımızda beliriverecek. O vakit, "aman" diyeceğiz, "sen misin Rüştü?" Öldüğünü unutacağız. &lt;br /&gt;(Not: Mektubun tamamının yayınlanmasına fayda gördüğüm için ek olarak alınmıştır.)&lt;br /&gt;"Roman ve Romancı Hakkında" başlıklı yazısında da şunları yazıyor:&lt;br /&gt;Romancıya büyük bir terkip ustasıdır diyenlere bakmayın. Romancı, birçoklarının sandığı gibi ne terkipçidir, ne de tahlilci. O sadece, insanoğlunun yaşam imkanlarını keşfe çalışır. Onları arar, bulur, daha da olmadı mı yaratır, ortaya koyar. Bunu yapabilmek için insanla, cemiyetle, tabiatla, içinde yaşadığımız eşya ile doğrudan doğruya temas halindedir. Romancının, her sanat adamı gibi kuvvet kaynağı yaşamak sevincidir. İçinde yaşamak sevincini, kaynayışını duymayan sanat adamının eseri de kuru olur, sevimsiz olur.&lt;br /&gt;Nurullah Ataç, Kemal Uluser hakkındaki düşüncelerini şu satırlarla ifade eder: &lt;br /&gt;(Doğu-Adı geçen sayı)&lt;br /&gt;Kemal Uluser herkesten başka türlü olayım diye çırpınan insanlardan değildi, benim yazılarımı okuduğu için yazılarında benden de bir iz elbette bulunacaktı. Ama herkes gibi olmaya, seçtiği yazılara benzemeye çalışarak birdenbire, belki de farkına varmadan kendini bulacağı, kimsenin izini taşımayan, ancak kendi özünü gösteren yazılar vereceği belli idi. Kemal Uluser, benim yıllardan sonra belki de durup kalmak üzere vardığım yerden başlamıştı; ona, beni hemen aşacak, benim elimden gelmeyeni başarabilecek bir genç diye bakıyordum. &lt;br /&gt;Nurullah Ataç’ın Uluser’e değindiği bir yazısı daha var: "Bir şair ölmüş" (Cumhuriyet, 11 Şubat 1943; yazı Rüştü Onur’un ölümü üzerine kaleme alınmıştır) Cahit Sıtkı Tarancı da "Teselli Tarafı" isimli şiirini "Kemal Uluser’in ruhuna" ithaf etmiştir. &lt;br /&gt;Uluser’in, CHP Temsil yayınları arasında, 1944 yılında yayınlanmış 5 perdelik bir de piyesi vardır: Işık. Işık, cumhuriyetin ilanı döneminde bir köyde geçen olayları anlatan, o yılların ideolojik ortamına uygun, basit yapıda bir eserdir.&lt;br /&gt;Kemal Uluser ile Rüştü Onur’un birlikte Şehir adlı bir dergi çıkartmak istediklerini, ancak bunda başarılı olamadıklarını Salah Birsel’e yazdığı mektuplardan anlıyoruz. (Salah Birsel Adı geçen eser)&lt;br /&gt;Uluser’in kısa ömründe yeterince geliştiremediği yeteneklere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Kartondan yaptığı iç aksamı da dahil olmak üzere, gerçeğini büyük ölçüde yansıtan gemi maketleri halen Amasra’da bazı evlerde bulunmaktadır. &lt;br /&gt;(Prof.Dr. Semavi Eyice ile telefon görüşmesi.31.1998). &lt;br /&gt;Yazı ve resimlerini tümüyle özgün olarak hazırladığı bir alfabe de Necdet Sakaoğlu’nun arşivindedir. "Türk çocuklarına sevimli Güzel Alfabe" adını verdiği bu eseri, estetik ve pedagojik yönden değerlendirmeye değer bir parçadır. &lt;br /&gt;Uluserin dil beğenisi gelişmiştir. Türkçe’nin arınması ile ilgilidir. Örneğin, "Akşam Oldu" başlıklı mensur şiirinden alınan şu bölümde, "sükut" karşılığında "susunç" sözcüğünü kullanır. &lt;br /&gt;Gündüz sayı: 5, 15.8.1936)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneciğim gelsene yukarıya.&lt;br /&gt;Bak, ufkun kızartıları eridi.&lt;br /&gt;Sesler, susuncun derinliklerinde uyumuş,&lt;br /&gt;ne bir ürperti var, ne de bir kımıldanış...&lt;br /&gt;Kuşlar yuvalarına döndüler, karıncalar &lt;br /&gt;topraklar altına girdi, &lt;br /&gt;her şey evine çekildi, &lt;br /&gt;ortalığa çöküşen karanlık, serinlik yaymakta&lt;br /&gt;Üniversite okuduğu yıllar, özellikle Alman ve bir kısım Türk hocalar öğrencileri ile uzun yürüyüşler yapar. Macit Gökberg’in Yakacık ve Kayışdağ yönüne yaptığı uzun yürüyüşler 30-35 km’ye ulaşır. Uluser’in fakülteden arkadaşı olan Prof. Dr. Bedia Akarsu şöyle anlatıyor: &lt;br /&gt;“Gökberg’ in bu yürüyüşlerine Kemal’in de katıldığı olurdu. O sıralar felsefedeki erlebnis (Felsefede "kişinin oluşumuna katkıda bulunan yaşanmış deneylerin tümü") sözcüğüne Macit Gökberg karşılık aramaktaydı, yürüyüşlerimizden birinde Kemal Uluser yaşantı (Prof. Dr. Bedia Akarsu ile görüşme. 2.1.1998) sözcüğünü bulup, önerdi. Bu sözcüğü bulan Kemal, ilk olarak kullanan da Gökberg’tir.”&lt;br /&gt;Kemal Uluser’ in ölümünden sonra kitaplarının bir bölümü Üniversitede satılır, bir bölümünü de anneannesi Amasra’da okumaya meraklı çocuklara dağıtır.&lt;br /&gt;Kemal Uluser maden havzasının yetiştirdiği bir değerdir. İleriki tarihlerde Zonguldak’la ilgili geniş kapsamlı bir çalışma yapmanın hazırlığı içinde olduğumdan, şayet bu çalışmanın içinde Kemal Uluser’i unutarak veya hakkında bilgi sahibi olmadığım için yer vermemiş olsaydım çok üzülürdüm.&lt;br /&gt;Her ne kadar tarihe meraklı olmamın yanında tarihin edebiyatla bütünleşmemesi halinde kuru ve zevksiz bir yazı yığını olacağına inandığım için bu konuda da yeterli bilgi birikimine ulaşmaya çalışmaktayım.&lt;br /&gt;Başkasının çalışmasından özet çıkartmayı prensip olarak kabul etmesem de, Osman Nuri Aydın’ın hoşgörüsüne sığındığımı tekrar belirtirim. &lt;br /&gt;Sanatın ve özellikle yazın sanatının "yazı tacirliği" ne dönüştüğü şu günlerde keşke Kemal Uluser gibi değerli birkaç şair için özet çıkartabilsem. &lt;br /&gt;MUZAFFER TAYYİP’E MEKTUP&lt;br /&gt;İstanbul 17.12.192&lt;br /&gt;...Rüştü’yü nasıl tanıdığımı soruyorsun. İnsan yakınlarını öyle yakından tanıyabilir mi? Onları biz ölçmüş biçmiş de seçmiş değil, şöyle bir ısınıvermişizdir. Rüştü ile içli dışlı dost mu idik, bilmiyorum. Ama bulunduğum ahbap meclislerinde herhalde arardım. Onunla nasıl tanıştım. Kastamonu Lisesi’nde idik, o vakit iyi sanat dergileri getiriyor, sınıflara dağıtıyordum, 4-B’de 113 Rüştü bu dergilere en candan bir ilgi gösteriyor, ay başlarını iple çekiyordu. Günlerden bir gün Sabahattin Batur, elinde bir şiir çıkageldi. Bu, dedi, bizim Rüştü’nün, bir mecmuada neşrettirmek istiyor, ne dersin? Bu manzumecik henüz ilk adımlarını atıyordu. Bir dergide boy gösterecek kadar değildi. "Bana kalırsa, dedim, şimdilik neşretmesin" O, bu şiirini (şimdi ne olduğunu hatırlamıyorum) Gündüz’e gönderdi idi, bilmiyorum çıktı mı idi. O günden sonra onların mütalaasından geceleri Sabahattin, O, ben toplanır, en arka sıraların birinde şiirden, şairden konuşur, gece nöbetçisinin bilmem kaçıncı ihtarıyla ancak yerimizden kalkar, yatakhaneye giderdik.&lt;br /&gt;Zonguldak’ta çalışırken daireden ondan önce çıkardım, iskelenin başında gözüm, “Ereğli Kömür İşletmesi”nin kapısında onu beklerdim. Eğer dergilerin gelme günü ise doğru Halkevi’ne gider, Nuri amcadan onları alır, okurduk. O gelen bu sanat dergi ve gazetelerine aç kurt gibi sarılır, doymayacak gibi okurdu. Posta olmadığı günler iskelede gezinir, hiç konuşmadan, belki de aynı şeyler üzerinde, dalar giderdik. Büyülü, sıcak yaz akşamlarına "Ahmet Hamdi Akşamları" adını koymuştuk. İskelede kaynaşan insanlara, bu ayak üstü, uyanık rüya görür vehmettiğimiz adamlara, hamallara, muçolara, Amasralı kayıkçılara "Sait Faik adamları" derdik. Bilmiyorum nedendir.(Sait Faik’i okuduğumuzdan mı, kim bilir) içimizde bu adamlara karşı bitmez, tükenmez bir sevgi, bir yaklaşma duyar, onların (belki hayalen) saadetiyle mesut olur, onların kederiyle üzülürdük. &lt;br /&gt;Çingenelere bayılırdı. Onu ne vakit arasam Çingene mahallesinde bulurdum.&lt;br /&gt;"Bilemezsin Kemal, derdi, bu insanlarda hayat bambaşka. Ben gerçek yaşamayı onlarda buldum." &lt;br /&gt;Osman Kaygılı’nın Çingenelerine galiba bunun için tutkundu.&lt;br /&gt;O sıralarda gene, "muhakkak bir şiir kitabı çıkarmalıyım" diye tutturdu. Günlerce çıkaracağı kitabın neşesiyle gezdi durdu.&lt;br /&gt;Bir aralık bir sanat dergisi çıkarmayı düşündü. Bu işe beni de karıştırdı. Neye başlasa iştah ile, hararetle başlardı. Petek’in ilanları bu yüzden vakitsiz asıldı.&lt;br /&gt;Burada, Beşiktaş’ın bir sokağında, Şair Leyla Sokağı’nda, çıkaracağı şiir kitabının hülyası içinde sessiz, sakin akşamları ederdi. Bir de (Şimdi ne oldu bilmem) Şair Leyla Sokağı diye bir şiir yazmıştı.&lt;br /&gt;Bu sokaktan, bu sokağın insanlarından memnundu. Hasılı yaşamaktan memnundu.&lt;br /&gt;"Ondan zarar gelmezdi, kovandaki arıya,yuvasındaki kuşa, kendi halinde yaşardı, şapkasının altında sebepsiz gülüşüyle caddelerde, memnuniyetinden, ve bu çılgınlık delicesine, içinden geliyordu. Dilsiz değildi, susamazdı, öyle ölüler gibi, bu güzel dünya ortasında."&lt;br /&gt;Şiiri, taparcasına benimsemişti. Düşüncesiyle, eti ve kanıyle sanatın malı olduydu. En güzel şiirleri yazacağına kani idi.&lt;br /&gt;Öyle sanıyorum ki, Muzaffer onu bizden ziyade "kenarın dilberleri" arayacak. Biz onu, bir gün unutacağız. Belki de unuttuk bile. İnsan oğlunun kaderi budur. Ama arasıra da olsa, bazan bir mısra, bazan bir nükte, bazan bir sevda hikayesinin kahramanı halinde yanıbaşımızda bitiverecek. O vakit "Aman, diyeceğiz, sen misin Rüştü" Öldüğünü unutacağız.&lt;br /&gt;Gözlerinde öperim, Muzaffer. &lt;br /&gt;Kemal Uluser&lt;br /&gt;(Kara Elmas, sayı 6, 1.1.1943)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: BU MAKALE 2 ARALIK 2009 TARİHİNDE HABERZONGULDAK2 SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://haberzonguldak2.com/yazarlar/Ecatma/zonguldakTarihi_CATMA13.htm"&gt;http://haberzonguldak2.com/yazarlar/Ecatma/zonguldakTarihi_CATMA13.htm&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-7181054420098463464?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/7181054420098463464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=7181054420098463464' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/7181054420098463464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/7181054420098463464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2012/02/kemal-uluser.html' title='KEMAL ULUSER'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-1WYrRXZ-qhI/TzJtGpqDWCI/AAAAAAAAAoM/9BsNwHRPyes/s72-c/zonguldakTarihi_CATMA13_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-7301311061477226755</id><published>2012-01-27T11:23:00.000-08:00</published><updated>2012-01-27T11:23:52.792-08:00</updated><title type='text'>MADENCİ EDEBİYATINDA SİMGE İSİM AHMET NAİM ÇILADIR (1904-1967)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;MADENCİEDEBİYATINDA SİMGE İSİM&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;AHMETNAİM ÇILADIR &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;(1904-1967)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-M8ZTFvqQiMg/TyL5gvB5cvI/AAAAAAAAAoE/PYIfagVBSIw/s1600/ahmet+naim+1930.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-M8ZTFvqQiMg/TyL5gvB5cvI/AAAAAAAAAoE/PYIfagVBSIw/s320/ahmet+naim+1930.JPG" width="209" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Ahmet Naim ÇILADIR ismiile tanışmam ilkokul sıralarındayken babamın kütüphanesinde yer alan &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;KUDUZ DÜĞÜNÜ&lt;/b&gt; ve &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;BİR YUDUM SOLUK&lt;/b&gt; adlı kitaplarını okumam sayesinde oldu. Oğlu SinaÇILADIR babamın kadim dostudur. Hatta kardeşim Özgür doğduğunda babam dahahastane işlemleri ile uğraşırken kardeşime adını veren bunu Şirin EreğliGazetesindeki haberi ile tescilleyende Sina Ağabeydir. Babam ona çok değerverdiğinden Özgür ismini benimsemiştir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;2-3 yıldır amacımrahmetli Ahmet Naim ÇILADIR konulu bir makale yazmaktı. Kısmet bugüneymiş.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Gazeteci, araştırmacıve öykü yazarı olan Ahmet Naim ÇILADIR, ya da dostlarının deyimiyle “KancaAhmet” 1904 yılında İstanbul’da doğdu. Eyüpsultan Reşadiye İlkokulunubitirdikten sonra, liseyi Konya Sultanisi’nde okudu. Çok genç yaşta yaşamınısürdürebilmek için çalışmaya başladı. Ağır beden işlerine karşın kendi kendiniyetiştirerek ayakta kalmasını bildi. Bu süreçte kendi çabasıyla iyi düzeydeFransızca öğrendi. Askerlik görevini bitirdikten sonra, Zonguldak TicaretOdası’na memur olarak girdi. Daha sonra Ereğli Kömürleri İşletmesi’nde (EKİ)çalıştı. Maden İşçileri Sendikası’nın ilk kuruluş çalışmalarına katıldı.İstatistik Servis Şefi iken 1957 yılında emekli oldu. (&lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;1&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Ahmet Naim ÇILADIR,Zonguldak Kömür Havzası ve kömür işçilerinin yaşamları ile ilgili ilk öyküleriyazmıştır. Bunlardan bir bölümü, 1935-1944 yılları arasında Yedigün, Yurt veDünya dergilerinde yayımlanmıştır. 1934-1938 yılları arası onun yazarlığıbakımından en verimli yıllar olmuş, bu süre içinde, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;“Bir Müstemleke Harbinin Tarihi”&lt;/b&gt; ile &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;“Zonguldak Kömür Havzası”&lt;/b&gt; adlı, ekonomik konulara değinen ikiinceleme kitabından başka, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;“Define”&lt;/b&gt;ve &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;“Uzun Mehmet”&lt;/b&gt; adlarında iki deoyunu yayımlanmıştır. Ahmet Naim, daha sonraki yıllarda, İstanbul’daki başkadergi ve gazetelere arada bir yazılar yollamıştır. Bu yazılar onun Zonguldak veçevresinde ününü yaygınlaştırmış, ama yurt çapında tanınmasını bir türlü sağlayamamıştır.Hele öykülerinin kitaplaşamayışı, Türkiye’nin büyük bir üretim bölgesindeemeğin ne yollardan sömürüldüğünü anlatan “sanatla işlenmiş belgelerinzamanında okunmasını engelleyerek, edebiyatımızda Zonguldak gerçeğinin deortaya çıkmasını geciktirmiştir.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;1938 yılında arkadaşlarıyla birliktesolculuktan tutuklanmasına rağmen Tahir Akın KARAUĞUZ’un adeta sağ kolu olanAhmet Naim özellikle Doğu Dergisinde bazı yazılarında İttihatçı ve Türkçü birtavır çizmiştir. Yine daha sonraları Maksut ÇİVİ’nin isteğini kırmayarak AdaletPartisi saflarına katılmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Ahmet Naim ÇILADIRFarabi adındaki büyük oğlunu toprağa verince bundan çok etkilenmiş adeta belibükülmüştür. Sonra bu acıyı, küçük oğlu Sina ÇILADIR’ın ciğerlerindenhastalanarak sanatoryuma yatması izlemiştir. Üst üste gelen darbeler onu çoketkilemiş ince vücut yapısı, bu yıkımlara karşı koyamayınca 24 Nisan 1967’deZonguldak’ta vefat etmiştir. &lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;(2)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Ahmet Naim ÇILADIRyeraltındaki madenci yaşamı ile yöre köylerinde yaşayan insanların doğalyaşamını toplumcu gerçekçi bir anlayışla bütün çıplaklığı ile gözler önüneseren öyküler yazmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Edebiyatımızda,Zonguldak Kömür Havzası işçilerinin yaşamlarını sergileyen ilk öyküleri onunkalemiyle hayat buldu. Yaşadığı dönemin çok zor koşullarına, tüm olumsuzluk veyoksunluklara karşın büyük bir özveriyle Zonguldak tarihi ve kömür havzasınailişkin ilk çalışmaları Ahmet Naim ÇILADIR gerçekleştirmiştir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ahmet Naim 1930’lu yıllarda çoketkili edebiyat-sanat ve tiyatro etkinlikleri yapan Zonguldak Halkevi’ninkurduğu komisyonda, Hüseyin Fehmi İMER ve Tahir Akın KARAUĞUZ ile birlikte“Kömürün Uzun Mehmet tarafından 8 Kasım 1829 yılında bulunuşu ile ilgiliçalışmaları yürütür. Kömür ocaklarında da çalışan Ahmet Naim, ocağı, kömürü,yeraltı işçisinin dramını çok iyi bilmektedir. Ahmet Naim, ölümünden sonrayayımlanan kitaplarıyla kömür bölgesi Zonguldak ve çevresinin insanını katıksızve doğal yaşantısıyla yansıtan başarılı bir sanatçı olarak kabul görmüştür. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;1934 yılında yayımlanan&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;“Zonguldak Havzası- Uzun Mehmet’ten Bugüne Kadar”&lt;/b&gt; adlı kitabı, Mehmet SEYDA’ya göre kentin geçmişi ile ilgili ilkbilgileri veren; kömürün bulunuşu, yabancı şirketlerin kuruluşu ve yeraltızenginliğimizin talan edilişi, işçilerin çok güç çalışma koşulları konularınaışık tutan ilk yapıt niteliğindedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Ahmet Naim, DoğanŞADILLIOĞLU’nun kendisiyle 1967 yılında yaptığı ve Yeditepe Dergisi’ndeyayımlanan röportajda, öykülerini şöyle değerlendirir:“...Ben toprak ve yeraltıinsanlarını iyi tanırım, özellikle yeraltı insanlarını. Çalışma koşullarını,yaşantılarını öz hayatım gibi bilirim. Onun için yıllar önce belli başlı sanatdergilerinde yazdığım hikâyelerde köy, tarla, ağa saltanatı ve yeraltı konularıişlenmiştir. Diyebilirim ki Türk hikâyeciliğine gerçek niteliğiyle maden hikâyelerinisokan ilk yazarım... Basılmış olan kitaplarımın çoğu sosyal konular üzerineetütlerdir. Hikâyeci tanındığım halde ve yayınlanmış yüzü aşkın hikâyeme karşı,tek hikâye kitabım yoktur. Bu eksikliği gidermek için onbeş hikâyemi kitaphalinde yayınlamak üzereyim. Kitap işimi dostum Mehmet Seyda İstanbul’daizliyor...” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Yazar İrfan YALÇIN,Ahmet Naim’i ve sanatını şöyle yorumlar: “Ahmet Naim, kendi kendiniyetiştirmiş, Zonguldak’ın dar koşulları içinde bile, Türkiye ölçüsünde bir üneerişebilmiştir. Kömür ocaklarında da çalışan Ahmet Naim, ocağı, kömürü, yeraltıişçisinin dramını çok iyi bilir. Bunu onun hikâyelerini okuyunca hemenanlıyoruz. O, Türk hikâyesinde ilk olarak yeraltı işçisini ele alan, bu işçininserüvenini yazan kişidir.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Mehmet ERGÜN ise AhmetNaim’in kendi yöresini yansıtan özelliğinin yanında, kendi özgün sanatçılığınıda vurgular: “Ahmet Naim için söylenecek ilk söz onun hayat mektebinden yetişmebir öykücü olduğudur. Bir yörenin öykücüsüdür her şeyden önce. Konu olarak çokyakından tanıdığı, hatta üzerinde tarihi ve ekonomik araştırmalar yaptığı biryöreyi; inanış, yaşayış ve geleneksel yapısıyla somut, sıcacık bir yöreyiseçmiştir: Zonguldak yöresini. Ahmet Naim, giderek artan bir ustalık içerisindehep aynı yöreyi ve hep aynı yörenin insanını kendi kendini tekrarlamadan(edebiyatın o yoz batağına yuvarlanmadan) verebilmiş bir sanatçıdır.” &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;(3)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Kömür havzası tarihinde1867’de başlatılan 1.Mükellefiyet Dönemi ile Cumhuriyet döneminin bir bölümünüde kapsayan ve Zonguldak maden ocaklarındaki çalışma koşullarını anlatan vebizlere ulaşmasını sağlayanda yine Ahmet Naim ÇILADIR’dır. Ethem Yemelek Çavuşile oturmuş bir nevi günümüzdeki anlamıyla sözlü tarih çalışması yaparak buanıları 1936 yılında kayda geçirmiştir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Bu anılar aynı yıl“Yeraltında Kırk beş Sene” adıyla ilk kez “Bartın” gazetesinde tefrika edilmiş,küçük boyutlu bir kitap olarak da yayınlanmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Şimdi onun Zonguldak’agelişini yine onun ağzından dinleyelim;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Konya’da &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;“Babalık”&lt;/b&gt; ve &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;“Öğüt”&lt;/b&gt; diye iki gazete çıkardı. Ben o zaman Konya Sultanisininkalburüstü talebelerinden biriydim. Ağabeyim Hüsnü ARI o hengâme; İstiklâl savaşınınölüm kalım günlerinden birinde Zonguldak'a atanmıştı. (*Ağabeyi o sıradaZonguldak Polis Müdürüdür.) Ben ona kırmızı mürekkeple yazılmış mektuplar gönderirve Çankaya yolunda onunla beraber selamladığımız Başkomutan Mustafa Kemal'inadını terennüm ederim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Gün oldu, Zonguldak'ageldim. Ağabeyim beni ihtiyar annemle beraber vapurdan aldı. Deniz kıyısındabir eve götürdü. O akşam intibaları deniz hışırtısı ve şimendifer düdüklerioldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Günler geçti.KARAUĞUZ'la tanıştım. Ben Sultani talebesi iken “Babalık” da, “Öğüt” degazetecilik imtihanı vermiş bir acemi kabadayılığı ile onunla konuştum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;KARAUĞUZ, bana göreyaşlı olmasına rağmen benim yaşıma nazaran daha pişkin adamdı. Benigazeteciliğin alfabesi olan bir kaç olayda denedi. Aldığı iyi sonuçtan sonradırki, bana memleket röportajları yazmak talih ve fırsatını verdi. Ve ben de “Karadeniz'inincisi olan bu pür bahar beldeden pür sevinç ayrıldım.” diye biten bir Ereğliröportajı hazırladım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Ben KARAUĞUZ'un şutarafına şaşarım ki, bu adam edebiyatı beyin potasında eritmiş bir insan olarakbizim acemi kalem denemelerimize nasıl tahammül eyledi. Ortada hikâyeci olarakben vardım ve şair olarak da Behçet Kemal Çağlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Benim ilk hikâyem “Birkahraman”dı. Ve şair Behçet Kemal Çağlar'ın da ilk şiir-lerinden biri :“Denizlerin Salyası” “Dağların Şövalyesi” mısralarıyla başlayan bir şeylerdi.KARAUĞUZ tahammül gösterdi: bizim kalem denemelerimizi bağrına basarcasınagazetesine bastı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Yıllar geçti; BehçetKemal ÇAĞLAR milli şair oldu. Ben de memleketin bütün sanat gazete vedergilerine kronik, makale, hikâye ve roman yazan bir muharrir oldum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Zonguldak Gazetesidemek oluyor ki, bizlere sanata hadim olmak vasfında beşik ve yatak oldu.Zonguldak Gazetesi bence bir yığın broşür, kitaplar ve aslolan nüve “DoğuDergisi”nin beşiğidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Zonguldak Gazetesi 27yaşına basmış, ona emek verdiğim ilk sırada ben 18 yaşlarındaydım. 18 e 27’yiekleyince bir insan ömrü için hazin yaşlar doğuyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Hazin yaşlar doğabilir.Doğduk ve mutlaka ki öleceğiz. Öleceğiz ama gerçeği bilerek ve gerçeğekavuşarak&lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;.(4)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Makalemizi KemalANADOL’un şu tespitleri ile nihayetlendirelim; Kazmacısı, domuzdamcısı,lağımcısı ile Ahmet Naim'e kadar Türk edebiyatında iş kazası, göçük, grizuyoktur. Yerin altından çıkartılan cesetleri, saniyede yıkılan umutlan, çıkıpgiden canları, dağılan aileleri bize o tanıtmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Bu zengin gözlemler,usta bir anlatımla birleşince yazınımız ilk işçi öykülerine tanık olmuş, özgünbir hikâyeciye kavuşmuştur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Ahmet Naim, kuşkusuz"Yerel"dir. Çünkü ekmek parasını Zonguldak'ta kazanmış, başı buradabelaya girmiş, acı ve tatlıyı bu kentte yaşamıştır. Birikiminde, deneyiminde,gözlemlerinde, insan ilişkilerinde hep Zonguldak ve Zonguldaklılar vardır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Ahmet Naim"ulusaldır. Çünkü ulusal yazınımızda ilklere imza atmıştır. Yukarıda söylediğimgibi edebiyatımıza ilk kez işçi öykülerini o sokmuş, Zonguldak madenişçilerini, kıvırcıkları, lâzları, başçavuşları, mühendisleri ülkeye otanıtmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Abartmadan söylüyorum, Ahmet Naim"evrensel" dir. Çünkü öykülerinde sınıf çelişkileri, emekçilerinyaşam biçimi, alışkanlıkları, acıları ve az da olsa umutları vardır. Bunlarınhepsi evrenseldir. Somut bir örnek vereyim. Alın Çıladır'ın "AteşNefes" hikâyesini, çevirin İngilizce ve Fransızcaya. Oradaki okurlar da buçarpıcı grizu öyküsünü rahatlıkla okuyacak, okumak bir yana etkilenecek,ürpereceklerdir! &lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;(5)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;KAYNAKÇA:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;1-&lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;YENİ UFUK GAZETESİ ATEŞNEFES-HAMİT KALYONCU&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;30 Ekim 2009&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt; &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;a href="http://www.yeniufuk.org/yazar/2052-hamit-kalyoncu-atesnefes.html"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;http://www.yeniufuk.org/yazar/2052-hamit-kalyoncu-atesnefes&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR; mso-themecolor: text1;"&gt;2-AHMETNAİM KİMDİR?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.edebiyatodasi.com/news_detail.php?id=2857"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR; mso-themecolor: text1;"&gt;http://www.edebiyatodasi.com/news_detail.php?id=2857&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR; mso-themecolor: text1;"&gt;14 Ekim 2009&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;3-&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold; mso-themecolor: text1;"&gt; YENİ UFUK GAZETESİ ATEŞNEFES-HAMİT KALYONCU&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;30 Ekim 2009&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt; &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.yeniufuk.org/yazar/2052-hamit-kalyoncu-atesnefes.html"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;http://www.yeniufuk.org/yazar/2052-hamit-kalyoncu-atesnefes&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;4-&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; line-height: 150%; mso-ansi-font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; mso-themecolor: text1;"&gt;(DOĞUDERGİSİ 1951, S. 204-205 )&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;5- AHMET NAİME ARMAĞANZOKEV 1999, S. 7&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="Style3" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.halkinsesi.com.tr/yazar/5375-kadir-tuncer-zonguldak-tarihinde-39eylul39-ayinda-neler-oldu.html"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-themecolor: text1;"&gt;http://www.halkinsesi.com.tr/yazar/5375-kadir-tuncer-zonguldak-tarihinde-39eylul39-ayinda-neler-oldu.html&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 150%; mso-themecolor: text1;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-2P5vt9mvc7k/TyL3kGdK0FI/AAAAAAAAAnk/si75os_qM_M/s1600/Ahmet+Naim+%C3%87ILADIR+ve+arkada%C5%9F%C4%B1+Abidin+ARMAN+1930.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-2P5vt9mvc7k/TyL3kGdK0FI/AAAAAAAAAnk/si75os_qM_M/s320/Ahmet+Naim+%C3%87ILADIR+ve+arkada%C5%9F%C4%B1+Abidin+ARMAN+1930.JPG" width="222" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ahmet Naim ÇILADIR ve arkadaşı Abidin ARMAN 1930&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-prgoIyP5sZY/TyL3qnkeRvI/AAAAAAAAAns/lYg_fHXSTrk/s1600/ahmet+naim+%C3%A7%C4%B1lad%C4%B1r+ve+tahir+ak%C4%B1n+karau%C4%9Fuz+1950.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="228" src="http://4.bp.blogspot.com/-prgoIyP5sZY/TyL3qnkeRvI/AAAAAAAAAns/lYg_fHXSTrk/s320/ahmet+naim+%C3%A7%C4%B1lad%C4%B1r+ve+tahir+ak%C4%B1n+karau%C4%9Fuz+1950.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;span style="color: red;"&gt;Ahmet Naim ÇILADIR ve Tahir Akın&amp;nbsp;KARAUĞUZ 1950&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-8zzhrd1llDA/TyL3t0x1iwI/AAAAAAAAAn0/2e8Ic2jGrwk/s1600/uzun+mehmet+i%C3%A7in+kurulan+komisyon.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="247" src="http://1.bp.blogspot.com/-8zzhrd1llDA/TyL3t0x1iwI/AAAAAAAAAn0/2e8Ic2jGrwk/s320/uzun+mehmet+i%C3%A7in+kurulan+komisyon.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Uzun Mehmet için kurulan komisyon&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-U9HxdDUmtec/TyL3zZQb7wI/AAAAAAAAAn8/-hA8mUwkzCs/s1600/zonguldak+gazetesi+%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fanlar%C4%B1+ve+ahmet+naim.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-U9HxdDUmtec/TyL3zZQb7wI/AAAAAAAAAn8/-hA8mUwkzCs/s320/zonguldak+gazetesi+%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fanlar%C4%B1+ve+ahmet+naim.JPG" width="223" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;span style="color: red;"&gt;Zonguldak Gazetesi çalışanları ve Ahmet Naim ÇILADIR&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-7301311061477226755?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/7301311061477226755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=7301311061477226755' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/7301311061477226755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/7301311061477226755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2012/01/madenci-edebiyatinda-simge-isim-ahmet.html' title='MADENCİ EDEBİYATINDA SİMGE İSİM AHMET NAİM ÇILADIR (1904-1967)'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-M8ZTFvqQiMg/TyL5gvB5cvI/AAAAAAAAAoE/PYIfagVBSIw/s72-c/ahmet+naim+1930.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-8596398347198575863</id><published>2012-01-27T06:04:00.000-08:00</published><updated>2012-01-27T11:09:54.191-08:00</updated><title type='text'>OSMANLI DÖNEMİ’NDE MADEN MÜHENDİSLERİNİN İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ GÖREVLERİ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;OSMANLI DÖNEMİ’NDE&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;MADEN MÜHENDİSLERİNİN&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ GÖREVLERİ&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Erol ÇATMA&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Bu sunu, iş kazasında kaybettiğimiz ilk kadın maden mühendisimiz Huriye Güney’e ithaf olunur.&lt;/div&gt;Kastamonu’nun Azdavay İlçesi Bakırcı Köyündeki Deka Madenciliğe ait kömür işletmesinde 07.07.2006 14:30 sularında meydana gelen grizu patlaması sonucu işletme sahibi Selim Demir ile birlikte yaşamını yitirmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Giriş&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği[1]” kavramının “İş Hukuku”[2]nda Sanayi Devriminin başlangıcından sonra yer aldığı kabul edilmektedir. &lt;br /&gt;“İşçi sağlığı ve iş güvenliği” kavramı, kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesine bağlı olarak, yoğun emek sömürüsü nedeniyle kıyıma ve kitle katliamlarına varan iş kazalarından, çalışma koşullarından doğan sakatlıklara, hastalıklara, erken ölümlere tepki olarak işçi sınıfının vermiş olduğu mücadeleler sonucu kazanılmış haklar bütünüdür.&lt;br /&gt;[1] Emekçilerin gördükleri işlerden ötürü korunmaları ve karşılaşabilecekleri iş tehlikelerinin önlenmesi yolunda alınması yasalarla zorunlu kılınan önlemler. &lt;br /&gt;[2] Emekçilerle işverenlerin ilişkilerini düzenlemek için gerçekleştirilen hukuk.&lt;br /&gt;Bu haklar, devletlerin anayasalarında ve iş hukuklarında kanunlarla disiplin altına alınmıştır. &lt;br /&gt;“İşçi sağlığı ve iş güvenliği uygulamaları” ülkelerdeki devlet yapısını belirlemede bir ayraçtır. &lt;br /&gt;Ülkemizde de son 30 yıldır emek – sermaye ilişkileri ve “işçi sağlığı ve iş güvenliği” konusunda hiçte iyi olmayan uygulamalara tanık olmaktayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: blue;"&gt;&lt;strong&gt;İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kavramı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde “İşçi sağlığı ve İş güvenliği” bir mühendis dalı olarak önem kazanmış ve gelişmiştir. &lt;br /&gt;Teknolojinin ve sanayinin olağan üstü gelişmesi yeni yeni işçi sağlığı iş güvenliği ihlalleri yaratırken, mühendisler bu değişimlerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırabilmek için sürekli bir arayış içinde olmuşlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Mühendis Kavramı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mühendislik “…bilim ve matematiksel prensipleri, tecrübe, karar ve ortak fikirleri kullanarak insana faydalı ürünler ortaya koyma sanatıdır…” şeklinde tanımlanabilir. &lt;br /&gt;İnsanlık tarihi, ilkel komünal toplumdan, kapitalist topluma ulaşıncaya kadar büyük sosyal değişimlere uğramıştır. &lt;br /&gt;Mühendisler bu süreçlerde dünyanın 7 harikasını inşa ettikleri gibi insanlık tarihinde birçok anıtsal ve dinsel yapılara da imza atmışlardır. &lt;br /&gt;Bu süreçlerde mühendislerin ortak özelliği olağanüstü ölçü ve hesap bilgisine sahip olmasıdır. &lt;br /&gt;Maden mühendisinin ve diğer birçok mühendis dallarının ortaya çıkması sanayi devriminin bir ürünüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Sanayi Devriminde Maden Mühendisliği Kavramı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;17’nci yüzyıldan sonra taşkömürü yakan buhar kazanlarına bağlı makineler olağan üstü üretim hızıyla sanayi devriminin yaratıcısı oldular.&lt;br /&gt;Maden üretiminde yerin daha derinliklerine inilmesine engel olan gazlar, kömür tozları, güçlü buharlı makinelere bağlanan vantilatör ve aspiratörlerle kısmen giderildi. Madenlerde çalışmayı engelleyen suların ve kazılan madenlerin dışarıya çıkartılmasında da buharla çalışan makineler başarıyla kullanıldı. Kömür ve diğer madenlerin üretimi hızla arttı.&lt;br /&gt;1815 de Davy’nin emniyet lambası, 1871 de Alfred Nobel’in dinamiti madenlerdeki grizu ve kömür tozu patlamalarına büyük ölçüde engel olduğu gibi, aşılması güç sert lağım ilerlemelere büyük bir hız kazandırdı. &lt;br /&gt;Bu süreçte madenlerde çalışan mühendislerin sadece ölçü ve hesaplamada uzman olmaları yetersiz gelmeye başladı. Daha başka hünerlere ve teknik bilgilere ihtiyaç hissetiler. Çünkü farklı sosyal ilişkilerle, ölüm, sakatlanma ve hastalanma olasılığı çok yüksek bir mühendislik dalı ortaya çıkmıştı. Artık onlar için sadece mühendis kavramı da yeterli değildi. Çünkü onlar maden mühendisi olmuşlardı. &lt;br /&gt;Madenin araştırılmasında, üretiminde, ekonomik olarak daha çok istifade etme yönünde de birçok mühendis dalı gelişti. Madencilik ve maden ürünleri hayatın her alanında etkili olmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Sanayi Devriminde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kavramı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemin en vahşiyane uygulamalarından birisi madenlerde ve fabrikalarda ucuz iş gücü olarak 6 yaşında çalışma yaşamına başlayan erkek veya kız çocukların hunharca sömürülmesiydi. Ağır çalışma koşulları, gerek üretim zorlamasından, gerekse işçi sağlığı ve iş güvenliği için gerekli önlemlerin alınmamasından emekçiler için ağır zayiatlara neden oluyordu.&lt;br /&gt;Kaçınılmaz olarak emekçilerin direnişleri, örgütlenmeleri ve sistemin değişimi için çıkardıkları isyanlarda, egemen sınıfları bir dizi önlemler alamaya zorladı. Bütün bunlar “sosyal politikalar”[1] kapsamında “işçi sağlığı ve iş güvenliği” kavramını ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;[1] Sosyal Politika: Toplumda var olan sosyal sınıfların ilişkileri, hareketleri, savaşımları ve çelişkileri karşısında devleti ve hukuksal düzeni ayakta tutmaya korumaya yönelik çalışmaları içeren bir düşünce bütün olarak tanımlanabilir. (Prof. Dr.Cahit Talas, Toplumsal Politika, İmge Kitabevi, Ekim 1990, Ankara, S:31.)&lt;br /&gt;Osmanlı Döneminde Mühendis Kavramı&lt;br /&gt;Mühendis kavramı Osmanlıya 1389 tarihinde Kosova Savaşından sonra hazırlanan maden kanunnamelerinde “URBARAR” tanımlamasıyla girdi. Urbararın anlamı &lt;br /&gt;Sas Maden Kanunnamesi’nin 5’inci maddesinde “madencilikte kuyu ölçüsünü bilir mühendislerdir[4]” şeklindedir. &lt;br /&gt;1580 yılında Osmanlı’nın Sidrekapısı’ndaki maden teknolojisini seyyah Mehmet Âşık şöyle anlatıyor: &lt;br /&gt;[4] Bu kanunnamenin Osmanlıca orijinalinin kitaptaki kopyasında da mühendis kavramı okunmaktadır. &lt;br /&gt;“…Osmanlılar madencilikte Batı ile aynı teknolojiyi uygulamaktaydılar. Buradaki maden kuyusu 115–155 metre derinliğine kadar inmekteydi. Su boşaltma işlemi çarkla dönen kovalara ilave el pompalarıyla yapılıyordu. Mekanik olarak çalışan çarklar ile havalandırma sistemi vardı…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Osmanlı Döneminde Maden Mühendisliği&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı İmparatorluğu, Sanayi Devriminin kendi üzerindeki olumsuz etkilerini görmüş, bütün dönüşümlerini bunun üzerine kurgulamıştır. &lt;br /&gt;Taşkömürünün havzada bulunmasının ardından 1830 yılında maden mühendisi eğitimi için İbrahim Ethem Paşa Fransa’ya gönderildi ve Osmanlı’nın ilk maden mühendisi kabul edildi. Daha sonraki süreçte Avrupa’da birçok maden mühendisi yetiştirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Havzada Taşkömürü Üretiminin Başlaması ve Maden Mühendisleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransızların 1810 tarihli maden kanunundan kopya edilen 1861 Osmanlı Maden Kanunu’nda maden mühendisliğinin tamamen açıklığa kavuştuğu görülmektedir. &lt;br /&gt;Kanunnamede mühendisler, maden başmühendisi ve maden mühendisi olarak tanımlanmaktadır. &lt;br /&gt;1861 Maden Kanunnamesi’nin en önemli kurallarından birisi; maden mühendislerinin her maden ocağında bulundurulması uygulamasıdır. &lt;br /&gt;1869 Maden Kanunnamesinde de, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile ilgili şu maddeler vardır:&lt;br /&gt;“…64’ncü Madde: Bir madende kaza olduğu takdirde maden mühendisi uygun gördüğü tedbirlerle kazaların tekrarını engellemek için ve sorumluluğu kendine ait olmak üzere lüzum gördüğü şeyleri yerel yönetimden talep edecek ve hükümetten dahi icap eden şeylerin süratle yapılması sağlanacaktır.&lt;br /&gt;65’nci Madde: Bir işkazası olduğunda maden mühendisi, kaza mahalline gidip kaza sebebini araştırmakla hiç gecikmeden gerekli tedbiri alacak ve kazanın nedenini maden idaresine bildirecektir.&lt;br /&gt;Daha sonra ki 1887 ve 1906 tarihli Maden Kanunları’ nda aynı hükümler vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Havzadaki İş Kazalarından İki Örnek&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emniyet lambası Havza ocaklarının çoğunda yoktur. Bir grizu kazası şu şekilde olmuştur. “…Kozlu’da Laz Emin Ağa’nın bir numaralı ocağında Ekim’in 31 inci sabahı 4 kazmacı ve 4 amele çalışmakta ve dışarıda ise 18 amale içeriye girmeğe hazırlanmakta iken, birikmiş olan gazın patlamasıyla, ateş ocağı tamamen sarmış ve içindeki kömür arabalarını dahi dışarıya püskürtmüştür. Ocaktan çıkan gaz ve dumandan içeriye girmek mümkün olmamıştır. Saat 10’da duman biraz hafiflemiş ve içeriye girildiyse de bir netice alınamamıştır. 2 Kasım 1877…” Bu kazada bir kısmı çocuk 8 işçi ölmüştür.&lt;br /&gt;Grizu kazalarının önlenmesi için komisyon başkanlığından bir tamim gönderilir. Bu tamimin içeriği şöyledir: “…Grizu kazalarında telefatın önlenmesi amale ve kandilcilerin gereken tedbiri almasına bağlıdır. 21 Kasım 1878” &lt;br /&gt;Başka bir grizu kazası ise şu şekilde cereyan etmiştir: &lt;br /&gt;“Çınarlı’da Mustafa Bey ocağında gaz tutuşarak 5 amele yanmıştır. Amale ocağa gitmekten çekinmektedir. Tahkikat yapılması babında. 27 Temmuz 1878” &lt;br /&gt;Bu telgrafa gelen cevap ise grizu kazasına bakış açısından oldukça önemlidir. &lt;br /&gt;“Bartın Kaymakamlığı Vekâletine;&lt;br /&gt;Umumi ocaklarda böyle sakatlıklar olması madenin cümle hususundandır. Her nerede olur ise olsun, eceli kaza[5], mukadderat-ı[6] ilahiden[7] olduğundan hiçbir ocağın tatiline mahal olmadığı, gerekli tedbirlerin alınmasıyla emsalleri gibi imalata devam etmek üzere amelenin de nasihatle tedibinden[8] geri durulmaması gerekir. 27 Temmuz 1878” &lt;br /&gt;Yazışmalarda ocak emniyeti için kandilci ve çavuşlardan bahsedilmekte mühendis ise hiç anılmayıp, iş kazalarının takdiri ilahi olduğu vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;[5] Tehlikeye uğramak suretiyle tesadüfen gelen ecel. &lt;br /&gt;[6] Kaderde olan, alın yazısı. &lt;br /&gt;[7] Allaha mensup Allah ile ilgili, tanrıdan. &lt;br /&gt;[8] 1-Edeplendirme, edeplendirilme 2-Terbiye etme terbiyesini verme.3- Bir suç işleyeni başkalarına örnek olacak şekilde cezalandırma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Maden Mühendislerinin Vazifelerine Dair Nizamat&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Maden Mühendislerinin Vazifesine Müteallik[9] Nizamat” 1895 yılında yürürlüğe girdi. Maden mühendisin işçi sağlığı ve iş güvenliğini içeren görevi şöyledir: “ …Maden mühendisi nizamnamede yazıldığı üzere teftiş için senede iki defa vilayet dâhilinde bulunan tüm madenlerin ameliyatını teftiş edecek ve gerek hükümete ve nezarete malumat vermek için gördüğü noksanlığı ve imalatı kayıt edecektir…” &lt;br /&gt;[9] İlgili, ilişiği olan, ait, dair.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bir İslah Layihası&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Ekim 1902’de Emin Paşa’nın Havza için yazdığı “Islah Layihası”nda işçi sağlığı ve işgüvenliği için gerekli önlemler şu şekilde belirtilmiştir. “Ocaklar içinde olan su arkları kömür tozu ve toprak ile dolup sular ocağın içine yayıldığından, yollar daima çamur halinde ve rutubet fevkalade fazla olduğundan amelenin sıhhatine zarar vermektedir. &lt;br /&gt;Tahkimat işleri bazı ocaklarda itinasız suretle yapılmış olduklarından telefata ve ölüme neden olmaktadır.&lt;br /&gt;Ocaklarda insan ve hayvanların gidip geldiği yollara önem verilmediğinden kömür nakleden hayvan ve insanların zorluk çekmekte olduklarından maden mühendisinin göstereceği şekilde yolların yapılması için emir verilmesi. &lt;br /&gt;Amele kulübelerin usulüne uygun olması, belirtilmişse de bu hususun dikkate alınmadığı görülmektedir. 14 Ekim 1902”&lt;br /&gt;İş kazaları konusunda başta grizu olmak üzere göçükler had safhadadır. Hastalıktan ölenlerin sayılarını belirlemek mümkün değildir. Sadece 1903 yılından sonra bazı iş kazasını ve hastalıkları belirlemek mümkün olmaktadır. Bunun nedeni ise ilk emniyet nizamnamesinin yürürlüğe girmesinden sonra kazalar hakkında ayrıntılı raporların hazırlanmasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Ocak Ameliyatının Kural ve Usullerinin Umumiyesi&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1903 yılında hazırlanan Kavaid-i Umumiyenin hazırlanış nedeni; “…Ereğli Maden Hümayunu Ocaklarında madenciler, mühendisler, çavuşlar tarafından dikkat edilmesi ve uyulması gereken bütün işler ‘Ocak Ameliyatının Kural ve Usullerinin Umumiyesi’ namı altında 56 madde ile izah olunmuştur…” şeklinde açıklanmıştır.&lt;br /&gt;Maden mühendislerin görevlerinden bazıları şunlardır:&lt;br /&gt;Madde 1: Zararlı ve tehlikeli olan gazları yok etmek, ocaklarda yeterli derecede temiz ve yeni havanın sürekli sağlamak için, nefeslik açmak ve gerekli teknik aletlerin bulundurulmasını sağlamaktır. &lt;br /&gt;Madde 2: Ocak da gazın mevcudiyeti sürekli hissediliyorsa, 12 saatte bir defa ocak mühendisi refakatinde bir çavuş bulunduğu halde ocağın tamamını bir emniyet lambasıyla muayene ve kontrol ederek ocak havasının sağlıklı ve güvenilirliğini sağladıktan, sonra amelenin ocağa girmesine müsaade edecektir. &lt;br /&gt;Madde 6: Ocakta patlayıcı ve yanıcı gaz hissedildiği zaman, pervane, körük, boru gibi teknik aletler vasıtasıyla temiz hava cereyan ettirerek, patlayıcı ve yanıcı gazları dağıtıp, emniyet açısından güvenilir hale getirmedikçe, amelenin ocağa girişine müsaade edilmeyecektir. Şayet, amelenin ocağa girmesinden sonra patlayıcı ve yanıcı gaz fark edilirse, hiç vakit kaybetmeden amelenin dışarıya çıkartılması şarttır. &lt;br /&gt;Madde 8: Lağım ateşlenecek ocak mühendis ve çavuş tarafından muayene olunup, bir mahzur olmadığı anlaşılmadıkça ateşleme yapılmayacaktır. Ateşleme kazmacılar vasıtasıyla yapılacaktır.&lt;br /&gt;Madde 17: Mühendis ve çavuş tarafından amelenin ocağa girişinden önce, bütün tahkimat aksamı gayet dikkatle muayene edilip tehlikeli mahallerin tamirci postası tarafından vakit geçirilmeden değiştirilecektir.&lt;br /&gt;Bu emniyet nizamnamesinin yayınlanmasından sonra maden mühendisleri, maden mühendisliği kavramı ile “işçi sağlığı ve iş güvenliği kavramı”nın her alanda yerleşmesini sağlamaya başlamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;SONUÇ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı İmparatorluğu taşkömürü ile geç tanışmış, önce yabancı ülkelerin mevzuatını tercüme ederek ve daha sonra ülke gereksinimlerine uygun mevzuat üretmiştir.&lt;br /&gt;İşçi sağlığı ve iş güvenliği yönelik önlemleri giderek ayrıntılandırılmış maden mühendisinin tartışılmaz rolü ve görevleri açık bir biçimde ortaya konulmuştur.&lt;br /&gt;Mühendisler raporlarıyla kaza nedenlerini açık açık ortaya koymuş, kaderci anlayışlar yıkılmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;O dönemde, maden işletmelerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğinde maden mühendisinin çok daha önemli bir yeri bulunduğu görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• • Cumhuriyet döneminde Maden mühendisi yetiştirmek amacıyla açılan “Yüksek Maden ve Sanayii Mektebi” kısa süren eğitimiyle 70 mühendis yetiştirildikten sonra kapatılmıştır.&lt;br /&gt;• • Havzada Devletciliğin yerleşmesi amacıyla önce devlet şirketleri kurulmuş ve geliştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• • Bir çok sosyal politikalar ve işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri nizamnamelerde ve kanunlarda yer aldıysa da iş kazaları açısından önemli bir gerileme görülmemiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• • Üretimin geri teknoloji ile sürdürülmesi, işçilerin kültür seviyesinin düşüklüğü, 1935 yılından sonra uzun ayak sisteminin yerleşmesiyle birlikte, ayak boyunda meydana gelen kazı boşluklarına (arka boşluk) gaz birikmesiyle, meydana gelen büyük gaz ve toz patlamaları, ölümlü iş kazalarında büyük bir artışa neden olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• • Özellikle M.K.K. (1940-1948) Dönemi ve 12 Eylül 1980 faşist diktatörlüğün baskıcı rejimi ve liberal politikaların olumsuz etkisiyle kitle katliamlarına varan iş kazaları vukuu bulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• • Ayrıca, 1980 sonrası Havzanın özel işletmelere açılmasıyla Osmanlının ilk dönemlerindeki gibi işin ehli olan olmayan bir çok müteşebbis, az yatırımla çok para kazanma hırsıyla, işsizliği ve sefaleti sömürülen bir çok gencin iş kazalarında ölümüne neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• • İş kazalarının engellenmesinde en önemli etken olaya bilimsel olarak yaklaşmaktır. Bilimsellik, işi şansa ve ilahi gücün insafına bırakmaz. O nedenle devlet yöneticilerinin kendi üzerindeki sorumluluğunu ve iş cinayetlerindeki paylarını gizlemek için iş kazalarını ve ölümleri, “kader,” “alın yazısı,” “afet,” “güzel ölüm” olarak yorumlamaları çağdışılığın göstergesi ve gerici bir zihniyetin yansımasıdır. Asıl tehlikeli olan budur. Bu durum düzelmeden ne havzamızda nede ülkemizde ileriye dönük iyimserlik taşımanın hiçbir anlamı yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• • Beni dinleme zahmetine katlandığınız için hepinize teşekkür eder, şükranlarımı sunarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;MADEN İŞLETMELERİNDE&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;SEMPOZYUMU&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;24-25 Kasım 2011&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Zonguldak&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;TMMOB Maden Mühendisleri Odası&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;EROL ÇATMA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;Emekli Maden İşçisi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;erolcatma67@gmail.com&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-8596398347198575863?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/8596398347198575863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=8596398347198575863' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/8596398347198575863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/8596398347198575863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2012/01/osmanli-doneminde-maden-muhendislerinin.html' title='OSMANLI DÖNEMİ’NDE MADEN MÜHENDİSLERİNİN İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ GÖREVLERİ'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-8505851183562468845</id><published>2012-01-14T04:28:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T04:30:51.429-08:00</updated><title type='text'>KDZ. EREĞLİ İDMAN YURDU AZA DEFTERİ VE BİR KENTİN HAFIZASI</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;strong&gt;KDZ. EREĞLİ İDMAN YURDU AZA DEFTERİ VE BİR KENTİN HAFIZASI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mTlB_wofYMs/TxFzUdT121I/AAAAAAAAAm8/sAMoxwL-aW4/s1600/1933+KDZ+ERE%25C4%259EL%25C4%25B0+G%25C3%2596ZTEPE+VE++PARK.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" kba="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-mTlB_wofYMs/TxFzUdT121I/AAAAAAAAAm8/sAMoxwL-aW4/s400/1933+KDZ+ERE%25C4%259EL%25C4%25B0+G%25C3%2596ZTEPE+VE++PARK.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;strong&gt;&amp;nbsp; KDZ.EREĞLİ 1933&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kdz. Ereğli 1930’lu yılların başında 5500 civarında nüfusu olan bir şehirdi. Bu dönemde havzanın en eski ve güçlü şirketlerinden olan Fransız sermayeli Ereğli Şirketi hala varlığını sürdürüyordu. Havzada yeni şirketlerin kurulması ve kömür işletmeciliğinde yeni tekniklerin uygulanmaya başlanması ile kömür üretimi hızla artırmış ve hükümetin teşvikiyle ihracat canlanmıştır. Çamlı ve Kireçlik gibi bölgelerde çıkarılan kömürün kıyıdan gemilere yüklenmesi işi veya bir başka deyişle tahmil ve tahliyecilik denilen yükleme-boşaltma işi bu tarihlerde büyük önem kazanmıştır. Bu dönemde kayığı ve mavnası olanlar, Kdz. Ereğli’nin dar gelirli ve işsiz gençlerini kürekçi ve hamal olarak yanlarında çalıştırarak önemli servet sahibi olmuşlardır. Kdz. Ereğli’de bugün de varlıklarını koruyan bazı tüccar ailelerin serveti tahmil ve tahliye kaynaklıdır. Bu yıllar balığın ve çileğin bol olduğu ama fakirliğin doruğa ulaştığı yıllardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyetinin ilk ili olma özelliğine sahip Zonguldak; 1 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilat- ı Esasiye Kanunu’nun 60. maddesine göre sancaklar kaldırılınca vilayet yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak’ta kömür işletmelerinin varlığı ve buranın il yapılması sonucunda Zonguldak’ın ilçeleri bundan yararlanarak öğrencilerini il merkezine ortaokula gönderme yoluna gitmişlerdir. Fakat Kdz. Ereğli’yi vilayete bağlayan bir yol bulunmadığından Kdz. Ereğli Zonguldak’ta açılan ortaokuldan pek yararlanamamıştır. Oysaki o yıllarda Kdz. Ereğli’de bulunan Süleymaniye Mektebi, Bozhane Mektebi, Gülüç Mektebi, Kayabaşı Mektebi sayesinde çocuklar iyi bir eğitim alıyordu. Okuma yazma oranı o döneme göre yüksek sayılabilirdi. Ama ne yazık ki ilkokul sonrası gidilebilecek bir okul bulunmuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak ile karayolu bağlantısı olmadığından tek bir yol kalıyordu o da deniz yolu. Küçücük sebze motorları ve yine ticari eşya taşıyan motorlar ile 25 millik yol 4-5 saatte alınıyordu. Bu hem tehlikeli hem de oldukça mali yük getiren bir yolculuktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olumsuz durum 1937 yılında sona erdi. Kdz. Ereğli Kaymakamlığı ve Belediyesi Ereğli’de Ortaokul açmak için harekete geçti. Bunun için uygun bir bina gerekmekteydi. Bu sırada kent içinde Halil Paşa Konağı diye bilinen yapının Karamahmut ailesi tarafından satışa çıkarıldığı öğrenilince bina o günün parası ile 6,198 liraya Belediyece Ortaokula çevrilmek üzere satın alındı. Ve ortaokul açıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kdz. Ereğli’nin 1930’lu yıllarda ki genel atmosferine daha ayrıntılı bilgiler katmak için şu an elimizdeki en değerli birinci elden kaynak “1930 Ereğli İdman Yurdu Aza Defteri” dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-m7Mv84NKIeo/TxFzXYqTmwI/AAAAAAAAAnE/-ew6zau1d7E/s1600/%25C4%25B0DMAN+YURDU+KUL%25C3%259CB%25C3%259CN+KURUCUSU+SADEDD%25C4%25B0N+ER%25C4%25B0%25C5%259EEN+%25E2%2580%2598E+A%25C4%25B0T+B%25C4%25B0LG%25C4%25B0LER.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="293" kba="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-m7Mv84NKIeo/TxFzXYqTmwI/AAAAAAAAAnE/-ew6zau1d7E/s400/%25C4%25B0DMAN+YURDU+KUL%25C3%259CB%25C3%259CN+KURUCUSU+SADEDD%25C4%25B0N+ER%25C4%25B0%25C5%259EEN+%25E2%2580%2598E+A%25C4%25B0T+B%25C4%25B0LG%25C4%25B0LER.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bundan 3 sene önce Kdz. Ereğli’nin en eski ve köklü eczanesi Memleket Eczanesi’nde sohbet edip çayımı yudumlarken Eczanenin 3. kuşaktan sahibi Sayın Sadun DURAN bana gülümseyerek Ereğli İdman Yurdu Aza defterinin kendinde olduğunu söyleyince şaşkınlığı ve sevinci aynı anda yaşadım. Sadun Bey defteri içeriden getirdi. Kalbim küt küt atarak ilk sayfayı açtım. İlk sayfadaki fotoğraf kulübün kurucularından ve reisi Sadeddin Bey “Aman Allahım !” evet o işte ben bu kişiyi 5,5 yıldır araştırıyordum. İşte artık fotoğrafı ve kişisel bilgileri elimde idi. Sayfaları bir taraftan çeviriyorum bir taraftan da şahıslar hakkında Sadun Bey’e bilgiler aktarıyorum. Bir taraftan Eczaneye gelip giden müşteriler oluyor onlarla da sevincimi paylaşıyorum. Sadun Bey Sadedin Bey’in dedesi Sabit Bey’e 1934 yılında Antalya’dan atmış olduğu foto kartı (kartpostal) bana bilgisayarından gösterdi. Evet dedim onun imzası çünkü bu imzayı daha önceden tanıyordum. Aza defterinde de henüz soyadı kavramı olamadığı için sadece adını içeren hattat edası ile atılmış o estetik imza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadun Bey’in ağzından o sihirli cümle döküldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-Hocam bu defteri alın inceleyin ve işiniz bitince getirirsiniz.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hazine sandığı bulmuş defineci sevinciyle iyi günler dileyerek eczaneden evime bir anda adeta uçuyorum sayfalar, bilgiler ve fotoğraflar o kadar ayrıntılı net bilgiler var ki kafamda yerine tam oturmamış rivayet gibi kalan birkaç konu bir mozaiğin küçük küçük taşları gibi artık yerlerine oturuyor&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-tHvm1xrHJqs/TxFza-6vrYI/AAAAAAAAAnM/itgFAL0DTEU/s1600/ERE%25C4%259EL%25C4%25B0+%25C4%25B0DMAN+YURDUNUN+KURUCULARI+1930.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="201" kba="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-tHvm1xrHJqs/TxFza-6vrYI/AAAAAAAAAnM/itgFAL0DTEU/s400/ERE%25C4%259EL%25C4%25B0+%25C4%25B0DMAN+YURDUNUN+KURUCULARI+1930.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ereğli İdman Yurdu Aza defterinde 132 sayfa kayıt tutulmuş üye bilgiler Sadeddin ERİŞEN tarafından tek tek işlenmiştir. Kayıtlı 130 üye gözükmektedir.(2 sayfa boş bırakılmıştır) Üyelerinin profilini kabataslak incelersek Dönemin Zonguldak Mebusları Celal Sahir Bey (Fahri Üye) ve Ragıp Bey (Fahri Üye) Dönemin Kaymakamı Mehmet Halit Bey (Fahri üye) 18 Erkek 6 Bayan olmak üzere toplam 24 Muallim (Öğretmen), 2 Kömür Şirketi Temsilcisi, 3 Mühendis, 22 Memur (çeşitli kurumlarda çalışan), 3 Muhasip,5 Şirket Kâtibi, 2 Vapur Acentesi Sahibi, 4 Maden İşletmecisi, 9 Sandal, Kayık Sahibi ve Motorcu, 1 Eczacı, 1 Doktor, 1 Diş Hekimi, 1 Liman Reisi, 10 Adet Küçük Esnaf, 8 Tüccar, 3 Müfettiş, 1 Sorgu Hâkimi, 2 Asker Emeklisi, 4 Öğrenci, 1 Eczacı kalfası, 1 Yurt odacısı, 1 Harman Çavuşu şeklindedir. Geri kalan üyelerle ilgili herhangi bir meslek kaydı yoktur. Bayan Üye sayısı 18’dir ve yukarıda belirtildiği gibi 6 tanesi öğretmendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1930 yılı Kdz. Ereğli eğitim istatistiklerine bakıldığında ilçedeki toplam öğretmen sayısı zaten 56 kişidir. Tüm öğretmenlerin neredeyse yarıya yakını Ereğli İdman Yurdu üyesi olmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak Mebusu 94 numaralı üye Ragıp Bey’in ( ÖZDEMİROĞLU ) ilgili sayfasında şöyle bir not dikkatimizi çekiyor. Yurt binasının icarını deruhte etmiş (Binanın kirasını üstlenmiş) ve bu sebepten kendisine heyet-i idare kararı ile teşekkür name takdim edilmiştir.(Karar 23.7.1932)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer Zonguldak Mebusu 67 numaralı üye Celal Sahir Bey (EROZAN) ise gayet renkli bir simadır. 29 Eylül 1883’te İstanbul’da doğmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun dört kurucu üyesinden biridir. “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”nin kuruluş dilekçesinde görevi, “veznedar” olarak belirtilmiştir. 26 Eylül 1932’de toplanan ilk Türk Dili Kurultayı, dilin sözvarlığını saptamak üzere “Lügat ve Istılah Kolu”nu kurmuş, “Umumi Merkez Heyeti” de kol başkanlığına Celal Sahir EROZAN’ı getirmiştir. (1932)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ereğli İdman Yurdu denilince akla gelen, şehrimizin hafızasında önemli bir iz bırakan olay 9–13 Temmuz 1934 tarihinde gerçekleşen kikler ve yelkenli ile gerçekleştirilen İstanbul seyahatidir. Bu seyahatli ilgili taradığım kaynaklarla aza defterindeki bilgiler iyice örtüştü. Ereğli İdman Yurdu kürek çekerek sahilleri takip ederek bu zorlu işi başarmış. İki takım oluşturulmuş birinci kiktekiler 20 yaş altı ikinci kiktekiler ise 20 yaş üstündekilerden seçilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolculuğa katılanlar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin GÜRDAL (Moskof), Zülfi ÇITAK, Yakup ARGÜN, Vahit Bey, Hacı KUZU, İzzet Bey, Abdullah OKAY (Sandalcı), Ekrem SÜREL (Bakkal), Abdullah ÜLKER, Ahmet Bey (Kara Kulukçu), Ahmet KAPLAMA (Fırıncı), Şinasi Bey (Hacı oğlu), Mehmet ABALI (Abalı oğlu), Müslim oğlu İbrahim Bey (Sandalcı) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yelkenlide ise Şaban (DALAY) Bey (Öğretmen), Zekai Bey (Öğretmen), Şahidi Bey (Öğretmen), Halis Bey (Kökçülerin Hacı Mehmet’in oğlu), İsmail AKSAN, Refik SART ve İdman Yurdu Kulübü’nün Başkanı Sadeddin ERİŞEN bey bulunmaktadır. Hafız Mehmet Bey (Ölecek oğlu) seyahatte idare memuru olarak görevlendirilmiştir. Yine Kulüp Aza defterinden öğrendiğimize göre Refik SART dönüşte İstanbul’da kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Temmuz 1934 tarihli Cumhuriyet gazetesinde 5. sayfada bu seyahat haber olarak verilmiştir. Buna göre bir çifte, iki kik ve bir ağırlık sandalı ile 20 kadar sporcunun İstanbul’a ulaştığı, sporcuların İstanbul Halkevi’nde misafir edildikleri, İstanbul da dört gün kalarak yine İzmit körfezi sahillerinden dolaşarak, futbol maçları da yaparak Ereğli’ye dönecekleri belirtilmiştir. Bu süre zarfında sandalların Galatasaray’ın Bebek’teki denizcilik lokalinde kalacağı bilgisi de verilmektedir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadeddin Bey ile ilgili şu bilgileri ise yine Kulüp Aza defterinden ulaşıyoruz.1909–1914 yılları arasında İstanbul’da Hubertus Avcı Kulübü İdari üyesi, Devrek Avcı Cemiyeti kurucusu ve başkanı, İstanbul Stadyum kurucularındandır.20.08.1930 tarihinden 12.05.1935 tarihine kadar Ereğli İdman Yurdu başkanlığını yaptı. Sadeddin Bey Kulüp başkanlığından kendi isteği ile işlerinin yoğunluğunu mazeret göstererek istifa etmiştir. İdare heyetinde ise göreve devam etmiştir. İdman Yurdu aza defterini incelerken dikkatimizi çeken nokta şu oldu. Maarif Memuru olan 1902 doğumlu Mustafa oğlu Sırrı Bey yurt içinde bazı tutumları yüzünden tepki görmüş idare heyetiyle anlaşmazlığa düşmüş ve istifa etmiştir. Bu şahıs daha sonra dışarıdan Ereğli İdman Yurduna düşmanca bir tutum izleyerek üyeleri istifaya zorlamıştır. Defter kayıtlarına göre Sadeddin Bey tarafından mahkemeye verilen Sırrı Bey özellikle İdman Yurduna üye öğretmenlere baskı yapmış bunun sonucunda 60 numaralı üye Öğretmen İdris Bey 72 numaralı üye Öğretmen Şahin Bey 88 numaralı üye Öğretmen Nuri Bey baskılara dayanamayarak istifa etmiştir. Bu baskı daha sonra ise Kaymakam Emin Bey tarafından da uygulanmış bunun sonucunda da Tahrirat kâtibi 71 numaralı üye Salih Zeki Bey ve Orman memuru 91 numaralı üye Celal ACAR (Baron) istifa etmek zorunda kalmış fakat Celal ACAR’ın istifası kabul edilmemiştir. Tüm bu baskılar Sadeddin Bey’i yıpratmış olmalı ki oda başkanlıktan istifa etmiştir. Daha sonra ise bu baskılar artarak onu Kdz. Ereğli’den ayrılmaya hatta sürgüne sürükleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadeddin ERİŞEN ”KOZES” “adlı şirketin Ereğli mümessili (temsilcisi) olarak görev yapardı. Ereğli’ye gelen yabancı vapurlara kömür yüklenmesi ve sevkiyat işleri ile uğraşıyordu. Yardımsever bir kişi olarak sevilirdi, fakir babasıydı. Gemilerden artan kömürü yoksullara dağıtırdı. Ereğlili motorcuların halkı mağdur ettiği şikâyetleri üzerine motorcuların yüksek fiyatlarla yolcu taşımalarını engelledi kendi motoruyla düşük fiyatlarla yolcu taşıttı. Bu olay onun Ereğli’den mecburen ayrılmasına sebep olan süreci başlattı.128 imza toplanarak “KOZES” Şirketinin nakliye işlerini yürüten mümessil Sadeddin Bey’e karşı bir kampanya oluşturuldu. Casuslukla itham edildi. 3 ay İstanbul’da gözaltında kalan Sadeddin Bey mahkeme kararıyla Romanya’ya sürgün edildi.16 ay vatansız olarak Romanya’da yaşadı. Dönemin Zonguldak milletvekilleri durumu Mustafa Kemal ATATÜRK’e arz eyledi. Dosya ATATÜRK ’e getirildi, dosyayı inceleyen ATATÜRK emir vererek bir karar çıkarttı. Böylece çıkarılan meclis kararıyla vatanına döndü fakat maalesef Ereğli’ye gelmedi, Ereğli gençliği böylece 1937 yılında önderini yitirmiş oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadeddin Bey deniz sporlarına çok önem verirdi. Bugünkü SSK Hastanesinin bulunduğu yerde 1 Temmuz Denizcilik Bayramı ve 30 Ağustos Tayyare Bayramları münasebetiyle kik yarışları, sandal yarışları, mavna yarışları, yüzme ve ördek kapma yarışmaları yapılırdı. Ayrıca bayanların da kürekçi takımları vardı. İdman Yurdunun 17 ve 20 numaralı üyeleri iki bayan ile ilgili Kulüp Aza defterinden buraya vereceğimiz bilgiler bize 1930’lu yılların Kdz. Ereğlisi ile ilgili çok değerli bilgiler sunuyor. 17 numaralı üye Adile Hanım Sadeddin ERİŞEN’in kızıdır. Adile Hanım 30 Ağustos 1931 tarihinde Tayyare Bayramı menfaatine düzenlenen deniz yarışlarında 2 çifte sandal ile birinci gelmiştir. 20 numaralı üye Perihan Hanım’da aynı şekilde 30 Ağustos Tayyare Bayramı münasebetiyle 4.9.1931 tarihinde yapılan iki çifte Hanım sandal yarışlarında birinci gelmiştir. Bugün bile zevkle izlenen yağlı direk yarışmasının ödülünü bizzat Sadeddin Bey cebinden öderdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmetli Sadeddin ERİŞEN’in İstanbul’da ki torunu Semra ARZIK hanım çalışmalarımdan internet blog sayfam sayesinde haberdar olmuş ve 3 yıl kadar önce bana telefon ile ulaşmıştı. O an sevinci ve şaşkınlığı beraber yaşamıştım. Şu an hala kendisi ile irtibat halindeyiz ikna edebilirsem Sadeddin ERİŞEN ve arka planda 1930’lu yılların Ereğlisini bir romanda anlatmak istiyorum. Ayrıca Kdz. Ereğli’ye bir kent tarihi müzesi kazandırmak en büyük idealim bu gerçekleşirse Aza Defterini Sadun Bey bu müzeye bağışlayacak bende 10 yıldır topladığım tüm belgeleri bağışlamayı düşünüyorum. Mevlam Görelim Neyler, Neylerse Güzel Eyler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-mGwXiFSqPMU/TxFzeiqYaXI/AAAAAAAAAnU/YoajYkIeaSs/s1600/1930+%2527LU+YILLAR+B%25C4%25B0R+GRUP+%25C3%2596%25C4%259ERENC%25C4%25B0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" kba="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-mGwXiFSqPMU/TxFzeiqYaXI/AAAAAAAAAnU/YoajYkIeaSs/s400/1930+%2527LU+YILLAR+B%25C4%25B0R+GRUP+%25C3%2596%25C4%259ERENC%25C4%25B0.jpg" width="263" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-mbfTJDvWLRk/TxFzlLuP5gI/AAAAAAAAAnc/vN4e5k1lpcA/s1600/KDZ.ERE%25C4%259EL%25C4%25B0+BANDOSU.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="230" kba="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-mbfTJDvWLRk/TxFzlLuP5gI/AAAAAAAAAnc/vN4e5k1lpcA/s400/KDZ.ERE%25C4%259EL%25C4%25B0+BANDOSU.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-8505851183562468845?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/8505851183562468845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=8505851183562468845' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/8505851183562468845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/8505851183562468845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2012/01/kdz-eregli-idman-yurdu-aza-defteri-ve.html' title='KDZ. EREĞLİ İDMAN YURDU AZA DEFTERİ VE BİR KENTİN HAFIZASI'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-mTlB_wofYMs/TxFzUdT121I/AAAAAAAAAm8/sAMoxwL-aW4/s72-c/1933+KDZ+ERE%25C4%259EL%25C4%25B0+G%25C3%2596ZTEPE+VE++PARK.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-6183722727820919129</id><published>2011-12-29T11:10:00.000-08:00</published><updated>2011-12-29T11:14:30.735-08:00</updated><title type='text'>BEHÇET NECATİGİL’İ DOĞUM GÜNÜNDE ANIŞ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;BEHÇET NECATİGİL’İ DOĞUM GÜNÜNDE ANIŞ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Erol ÇATMA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-CsRm6siEYE4/Tvy78X0SCeI/AAAAAAAAAm0/GJQqwAUrhzI/s1600/LBNECA%257E1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="230" rea="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-CsRm6siEYE4/Tvy78X0SCeI/AAAAAAAAAm0/GJQqwAUrhzI/s320/LBNECA%257E1.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil ve Zonguldak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil’in Ahmet Naim’e yazdığı mektup olmasaydı, belki de Behçet Necatigil’in Zonguldak’ta, bir zamanlar benim de okuduğum Mehmet Çelikel Lisesi’nde öğretmenlik yaptığını bilmeyecektim. Biraz da araştırmacı mantığı ile Behçet Necatigil’in bu dönemlerini öğrenmeye çalıştım. Beni mutlu eden başka bir nokta ise, yıllar önce dilimden düşürmediğim bir şiirin de Behçet Necatigil’e ait olmasıdır, aslında bu beni biraz da mahcup etti. “Gizli Sevda” o yıllarda çok sık okunurdu. Ben “Gizli Sevda” şiirini hala ezbere okuyabiliyorum. Bir şiiri otuz yıl ezbere okuyan bir insan o şiiri çok sevmiş olmalıdır, ama yazarını unutmak korkunç bir vefasızlıktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim yazdıklarım “yazın eleştirmenliği” sayılmamalıdır. Yazın dünyasında, edebiyattan çok, Zonguldak için bir şeyler yazmış ve karıncalar ordusu gibi yeraltını oyan maden işçilerinin çığlıklarını yansıtan yazıncılarla ilgilenmekteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil, 14 Nisan 1916 günü İstanbul’da Fatih semtinde dünyaya gelir. Babası Kastamonuludur. O dönemlerde Beyoğlu ve Sarıyer Müftülüklerinde vaizlik görevinde bulunmaktadır. Annesi Bedriye hanımsa Geliboluludur. Bedriye hanım geçirmiş olduğu ağır bir tifo hastalığını henüz atlatmak üzereyken oturmuş oldukları konağın yanmasıyla meydana gelen korku ve heyecan nedeniyle “mide humması”ndan 27/28 Haziran 1918’de vefat eder. Behçet Necatigil o zaman henüz daha iki yaşındadır. Babası Saime hanım isminde bir kadınla evlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil’in hayatı bundan sonra anneannesinin eviyle üvey annesinin evi arasında sürüp gider. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil hastalıklı ve huzursuz bir çocukluk dönemi geçirir. Üvey annesinin şefkat göstermemesinin yanında ayrıca ağır bir cilt hastalığına yakalanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necatigil çocukluk dönemini bir şiirinde şöyle anlatır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Doğdum dünya harbi, birinci dünya harbi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğum veremli inek sütleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boynumda, kollarımda oyuk lenfa bezleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastane koridoru, beklemek, küvet, irin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acısını ancak bir ben bilirim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin izleri derimde utanacak değilim”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necatigil bir süre de Kastamonu’da akrabalarının yanında kalır. Annesinin erken ölümünün onu derinden etkilemesini şu satırlarla ifade eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir köy, anızlar kesmiş tabanlarımı, şehirlere getirildim sonra. Çocuk anasız kaldı mı, iş işten geçmiş ola.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet’in ilanından sonra dini görevinden ayrılan babası “Singer Müfettişliği” alıp, ailesiyle birlikte Kastamonu’ya gider. Behçet Necatigil de 1923 yılında Beşiktaş Cevri Usta İlkokulu’nda başladığı eğitimini dördüncü sınıfa kadar burada sürdürmüş, son sınıfı da Kastamonu Erkek Muallim Tatbikat Mektebi’nde tamamlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil ortaokula Kastamonu Lisesi’nde başlar. Ancak hastalıkları nedeniyle okula iki yıl ara verir. Ortaokuldaki Türkçe öğretmeni Şair Zeki Ömer Defne’dir. Zeki Ömer Defne, Behçet Necatigil’in edebiyata ve sanata olan yeteneğini fark eder ve onunla yakından ilgilenmeye başlar. Behçet Necatigil’in hastalığı nedeniyle ameliyat ve elektrik tedavisi gerekmesi üzerine tekrar İstanbul’a döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil 1931 yılında Kabataş Lisesi orta ikinci sınıfa kaydolup iki yıl sonra ortaokulu, üç yıl sonrada lise edebiyat kolunu birincilikle bitirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1936 yılında Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydolur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil üniversitede Cahit Külebi, Ahmet Ateş, Mehmet Kaplan, Fahri İz, Samim Kocagöz, Sabahattin Kudret, Salah Birsel, Tahir Alangu gibi sanatçı, yazar ve bilim adamlarıyla birlikte olur ve Ekim 1940 yılında fakülteden birincilikle mezun olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversiteden mezun olduktan sonra Kars ve Antalya arasında tercih yapmak mecburiyetindedir. Behçet Necatigil öğretmenlik yapacağı yeri Kars olarak belirler, 1940 yılında Kars Lisesine Edebiyat öğretmeni olarak gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil Kars’ta bulunmaktan pek şikayetçi olmaz, aşırı soğuklardan kendisini koruduğu müddetçe bir problemi yoktur, ama hastalığı onu rahatsız etmeye başlar. Kars’ta geçen günlerinde daha rahat, huzurlu ve asude bir hayat yaşar. En azından orada kendisine ait bir odası, sobası ve rahatı vardır. Hatta Zonguldak’taki öğretmenlik günlerinde Kars’a tekrar dönmek için müracaat etmeyi bile düşünür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil Kars’ın aşırı soğuğuna dayanamaz rahatsızlanır ve bu sebeple Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesine nakledilir. Bir anlamda yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur. 9 Ekim 1940 yılında başlayan bu görevi 1 Mart 1943 yılına kadar devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemler Zonguldak ülkenin en ağır yükünü taşımaktadır. Bu yıllar Zonguldak’ta Milli Koruma Kanunu bütün hışmıyla sürmektedir. Maden işçilerine mükellefiyet uygulamasının yanında İkinci Dünya Savaşı’nın da beraberinde getirdiği yaşam zorluğu, hayatı her yönüyle olumsuz yönde etkilemektedir. Bir süre sonra gıda maddelerinin karneye bağlanmasının yanında, karaborsa ve yokluk had safhaya ulaşır. Bütün bunların yanında Necatigil’i en fazla rahatsız eden şey, kömür tozlu ve sisli olduğu kadar aşırı rutubetli Zonguldak havasıdır. Bu rahatsızlığı ile ilgili olarak, Nurullah Çetin, “Necatigil Zonguldak’ta sıkıntılı ve hastalıklı günler geçirir. Rutubetli, berbat, pis havalı, karanlık, kasvetli, soğuğu iliklere işleyen bir şehir olarak nitelediği Zonguldak’ta tutulduğu hastalıklardan şikayetçidir. Zayıf bünyesi otel odalarında yaşamaya tahammül edemez. Maaşını almada aksaklıklarla karşılaşır ve para sıkıntısı çeker. Zonguldak onu hiçbir şekilde memnun etmemiştir.” der. (Nurullah Çetin, Behçet Necatigil, Hayatı, Sanatı ve Eserleri, T.C. Kültür Bakanlığı, Kültür Eserleri Dizisi, 1997, s.198.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak’ta geçen hastalıklı zor günlerini Tahir Alangu’ya yazdığı bir mektubunda şöyle dile getirir: “Müşkül günler geldi çattı dostum. Adenetim bir gecede birden delindi. Bol gıda, bünyeyi takviye. Fakat lokantada yemekler gittikçe azalıyor ve mevcutlar da gittikçe pahalılanıyor.(…) Eskiden mesela Kars’ta öksürdüğümü hiç bilmezdim. Ama burada bu kömür tozları teneffüste, bir cigara içmeye göreyim, gecesi tıkanırcasına öksür de öksür.” (Nurullah Çetin, age, s.198) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil’in Zonguldak’ta kaldığı otel havasız ve rutubet kokmaktadır. Pek de aydınlık olmayan lambaların altında yazılı yoklama kağıdı ve vazife defteri okuyabilmek için ayakta durarak lambaya iyice yaklaşmak gerekmektedir. O dönemlerde de henüz vekil öğretmendir. Asaleten tayini gelmediği içinde oldukça şikayetçidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde öğrencilerine köylerindeki ve kasabalarındaki folklor ürünlerini yazıya geçirmelerini, bunları Halkevleri dergilerinde yayımlayacağını söyleyerek onları folklor derlemelerine yönlendirir. Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu ile birlikte Zonguldak’ta bir sanat çevresi oluştururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir yazmaya çok küçük yaşlarda başlayan Behçet Necatigil, 15 Temmuz 1943 tarihine kadar yayınladığı şiirlerin altına “Behçet Necati” imzasını atar. 15 Temmuz 1943 tarihinde yayımladığı “Okumak Hakkında”, “Gençken II”, “Bu şehirde (Yabancı Şehir)” şiirinde ve daha sonraki tüm şiirlerinde Behçet Necatigil imzasını kullanır. (Nurullah Çetin, age, s.198)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil, asıl kendi sesini Kars (1941) ve Zonguldak (1942-1943) liselerindeki öğretmenliği sırasında bulmaya başlamıştır. Özellikle Zonguldak dönemi, onun şiirinin oluşumunda önemli bir yere sahiptir. Çünkü burada sanatı için verimli bir çevre bulmuştur. Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu gibi iki kuvvetli şairlerle birlikte çalışmışlar ve Zonguldak’ta çıkan “Ocak” ve “Yeni Zonguldak” gazetelerinde, “Karaelmas” ve “Değirmen” (İstanbul) dergisinde şiir ve yazı yayımlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil, Tahir Alangu’ya 14 Nisan 1942 tarihinde yazdığı bir mektubunda “Yeni Zonguldak” adlı mahalli gazeteye yazdığından şöyle söz eder: “Yeni Zonguldak isminde on haftadır çıkmaya başlayan bir gazetenin muharrir kadrosunda fisebilillah [karşılıksız] yazı yazıyorum. ‘Bir Adamın Kuruntuları’ başlığı altında hemen hemen her nüshada çıkan lirik(!) nesirler bu aciz kaldırımdaşının kalem ve karihasından [insanda kendiliğinden meydana çıkan fikir ve niyet] çıkar.“ (Nurullah Çetin, age, s.198)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil’in bu dönemde “Yeni Zonguldak” ismindeki gazeteye “Bir Adamın Kuruntuları” başlığı altında 11 Şubat 1942’de yazdığı “Rıhtıma Doğru” denemesinde, “Şimdi bu gece oldukça sakin bir denizin dalgalarına dalaraktan hareket ettiğim bir alemde, kendimle baş başa, nereden geldikleri belirsiz hazlar, huzurlar içinde, ihtimal günlük yorgunluğun zoruyla ihsasların [duyurma, üstü kapalı sezdirme] gişesini de kapamış bir beldenin, hiç değilse bu gecelik hiçbir şeyi umursamayan selametinde, gerisingeri dönüyordum. İsteklerim, inkisarlarım [gücenme, gönül kırma], sıkıntılarım uykuya dalmışlardı. Onlar içerimde rahattı ve neticede, bir gece vakti, Zonguldak’ta ben rahatım” cümleleriyle o anlık da olsa Zonguldak’la ilgili memnuniyetini belirtmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necatigil 1 Ocak 1943’de yazdığı “Gece Gezintileri” denemesinde de Zonguldak’tan güzel bir kesit sunar: “Gece bizi, hemen her seferinde, sokaklarda gezdirir. Bir çocuk bunca zamandır görmediği hasreti annesine kavuşurcasına şiir, ekseri gecenin bizi davet ettiği köşe bucaklarından kollarımıza atılır; şaşkınlığımız uzun sürer, çünkü biz şiiri, aydınlık sabahlarda henüz herkes uyurken tenha rayların uzandığı bir deniz kıyısında bulacağımızı sanırdık. Onun için, sabah sessizliğinde bir park sırasında oturup kitap okuyor derlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lambaların kömür tozu oynaşan sarıbeniz ışıkları, geceye mahsus. Lambalar biz onlara yanaştıkça hep ayaklarımıza bakıyorlardı. Biz ise yüzümüze bakılsın isterdik. Çünkü yüzümüz gecenin serini ve sevinci içinde parlıyordu ve yorgunluğumuzdan kimseye bahsetmemeye söz verdikleri halde, sarıbeniz ışıklara her şeyi ilan eden ayaklarımız hain ve haklı, daha ileri yürümemek için direniyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezarın bir cankurtaran otomobili içinde korkunç feryatlar kopararak bir adamın vücuduna doğru şimşek gibi geçip gittiğini, bir gece vakti gördü. Hâlbuki o adam için, yıllardır beklediği sofralar daha yeni kurulmuştu. Ölümün durup dururken gelişi bize geceyi büsbütün sevdirdi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu denemeler “Behçet Necati” imzasıyla yayınlanmıştır. Behçet Necatigil imzasını da “Karaelmas” dergisinde yayımlanan “Şehirden Kaçmak - Şehre Sığınmak” isimli makalesinde görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necatigil’in “Yağmurlu Bir Akşamda” isimli denemesinde Zonguldak çok güzel dile getirilir. O yüzden olduğu gibi yayımlamakta yarar gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“BİR ADAMIN KURUNTULARI: YAĞMURLU BİR AKŞAMDA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşamki treni, uğurlayacak yolcusu olmadığı halde, selametlemeye yalnız iki kişi geldi: Bir çiseleyen yağmur, bir de bu satırların sahibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokomotif, ikimize de veda dumanları yollayarak, demir köprü bitimindeki karanlık oyukta kayboldu. Son vagonda tünelin içine koyunca, peşlerinden köprübaşına kadar gittim. Akmaktan ziyade kımıldayan, kapkara, yapışkan bir su, bütün sevincimi alt üst etti. Geri döndüm. Hat boyunda, karşılıklı bakışan boş vagonlar arasında, bu uzun, üstü açık koridorda yürüdüm. Damlalar, çinko levhalar ucundan boşluğa sarkıyor ve aynı noktaya düşen her su yuvarlağı, bir çivi gibi toprağı deliyordu. İçimden toprağa acımak teklif eden bir hissi, ilk adımda yanımdan uzağa sürdüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ray kenarına dökülmüş, traversler üstünde kalmış kömürleri toplayan çocuklarla, baharın geciktiğine dair laf attık. Konuşmamız bizi uzak konulara, ekmeğe ve ıslaklara gözlü, ele avuca sığmaz bir buzağı bıraktı. Kütükler arasındaki parça, kırık taşlar, makine yağlarıyla kararmıştı. Yazıları kirden okunmaz olmuş Karabük vagonlarının daralarını öğrendim. Peş peşe sigaralar, boğazımı yakıyordu. Kocaman tekerleklerin kapaklarını açarak içerilerine yağ döken adam, karşıki hastanenin, bugün pek erken ışık yaktığını hatırlattı. Akşam, her zamankinden önce inmiş ve makine yağları üzerinde yaşaran çimenlere bakarak Allah’ın büyüklüğüne, bir kere daha emniyet ettik. Bu iman tazelemesi şerefine, yeniden iki sigara dudaklarımıza birer imza gibi yapıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur ayaklarıma bedavadan cila vuruyordu. Islak paçalarıma aldırmayarak makas fenerlerindeki yeşil camlarla oyalandım. Büyük bir acele ile hat değiştirmeye koşan azgın bir lokomotif, beni koyu dumanlar içinde bıraktı. Yapraksız küçük çınarlarda şubat ayının unutup gittiği kozalaklardan koparıp paltomun ceplerine koymak istedim. Bir kömür işçisi, benden saati sordu, kozalakları unuttum. Mezbahadan doğru gelen dere, büyük taşların bulunduğu yerlerde beyaz köpükler çizerek, biraz ötemden akıyordu. Sular, yıllardır ayaküstü oluşan usancı içinde uyuşuk bir bezgindiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur, sadık bir köpek gibi peşimi bırakmadı. Şehir caddelerinde ben önde o arkada, beraber dolaştık. Sonra vaktin çok geç olduğunun farkına vardım ve elimi uzattım. Islak dilin temasını, elimin üstünde son bir kere duydum ayrıldık.” (Yeni Zonguldak, “Behçet Necati” imzasıyla, 25 Mart 1942)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necatigil’in Zonguldak’la ilgili birçok makale ve denemesi vardır. Necatigil’in bu yazıları tarih sırasına göre aşağıya alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir Adamın Kuruntuları” başlığı altında “Buğulu Camlar” 18 Şubat 1942’de, “Yalnızlığın Türküsü” 25 Şubat 1942’de, “O Kitaplar” 4 Mart 1942’de, Yağmurlu Bir Akşamda” 25 Mart 1942’de, “Küçük Ağaç” 1 Nisan 1942’de, “Avunmak” 8 Nisan 1942’de, “Hamit Hakkında” 15 Nisan 1942’de, Behçet Gönül imzasıyla “ Yadigar” 6 Mayıs 1942’de, “Kitap Konuşmaları” 2 Eylül 1942’de” Yeni Zonguldak’ta”, “Rüştü Ölünce” 16 Aralık 1942’de Ocak Gazetesi’nde, “Gece Gezintileri” 1 Ocak 1943’de Karaelmas Dergisi, “Kitap Konuşmaları” başlığı altında “Son Yıllarda Mevlana Yayınları” 15 Şubat 1943’de Karaelmas gazetesinde, “Şehre Sığınmak - Şehirden Kaçmak” Eylül 1943’de Karaelmas gazetesinde, “Muzaffer Tayyip’in Ölümünden sonra Fani Teselliler” Temmuz 1946’da Türk’ün Sesi Gazetesi’nde, “Rüştü Onur’u Anış” Aralık 1955’de, Yenilik’de yayınlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil, 11 Mart 1943 tarihinde İstanbul Pertevniyal Lisesi’ne atanarak Zonguldak’tan ayrılır. Pertevniyal Lisesi’nde iki ay çalışarak askerlik görevini yapmak için yedek subay okuluna gider. Askerlik dönüşünde Kabataş Erkek Lisesi’ne öğretmen olarak tayin edilir. 1960 yılında buradan İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü’ne nakledilir. 2 Ekim 1972 yılında da aynı okuldan emekli olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emeklilik yıllarında da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinin Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Enstitüsü’nde kompozisyon derslerine girdiği gibi, Yıldız Yüksek Teknik Okulu’nda da derslere girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil Sarıyer Orta Okulu öğretmenlerinden Huriye Korkut Hanımla tanışır ve 19 Ekim 1949 yılında evlenirler. Bu evlilikten Behçet Necatigil’in 4 Ocak 1951 de Ayşe ve 31 Ocak 1957 de Selma isminde iki kız çocuğu olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil yaşamı boyunca sayısız eserler vermesine rağmen genellikle ekonomik sıkıntılar içinde yaşar. İyi bir evi olması ve rahat geçinmesinden başka bir arzusu yoktur. Bunun içinde yaz tatillerinde bile tatil yapamaz çalışır. Ek gelir peşindedir. Yazdıklarından gelen paraları da kitaplara yatırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil 1979 yılının sonbaharında ölümüyle sonuçlanan inoperabl tümör hastalığına tutulur. Ekim ayında yüzü, boynu şişmiş, morarmış, sesi kısılmış ve soluğu daralmış bir halde hastalığının ağırlaşması üzerine akciğer kanseri teşhisi konularak Cerrahpaşa Hastanesi’ne yatırılır. 13 Aralık 1979 Perşembe günü saat 17.00 de hayata gözlerini yumar. 15 Aralık 1979 Cumartesi günü Zincirlikuyu mezarlığına defnedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil, sanat anlayışı ve tutumu bakımından özellikle “Kahveci Kızı” (Ağustos, 1944) şiirinden sonra “toplumcu realist” doğrultuda şiirler yazmıştır. O, toplumcu realizm anlayışına göre içinde yer aldığı sosyal topluluğun sorunlarını, acılarını, çilelerini realist bir gözlemle sunmaya çalışmıştır. Kendinden söz ettiği şiirlerinde bile aslında kendi bireyliği özelinde toplum genelini yansıtmaya gayret etmiştir. Bir anlamda toplumu ve orta yurttaşın trajik ve dramatik hayatını kendisinde duyumsamış ve toplumcu temaları kendi bireysel yaşantısının süzgecinden geçirerek vermiştir. (Nurullah Çetin, Kültür Bakanlığı, age, s.198)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun toplumcu realist sanat anlayışını benimsemesinde özellikle Fahir Önger, Oktay Akbal, Salah Birsel, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi sanatçılarla dostluk kurması, onlarla birlikte olması önemli bir etkendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maskeli Balo şiiri bu tür bir örnek olarak gösterilebilir. Bundan başka “Evlerle Savaş” şiirinde de geçim sıkıntısı ve orta sınıf vatandaşın yaşam mücadelesini görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EVLERLE SAVAŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Körükler cılız olmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerin hiddetini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerle savaşırız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir anlamıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerdeki hırsı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cansızlarla birlik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlılara karşı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tencerenin azgınlığı başta,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sofralarla beraber: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Getir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya durdukça&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tencere pişirecek sofra eritecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyaların azgınlığı tamam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi evlerde taraf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kopar musluk, kırılır cam;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç yoktan bir masraf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri mi kalır, kumaş, deri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar da zalim, kalleş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alalı kaç gün oldu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskir üst baş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erzaklar halimizden anlasa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biter sabun, biter şeker,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biter yağ,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biter gaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yılan güneşlerde uyanmış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateş yak, der oda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıda karakış,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstersen yakma!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Körükler cılız olmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerin hiddetini,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerle savaşımız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşların çetini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, 5.Baskı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MASKELİ BALO&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz yine o maskeli balodan döndünüz,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ben bu ismi verdim hayata-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duracak haliniz kalmadı ayakta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soyunup dökününüz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz kurt oğlu kurtsunuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ben biliyorum sizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ben görüyorum kuzu postuna girdiğinizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bravo, yine nasıl yutturdunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine parmağım ağzımda kaldı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masumluk akıyordu yüzünüzden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine nasıl çevirdiniz üstünüzden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın düşmana bakışını kurtlara karşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaştılar yanınıza korkusuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine her birini kıstırdınız, gizli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıkır tıkır yürütürken işinizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bıyık altından gülüyordunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maskeli balo bitti, yine gece evinize döndünüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayakta duracak haliniz kalmadı şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakmayın aynalara, aynalar kirli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynalarda rezil olur yüzünüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, 5.Baskı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necatigil “Zor Geçit” şiirinde çalışan işçi kızın yoksulluğunu ve evliliği gerçekleştirme beklentisinin hayat şartları yüzünden zora girmesini vurgular: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen şu evvelce de yazdım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah gömleğinde, ince&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmuyor ki ha deyince&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat bütün bütün zalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaşık kadar kaldı yurdunun kızları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bahar vakti verem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldı gıdasızları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nurullah Çetin, age.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Elmalar” şiirinde ise yoksulların yaşam mücadelesini şu satırlarda yansıttığını görüyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar ucuza &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok, bunun gibisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmeden almak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalmışların içinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha sağlamı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha irisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kenarda yığılı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elmaların başında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çömelmiş dört beş kişi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayırıyorlardı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha sağlamı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha irisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elmayı dokununca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deliyordu parmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çürük üçte ikisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha önce&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha iyisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nurullah Çetin, age.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çocuklar” şiirinde de yoksulluk üzerine çarpıcı bir örnek görüyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasaplarda manavlarda bazı yorgun kadınlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepte tenha saatleri seçerler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yavaş bir sesle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk için hasta kaç gündür yemiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz et biraz meyve isterler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nurullah Çetin, Kültür Bakanlığı, age.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necatigil, “Sıcak Mutfak” şiirinde ise fakirliğin bir boyutunu da şu satırlarla yansıtmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kadın ihtiyar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak başında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pişecek şimdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üfler odunları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çömlek, kaynar su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde çakıllar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlaşır torunları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PANİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık ıssız kırları bıraktı Pan;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi birçok ülkenin milyonluk kentlerinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asfaltlarda betonlarda dolaşıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızgın, uzun yazların öğlen saatlerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blok apartmanların şahane katlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çalımlı taşıtlara atlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devcileyin arkalar, koskoca bankalardan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanında, yardakçılar yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessiz dilsiz kimseleri kestiriyor gözüne,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dişlilerden kaçıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabrika duvarları sağır kale kapıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılgın yorgun adamlar, bezgin ürkek kadınlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çullanıyor onların az ekmek sevincine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değil yalnız yazların kızgın sıcaklarında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen her gün, hele büyük kentlerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulvarları tarıyor, hain gülüşleri sessiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pan’la karşı karşıya, gözleri kararıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katı cıvık asfaltta yalınayak bir işsiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksullar açlar hastalar sürünürken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kentlerin göbeğinde, kuytu köşelerinde;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıncını alamamış sanki insanlardan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygarlığı zalim daha da azıtıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atom bombalarında, uzay füzelerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarınlar? Gizli kara gazete haberlerinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O varsa ekmeklerde, sular da ağulu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hata çocuk yüzlerine düşmüşse gölgesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keser bizim gibiler yarınlardan umudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renklerde, ekmeklerde, ırklarda..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudiler, işçiler, zenciler.. Pan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu dünyada insanca yaşamak da yoksa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kalıyor geriye, yüzyıllardan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Varlık, 15 Ekim 1962, sayı: 584)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dünya Çocuk Yılında I” şiirinde çocuklar için şu isteğini yansıtır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyükler biraz daha yorulsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlarda büyüsünler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlarda mesut olsunlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçti, kaç savaş ezikliği &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukları düşünsünler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar iyi gün görsünler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Nurullah Çetin, Kültür Bakanlığı, age.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil Zonguldak’ta kaldığı müddetçe Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip’le birlikte dostluk kurmuş, onlarla birçok şiir sohbetleri yapmıştır. Rüştü Onur’un ölümüyle ilgili duygularını yansıtan bir dörtlüğü ve bir makalesi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir şair yaşamıştı Zonguldak’ta &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adı Rüştü Onur’du&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilseydi hatırlanacağını&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümünden sonra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memnun olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Behçet Necatigil - Rüştü Onur, Haz. Salah Birsel)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GİZLİ SEVDA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bir sevgilin vardı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi sekiz sene önce,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün yolda rastladım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevindi beni görünce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokakta ayaküstü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuştuk ordan buradan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlenmiş, çocukları olmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kız, bir oğlan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni sordu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç değişmedi, dedim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğin gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesutmuş, kocasını seviyormuş,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerinmiş evleri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir suçlu gibi ezik,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana selam söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RÜŞTÜ ÖLÜNCE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisini tanıyalı ancak bir sene, sevmeye ve anlamaya başlayalı bundan da az bir zaman olmuştu. Şimdi, bir zamanlar hülyalarını dolaştırdığı bu şehirden uzakta, İstanbul’larda öldüğünü öğrendiğimden beri, boyuna Zonguldak caddelerindeki akşam gezintilerimizi düşünüyorum. Gamlı gecelerin öncüsü, dilsiz ve durgun akşamların alacakaranlıklarında bana şiirden bahseden Rüştü, artık hatıralarım arasına geçti. Ondaki sağlam bir şiir anlayışına karşı duyduğum sevgiyle, farkında olmadan ne kadar beslenmişim ki, yazılarında pek bahsetmek istemediği bilinmez dünyalara gidişinde böyle içten sarsıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda, ölümünden bana kalanlar, temiz bir arkadaşlık, sevgiler, güzel bazı şiirler… Zamanın ihmal ve icapları içinde bir gün onun bendeki bu mütevazı terekesini(miras) de satıp savabilir, telaşlarımın dağınıklığı içinde onun ezberimdeki mısralarını bir gün bir yerde bırakıp gidebilirim. İnsan kolayca unutur. Ama hayat beni zaman zaman ölülerimden uzaklaştırsa bile, ben yine fırsat bulup, bir an bir yol dönemecinde, onun hatıralarıyla karşılaşıveriyor, onlarla birlik yürümeye başlıyorum. Rüştü, vaktin müsait olduğu zamanlar bana uğra, gezmelere gideriz, seninle beraberce!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya şiirlerden parçalar alsam, acaba daha mı iyi ederim? Pek erken ölümündeki dehşet karşısında bütün gayretlerim, beni zayıf ve aciz gösterecek olduktan sonra, ha sözü uzatmışım, ha susmuşum hepsi bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümlerin en acıklısını ifade için, “gençliğine doyamadan gitti” diyen halk muhayyelesindeki [düşünülmüş, hayal olunmuş] isabeti düşünürken Rüştü Onur’u hatırlıyorum rahat uyusun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Behçet Necatigil, Ocak gazetesi, 16.12.1942, nakleden Salah Birsel, Rüştü Onur)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil’in yazın dünyamıza kazandırdığı eserleri şunlardır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir Kitapları: Kapalı çarşı (1945), Evler (1953), Eski Toprak (1956), Arada (194-58), Dar Çağ (1960), Yaz Dönemi (1963), Divançe (1965), İki Başına Yürümek (1968), En/Cam (1970), Zebra (1973), Kareler Aklar (1975), Beyler (1978), Söyleriz (1980), Sevgilerde (Son üç kitaptan seçmeler, 1976). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düz yazılarından bazılarını da “Bile/Yazdı” (1979) kitabında topladı. Almanca çeviriler ve radyo oyunları da yazmıştır. Bu alandaki çabalarını “Yıldızlara Bakmak” (1965), “Gece Aşevi” (1967), “Üç Turuncular” (1970), “Pencere” (1975) kitaplarında topladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü” (1979) çalışmasını da edebiyat dünyasına kazandırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necatigil, “Eski Toprak” ile Yedi Tepe Şiir Armağanı’nı (1957), “Yaz Dönemi” ile Türk Dil Kurumu Şiir Ödülünü (1964) kazanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailesi tarafından konulan Necatigil Şiir Ödülü 1980 yılından bu tarafa verilmektedir. (Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Eklerle 15. baskı, Varlık Yayınları, 1993.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Necatigil’in, “Adım” isimli şiiri bazı istekleri de içermektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADIM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adım neye verilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlere-ilerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalmaz böyle evler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşlukta şiirlere verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adım neye verilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sapa sokak kenar bir mahallede&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana benzer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adım kimlere verilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok erkek evladım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soy benimle biter&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişlere verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necatigil’in bu şiiri bir vasiyet gibi kabul edilir. İstanbul Beşiktaş Belediyesi, Necatigil’in on yıl kadar oturduğu Camgöz Sokağına “Behçet Necatigil Sokağı” adını vermiştir. Çünkü Behçet Necatigil sağlığında bu sokağa adının verilmesini çok istiyordu. (Nurullah Çetin, age.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-6183722727820919129?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/6183722727820919129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=6183722727820919129' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/6183722727820919129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/6183722727820919129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/12/behcet-necatigili-dogum-gununde-anis.html' title='BEHÇET NECATİGİL’İ DOĞUM GÜNÜNDE ANIŞ'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-CsRm6siEYE4/Tvy78X0SCeI/AAAAAAAAAm0/GJQqwAUrhzI/s72-c/LBNECA%257E1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-1981014941650846867</id><published>2011-12-29T10:50:00.000-08:00</published><updated>2011-12-29T12:59:49.107-08:00</updated><title type='text'>ZONGULDAK’IN İLK GAZETECİSİ VE MATBAACISI TAHİR AKIN KARAUĞUZ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ZONGULDAK’IN İLK GAZETECİSİ VE MATBAACISI &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;TAHİR AKIN KARAUĞUZ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-VFfoMRIZ9AE/Tvy3JNipw3I/AAAAAAAAAmo/TeeKtAP-wbs/s1600/Garp+Cephesi+Kumandanl%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1%25E2%2580%2599na+ba%25C4%259Fl%25C4%25B1+Zonguldak+Asker%25C3%25AE+Polis+M%25C3%25BCd%25C3%25BCr%25C3%25BC+T%25C3%25A2hir+%2528Karau%25C4%259Fuz%2529+Bey+%25281921%2529..jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-VFfoMRIZ9AE/Tvy3JNipw3I/AAAAAAAAAmo/TeeKtAP-wbs/s320/Garp+Cephesi+Kumandanl%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1%25E2%2580%2599na+ba%25C4%259Fl%25C4%25B1+Zonguldak+Asker%25C3%25AE+Polis+M%25C3%25BCd%25C3%25BCr%25C3%25BC+T%25C3%25A2hir+%2528Karau%25C4%259Fuz%2529+Bey+%25281921%2529..jpg" width="214" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;(1898-1982)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Tahir Akın KARAUĞUZ, Ahmet Naim ÇILADIR ve Hüseyin Fehmi İMER; Uzun Mehmet Hikâyesinin oluşmasında rol oynayan komisyonda yer alan ve Havza Tarihi açısından da çok önemli bu üç isim hakkında epeydir bir çalışma yapmak istiyordum. Üçleme tarzında olacak bu çalışmamda ilk olarak Zonguldak’ta gazeteciliğin ve matbaacılığın miladi sayılan isim Tahir Akın KARAUĞUZ’un hayat hikâyesini sizlerle paylaşıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Tahir ya da sonradan soyadı kanunundan önce bile kullanmaya başladığı hali ile Tahir Karauğuz 1898 yılında Safranbolu ilçesinde doğdu. Babası ,“Karakullukçuoğlu” namıyla bilinen köklü bir aileye mensup olan saraç ustası Mehmet Hilmi (GÜROL) Bey, annesi ise yine Safranbolu’nun tanınmış ailelerinden Emin Efendi'nin kızı Şükriye Hanım'dır. Tahir Karauğuz annesini çok küçük yaşta kaybetmiştir. İlkokulu ve ortaokulu Safranbolu'da tamamladıktan sonra lise öğrenimi için ailesi tarafından Kastamonu'ya gönderildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu’da açılan ilk Sultani olma özelliği taşıyan ve 1885 yılında kurulan Kastamonu Sultanisi'nin öğretim kadrosu içinde Türk fikir hayatının seçkin kalemleri bulunuyordu. Bu öğretmenler arasında, Ahmet Talat (ONAY) , İsmail Hakkı (UZUNÇARŞILI) , Hasan Fehmi (TURGAL) , İsmail Habib (SEVÜK),Ragıp Nurettin (EGE) ve Suat Haki (SOYER) gibi gelecekte yazar ve tarihçi olarak ünlenecek önemli isimler vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hocaların çoğu İttihat ve Terakki Partisinin faal üyeleri idi. Tahir Karauğuz bu ortamda Türkçülük ateşiyle yoğrularak yetişti. İttihat ve Terakki Partisinin bünyesinde kurulan Türk Gücü’ne katıldı. Kısa zamanda okulda, cemiyetteki toplantılarda ve milli günlerde yaptığı konuşmalarla ve şiirleriyle tanınmaya başlandı.1913 yılından itibaren Kastamonu da yayın yapan KÖROĞLU Gazetesinde şiirleri Tahir Karauğuz adıyla yayınlamaya başladı. Artık okulda hocaları ve arkadaşları onu adıyla değil şair ismiyle çağırıyordu. Safranbolu’nun Tahir’i “Kastamonu’nun Şairi” olmuştu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Dünya savaşı yılları idi arkadaşları birer ikişer askere alınması onunda 1916 yılında gönüllü olarak askere gitmesinde etkili oldu. Gönüllü olmasında bir etkeninde Ziya Gökalp ile tanışma imkânı sağlamak olduğunu sonraki yıllarda kendisi itiraf eder. Bu emeline kavuşmuş İstanbul’a gittiğinde onunla tanışmıştır.7 ay süren İhtiyat Zabitleri Talimgâhındaki öğrenciliğini tamamladıktan sonra asteğmen rütbesi ile Karadeniz bölgesindeki 5. Kolordu, 14. Fırka, 526 sayılı Sahil Muhafaza Piyade Taburu'na emir subayı ve bölük kumandan vekilliği olarak atandı. Daha 18 yaşında idi ama bulunduğu birliğe sıkı bir görev verilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Firari ve eşkıya takibinde bulunan birliğe komuta etmeye başladı. Müfrezesi bölgede “Yıldırım Bey Müfrezesi” unvanı ile anılmaya başlandı. Keskin, Sungurlu, İskilip, Kırşehir ve Çorum taraflarında firari ve eşkıya takibinde bulundu bu görev 2 yıl sürdü. 1918'de teğmen rütbesi ile terhis oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lise son sınıfta yarım kalan tahsilini tamamlamak üzere Kastamonu'ya döndü. Kastamonu’da kendini ateşli bir ortamın içinde buldu. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkmasından sonra milli mücadeleyi desteklemek gayesiyle iki genç arkadaşı Hüsnü (AÇIKSÖZ) ve Ahmet Hamdi (ÇELEN) ile birlikte AÇIKSÖZ Gazetesini çıkartmaya başladılar. AÇIKSÖZ Milli Mücadeleyi desteklemek amacıyla Anadolu’da yayın hayatına atılan ilk gazetedir. Merkezi yönetime bağlı ve “Hürriyet ve İtilaf Fırkası”nın denetimi altındaki Kastamonu’da o sırada böyle bir gazetenin basımı oldukça güçtü. Dayısının arkadaşı olan Vali İbrahim Hakkı Bey gerekli ruhsatın verilmesinde kolaylık gösterdi. Gazete İstanbul Hükümeti’nin taraftarı olan ZAFER Gazetesi ile birlikte Vilayet Matbaası’nda basılarak 15 Haziran 1919 tarihinden itibaren çıkmaya başladı. İlk sayıda bulunan yazıların büyük çoğunluğu Tahir Karauğuz tarafından hazırlamıştı. Lise müdürü edebiyatçı Mehmet Behçet (YAZAR)'ın da bir yazısı bu nüshada çıkmıştır. Gazete açıktan milli mücadeleyi desteklediğini belli etmişti. Gazetenin çalışmaları sonucunda şehrin milli mücadeleyi destekleyen şehirler arasına katıldığı gazetenin 16 Eylül 1919 tarihli sayısında duyurulmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gazetenin bir özelliği de TBMM’nin 25 Mart 1921 tarihinde oy birliği ile kabul ettiği büyük şair Mehmet Akif (ERSOY) ait İstiklal Marşımızı bundan 1 ay kadar önce 21 Şubat 1921 tarihli 125.sayısında birinci sayfadan ilk kez yayınlamış olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Karauğuz 1919'da edebiyat şubesinden mezun oldu. Liseden mezun olduktan bir süre sonra Ulus’a Nahiye Müdürü olarak tayin edildi. Ulus’ta bulunan 67 köyü tek tek dolaşarak halkın milli mücadeleyi desteklemesi yolunda çalıştı. Bu köylerde “Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’nin şubelerini kurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak'ta madencilik yapmakta olan dayısı Maksut ÇİVİ’nin sürekli olarak yaptığı davet üzerine memuriyetten istifa etti. Dayısının Zonguldak ve Kozlu'da bulunan dört kömür ocağının sorumlu müdürü olarak çalışmaya başlayacaktı.12 Mart 1921 tarihinde yaşamının 40 yılını geçireceği Zonguldak’a gelmişti. Bir kaç yıl sonra Zonguldak kömürüne Karaelmas adını ilk kez o verecek ve şehre bu ad damgasını vuracaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Karauğuz Ankara hükümeti tarafından yakından takip ediliyordu. Garp Cephesi Komutanlığı'na bağlı bulunan Zonguldak ve Kozlu bölgeleri Askeri Polis Müdürlüğü görevine atandı. Tahir Karauğuz kısa bir süre Akçakoca İskele ve Limanlar Kumandanlığı'nda görev yaptıktan sonra 24 Nisan 1921’de Garp Cephesi Komutanlığı'na bağlı İstihbarat Zabiti (Subayı) olarak atandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakarya Savaşının kazanılmasından hemen sonra Yusuf Akçura'nın himayesine giren Tahir Karauğuz, Garp Cephesi Kumandanlığı'nın Matbuat ve İstihbarat Şubesi'nde teğmen olarak göreve başladı. Halide Edip (ADIVAR) , Yakup Kadri (KARAOSMANOĞLU) ve Yusuf Akçura'nın da içinde bulundukları “Düşman Mezalimini Tespite Memur Edebi Heyet”te görevlendirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyetin hazırladığı kitapların Ankara'da basımını takip etmenin yanında istihbarat biriminin basınla ilişkilerini yürüttü. İsmet (İNÖNÜ) ve Fevzi (ÇAKMAK) ile tanışma imkânı buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fevzi (ÇAKMAK) Zonguldak madenlerine ve işçi meselesine önem verdiğini belirterek Tahir Karauğuz’u Zonguldak’a Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Subayı ve Matbuat ve İstihbarat Müdürü olarak atadı. Dayısı Maksut (ÇİVİ)’nin yardımlarıyla şehirde ilk matbaayı, Zonguldak Karaelmas Yazım ve Basımevi'ni kurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk basın tarihinde Zonguldak’ın ilk süreli yayını olan 'Zonguldak' gazetesi 23 Mart 1923 tarihinde bu basımevinde basıldı. 1923-1953 yılları arasında 30 yıl süren yayın hayatında bu gazete kömür havzasının tarihini konu etmenin yanında şiir ve sanata ayırdığı sayfalarında Orhan Şaik GÖKYAY ve Behçet Kemal ÇAĞLAR’ın ilk edebi ürünlerine yer vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Karauğuz yayıncılık faaliyeti sırasında değişik yıllarda irili, ufaklı çeşitli dergi ve kitapların yanı sıra gazeteciliği Zonguldak'ın çevresine yaymak istedi. Safranbolu, Amasra için uzun ömürlü olmayan gazeteler çıkardı. Onun yanında yetişen Bedri EREL’de daha sonra Kdz. Ereğli’nin ilk gazetesi olan Şirin Ereğli Gazetesini kurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Karauğuz'a, Milli Mücadeledeki fedakârlıklarından dolayı, TBMM 'nin 23 Mayıs 1926 tarihli oturumunda alınan kararla “beyaz şeritli” İstiklal Madalyası verildi. Daha sonra ,”Zonguldak Müdafaa-i Hukuk Aza-i Sabıkasından” dolayı, TBMM 'nin 26 Mayıs 1930 tarihli kararı ile İstiklal Madalyası'nın şeridi ' kırmızı'ya çevrildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak Maden İşletmesi'nde çalışmaya gelen mühendisler arasında bulunan yabancıların “Saint Barbe” gününü “Madencilik Günü” olarak kutlama alışkanlığı belirmişti. Karauğuz Türklere ait bir kutlama günü belirlenmesinden yana idi. Zamanın İşletme Müdürü Hüseyin Fehmi (İMER) ve yazar Ahmet Naim (ÇILADIR)'ın katılımlarıyla üçlü bir komite kuruldu. Yapılan inceleme sonucunda Türkiye'de kömürün ilk olarak 1829 yılında Ereğli'nin Kestaneci Köyü’nde “Uzun Mehmet” tarafından bulunduğu ve 8 Kasım gününün Zonguldak'ta “Kömür Bayramı” olarak kutlanacağı kararı alındı. Bayram ilk defa 1932 yılında kutlanmaya başlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karauğuz Zonguldak'a ilk geldiğinde şehir Fransızların işgali altında idi. İşgal güçleri idari işlere karışmamakla birlikte yabancıların madenler üzerindeki çıkarlarını korumakla görevli idiler. Kömür işletmesi Fransız askeri gücünün kontrolü altındaydı. Fransızlar 21 Haziran 1921'de şehri terk etmişlerdir. Zonguldak Halkevi başkanı olduğu sırada Halkevleri Müfettişliği görevini yürüten Behçet Kemal (ÇAĞLAR) ile birlikte bir teklif hazırlayarak 21 Haziran tarihinin “Kurtuluş Günü” olarak kutlanması talep edildi. Teklifin kabul edilmesi üzerine şehrin kurtuluş günü halkevi tarafından düzenlenen şölenlerle ilk defa kutlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1938 yılında yayınlarında adını Akın KARAUĞUZ şeklinde kullanmaya da başlamıştır. Bu bir anlamda Türkçülük akımının onda hala ne kadar kuvvetli olduğunu göstermektedir. Zira Tahir Arapça kökenli bir isimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karauğuz yaptığı basın faaliyetleri ile çevrenin kültürel değerlerinin tespiti yanında milli kültürün ülke çapında yaygınlaşması yolunda da gayret gösterdi. Zonguldak bölgesi maden ocaklarının varlığı sebebiyle bünyesinde yoğun bir işçi kesimi barındırmakta idi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçiler, yeraltı faaliyetinde bulunan Türkiye Komünist Partisi'nin de yoğun propagandası altında bulunmakta idi. Tahir Karauğuz, basın ve cemiyet çalışmaları ile bu tür faaliyetleri tesirsiz kılmaya gayret göstermiştir. Kırım Türklerinin Lideri ve Kırım Milli Merkezi'nin Başkanı Cafer Seydahmet (KIRIMER) ile yakın dostluk ilişkileri kurmuştur. KIRIMER, Zonguldak Halkevi, Zonguldak Maden Teknik Okulu ve Karabük'te verdiği konferanslarında konu olarak komünizm ile mücadeleyi ele almıştır. KIRIMER'in bu konferansları daha sonra kitap halinde yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Karauğuz 11 Haziran 1940 ile 20 Kasım 1941 tarihleri arasında teğmen olarak tekrar askere alınmıştır.17 aylık bu üçüncü askerlik dönemi onun hem basın hayatını kötü etkilemiş hem de siyasete atılma şansını bitirmiştir. Bu dönemde yakınında bulunanlar yokluğundan yararlanıp onu bertaraf etmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de Milli Şef Dönemi isimli iki ciltlik hacimli bir araştırmada II. Dünya Savaşı döneminde neşredilen Turancı yayınlar hakkında verilen bilgiye Tahir Karauğuz'a ait Doğu Dergisi de dahil edilmiştir. Derginin Kasım 1942'de yayın hayatına başladığı belirtildikten sonra yazı kadrosu içinde Cafer Seydahmet (KIRIMER)’ in de bulunduğu ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karauğuz’un Türkçü çevrelerle ilişkisi ve dergisinde Türkçü önderlerin yazı ve şiirlerine sık sık yer vermesi, belli çevrelerin tepkisini ve dikkatini çekmiştir. II. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru savaşan taraflar arasında üstünlük dengesinin Almanların aleyhine dönmesi üzerine, hükümetin Türkçüler arasında geniş bir tutuklama hareketinde bulunarak Sovyetlere şirin görünmeye çalıştığı bir gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şükrü SARAÇOĞLU hükümeti tutuklama listeleri oluşturdu. Listelerde dönemin siyaset ve fikir dünyasında dikkat çekici isimler bulunmaktadır. Listede Karauğuz’un adı ile birlikte yakın dostluk ilişkilerinin bulunduğu ve imzalarına dergilerinde yer verdiği Cafer Seydahmet KIRIMER, Orhan Şaik GÖKYAY, Fethi TEVETOĞLU, Hüseyin Namık ORKUN, Ziyaeddin Fahri FINDIKOĞLU 'nun isimleri de bulunmaktadır. 3 Mayıs 1944 'te Ankara'da yüksek öğrenim gençliğinin yaptığı Komünizmi telin mitingi üzerine önceden tasarlanan tutuklamalara başlandı. Hükümetin önceden tasarlanan listedeki önemli isimleri tutuklamaya cesaret edemediği için tutuklamaların kapsamını dar tutarak gençler ve bir iki orta yaşlı tanınmış isimle yetindiği görüldü. Karauğuz'a dokunulmamakla birlikte eniştesi Fazıl HİSARCIKLILAR, Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi Öğretmeni Ziya ÖZKAYNAK, hemşehrisi ve o sırada Ankara Hukuk Fakültesi öğrencisi olan İsfendiyar BARUÖNÜ gözaltına alınanlar arasında bulunmakta idi. Karauğuz'un isminin etkili bir dost çevresinin bulunmasına rağmen tutuklanmaları kararlaştırılanların listesinde bulunması dikkat çekicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Karauğuz 1940'lı ve 1950'li yıllarda Zonguldak'ta CHP İl Yönetimi’nde başkan ve üye olarak görev aldı. Aynı zamanda Halkevi Başkanlığı’nda bulundu. Yerel seçimlere katılarak İl Genel Meclisi ve İl Daimi Encümen üyeliği görevlerinde bulundu. Atatürk ve İnönü'ye duyduğu hayranlık parti çalışmalarına katılmasına sebep olmuştur. Tek parti döneminde siyasi ve sosyal faaliyetlerindeki etkinlikleri sonucunda etrafta zaman zaman milletvekili seçileceği yolunda kanaatler oluşmuştur. 1944 seçimlerinin sonuçlarının belli olması üzerine kaleme aldığı bu mektubunda bundan sonra Doğu dergisinin yayınlanması ve (Orta-yüksek öğrenime yardım kurumu) işleri ile ilgileneceğini ifade etmiştir. Bu iki çalışmanın da Türkçülük için olduğunu, başka bir şey düşünmediğini, bu uğurda ne vazife düşerse, ne fedakârlık istenirse, canla başla gönüllü olacağını ifade etmiştir. 1948 yılında Demokrat Parti bizzat Celal BAYAR aracılığı ile onu saflarına davet etti. Ama o baştan beri Cumhuriyet Halk Partisi içinde yer almıştı teklifi nazikçe reddetti. Dayısı Maksut ÇİVİ ve arkadaşı Ahmet Naim ÇILADIR ise Demokrat Parti’ye katıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Karauğuz toplumun bütün kesimlerini alakadar eden sahalarda faaliyette bulunan bazı cemiyetlerin çalışmalarına katıldı. 20 Ağustos 1946 tarihinde Vali Halit AKSOY, Rafet GÜNEŞ, İzzet ÇAKMAKLI, Hakkı GÜLERMAN, Mehmet ÇELİKEL ve Cemil AKALIN ile birlikte Zonguldak Öğrenime Yardım Kurumu kuruldu. O dönemde şehirlerarası gidiş gelişin elverişli olmaması sebebiyle çevredeki fakir öğrencilerin tahsile devam edebilmelerine sağlamak üzere lisenin yanında “Öğrenci Yatıevi” unvanı ile bir yurt tesis etmiştir. Yurdun ihtiyaçları dernek tarafından karşılanmış, eğitim ve öğretim bakımından gerekli nezaret ise lise öğretmenleri tarafından yerine getirilmiştir. Dernek sayesinde çok sayıda öğrencinin lise ve yüksek öğrenim görmesi mümkün olmuştur. Zonguldak'ta eğitimin gelişmesi için büyük maddi katkılarda bulunan Mehmet ÇELİKEL birlikte çalıştığı arkadaşı KARAUĞUZ'u , “El için kendini eskiten Tahir” sözleriyle tarif etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan başka İhtiyat Zabitleri Cemiyeti, Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Hava Kurumu, Milli İktisat ve Tasarruf Kurumu, Öğretmenler Birliği, İşçi Yardım Sandıkları, Amele Birliği, Türk Basın Birliği Zonguldak Temsilciliği, Basın-Yayın Derneği, Amasra’yı Sevenler Derneği gibi isimlerini saymadığımız çok sayıda dernekte üye ve yönetici olarak görev yaptı. Türk Dil Kurumu üyesi idi. Mahalli seviyede yaptığı bu cemiyet faaliyetlerinde tüketemediği enerjisi ile kurduğu iki ayrı dernekle Türkiye'nin bütününe hizmet etmeyi düşündü. Daha sonra yerleştiği İstanbul'da “Türk Büyüklerini Anma ve Yaşatma, Türk Güzelliklerini Tanıtma”' ile çok sevdiği şair için “Abdülhak Hamid'i Sevenler” derneklerini kurarak başkanlıklarını yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maddi menfaat beklemeden büyük bir gazetecilik sevgisi yürüttüğü bu çalışmalar sonucunda 1960'lı yıllarda ekonomik sıkıntılarla karşılaştı. Büyük borç yükü altına girmesi sonucunda matbaasını kardeşi Saim GÜROL’a devrederek 1962 yılında, öğrenimleri dolayısıyla daha önce İstanbul’a giden çocuklarının yanına yerleşti. Burada da boş durmayarak daha önce eski harflerle yayınlanan bazı kitapların yeni basımlarını yaptı. Kurduğu dernekler vasıtasıyla anma günleri tertipledi. Ailesinin geçimine katkı sağlamak gayesiyle sözleşmeli olarak o sırada İstanbul Topkapı'da bulunan Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde görev yaptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Karauğuz Zonguldak'a yerleşip önde gelen simaları arasına girdikten sonra, Hacer Hanım'la 1928 yılında evlenmiştir. Çağlayan (1929-1992) ile Doğu (1941- ) isimli iki erkek çocuk sahibi olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Karauğuz 4 Haziran 1982 tarihinde 84 yaşında İstanbul'da vefat etmiştir. Cenazesi 6 Haziran 1982 günü Şişli Camii'nde kılınan öğle namazını müteakip Aşiyan Kabristanı’nda toprağa verilmiştir. Ölümü üzerine İstanbul ve taşra basınında hayatı ve çalışmaları hakkında bilgi verilen çok sayıda yazı ve haber çıkmıştır. Şehre yaptığı hizmetlerden dolayı yayınevinin bir zamanlar bulunduğu caddeye Zonguldak Belediyesi tarafından 'Tahir Karauğuz Caddesi' adı verilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAHİR KARAUĞUZ’UN YAYINLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeteleri: Açıksöz (1918-1923), Zonguldak (1923-1953) ,Kömür (1940-1941), Safranbolu (1951-1953), Amasra (1951 Günün Sesi (1954-1959) Işıkveren (1956-1957 )&lt;br /&gt;Dergileri: Karaelmas 1938-1941,Türk Kanadı 1938,Doğu 1942-1951 &lt;br /&gt;Kitapları: Orduya Armağan 1922, Orta Anadolu'da Yunan Faciaları 1922,Mithat Akif 1932, Zonguldak Havzası 1934, Öz Türk Adları Kılavuzu 1935,Ekler-Kökler Üzerine Demeçler, Dil Araştırmalarına Gerekçeler 1936, Zonguldak Kılavuzu, 1936-1937,Milli Şef İnönü Zonguldak’ta 1940,Basın Kanunu ve Benim Görüşlerim 1950,Safranbolu- kasaba Durumu ve Hükümet Konağı Meselesi 1950, Ahmet Hamdi Akseki 1950,Devde-i Kaside ve Gazel 1951, CHP Nasıl Kuruldu? 1954,Uzun Mehmet’ten Günümüze Kadar Türkiye'de Kömür 1959,Anadolu'dan Koğduklarımız, 1965, Türklüğün Öğünçleri 1974, Türklüğün Öğünçleri-Bir Ömür 1976&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Kaynaklar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Ömer ÖZCAN “Türkçülük Tarihinden İsimler: Tahir Akın Karauğuz” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Yurdu Dergisi ,Sayı:183, Sayfa: 47-52 Kasım 2002&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Doğu KARAUĞUZ “Kuvay-ı Milliye Ruhuyla Bir Ömür” Truva Yayınları 1.Baskı Mayıs 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;GÜRDAL ÖZÇAKIR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;GAZETEREĞLİ ARALIK 2011&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-1981014941650846867?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/1981014941650846867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=1981014941650846867' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/1981014941650846867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/1981014941650846867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/12/zonguldakin-ilk-gazetecisi-ve.html' title='ZONGULDAK’IN İLK GAZETECİSİ VE MATBAACISI TAHİR AKIN KARAUĞUZ'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-VFfoMRIZ9AE/Tvy3JNipw3I/AAAAAAAAAmo/TeeKtAP-wbs/s72-c/Garp+Cephesi+Kumandanl%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1%25E2%2580%2599na+ba%25C4%259Fl%25C4%25B1+Zonguldak+Asker%25C3%25AE+Polis+M%25C3%25BCd%25C3%25BCr%25C3%25BC+T%25C3%25A2hir+%2528Karau%25C4%259Fuz%2529+Bey+%25281921%2529..jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-5103744144928315652</id><published>2011-12-25T04:08:00.000-08:00</published><updated>2011-12-25T05:32:33.643-08:00</updated><title type='text'>Zonguldak la ilgili yazılan ilk öykülerden kesitler ve NAHİT SIRRI ÖRİK</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kZeTJ8KOWmo/TvcjonwgiJI/AAAAAAAAAmI/ENAyqfT8qxg/s1600/3455860789_dbcbc1e2a2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" rea="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-kZeTJ8KOWmo/TvcjonwgiJI/AAAAAAAAAmI/ENAyqfT8qxg/s320/3455860789_dbcbc1e2a2.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; EROL ÇATMA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zonguldak la ilgili yazılan ilk öykülerden kesitler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kömürün, zulmün ve ölümün aynı zamanda emeğin de başkenti sayılan Zonguldak’ın yazın sanatçıları konusunda çalışma yapıldığı halde “Sezar’ın hakkını Sezar’ a vermek” konusunda başarılı olunduğu söylenemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak’ta yetişen birçok yazın sanatçısı olmasına rağmen, maden kültürünün doğurmuş olduğu bir yazın çizgimiz yoktur. Zonguldak’la ilgili yazanların büyük çoğunluğu çok akıllı biçimde, işçilerin yaşamından uzaklaşmış, anlatımlarıyla sadece kömürün ekonomiye olan katkısı vurgulanmış. Bazıları da, madenlerde çalışanların Osmanlı döneminde ezildiğini ve sömürüldüğünü iyi şekilde vurguladıktan sonra Cumhuriyet’ in maden işçilerinin de kurtarıcısı olduğu, onları zulümden ve ölümden kurtardığı vurgusunu işlemiştir. Oysa baskı ve zulmü saklamanın zulüm yapanları Cumhuriyet dönemi diyerek ayırıp müsamahakâr davranmanın hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Doğaldır ki kitaplar yazanların niyetini ve düşünsel yapısını yansıtır. Yazılış nedenini ve objektif olup olmadığını ölçü alarak ben bu kitapların bazılarını “Resmi Tarih” ürünü olarak yorumluyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi tanıtmaya çalışacağım yazın sanatçısı, Zonguldak ta kitapla çok fazla haşır neşir olanlar tarafından da bilinmeyen bir isimdir. Öykülerini yıllar sonra “Oğlak Yayıncılık” ta yayınlayanlar okunma konusunda büyük bir haksızlığa uğradığını belirtiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-vNV7ySmn_Eo/TvcjsEIKZNI/AAAAAAAAAmQ/nIuBbYXIwbs/s1600/nahit_sirri_orik.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-vNV7ySmn_Eo/TvcjsEIKZNI/AAAAAAAAAmQ/nIuBbYXIwbs/s320/nahit_sirri_orik.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;strong&gt;NAHİT SIRRI ÖRİK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nahid Sırrı Örik, “Tarih içinde hep bilim ve sanat adamı yetiştirmesiyle tanınmış bir aile. Dede Ahmet Nafiz Paşa mutasarrıflık yapmış bir devlet adamı ve divan sahibi bir şair. Oğul Hasan Sırrı Bey (1861–1933) mektupçuluk ve Şura-i Devlet Azalığı gibi önemli görevlerde bulunmuş, muallim ve Hukuk Mekteplerinde dersler vermiş, beş, altı eseri bulunan bir yazar, Shakespare’ den Venedik Taciri’nin mütercimi.* Torun Nahid Sırrı (22 Mayıs 1895 – 18 Ocak 1960 ) ise şiir hariç handiyse (hemen hemen) her edebi dalda eser vermiş bir kalem; geçmişi, teneffüs edebilir yegâne (tek-tek olan) atmosfer bilen bir zaman gezgini.” (1) olarak tanıtılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılarında kullandığı dil eleştirilir çoğu zaman, Fransızca yazdığı eserleri daha fazla tutulur. Kullandığı anlatım konusunda “Her şeyden evvel, Türkçe’yi iyice öğrenmeye muhtaç olan bu muharrir Fransızca hikâyelerini Türkçe olarak kaleme alsa belki düzgün cümle yapmaya daha çok alışacaktı. Fakat Nahid Sırrı’nın Türkçe’si gittikçe tekâmül göstermezse eserlerini Fransızca yazmasını bütün dostları tavsiye edecektir.” (2) şeklinde eleştiri alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamının bir döneminin Avrupa da sürmesi ülkede ise konakta büyümesi, Örik’ in edebiyat diline de etki eder. “Konak dili”, topluma kapalı olan geleneğe sırtını yaslamış dildir ve N.Sırrı artık topluma yabancı olan bu dille büyümüştür. Beri yandan, Fransızca da yabancı diyarların yabansı dili iken, N.Sırrı için ikinci ana dili sayılsa yeridir.”(3) yorumu da yapılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1928 yılında yurda dönen Nahid Sırrı Cumhuriyet Gazetesinde bir süre yazarlık yaptıktan sonra, Ankara Maarif Vekâleti Matbuat Umum Müdürlüğünün kadrolu Mütercimliğini yapar, ayrıca Ankara’da Yaşar Nabi ile “Varlık Mecmuası”nı çıkartır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir arada olmaya dayanamayıp boşanan anne ile babası, üvey anne ve üvey baba yanında geçen sıkıntılı yıllar, erken evlenip erken ölen tek kardeş Ayşe Nihal Hanım olumsuz birçok etki yapar Nahid Sırrı Örik’in üzerinde. “İçten kuşkulu, sessiz, kapanık bir insan” olarak yorumlanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel tercihi de normal dışıdır Nahid Sırrı Örik’ in. Yaşamındaki birçok olumsuzluk bu tercihte etkili olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim araştırmalarım ve hikâyelerinden anladığıma göre, Zonguldak’ta maden ocağı işleten Abdülhamit’in Baş Mabeyincisi Eğribozlu Sarıca Zade Ragıp Paşa’nın himayesinde yaşamasıyla Zonguldak’la ilişki kurmuştur. Zonguldak’a gelip giden ve kenti iyi tanıyan bir yazar olduğu öykülerinden anlaşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nahid Sırrı’nın 10–20 Temmuz 1928 de Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanan “Kırmızı ve Siyah” isimli öyküsü Zonguldak’la ilgili ilk öykü olarak elimize geçenidir. Bundan başka iki öyküsü daha vardır, yazarın, Zonguldak’ı ve kentteki yaşamı konu alan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kırmızı ve Siyah” isimli öyküsü Zonguldak’ta geçen dramatik bir aşk öyküsüdür. Mühendis Cemil ile Fransız sevgilisi ve karısının arasında geçen öykü üçünün de yıkımıyla sonuçlanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta 1928 yılı Zonguldak kenti şu şekilde yansıtılır, “Zonguldak, bu ortasından kömür yüklü vagonlar geçen dar bir yolun iki tarafında bozuk kaldırımların çamurları içinde yırtık elbiseli, siyah yüzlü kömür amelesinden ibaretti! Ve yağmur yağıyor, kömür tozlarıyla karışık vıcık vıcık bir siyah çamur ayaklara yapışıyordu. Sonra birçok dağların arasından geçilip bir saat atla gidilmiş, amale evleri ve kömür yığınlarından başka hiçbir şey bulunmayan bir dağ başına varılmıştı.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kent merkezini de şu şekilde anlatmaktadır Nahid Sırrı, “Çarşı diye gösterilen yolda bakkalla meyhaneden başka bir şey yoktu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykü sadece maden işçilerini konu alan bir öykü olmasa da, Zonguldak kentinde maden işçilerinden de bahsetmek gerekmektedir. Yazarın, maden işçilerini şu satırlarla anlattığını görüyoruz. “Koridorları doldurarak bu koridorları ağır bir koku ile dolduran, tasavvur edilemeyecek kadar perişan kılıklı, yüzü boyunları kömürle simsiyah amale o kadar yorgun ve bezgindiler, bitap ve nevmid di ler ki (Ümitsiz-Ümidi kırık) önlerinden, ta yanlarından geçen bu nefis ve muattar kadına (ıtırlı, güzel kokulu) gözleri tutuşmadan, boş, durgun nazarlarla bakıyorlardı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nahid Sırrı’nın öyküleştirdiği bu aşk gerçek midir değil midir, bunu bilmemiz imkânsız. Öykünün tümü Zonguldak ta geçiyor. Çarpık gelişmiş kentin sosyal çarpıklığının da ipuçlarını yakalamak olasılıklı, bunun için kenti iyi tanımaya gerek yok ama öyküyü iyi okuyan birisi Zonguldak’ın ameleler ve diğerleri şeklinde bir sosyal yapısı olduğunu hemen kavrar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta gözden kaçmaması gereken bir konuda yayınevinin tanıtımcısı “M. Kayahan Özgülün” Nahid Sırrı’ için yazdığı eleştiridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M. Kayahan Özgül; “Hikâye geniş mekân olarak Zonguldak ve Kozlu maden köyü seçilmiş olmasına rağmen, ocak ve işçiler çok gerilerde, hayal(et) gibi uçuk ve silik, varlığı yokluğuna eş bir ilgisizlikle hissettirilir. Hikâye, Fransız başmühendisinin karısı Madam Harden ile ocak müdürü ve paşa-zade Cemil Bey’in arasında geçen bir yasak aşkı anlatır. Oysa okur daha realist, daha acı, daha kara, ama kömür karasına bulanmış bir hikâye beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak işçisi grevi bilir; 1910’da, 1911’ de, 1914’ de yaptıkları grevler unutulacak gibi değil*. Fransızların ocakları sömürgeci bir zihniyetle işletmeleri; hatta 8 Mart 1920’ de, Karadeniz’deki donanmalarına yakıt ikmal bahanesiyle Zonguldak’ı işgal etmeleri, Ereğli Şirketi’nin kurulması, Temmuz 1923’ de şirket amelelerinin başlattığı grevler zengin düşünsel malzemeyle dolu iken, Nahid Sırrı bunların hepsini elinin tersiyle itiverir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar, kuvvetle muhtemeldir ki, 1926’dan sonraki Kozlu’yu anlatmakta çünkü Haziran- Temmuz 1926’ da İş Bankası, Fransız Sermayesi ile ortaklaşa Kozlu Kömür İşleri Şirketini kurmuştur. % 51 hissesi bankaya ait olsa da hala hâkim ve amir güç Fransız’dır. Kozlu’da Cemil’in göstermelik ocak müdürlüğü, bir tercümandan öteye kıymeti olmadığı zaman zaman hissettirilir. Yine de, adeta bir sömürge kasabasını hatırlatan Zonguldak’ı yansıtacak enstantaneler (anlık, geçici olay, yansı) aramak boşunadır. Oysa bu tarihlerin Zonguldak’ını bir de Ahmet Naim’ den okumalı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ereğli Şirketi, şehrin en güzel bir mevkiinde, yine en güzel ve konforu haiz binalardan müteşekkil bir mahalle vücuda getirmiş, mahallenin ortasına bir kilise oturtmuş ve iki de papaz mektebi açmıştı. Eski devirlerde bu mahalle bir Fransız kolonisinden farksızdı”(Zonguldak Havzası, İst. 1934. Hüsn-i Tabiat Matb.s 82) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı Zonguldak’ı Nahid Sırrı anlattığında, kömür karasına bulanmış lojmanların hayal meyal görüntüsü dışında kayda değer pek az mekân tanırız. İşçi mahallesinin yoksul evleri, Hardenler’ in “yuva”sı, Cemil’in bürosu ve lojmanı, amele kahvesi. Hepsi Zonguldak’tır; ama Ahmet Naim’ in gözüyle anlatılanı değil, olduğundan daha yumuşak ve şahsi ifadelerle aktarılmış düşünsel bir Zonguldak.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeklinde ki düşüncesiyle gereksiz yere Ahmet Naim ile Nahid Sırrı’nın bir karşılaştırmasını da yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M. Kayahan Özgül’ün “Edebiyat eleştirmenliğine” bir söz söyleyecek durumda olmasak ta, Nahid Sırrı ya gereksiz bir misyon yüklemiş. Haksız yere de eleştirmiş. Çünkü öylesi bir görevi kalkış noktası yapınca geldiği nokta elbette ki yanlış olacaktı. Nahid Sırrı, zaten kendisini sınıfsal olarak farklı bir yere koymaktadır. Olaylara bakış acısı insani bakış acısından başka bir şey değildir. Olaylara İşçi Sınıfı açısından bakmak veya öylesi bir yorum yapabilmek için Marksizm’i belirli oranda anlamak gerekmektedir, çünkü sınıfsal bakış açısı bilimsellik de taşımak durumundadır. Nahid Sırrı hiç bir öyküsünde kendisine böyle bir görev yüklememiştir. Kayahan Özgül öyle olmasını istemiş, üstelik okuyucunun Nahid Sırrı’dan sınıfsal bir yaklaşım kurmasını bekledikleri gibi, gerçekçi olmayan bir sanıya da kapılmış. Nahid Sırrı’da öldükten yıllar sonra haksızcasına da olsa böyle bir eleştiri alacağını sezmiş gibi sonraki hikâyelerinde kendi edebiyat anlayışına ve sosyal yapısına açıklık getiriyor. (z) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayahan Özgül’ ün yapmış olduğu eleştirileri okuyunca Zonguldak ve maden işçileri ile ilgili ciddi bir araştırma yapmadığını anlamak zor olmuyor. İş Bankası’nın Fransız Şirketiyle ortak şirket kurması gibi veya “Ahmet Naim” in “Resmi Tarihçiliği”ne onay vermek gibi bir takım yanlışlara düşüyor. Oya Sencer’ in yazmış olduğu “Türkiye’de İşçi Sınıfı” isimli kitap genel anlamda olumluluk taşıyorsa da özellikle Zonguldak Maden işçileri ve mücadelesi konusunda “Resmi Tarih” in etkisinde kalmış bir kitaptır. Resmi Tarih etkisi de Cumhuriyet Halk Partisinin yan kuruluşu Zonguldak Halkevi tarafından yazılmış ve yazdırılmış kitaplardan kaynaklanmaktadır. Bu kitaplar genellikle Osmanlı dönemini kaka derken Tek Parti Dönemini kayırmaktadır. M. Kayahan Özgül “İşçi Sınıfı Tarihi” ve buna bağlı olarak “Sınıfsal Mücadele Tarihi” konusunda farkında olmadan aynı tuzağa düşmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Resmi Tarihçiler”in “Cumhuriyetin Faziletleri” dedikleri “Tek Parti” döneminde Zonguldak Maden İşçileri, tarihinin en yoğun emek sömürüsüne maruz kalmışlar iş cinayetleri ile öldürülmüşlerdir. Ahmet Naim’ de bu dönemin “Halkevi Neşriyat Komitesi”n dedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nahid Sırrı’nın Zonguldak’la ilgili bir başka öyküsü Eylül 1928 de “Resimli Hikâye"de yayınlanmış. “İki Rakibe” isimli öyküsü Zonguldak’ta bir zaman diliminde olanları anlatmaktadır. Nahid Sırrı’nın bu defa ki konusu Lozan Mübadelesi’yle kentimize gelen kırk ailelik Romen gurubundan olan Sülün kadınla Elmas kadının aralarındaki rekabettir. Bu iki kadın, Yunanistan’da yaşarken de iyi geçinemeyip bir birleriyle rekabet halindeymişler. Kader, onları Zonguldak’ta da ayırmıyor. Yazarın anlatımıyla ikamet edecekleri konut, “Kasabadan çıkarak iki yeşil dağ arasından “Üzülmez” ismindeki kömür ocaklarına giden yol üstünde ve hafif bir mırıltıyla dolaşa dolaşa akan bir dere üzerinde iki barakaydı.” İşte bu iki barakada Elmas ve Sümbül isminde iki kadın yaşayacaktı. Yazar bunların çelişkisini şu şekilde ifade etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yani senelerden beri dul ve kimsesiz olan zavallı Elmas Kadının ömrü, yine Sülün Kadının yanı başında, kendisi aç kalırken onun sıcak yemekler yemesine ve kendi, vaktinden evvel ihtiyar kadınlar sırasında geçtiği halde, onun kocasıyla cilveleşmelerine şahit olmakla geçecekti.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar öyküsünde, Sülün Kadınla Elmas Kadının arasındaki farklığı ve rekabetin nedenlerini şu şekilde anlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sülün Kadının zevci Kanber, Zonguldak ta iskânlarından birkaç gün sonra bir sandıkla siyah ve sarı boyalar tedarik etmiş, çarşıda ve kasabanın en beğenilen lokantası sayılan Edhem Usta’nın dükkânı önünde, kundura boyacılığına başlamıştı. Kocasının yevmi kazancının bir liradan hiç aşağıya düşmediğini, bazen iki lirayı bile bulduğunu ilan eden Sülün Kadın: -Erkeğimin elinde bu zanaat varken biz nerede olsak paşalar gibi yaşarız! Diyerek nispetler ediyordu. Elmas’ın hali ise günden güne fenalaşmakta idi. Golos’ta saf-dil Yunan neferleri ile hafif- meşrep kadınlardan falına rağbet edenler, kucağına para atanlar bulunur, bu sayede de iyi kötü yaşar giderdi. Fakat Türkiye de kâğıt açmak yasaktı. Kimseye bu kabil bir teklifte bulunmağa cesaret edemiyor, elinden de başka hiçbir iş gelmiyordu. Zonguldak Limanında, kömür almağa gelmiş vapurlara tahmilat yapılırken daima denize bir miktar kömür düşer ve bu düşen kömür parçalarını dalgalar bir müddet sonra kumsalın ta önüne kadar getirdiklerinden, kumsalda toplanan fakir kadınlarla çocuklar balık ağları ile bunları denizden çıkarıp evlerinde yakarlar veya ötekine berikine satarlar. İşte Elmas kadında açlıktan ölmemek için bundan başka yapacak bir şey bulamamıştı. Ne çare ki bu işten çıkardığı yevmiye üç beş kuruş, kuru ekmek almasına bile kifayet etmiyordu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elmas kadın kimsesizliğin, bakımsızlığın ve kış ayında limanda kömür toplamanın etkisiyle hastalanır ve o zamanın tek hastanesi olan “Hükümet Hastanesi” ne yatar. Yazar hastaneyi şu ifadelerle tanıtmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu hükümet hastahanesi, İstanbul’dan gelen vapurlar limana girince sağa düşen yemyeşil bir tepe üzerinde beyaz bir binadır; uzaktan insana, Büyükada ve Heybeli’ deki tepelerde yapılmış Rum mekteplerini hatırlatır.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykü, Elmas kadının son günlerini çok güzel geçirdiği ve Sülün kadınla başa baş rekabet ettiği bu hastanede ölmesiyle bitmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın 23 Eylül 1930 tarihinde yayınlanmış öyküsü de “Beyazlanan Yapraklar” ismini taşımaktadır. Bu öyküde Nahid Sırrı’ yı biraz daha iyi tanımanın ip uçları da vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykünün kahramanı Hüseyin Kemal Bey’ Avrupa ülkelerinde uzun senelerdir büyük elcilik yapıyormuş, üç ay izin alıp Türkiye’ye geldiği zaman kızının daveti üzerine de Zonguldak’a geliyor. Hüseyin Kemal Bey aynı zamanda bir yazın sanatçısıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Kemal Bey kızından aldığı mektupta şu satırları okur;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Babacığım, bana geleceğinizi günü bildirin de İstanbul’a gelip sizi alayım, sonra yine beraber döneriz. Fakat çocuğunuz burada olmasaydı bile herhalde burayı gelip görmeli idiniz. Bilseniz burada ne enteresan bir âlem (ortam) var, baba! Toprağı üzerinde, dünya, kendilerine ekmek vermediği için bu “ekmeğini kazanmak üzere toprağın yüzlerce metre altına inen adamlar âlemi”,bilseniz bu ne enteresan! Ve bu adamlar nihayetsiz bir zincirin adedi hesaba sığmaz halkalardır, baba. Mütemadiyen giderler. Geleli yüzlercesini, binlercesini belledim ve unuttum. Bazısı her sene birkaç ay buradadır. Bazısı iki senede bir gelir. Kimisi köyünde kazanamayacağı miktarda paraya ihtiyacı olduğu için gelmiştir ve o parayı toplar toplamaz bir daha gelmemek üzere dönecektir. Bunları ta uzaklardan bulup toplayan ve getiren adamlar ise beş on sene içinde zahmetsiz zengin olur, çünkü hem şirketlerden hem de işçilerden para, aylık alırlarmış. Kaç kere ocakların içine inmek istedim de damadınız mani oldu. Baba, emin olun ki, Zonguldak’a gelip bir ay kalsanız, en güzel ve hayata en fazla dolu romanlarınızdan birini yazarsınız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki anlatım; o zamanki Zonguldak’ı ve maden işçilerinin içinde bulunmuş olduğu sömürü koşullarını çok basit bir ifadeyle ve doğru bir yaklaşımla sergilemektedir. O dönemler Zonguldak’ta “Zorunlu Çalışma Yasası” uygulanmamaktadır. İşçiler serbestçe madene gelip çalışıyorlardı. Genellikle de Doğu Karadenizli ve Doğu Anadolulu işçiler Zonguldak’a ekmek parası kazanma hayaliyle geliyordu. Öyküde anlatıldığı gibi işçileri bulup ve maden havzasına sevk edenler ocak sahiplerinden, şirketlerden ve işçilerden para alıyorlardı. Bunlar Maden Havzasında işçilerin sırtından geçinen asalak gurubun sadece bir kaçıydılar. Yukarıda anlatılanlar bütün olup bitenlerin devede kulak kısmıdır. Nahid Sırrı’nın bu öyküsü de 1930 yılında yazılmıştır. Yani Tek Parti döneminin hâkim olduğu henüz daha Cumhuriyetin ilk yıllarıdır. Bunlar Kayahan Özgül’ün eleştirdiği Nahid Sırrı’nın öykülerinde varken, Ahmet Naim’ in kitabında 1934 yılında yazılmasına rağmen münferit olaylar olarak vardır. Hâlbuki bütün Havzada despotluk sadece Yabancı Şirketlerde değil Türk Şirketlerinde ve Devletin kurduğu şirketlerde de vardır. Ahmet Naim bu dönemleri maden işçisin için kurtuluş dönemleri olarak belirtirken ayrıca işçinin haklarını korumak bahanesiyle kurulan “Amelebirliği”ni çok abartılı olarak anlatmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykünün kahramanı Hüseyin Kemal Bey’in yazıncılık anlayışını şu satırlardan anlıyoruz;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çünkü o şimdiye kadar yazmış olduğu 12 cilt romanda daima muhteşem salonlar, dudakları kan sürülmüş gibi kızıl hanım efendiler ve garson paranın üstünü getirdiği zaman bu bir lira bakiyesi ise almaya tenezzül etmeyen beyler tasvir etmişti. Maişet (Geçinmek için gerekli olan şey) cidallerine (mücadele, çalışma) hiçbir keder ve endişenin alınlarına bir çizgi veremediği bu insanların, yalnız kalbe ait sevinç ve elemleri olurdu. Ve onlar hayatlarının büyük bir kısmını Paris’te, İsviçre’de, İngiltere’de yahut İtalya’da geçirdikleri gibi, İstanbul’a geldikçe de ancak Şişli’ de, Ada’ da, Tarabya’ da yaşayabilirlerdi. Hüseyin Kemal Bey’in bütün mahlûkatı böyle kimselerdi. Hâlbuki Zonguldak, Zonguldak’tan yarım saat kadar uzakta bir dağ başı; burada simsiyah yüz ve elbiseli kömür işçileri; bunların soğanla siyah ekmekten ibaret yemekleri; otuz kırkının beraber yattıkları tahta barakalar bunları Hüseyin Kemal Bey nasıl tasvir (tarif etme) edebilirdi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyküde Kapuz şu satırlarla anlatılıyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hüseyin Kemal Bey üç gündür Zonguldak’ta idi. Geldiğinin ertesi günü, ocağın diğer mühendisleri ve zevceleriyle beraber şehrin ötesinde Kapuz denilen bir küçük koyun kumsalında yemek yemişler, Heybeliada’nın koycuklarını andıran fakat çamlardan denizi daha zümrüdin (yemyeşil) olan bu sahilde kayıklara binerek hayli dolaşmışlardı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykünün geçtiği zaman dilimi ülkede Harf Devriminin ilan edilidiği tarihin hemen ertesi yılıydı. Okuma yazma seferberliği başlamıştı. Öyküde bu seferberlikle ilgili şu satırlar vardır; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tırmandığı yokuşları yeniden inip, geçtiği yolları tekrar geçerek köşkün bulunduğu ocağa tekrar geldiği zaman, adeta gece olmuştu. Amele evlerinin önündeki küçük meydan bir çok insanla dolu ve asılı olan lüküs lambasının altı pek aydınlıktı. Buraya bir çok amele ve ustabaşı toplanmış ve herkes eline kağıt kalem almıştı. Zaman büyük harf inkilabının ilk günlerine tesadüf ediyordu. Husdutsuz ve ateşin bir heyecan içinde, bütün millet yeni harfleri öğreniyor, mektubunu ahere (başkalarına) muhtac olmadan yazıp okumayı tahayyülüne (düşünce, hayal) cüret edilemeyecek bir mazhariyet (erişilmez) sayanlar, bunun kolayca bir hakikat olduğunu görüyordu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Kemal Bey, bu işçilerin yanlarından geçerken onu tanıyan birkaç işçi ondan yazmış olduğu romanlardan okumak için rica ederler. Hüseyin Kemal Bey bu olaydan mutluluk duyarak, işçilere kitaplarını vereceğini söyler ve kızından, kitaplığındaki kitaplarını işçilere vermek için ister. Kızı da bunu sevinçle kabul eder. İşçiler kitapları almak için geldiğinde, Hüseyin Kemal Beyin ezikliğini kendi anlatımından okuyalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yandaki odalardan biri yazı ve kitap odasıydı. Ve kitap rafların en mutena yerinde, Hüseyin Kemal Bey bu kitapların önüne gitti. Ve bunları çekip çıkarmadan evvel, ciltlerin sırtlarındaki isimleri bir kere daha okudu. Bu isimlerin hepsi Arapça, Acemce ve Fransızca kelimelerden yapılmış terkiplerdi. (Bir kaç şeyi birleştirip karışık bir şey meydana getirme) Hüseyin Kemal Bey’in eli, kitaplarını birer birer çekip çıkartmaya hazırlanan eli durdu. Bu kitapları isteyenlerden bir ikisi bu kitapları yüksek sesle okuyabilseler de, dinleyecek olanlara bu kitaplar ne söyleyecek, ne anlatacaktı! Bu kitaplarda Venedik kanallarının hüznü, Paris baharının ilahi tazeliği, Roma müzelerinin nazirsiz ( Benzeri olmayan) haşmeti anlatılıyor. Koca asil İstanbul bile çok kere iptidai (ilkel) ve tahammül edilmez bir yer olarak tarif ve tasvir ediliyordu. Bu kitapları okuyacak olanlar günde bir lira kazanmak için evlerini parklarını bırakarak gelmiş ve en ezici yorgunluklara katlanmış kimselerden, Hüseyin Kemal Bey’in yaşattığı erkekler her gecede yüzlerce lira harcıyor ve harcayamayacak hale geldikleri dakika hayatlarını bir eski elbise gibi fırlatıp atıyor ve kadınları daha zengin kocalar bulmak için yuvalarını bir tekmeyle yıkmakta bir an tereddüt etmiyorlardı. Ve bu insanları tasvir eden, bunların hayatlarını hikâye eden lisan da ciltlerin sırtlarındaki isimler gibi Arapça, Acemce, Fransızca idi ve güzel ve saf Türkçe’nin bahar ziyası kadar leziz ışığından bu sahifeler de zerre bulunmuyordu. Eli kitaplarının sırtında hep gezerken, Hüseyin kemal isimleri okuyordu, Hüzn-i Hazan, Venedik’te Leyal-i Aşk, Balerinin Raks-ı Nücumu, Visal-i Leyal... Hangisini bunlardan hangisini vermeli idi? Ve parmakları bu kitapların sırtında gezerken sanki kapların içindeki o sahifeler tekmil beyazlanıyor, cümleler, kelimeler, harfler tekmil uçarak bütün yapraklar beyaz, bomboş oluyordu. Hangisini vermeli? Hiç birini veremezdi. Eserlerine koyduğu şeylerin, arzuların, ümitlerin, heyecanların, saadetlerle ıstırapların hiç, hiçbiri Anadolu’ya ait değildi ki Anadolu halkına onları versin! Bu kitapların karileri*** (Okuyan, okuyucu) herhalde demin onları isteyenler olamazdı. Şu halde, binlerce sahifeyi ancak birkaç yüz kişi için yazmış demekti! Birden yorgun ve ihtiyarlamış, Hüseyin Kemal Bey elini kitaplardan çekti. Ve kapının yanında, emirlerini bekleyerek duran hizmetçi kıza dedi ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Bekleyen efendiye söyle. İstedikleri kitapları kütüphanede bulamadım. Veremeyeceğim. Affetsin”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykü bu cümlelerle biter. Nahid Sırrı’nın kullandığı dil konusunda bir söz söyleyecek durumda değilim ama anlatmak istedikleri konusunda elbette ki emekli bir maden işçisi olarak söyleyecek sözümüz olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maden işçilerinin Tek Parti döneminin ilk zamanlarında ki sosyal koşulları konusunda o dönemlerde yazılmış ciddi bir kitap bulmak imkânsızdır. Latin Alfabeye geçtikten sonra Zonguldak’la ilgili yazılan Türkçe ilk iki kitabın Zonguldak Halkevi ve neşriyat görevlisi tarafından yayınlanması elbette ki zulmü yapanların gerçekleri saklamasını da sağlamıştır. Zaten o zamanlar kim muhalif olabilirdi ki.“Cumhuriyetin Onuncu Yılında” yayınlanan kitaplar sadece Cumhuriyetin Propagandası amaçlıdır. Cumhuriyetçi olmak ona sahip çıkmak başka bir şeydir, bir araştırmacı için objektif olmakta başka bir şeydir. O dönemlerde “Resmi Tarihçiler” in yazdığı kitaplarında “Osmanlı Dönemine” kan kusmaları da doğaldır. Çünkü o yazarlar Osmanlının “Kan ve Gözyaşı” dönemi olan zamanda yetişmişlerdir. Cumhuriyetin ilanıyla onların gözyaşı dinmiştir. Bu gerçektir. Onların gözyaşlarının dinmesi veyahut devlet yazarı (devlet sanatçısı) olmaları ikbal (Sadetli, mutlu olma-Padişahın gözdesi) sahibi olmalarını da, en azından “Kapıkulu” geleneğinin devamını da sağlamış olabilir. Ama ya maden işçileri, acaba onlara ne olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İzmir İktisat Kongresi”nde “Kapitalist Devlet Yapısı”nı” tek seçenek olarak kabul ettikten sonra ülkede buna bağlı bir ekonomik düzen kurma planı yapan ve bu planı uygulamak için, “İş Bankası” ile bir çok şirket kuran T.C.Devleti oluşacak muhalefeti bastırabilmek içinde “Takriri Sükun Yasası”nı yürürlüğe koydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak ve maden işçileri bu planda en büyük faktörlerden birisiydi. Çünkü Kapitalizm demek makine demekti, makine demek enerji demekti. O zamanın buhar enerjisi sanayiinin temel faktörüydü. Buhar enerjisi temel faktör olunca akla ilk gelen taş kömürüydü. Taş kömürü denilince de akla Zonguldak geliyordu, çünkü ülkede başka bir yerinde taş kömürü madeni yoktu. Taş kömürü de yerin üç yüz dört yüz metre altındaydı. Bunun içinde teknoloji ve insan emeği gerekiyordu. Taş Kömürünü yerin altından çıkarmak için gereken teknoloji maalesef bizde yoktu işte onun yerini alacak tek seçenekte yoğun emek sömürüsüydü. Sadece sömürülse o da normaldi teknoloji yokluğundan iş cinayetlerinde ölenlerin sakat kalanların sayısı her yıl artıyor, sakat kalmazsan, şansın yaver giderde ölmezsen her türlü hastalık, bünyende seni bir an önce öldürmek için bekliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nahid Sırrı’nın bazı gerçeklere değinmesi ve bunu o zamanki koşullarda yapması bir maden işçisi emeklisi olarak beni çok mutlu etmiştir aynı zamanda kitapla fazlaca haşır neşir birisi olarak ayrıca Maden Tarihi, Maden Hukuku, Maden İşçileri ve Mücadeleleri konusunda araştırma yapmama rağmen Nahid Sırrı’yı geç keşfetmem beni utandırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nahid Sırrı’nın son öyküsünde “Hüseyin Kemal Beyin” yapmış olduğu özeleştiriyi kendisi için yazdığına inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak’ı ve maden işçilerini anlatan ilk öyküleri için Nahid Sırrı Örik ustaya saygılarımı dile getiriyorum, ayrıca okunma kaygısına rağmen Nahid Sırrı Örik’ in bütün öykülerini yayınlayıp bizlere ulaştıran Oğlak Yayıncılığı da kutlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar sınıfsal olarak bizden olmasa da Nahit Sırrı Usta’nın insanlığın bütün erdemlerini taşıdığına inanıyorum. Yolundan sapan bazı günümüz yazarlarına örnek olması dileklerimle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Erol Çatma&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;16 KASIM 2001&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Demokrat Çaycuma&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1) :(San’atkarlar-Hikayeler 1-Nahid Sırrı Örik)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(2 ) :” Edebiyat Şakaları”, Resimli Uyanış. nu. 20030-345, 18Temmuz 1935&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(3) :San’atkarlar. Sayfa 14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* :Bk. Oya Sencer, Türkiye’de İşçi Sınıfı, İst,, Habora y... s. 214-222. Doktor Kurthan Fişek, Türkiye’de Kapitalizmin gelişmesi ve İşçi Sınıfı, İst., 1969, Doğan Y, S. 53&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;** Ahmet Naim’ in “Zonguldak Havzası” isimli kitabını konu olarak aldığım zaman Kayahan Özgülün eleştirilerine yer verip niçin yanıldığını daha geniş boyutta anlatmaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Ferit Devellioğlu Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat-Aydın Kitapevi Yayınları –Ankara -1993&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(z) (Beyazlanan Yapraklar-Sayfa 226-227) San’atkarlar- Hikayeler 1- Birinci Baskı:Temmuz 1996&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(y) Eve Düşen Yıldırım- Hikayeler 3 Birinci Baskı Nisan 1998&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-5103744144928315652?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/5103744144928315652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=5103744144928315652' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/5103744144928315652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/5103744144928315652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/12/zonguldak-la-ilgili-yazlan-ilk.html' title='Zonguldak la ilgili yazılan ilk öykülerden kesitler ve NAHİT SIRRI ÖRİK'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-kZeTJ8KOWmo/TvcjonwgiJI/AAAAAAAAAmI/ENAyqfT8qxg/s72-c/3455860789_dbcbc1e2a2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-128331133524612061</id><published>2011-12-06T09:11:00.001-08:00</published><updated>2011-12-06T11:41:29.542-08:00</updated><title type='text'>ZONGULDAK MADEN YÜKSEK MÜHENDİS MEKTEBİ MÜDÜRÜ ÖRNEK FEN ADAMI MEHMET REFİK FENMEN</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;ZONGULDAK MADEN YÜKSEK MÜHENDİS MEKTEBİ MÜDÜRÜ &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;ÖRNEK FEN ADAMI MEHMET REFİK FENMEN&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;(1882-1951)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1lh8CnYgJgs/Tt5u4KkxB0I/AAAAAAAAAlk/lTdUko2yi2k/s1600/REF%25C4%25B0K+FENMEN+1909.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" dda="true" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-1lh8CnYgJgs/Tt5u4KkxB0I/AAAAAAAAAlk/lTdUko2yi2k/s320/REF%25C4%25B0K+FENMEN+1909.JPG" width="238" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Elektrik mühendisi Mehmet Refik FENMEN, Türk bilim, eğitim ve mühendislik tarihi ile yakından ilgilenenler dışında, tanıdık bir isim değildir. Türk ünlülerini tanıtmak için basılmış nice ansiklopedide Refik FENMEN ismine rastlanmaz. Bununla beraber, Mühendis Mektebi, Darülfünun, Zonguldak Maden Yüksek Mühendis Mektebi gibi önemli okullar ile ilk mühendis örgütlenmesi olan Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti’nin tarihinde adı sıkça karşımıza çıkmaktadır. &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(1)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin ilk elektrik yüksek mühendislerinden olan Refik FENMEN, eğitimcilik ve yöneticilik yaşamını ülkemizde mühendisliğin meslek olarak tanınıp sevilmesine adamış, düşündüklerini uygulayabilme becerisi olan örnek bir aydındır. &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(2)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Refik FENMEN, Sadrazam Mithat Paşa’nın kızı Memduha Hanım ile İstanbul Belediye Başkanı Rasim Paşa’nın oğlu olan Halep Valisi Vefik Bey’in çocuğu olarak 1882’de Preveze’de dünyaya geldi. İlkokulu İstanbul’da Numune-i Terakki Mektebi’nde, ortaokul ve liseyi Saint Benoit Fransız Lisesi’nde okudu. Lozan Üniversitesi’nin Matematik-Fizik Bölümü’nü bitirdikten sonra 1906’da Liége Üniversitesi’nin Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden üstün başarı ile yüksek mühendis olarak mezun oldu.&lt;br /&gt;1908’de yurda döndü. Önce Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) matematik öğretmeni olarak, ardından Ticaret ve Nafia Nezareti (Ticaret ve Bayındırdık Bakanlığı) Fen Müşavirliği’nde mühendis olarak çalıştı. Ardından 1909’da Osmanlı’nın ilk sivil mühendislik okulu Mühendis Mekteb-i Âlisi’nin müdürü oldu. &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(3)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Refik FENMEN’ in okul müdürü olarak seçilmesi şu şekilde gerçekleşmiştir;&lt;br /&gt;Hendese-i Mülkiye’nin (Mühendislik Mektebi) askeri idareden ayrılmasına karar verilince, mühendishanenin bu kısmının askeri müdürü olan Albay Bahattin Bey görevinden alındı. Sivil müdür olarak kimin tayin edileceği tartışmalara yol açmıştı. Müdür tayini karara bağlanamayınca o zamanki Nafia Nazırı ( Bayındırlık Bakanı) Hallaçyan Efendi ve muavini Hulusi Bey yeni kurulmuş olan “Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti”nin görüşünü almaya karar verdiler.&lt;br /&gt;Hulusi Bey Hendese-i Mülkiye'den mezundu. Sivil yönetime geçen Mühendis Mektebinin başında aynı zamanda iyi bir yönetici olan bir mühendisin bulunması gerektiği düşüncesindeydi. Bu düşünceyle, müdürlük için “Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti”nden, iki kişinin ismini gizli oyla belirleyerek bildirmelerini istedi. Bildirilen adaylardan Mühendis Refik Bey, Hulusi Bey başkanlığındaki toplantıda oy çokluğuyla seçildi. Nafia Nezareti Refik Beyi 20 Mart l909’da müdürlüğe atadı. &lt;br /&gt;Hendese-i Mülkiyenin askeri idareden ayrılması prensibi kabul edildiğinde bağlanacağı makam ve bina sorununun da çözülmesi gerekti. Tophane'deki Askeri Sanayi Mektebi geçici bir süre için uygun bulundu. l909 yazı tamirat ile geçti, sonbaharda da yeni binaya taşınıldı. Mektebin adı "Mühendis Mekteb-i Âlisi" olarak değiştirildi. &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(4)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Refik FENMEN’in Mühendis Mektebi'nin ilk sivil müdürü olarak görev yaptığı yıllardaki başlıca amacı, mühendisliğin meslek olarak sevilmesini sağlamak olmuştur. &lt;br /&gt;Refik Bey, demokrat kişiliği ile özellikle öğrencinin yönetime katılmasında önemli adımlar attı. Ders programlarının yapılmasında, okulun temizlik ve düzeninde, yemekhane sorunlarında öğrencilerin görüşlerini alıyor, çözüm üretmeleri için zorluyordu.&lt;br /&gt;Öğrenciler aralarında çeşitli alanlarda örgütlenmeye gitmiş, Genç Mühendis İktisat Cemiyeti, Mühendis Mektebi Talebe Cemiyeti gibi örgütler kurulmuştu. Meşrutiyetin sağladığı demokratik ortamın da etkisiyle öğrenciler ülke sorunlarıyla ilgileniyor, yürüyüşlere katılıyor, gazete ve bildiriler yayınlıyorlardı. Hendese-i Mülkiye döneminde öğrenciler derslerde tuttukları notlarla yetinirken Müdür Refik Bey’in girişimiyle öğretim elemanları ders notlarını hazırlayıp çoğaltarak dağıttılar. Refik Bey, Avrupa koşullarına uygun mühendis yetiştirilmesinde yeni teknolojiyi öğrencilere aktaracak öğretim elemanlarının yurtdışından getirtilmesi konusunda yetkilileri ikna etti. 1910 yılında 40 gün boyunca Almanya, Belçika, Fransa ve İsviçre’deki mühendislik okullarını ziyaret etti, burada yeni mühendislik yaklaşımlarına ilişkin incelemelerde bulundu. Belçika’dan sulama ve demiryolu alanlarında iki Belçikalı profesörü ders vermek üzere getirtti. Önceleri Fransızca anlatılan dersleri çevirmen aracılığıyla izleyen öğrenciler, Refik Bey’in girişimiyle Fransızca kurslarına katıldılar ve bir süre sonra dersleri çevirmensiz izleyecek konuma geldiler. &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(5)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Refik FENMEN 1913 yılında Lamia Hanım ile evlendi. Türk Kadınlar Birliği'nin eseri olan 1935'de İstanbul'da toplanan Dünya Kadınlar Birliği Kongresi adlı büyük organizasyonda birliğin ikinci Başkanı Lamia FENMEN' dir. Lamia Hanım, Dünya Kadınlar Birliği organizasyonunda mükemmel İngilizcesi ile önemli rol oynar. Kadın mücadelesinde önde gelen isimlerden olan Lamia FENMEN, beş çocuk büyütür; ama ne kocasının ne de hepsi ayrı ayrı hayatta iz bırakan beş çocuğunun gölgesinde kalmaz.&lt;br /&gt;Refik FENMEN daha sonra 1919'da tayin edildiği Darülfünun Fen Medresesi genel fizik ve elektrik kürsüsü öğretim üyeliğinde ve 1925 tayin edildiği Zonguldak Maden Yüksek Mühendis Mektebi müdürlüğü sırasında unutulmaz hizmetler vermiştir. Refik Beyin Türkiye'nin yetiştirdiği ender eğitimciler arasında baş sıralarda yer almasının önemli bir nedeni, öğrenciye büyük değer vermesiydi. Onun yöneticiliği döneminde, ilk kez böylesine değer verilen, eğitimin "nesnesi" değil, "unsuru" olduklarını belki de ilk kez fark eden öğrenciler, derslere ve okula bağlanmış, mühendisliği meslek olarak benimsemişlerdir. &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(6)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Refik FENMEN Zonguldak kömür havzasında çok büyük izler bırakmıştır. O ikinci önemli eğitim ve yöneticilik sınavını Zonguldak Maden Yüksek Mühendis Mektebinde verir. 1925'te atandığı Zonguldak Kömür İşletmesi'ni modern bir işletme haline getirir. Maden Mühendis Mektebi, Refik Bey tayin edildiğinde yeni kurulmuştur. &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(7)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JALoaCX6o4A/Tt5u7ya6aXI/AAAAAAAAAls/ymXjiE24mKs/s1600/REF%25C4%25B0K+FENMEN.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" dda="true" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-JALoaCX6o4A/Tt5u7ya6aXI/AAAAAAAAAls/ymXjiE24mKs/s320/REF%25C4%25B0K+FENMEN.JPG" width="204" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Maden mektebi ilk kurulduğunda, Zonguldak’ta, iki katlı mütevazı bir binaya yerleşmiş, üç sınıflı, ortaokul mezunu kabul eden bir orta derecede yatılı bir okuldu. Bu okulda sadece basit kimya laboratuarı vardı. Parasız ve yatılı öğrenci kabul eden bu okul, çoğunluğu Anadolu’dan gelmiş fakir fakat okuma isteği azmiyle yanıp tutuşan öğrencilerle dolmuştu. Refik FENMEN okulunu anlatırken, “talebesinin madenciliğe olan sönmez aşkı, muallimlerin fedakârlığı bu mütevazı müesseseye canlı bir ruh veriyor, emin bir istikbal vaad ediyordu. Karadeniz’in madenlere yakınlığı, arazisinin vüs’ati (zenginliği) müessesenin inkişafını (gelişimini) temin edecek başlıca unsurlardan idi” demektedir. Çok kısa sürede hızlı bir gelişme gösteren bu okul, yabancı dilde eğitim yapan, öğrencilerini yurtdışı stajlara gönderen, sosyal ve sportif etkinlikleriyle ( basketbol, atletizm, futbol ve tenis ) küçük fakat günümüz koşullarında bile çağdaş sayılabilecek bir üniversite kimliği kazanmıştır. Mezunları ülkemizin çok farklı yörelerinde, yurt madenciliğinin gelişmesine katkıda bulunacaklardır. Bunlardan bazıları da, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kömür havzası olan Zonguldak’ta madencilik çalışmalarını sürdüreceklerdir. &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(8)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Refik Bey öğrencilerin Fransızca öğrenmesi için büyük gayret göstermiş ve bunu başarmıştır. Yabancı hocalar derslerini Fransızca olarak anlatmaktadırlar. Başlangıçta dersler tercüme edilirken daha sonra öğrenciler doğrudan dersleri anlayabilecek düzeye gelmişlerdir. Öğrenciler Fransızca öğrenmelerini sağlamak için dersler dışında da aralarında Fransızca konuşmaya zorlamıştır. Ayrıca öğrencilere okula girişlerinden itibaren haftada 10 saat Fransızca kursları verilmiştir. Böylece Fransızca öğretilmiş öğrencilere ders kitabı olarak Fransızca teknik kitapların en modernleri her yıl parasız olarak verilmiştir. Tamamlayıcı olarak da Fransızca Teknik Kütüphane kurulmuştur. Bu sayede, Batı dünyasının teknik literatürü içine, tercüme yoluyla değil, doğrudan doğruya girme imkânı sağlanmıştır. &lt;br /&gt;Mehmet Refik Bey Fransızca öğrenme yanında öğrencilerin sosyal bakımdan gelişimine de büyük önem vermiştir. Spor olarak futbol, voleybol ve tenise önem vererek bu alanlarda öğretmenler getirmiştir. Binicilik zaten zorunlu bir derstir. &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;( 9 )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Laboratuarlarıyla, koleksiyonlarıyla, her türlü cihazlarıyla zamanın en modern bir Maden Yüksek Mühendisi Mektebi halinde çabuk gelişen bu okulun mezunları, tatilleri sırasında Türkiye’deki madenlerde ve mezuniyeti takiben 3 ay da Avrupa’daki madenlerde ciddi bir stajdan geçirildikleri için, mevcut yerli yabancı maden şirketlerince maddi ve manevi çok iyi şartlarda derhal angaje edilmişlerdir. Öğrenciler her tedris yılı sonunda bir ay ocaklarda işçi gibi çalışarak staj yaptıkları gibi, okulu bitirince de Avrupa’daki maden ocaklarına staja gönderilirdi. Bu stajlarını başarı ile tamamlamayanlara da diplomaları verilmezdi. &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Jk9hXuMQeEw/Tt5u-xB7A5I/AAAAAAAAAl0/lTbkRs14eOI/s1600/FUTBOL+SAHASINDAN+MADEN+MEKTEB%25C4%25B0N%25C4%25B0NGENEL+G%25C3%2596R%25C3%259CN%25C3%259C%25C5%259E%25C3%259C.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" dda="true" height="180" src="http://3.bp.blogspot.com/-Jk9hXuMQeEw/Tt5u-xB7A5I/AAAAAAAAAl0/lTbkRs14eOI/s320/FUTBOL+SAHASINDAN+MADEN+MEKTEB%25C4%25B0N%25C4%25B0NGENEL+G%25C3%2596R%25C3%259CN%25C3%259C%25C5%259E%25C3%259C.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulun 1930-1931 yılı mezunlarından Enver Necdet EGERAN, Refik FENMEN ve okuldaki eğitim hakkında şu bilgileri veriyor:&lt;br /&gt;“Refik Bey’i, 1927’de Zonguldak Maden Yüksek Mühendis Mektebi’ne girdiğimde tanıdım. Hem okulun müdürüydü, hem de elektrik derslerini veriyordu. 1925’den 1927’ye kadar, hepsi kendi alanlarında isim yapmış olan matematik profesörü Kerim Bey, fizik profesörü Hayri Bey ve kimya profesörü Arif Bey sıra mesleki derslere gelene kadar ders vermişlerdi.&lt;br /&gt;Refik Bey, mesleki dersler için yabancı uzmanlar getirtti. O kadar titizdi ki, yabancı hocalarla bizzat mülakat yapar, ondan sonra sözleşme imzalardı. Dersleri tam olarak kendileri takip etsin diye tüm talebeye Fransızca kursları aldırdı. Mezun olduktan uzun yıllar sonra MTA’da çalışırken, İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun bir meslektaşım ile anlaşamadık. Kendi iddiasının doğru olduğunu ispat etmek için mektepte tuttuğu notları getirdi. Ben ona, mektepte okuduğumuz kitabı gösterdim, Arkadaşımın notlarında tercümeden kaynaklanan hata vardı. Aramızdaki fark buydu.” &lt;br /&gt;Mehmet Refik FENMEN 1927 yılında “Ameli Telsizcilik ve Ameli Otomobilcilik” kitapları ile Max PLANCK’ın “Işığın Doğası” isimli eserinin çevirisini yayınladı. 1930-31 yıllarında ise 3 ciltlik “Elektroteknik” kitabı ile termodinamik ve yanma üzerine 2 ciltlik “Hararetin Tekniği” adlı eserlerini tamamladı. Tüm bu yayınları, Zonguldak Maden Mühendis Mektebi’nde öğrencilere ders kitabı olarak okutuluyordu. &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(11)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;Zonguldak Maden Mühendis Mektebi’nin mezunları arttıkça aynı tempoda gelişemeyen iş imkanlarını değerlendiren bakanlıkta kaygılar belirmişti, 1929'da mektebe alınacak öğrencilerin seçimi birkaç kişiye bırakılmıştır. 1930 da okula bir bölüm ilave edilerek "Yüksek Maadin ve Sanayi Mühendisi Mektebi" haline dönüştürülmüş, 1931'de ekonomik kriz gerekçesiyle okul kapatılmıştır Maden yüksek mühendisliği tahsilinin yeniden canlanması için yirmi iki yıl beklemek gerekmiş. 1953’te İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi kuruluncaya kadar da ülkemiz bu alanda önemli bir boşluk yaşamıştır. Zonguldak Maden Yüksek Mühendis Mektebi, devlet eliyle madenciliğimizin sıfırdan başlatılmasını sağlamış çok önemli bir eğitim deneyidir.&lt;br /&gt;Mehmet Refik FENMEN, 1932 yılında İstanbul mıntıkası Sanayi Müdürlüğüne, l934 yı¬lında İktisat Bakanlığına bağlı elektrifikasyon bürosu üyeliğine getirilmiş; 1935-1943 yılları arasında da Ankara Belediyesi Otobüs İşleri Müdürlüğünde bulunmuştur. Her görevini öncü bir anlayışla sürdüren Refik FENMEN, toplu taşımacılığın en iyi yollardan birinin troleybüs olduğu düşüncesindeydi. Bu düşüncesini kısa süre içinde uygulamaya geçirmiş troleybüsü Ankara'ya getiren kişi olmuştur.&lt;br /&gt;1934 yılında Soyadı Kanunu çıkınca Refik Bey kendini ifade eden çok yakışan, Fen Adamı anlamına gelen FENMEN’ i soyadı olarak adına ekledi.&lt;br /&gt;Mehmet Refik FENMEN 1943-1946 yıl¬ları arasında Kocaeli Milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi'nde görev yapmıştır. 1946’dan sonra da çeşitli okullarda yine öğretimle meşgul olmuş, Etibank İdare Meclisi Azalığı'nda bulunmuştur. Emekli olduktan sonra da mesleğinden uzaklaşmayan Refik FENMEN il ve ilçelerin elektrik projelerini bizzat yapmıştır.&lt;br /&gt;4 Mart 1951'de geçirdiği kısa bir rahatsızlık sonucu vefat eden Mehmet Refik FENMEN, üstlendiği her görevi ülkeyi çağdaşlığa götüren bir basamak olarak kullanmıştır. Mühendis Mektebindeki idareciliği süresince bu okulun modern bir hal almasına uğraşmış ve bunda başarılı olmuştur. Malzeme, Fizik ve Elektrik laboratuarları hala Mehmet Refik FENMEN' in izlerini taşır. Kendi alanında hem uygulama hem de teoride ışığıyla geleceği aydınlatan eserler bırakmıştır. Alçakgönüllü, ilerici ve aydın kişiliği; amaçları belli ve programlı çalışmaları ile meşrutiyetten başlayarak yurdumuzun teknik ilerlemesine yaptığı katkılarla olduğu kadar, örnek bir idareci olarak da adı saygıyla anılmaya değer bir kişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red; font-size: x-small;"&gt;KAYNAKÇA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;1- ELEKTRİK MÜHENDİSİ MEHMET REFİK FENMEN: OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;YENİLİKÇİ VE YORULMAZ BİR AYDIN OSMANLI BİLİMİ ARAŞTIRMALARI IX/1-2 (2007-2008) SAYFA:101&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;2-TÜRKİYE'DE MÜHENDİSLİĞİ MESLEKLEŞTİREN EĞİTİM DEHASI REFİK FENMEN BİLİM VE TEKNİK DERGİSİ SAYI:338 OCAK 1996 SAYFA:68&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;3- MÜHENDİSLİK MİMARLIK ÖYKÜLERİ-2 ANKARA MAYIS 2006 &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;REFİK FENMEN: MÜHENDİSLİĞİ VE EĞİTİMCİLİĞİ İLE ÖRNEK BİR FEN ADAMI &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;NERMİN FENMEN SAYFA: 51&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;4- TÜRKİYE'DE MÜHENDİSLİĞİ MESLEKLEŞTİREN EĞİTİM DEHASI REFİK FENMEN BİLİM VE TEKNİK DERGİSİ SAYI:338 OCAK 1996 SAYFA:69&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;5- MÜHENDİSLİK MİMARLIK ÖYKÜLERİ-2 ANKARA MAYIS 2006 &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;REFİK FENMEN: MÜHENDİSLİĞİ VE EĞİTİMCİLİĞİ İLE ÖRNEK BİR FEN ADAMI &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;NERMİN FENMEN SAYFA: 52&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;6- TÜRKİYE'DE MÜHENDİSLİĞİ MESLEKLEŞTİREN EĞİTİM DEHASI REFİK FENMEN BİLİM VE TEKNİK DERGİSİ SAYI:338 OCAK 1996 SAYFA:68&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;7-TÜRKİYE'DE MÜHENDİSLİĞİ MESLEKLEŞTİREN EĞİTİM DEHASI REFİK FENMEN BİLİM VE TEKNİK DERGİSİ SAYI:338 OCAK 1996 SAYFA:76&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;8- MADENCİLİK BÜLTENİ TEMMUZ ARALIK 2007 SAYI:82-83 SAYFA: 103&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;9-ZONGULDAK MADEN MÜHENDİS MEKTEB-İ ÂLİSİ (1924-1931) &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;ZONGULDAK KENT TARİHİ ’05 BİENALİ BİLDİRİLER KİTABI PROF. DR. EMRE DÖLEN SAYFA: 26-27&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;10-TÜRKİYE’DE MADEN MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ TARİH NADİR AVŞAROĞLU MADEN MÜHENDİSİ SAYFA: 25-26&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;11-MÜHENDİSLİK MİMARLIK ÖYKÜLERİ-2 ANKARA MAYIS 2006 &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;REFİK FENMEN: MÜHENDİSLİĞİ VE EĞİTİMCİLİĞİ İLE ÖRNEK BİR FEN ADAMI &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;NERMİN FENMEN SAYFA: 55&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;12-2-TÜRKİYE'DE MÜHENDİSLİĞİ MESLEKLEŞTİREN EĞİTİM DEHASI REFİK FENMEN BİLİM VE TEKNİK DERGİSİ SAYI:338 OCAK 1996 SAYFA:77&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ufLqdL0JgJc/Tt5vCi1o1dI/AAAAAAAAAl8/qo7-UESPg0Y/s1600/REF%25C4%25B0K+FENMEN+VE+OKUL+HOCALARI+%25C4%25B0LK+MEZUNLARLA+BERABER.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" dda="true" height="177" src="http://2.bp.blogspot.com/-ufLqdL0JgJc/Tt5vCi1o1dI/AAAAAAAAAl8/qo7-UESPg0Y/s320/REF%25C4%25B0K+FENMEN+VE+OKUL+HOCALARI+%25C4%25B0LK+MEZUNLARLA+BERABER.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-128331133524612061?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/128331133524612061/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=128331133524612061' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/128331133524612061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/128331133524612061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/12/zonguldak-maden-yuksek-muhendis-mektebi.html' title='ZONGULDAK MADEN YÜKSEK MÜHENDİS MEKTEBİ MÜDÜRÜ ÖRNEK FEN ADAMI MEHMET REFİK FENMEN'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-1lh8CnYgJgs/Tt5u4KkxB0I/AAAAAAAAAlk/lTdUko2yi2k/s72-c/REF%25C4%25B0K+FENMEN+1909.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-596275518830817139</id><published>2011-12-05T13:19:00.001-08:00</published><updated>2011-12-05T13:20:53.594-08:00</updated><title type='text'>Madenci Edebiyatı Ödülleri'nde kentimizden iki yazar var</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;Madenci Edebiyatı Ödülleri'nde kentimizden iki yazar var&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Büyük Madenci Yürüyüşü" anı yazısı ile Maden Teknikeri Alaadin Kara üç ödülden birini alırken, Kdz.Ereğli'den Gürdal Özçakır "Zonguldak Maden Mühendis Mekteb-i Âlisi" adlı araştırma yazısı ile mansiyon aldı. Yarışmayı, TMMOB Maden Mühendisleri Odası ikinci kez düzenledi. Yerel Tarih araştırmacısı Gürdal Özçakır yazılarını ayrıca internette "Kdz.Ereğli Sayfası (Yerel Tarih)"de paylaşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, Alaaddin Kara'nın "Bir Kentin Arka Yüzü" başlıklı fotoğraf sergisi ise 5-13 Aralık 2011 tarihlerinde saat 11.00-!8.00 arası SergiOdası'nda açık kalacak. Sergi, Zonguldak Kömür Havzası'nda bulunan özel ocaklardaki iş koşullarını yansıtıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.maden.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=7154&amp;amp;tipi=2&amp;amp;sube=0"&gt;http://www.maden.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=7154&amp;amp;tipi=2&amp;amp;sube=0&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK: &lt;a href="http://67sanat.blogspot.com/"&gt;http://67sanat.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-596275518830817139?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/596275518830817139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=596275518830817139' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/596275518830817139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/596275518830817139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/12/madenci-edebiyat-odullerinde.html' title='Madenci Edebiyatı Ödülleri&apos;nde kentimizden iki yazar var'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-7318997704445871950</id><published>2011-11-27T08:57:00.001-08:00</published><updated>2011-11-27T09:13:47.110-08:00</updated><title type='text'>MADEN MÜHENDİSİ ÖMER HULUSİ BARUTOĞLU</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;ZONGULDAK MADEN MÜHENDİS MEKTEB-İ ÂLİSİ’NİN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;İLK MEZUNLARINDAN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;MADEN MÜHENDİSİ ÖMER HULUSİ BARUTOĞLU&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;(1905-2004)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-VgIaT4lxSZE/TtJs-r6uYxI/AAAAAAAAAk8/3gyMII9VKG4/s1600/%25C3%2596MER+HULUS%25C4%25B0+BARUTO%25C4%259ELU.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-VgIaT4lxSZE/TtJs-r6uYxI/AAAAAAAAAk8/3gyMII9VKG4/s1600/%25C3%2596MER+HULUS%25C4%25B0+BARUTO%25C4%259ELU.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İzmir İktisat Kongresi ( 17 Şubat - 4 Mart 1923 ) önemli sonuçlarından biri de “Maden Sorunları” görüşülürken alınan “ En mühim bir servet kaynağı olan madenlerimizin kendi fen adamlarımız tarafından ilmi bir surette tetkik edilmesi ” kararıdır. Bu karar bir anlamda 20 Ekim 1924 ( 20 Teşrin-i Evvel 1340 ) Pazartesi günü açılacak olan Zonguldak Maden Mühendis Mekteb-i Âlisi’ni ( Zonguldak Maden Mühendisi Yüksek Okulu ) müjdeliyordu. Okulun açılışı ve öğretime başlaması savaş yorgunu olan yoklukla sefaletle boğuşan yeni Cumhuriyet’in ilk önemli eğitim atılımıdır. (1)&lt;/div&gt;Yüksek Maadin ve Sanayi Mühendis Mektebi ( Zonguldak Yüksek Maden Mühendisi Mektebi) Türkiye Cumhuriyeti'nin madencilik alanında maden mühendisi yetiştiren ilk yüksekokulu olma özelliğini taşır. (2)&lt;br /&gt;Okul ilk mezunlarını 1927 - 1928 ders yılı sonunda vermiştir. Bundan sonra üç dönem daha mezun veren okul 1930 -1931 ders yılından sonra İktisat Vekâleti’nin aldığı ani bir karar ile kapatılmış, ilk üç sınıftaki öğrenciler İstanbul'daki Yüksek Mühendis Mektebi'ne devredilmiştir.&lt;br /&gt;Zonguldak Maden Mühendis Mekteb-i Âlisi asıl gelişimini İstanbul Darülfünunu Fen Fakültesi Umumi Fizik ( Elektrik Kısmı ) müderrisi ve elektrik mühendisi Mehmet Refik ( FENMEN ) Bey'in müdürlüğe atanmasından sonra göstermiştir. ( 3 )&lt;br /&gt;Mehmet Refik FENMEN’in, daha önce İstanbul’da Mühendis Mektebi müdürlüğünde ve Darülfünun’da edindiği idarecilik ve öğretmenlik deneyimlerini, Zonguldak maden okulunda en iyi şekilde kullandığı söylenebilir. İstanbul’da Mühendis Mektebi’ndeki uygulamalarıyla, Zonguldak’taki uygulamaları karşılaştırıldığında, bu daha da iyi anlaşılacaktır.&lt;br /&gt;Okulun açılış amacı “ Madenlerin çıkarılmasında ve sanayi de madenlerin işletilmesinde teorik ve pratik gerekli bilgiye sahip maden mühendisleri yetiştirmektir.” Bu amaçla açılan okulun öğrenim süresi dört yıl olup eğitim parasız ve yatılıdır. ( 4 )&lt;br /&gt;Tahir KARAUĞUZ’UN çıkardığı Zonguldak’ın ilk gazetesi “Zonguldak Gazetesi” ilk mezunların diploma töreni haberini sütunlarına büyük bir sevinç ve gururla taşımıştı. Haberin bir bölümünde şöyle yazmaktadır:&lt;br /&gt;“ 28 Eylül günü bütün memleket münevverleri ile beraber yüksek mühendis mektebimizin yeni binasında ki salonda hazır bulunduk. Cumhuriyetin feyzi ilk mahsullerinden birini daha veriyordu.16 genç o gün ki hatiplerden birinin dediği gibi : “Hepsi yirmi, yirmi beş bahar görmüş on altı genç vatanın ufkuna 16 bahar fecri gibi tepelerden doğuyordu.” ( 5 )&lt;br /&gt;Okul kapatılmadan önce İktisat Vekâleti’nin (Ekonomi Bakanlığı) okulu kapatma gerekçesi şu şekilde belirtiliyor, “Çıkarılacak madenlerle ilgili gereksinime yeterli olacağı ya da fazlasının işsiz kalacağı, 1929 Dünya ekonomik bunalımının Türkiye’yi de etkilemesi gerekçeleriyle ve T.C. Hükümeti’nin tasarruf önlemi alması” nedenleriyle geçici olarak kapatılmıştır. (6) &lt;br /&gt;Bu yazımızın kahramanı Ömer Hulusi BARUTOĞLU 1924 yılında Zonguldak Maden Mühendis Mekteb-i Âlisine 10 numaralı öğrenci olarak kaydolmuştur. Okulun ilk mezunlarından ve bir asırlık ömrünü madenciliğe adamış efsane maden mühendisi Ömer Hulusi BARUTOĞLU 22 Haziran 1905 tarihinde İstanbul'da, Sultanahmet yakınında Dizdariye Mahallesinde doğdu. Dizdariye Mahalle Mektebi Kuran Kursu, Alemdar Zükür (Erkek) Mektebi, 6 sınıfı Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi ve Vefa Sultanisinde okudu.1924 yılında başladığı 4 yıllık Zonguldak Maden Mühendisi Mektebi Âlisi’nden 1928 yılında mezun oldu.&lt;br /&gt;Sırası ile İnhisarlar Umum Müdürlüğü Hacıbektaş-Oltu-Kağızman-Oltu kaya tuzu yataklarında (1928-1930), Ankara Maden Umum Müdürlüğünde Maden mühendisi olarak çalıştıktan sonra Yurt dışında, İspanya'da Penarroya Şirketinin kömür kurşun yataklarında maden mühendisi olarak çalıştı. (1932-1934) Bu tarihten sonra yeni kurulan altın arama idaresi Keban Kurşun, Bulgardağ kurşun-altın, Turhal antimon yatakları etüt ve aramaları bölge mühendisliği yaptı. 1935 tarihinde altın ve petrol arama idarelerinin birleştirilmesi ile kurulan Maden Tetkik ve Arama (MTA)'da etüt ve arama işlerinde 1945 yılına kadar çalıştı. &lt;br /&gt;O yıl Etibank'a geçti. Etibank tarafından işletilen değişik cevher yataklarının etüt ve arama çalışmalarını yönetti ve bir süre Genel Müdür Yardımcılığında bulundu. Etibank'tan istifa ettikten sonra l952 yılında çalışmaya başladığı MTA Fen Heyeti başkanlığından 1955 yılında emekli oldu.&lt;br /&gt;1979 yılına kadar 24 yıl boyunca özel kuruluşlara ait maden yataklarında çalışmalarına devam etti. Devlet ve özel kuruluşlardaki 51 yıllık süresince yurdumuzun maden yataklarından biriktirdiği cevher koleksiyonu ile mesleği ile ilgili çeşitli dildeki kitaplarını ODTÜ Maden Mühendisliği Bölümüne 2 Nisan 1971 tarihinde hediye etti.1960 yılında Maden Mühendisleri Odası adına Madencilik Dergisini kurdu ve 1971 yılına kadar yayını tek başıma sürdürdü. Bu süre içinde meslek ile ilgili makaleleri de yayınlandı. (7)&lt;br /&gt;2004 yılında 99 yaşında vefat eden Ömer Hulusi BARUTOĞLU o yıl itibarı ile hayattaki en yaşlı maden mühendis olma özelliğine de sahipti. Aşağıda onun ağzından okulun açılma hikâyesi ile beraber 1924 yılının Türkiye’si ve Zonguldak şehrini gözlemleyelim:&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-G-DDh-MlFtk/TtJtEOOUqXI/AAAAAAAAAlE/_zBSFI1QRRk/s1600/%25C4%25B0LK+MEZUNLAR+ZONGULDAK+GAZETES%25C4%25B0+1928+FOTO%25C4%259ERAFTA+%25C4%25B0%25C5%259EARETL%25C4%25B0+MEZUN+%25C3%2596MER+BARUTO%25C4%259ELU.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="221" src="http://4.bp.blogspot.com/-G-DDh-MlFtk/TtJtEOOUqXI/AAAAAAAAAlE/_zBSFI1QRRk/s400/%25C4%25B0LK+MEZUNLAR+ZONGULDAK+GAZETES%25C4%25B0+1928+FOTO%25C4%259ERAFTA+%25C4%25B0%25C5%259EARETL%25C4%25B0+MEZUN+%25C3%2596MER+BARUTO%25C4%259ELU.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="background-color: #cc0000;"&gt;&amp;nbsp;&lt;span style="color: white;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;strong&gt;OKULUN İLK MEZUNLARI TOPLU HALDE İŞARETLİ OLAN ÖMER HULUSİ BARUTOĞLU&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş sonrasının sefalet ortamında boğuşup dururken, gazetelerde bir ilan çıktı: “Mühendis mektebine adam alınıyor.” Nasıl alınıyor? Talebenin iaşe ve ibate masrafları devlete ait. Zorunlu hizmet ise yok, fevkalade bir şey. Ne yiyecek var, ne giyecek var, ne barınacak yer var. Zaten şeker Rusya'dan geliyordu o zaman, un ve gazyağı Romanya'dan geliyordu. Şeker Rusya'dan kelle halinde gelir, kırılıp sonra yenirdi. Memlekette bir şey yoktu, doğru dürüst bir üretim yoktu.&lt;br /&gt;Bir iğne dışarıdan geliyordu. Çabuk köpüren sabun İngiltere'den veyahut Belçika'dan geliyordu. Demek istediğim tamamen dışarıya bağımlıyız ve imkânlara göre hareket mecburiyeti var. &lt;br /&gt;Çabuk köpüren sabunu bildiğimiz yok, biz kille elimizi yıkardık, yeşil kille... Kil kurutulur, suyla temas edince de elde biraz köpürürdü. Onunla idare ederdik, o kadar yoksulduk. O kadar yoksulduk ki: Sirkeci'de askeri sevkiyat vardı, oralarda dolaşır ve orduya gönderilen çuvallardan dökülen fındık fıstığı toparlardık; o kadar sefalet yani. &lt;br /&gt;Öyle ki, giyecek bir şeyimiz de yoktu. Benim ablam iyi dikiş bilirdi. Mecbur etmişlerdi; evinde makinesi olan, askere çamaşır dikecekti. Ablam çamaşır dikerken bize de palto dikerdi. &lt;br /&gt;Gazetelerde çıkan o ilanı, yani “Devlet bir madencilik mektebi kuruyor. İaşe ve ibate devlete ait. Buna rağmen mektep bitince mecburi hizmet yok...” mealindeki ilanı görünce, bir ilanı okuduğumu hatırlıyorum, bir de ha bire yamalı pabuç giymekten anamızın kovalandığını... Affedersiniz! O ilan, ayağıma sağlam bir pabuç, sırtıma da kalın bir kaput demekti benim için... Ne Zonguldak’ın Türkiye'de olduğunu biliyorum; ne de başka bir şey.&lt;br /&gt;Sene 1924, yani Kurtuluş Harbi bitmiş; Kurtuluştan sonra kalkınmaya çalışıyoruz. Babam da bizi geçindirmeye çalışıyor. Elde yok, başta yok, evde yok; işte bu yokluk düzeni içerisinde, o ilanı orada görünce “ Bari bir boğaz eksik olsun, ben gideyim şu mektebe” dedim. &lt;br /&gt;İmtihanla kayıt-kabul yapılıyordu. İmtihana girdim; tabii lise (Vefa Sultanisi), 11. sınıfta ipka olduğumuzdan daha bitmemiş durumda. “İmtihanı kazandın” dediler ve bir takım da elbise temin ettiler. &lt;br /&gt;Ama imtihanı gerçekten kazandık mı, orasını bilemiyorum. Belki de kazanmadık; tıpkı Mevlana'nın dediği gibi: “Kim olursan ol, gel…” Yani, adam arıyorlar o zaman; Devlet, bir an evvel okutayım da piyasaya çıkartayım derdinde... &lt;br /&gt;Mektebe girdik, bize Zonguldak'ta kalın dediler. Ama zaten borç alıp vapurla İstanbul'dan oraya gittim. Ama öyle kamarada filan değil, Zonguldak'a kadar güvertede yatarak gittik. &lt;br /&gt;Oraya gelince kalacak bir yer yoktu. Bir otel vardı, Tomayan Oteli diye, Zonguldak'taki tek otel de oydu. Zonguldak henüz kaza idi... O otelde kaldık ama ikinci günden itibaren bende para bitti. Zaten parayı ablamın kocasından almıştım. 3 yahut 2 lira kalacak yer yok... &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Allah rahmet eylesin sonradan kimya hocalığımızı yapan ve Almanya'da kimya üzerine ihtisas yapmış Arif Bey vardı. Ona gittik birkaç kişi, “Biz döneceğiz. Paramız yok, kömür vapuruna binip İstanbul'a döneceğiz.” dedik. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;“Ben size Zonguldak'ın dışında bir yer göstereceğim, orada barınacaksınız. Giyecek de temin edeceğim” dedi. Biz de geriye dönmekten vazgeçtik ve orada kaldık. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Birinci sınıftayken, mektep için bina yoktu... Eskiden kalma bir kışla vardı; ahım şahım değildi bina olarak. Mektep o kışlada açıldı. Mektep evvela 3 senelik tedrisat için planlanmış. Sonra da 4 senelik bir programa tamamlamak için uğraşıyorlar. O müddet içerisinde, bir yandan da çeşitli ilavelerle alelacele kışlayı mektep haline sokmaya çalışıyorlar. Oraya o şekilde yerleştik. (8)&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ahgnz4ryAK8/TtJtZ91vGVI/AAAAAAAAAlc/TO1ULoTQU9o/s1600/%25C3%25B6mer+hulusi+baruto%25C4%259Flu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="251" src="http://2.bp.blogspot.com/-Ahgnz4ryAK8/TtJtZ91vGVI/AAAAAAAAAlc/TO1ULoTQU9o/s320/%25C3%25B6mer+hulusi+baruto%25C4%259Flu.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KA6QT8ISKms/TtJtJKVGi5I/AAAAAAAAAlM/hTFgjK8bLNg/s1600/1930%2527lu+y%25C4%25B1llarda+okulun++g%25C3%25B6r%25C3%25BCn%25C3%25BCm%25C3%25BC.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="191" src="http://2.bp.blogspot.com/-KA6QT8ISKms/TtJtJKVGi5I/AAAAAAAAAlM/hTFgjK8bLNg/s320/1930%2527lu+y%25C4%25B1llarda+okulun++g%25C3%25B6r%25C3%25BCn%25C3%25BCm%25C3%25BC.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: red; font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;KAYNAKÇA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;1- MADENCİLİK BÜLTENİ TEMMUZ ARALIK 2007 SAYI:82-83 SAYFA: 102&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;2-ZONGULDAK KÖMÜR HAVZASI’NDA MADENCİLİK EĞİTİMİ VE MADEN MEKTEBİ ZONGULDAK KENT TARİHİ ’05 BİENALİ BİLDİRİLER KİTABI MURAT EKREM ZAMAN SAYFA: 34&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;3- ZONGULDAK MADEN MÜHENDİS MEKTEB-İ ÂLİSİ (1924-1931)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;ZONGULDAK KENT TARİHİ ’05 BİENALİ BİLDİRİLER KİTABI PROF. DR. EMRE DÖLEN SAYFA: 21&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;4- ZONGULDAK MADEN MÜHENDİS MEKTEB-İ ÂLİSİ (1924-1931)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;ZONGULDAK KENT TARİHİ ’05 BİENALİ BİLDİRİLER KİTABI PROF. DR. EMRE DÖLEN SAYFA: 22&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;5- ZONGULDAK GAZETESİ 28 İLKTEŞRİN ( EKİM ) 1928 SAYI: 217 &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;İLK MEZUNLARLA İLGİLİ FOTOĞRAFLI HABER GÜRDAL ÖZÇAKIR ARŞİVİ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;6- TÜRKİYE’DE MADEN MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ TARİHÇESİ &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;NADİR AVŞAROĞLU MADEN MÜHENDİSİ SAYFA:27&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;7- MADENCİLİK BÜLTENİ HAZİRAN 2004 SAYFA:54&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;8-http://bianet.org/bianet/toplum/38782-yasayan-en-yasli-maden-muhendisiydi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-VgIaT4lxSZE/TtJs-r6uYxI/AAAAAAAAAk8/3gyMII9VKG4/s1600/%25C3%2596MER+HULUS%25C4%25B0+BARUTO%25C4%259ELU.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-7318997704445871950?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/7318997704445871950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=7318997704445871950' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/7318997704445871950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/7318997704445871950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/11/maden-muhendisi-omer-hulusi-barutoglu.html' title='MADEN MÜHENDİSİ ÖMER HULUSİ BARUTOĞLU'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-VgIaT4lxSZE/TtJs-r6uYxI/AAAAAAAAAk8/3gyMII9VKG4/s72-c/%25C3%2596MER+HULUS%25C4%25B0+BARUTO%25C4%259ELU.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-2093915702770148261</id><published>2011-11-25T12:43:00.001-08:00</published><updated>2011-11-27T07:28:05.951-08:00</updated><title type='text'>SANATA ADANAN BİR ÖMÜRDE KDZ.EREĞLİ SEVDALISI BİR EĞİTMEN OSMAN ZEKİ ORAL</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2W0U4iZcMSQ/Ts__yhPJmBI/AAAAAAAAAks/Unmd_dUE6zQ/s1600/5.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-2W0U4iZcMSQ/Ts__yhPJmBI/AAAAAAAAAks/Unmd_dUE6zQ/s320/5.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;SANATA ADANAN BİR ÖMÜRDE KDZ.EREĞLİ SEVDALISI BİR EĞİTMEN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;OSMAN ZEKİ ORAL&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;O Cumhuriyet döneminin Türkiye de ki en önemli ressamlarından biri bugünü kadar onun hakkında hep sanat hayatı ile ilgili bilgiler edindik gelin birde Ereğli sevdalısı Eğitimci Osman Zeki ORAL’ı birlikte tanıyalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğunuzun Kdz. Ereğli’sini anlatır mısınız?&lt;br /&gt;Çocukluğumdan ilk anılarım okul ile ilgili olanlardır Kayabaşı Mektebinde okudum. O dönemde Ereğli de Süleymanlar Mektebi, Kayabaşı Mektebi ve Akarca Mektebi 3 yıllık eğitimden sonra öğrencilerini 4.ve 5.sınıfları okumaları için Bozhane Mektebine gönderirlerdi. İlkokul öğretmenim Emine Hanımdı. Çocukluk döneminde bende resim merakı başladığında Halkevine gidip gelmeye başladım. Oradaki kitapları incelerdim. Halkevi’nin emektarı Ali Usta ( Ali GÜLEN ) vardı. O gerçekten bende büyük izler bıraktı. O dönemki gençliğin yetişmesinde çok büyük emekleri vardır. Halkevi şu anki Garanti Bankasının üst katında idi. Çok güzel bir kütüphanesi vardı. Futbol, Bando ve Tiyatro kolları gayet faaldi. Meşhur Abukatın Hasan ve Temel KARAMAHMUT tiyatro oyunları sergilerdi. Ayrıca Postane Müdürü Mehmet Bey Halkevinde okul öğrencilerine Fransızca kursu verirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ereğli de o dönemdeki sosyal ve ekonomik yaşam hakkında bilgi verir misiniz?&lt;br /&gt;Özellikle II. Dünya Savaşı dönemi yoksulluk yıllarıydı. Bizim tarlamız yerimiz yurdumuz vardı. Ama para pul yoktu. Bizim tek geçim kaynağımız mısırdı. O dönemi insanlarını elbiselerindeki büyük yamalarla hatırlarım. O günlerden hatırladığım diğer önemli olaylar İsmet İNÖNÜ’nün Ereğli’ye gelmesidir. İsmet Paşayı elimizdeki çıralarla bekledik. Gülcemal Vapuru ile geldi. Celal BAYAR da ona eşlik etmişti. Birde 1938 senesindeki Millet Vapuru faciasını unutamam şu anki Azim Otelinin olduğu civara yakın bir yerde vapur battı. 3–4 kişi son bir umutla geminin direğine tırmandılar. Ama maalesef kurtulamadılar dalgalar onları alıp gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmenlik hayatınız nasıl ve ne zaman başladı?&lt;br /&gt;Öğretmenliğe ilk olarak 1953’te başladım. İlk görev yerim Bolu’ydu. İlk tayinim Bolu Kız İlköğretmen Okuluna oldu. Bu okul daha sonra Enstitü oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl atandınız ?&lt;br /&gt;1950’den sonra 6 ay kadar Boğaziçi’nde Mısır Prensesi’nin yanında kaldım. Orda Yahya Kemal BEYATLI ile tanıştım. Yemeğe gelirdi. Beni görürdü. Folklorik kültür nedir? bilmezdim. Onda gördüm. Eski eşyaları topluyordu. Yahya Kemal BEYATLI doktor Reşat BERGER’e rica etmiş. O zaman Reisicumhur Celal BAYAR’dı. Öğretmenliğe başlayabilmem için ona mektup yazmış. Sonra askere gittim. Bitince Ereğli’ye geldim. Ankara’ya öğretmenlik müracaatı için gittim. Halil SOYUER Milli Eğitim Bakanının özel kalem müdürü idi. Milli Eğitim Bakanı Tevfik İLERİ ile görüştüm. Durumu anlattım, dosyasına bakın dedi. Buldurlar. Sarı bir zarftı. Postacı yazmış, kendisi Ereğli’de olmadığı için bulunamamıştır. Ankara Atatürk Lisesine tayinim olmuş ama iş işten geçmişti. Ama Halil Bey Bolu Kız Öğretmen Okulu boş dedi. Memleketine de yakın deyince Resim ve Yazı Öğretmeni olarak enstitüye atandım. Sonra Kız İlköğretmen okulu oldu. Tarımdan, dikişe her türlü eğitim vardı. 13 sene Bolu’da kaldım. 1967’de Bolu Güzel Sanatlar Galerisi’ni kurdum. İlk müdürü benim. Oradan Ankara’ya geçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız öğretmen okulunda ne kadar görev yaptınız?&lt;br /&gt;Kız öğretmen okulundan sonra Erkek Öğretmen okuluna geçtim, çünkü okulda fazlaydım. Erkek öğretmen okulu 3 senelikti. Buraya atanan öğretmenler pek durmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okullarda eğitim ile ilgili nasıl uygulamalar yaptınız?&lt;br /&gt;Okulda temsiller olurdu. Bunlarda aranan birinci kişi olurduk. Temsile uygun dekor yapardık. Okul gezilerinde sergiler açtık. Adana, Düzce ve Zonguldak gibi şehirlerde sergiler açıp temsiller verdik.&lt;br /&gt;Çocuk resimleri hakkında konferanslar verdik. Çünkü okuyan öğrenciler ilkokul öğretmeni olacakları için bilgilendirmeler yaptık. Mahalli sanatçıların da çalışmalarını takip ettik. Mehmet YÜCETÜRK Bolu’lu tanınmış ressamdı. Onu yalnız bırakmadım. 13–14 sene beraber kaldık. O çalışmalarını evine asardı. Ev adeta müze gibiydi. Öğrencilerle Pazar günleri izin alarak oraya gidip tatbikat yapardık. Onun evi kırsal alanda adeta küçük bir galeriydi. Bu köy Salıbeyler köyü idi. Yanında Sarıcalar ve Beyköy vardı.&lt;br /&gt;Bu okulda da aynı çalışmalara devam ettik. Aynı zamanda Kız öğretmen Okulunda da temsil çalışmalarına devam ettik. Antikom piyesinde dekor yapmıştım. Millet sahne açılıp dekoru görünce alkışladı. Polyanna piyesi için de dekor yapmıştım. Yine su içinde bale yapan kızlar için dekor yaptım.&lt;br /&gt;İnkılâp olunca bizi köylere de gönderdiler. Amaç köyleri kalkındırmaktı. Sarıcalar köyü camiini onardım. Sonradan köylere yüzme havuzları yapıldın dedim, alay ettiler. O sırada Ahmet TAHTAKILIÇ Turizm bakanıydı. Cumhuriyetçi Köylü Partisi ve Senato vardı. Kaplıcalara açık hava yazma havuzu yapılsın dedim. Yaz kış girsinler diye. Nihayet Aşçılık okulunu da o zaman teklif ettim. O sırada E–5 yolu yeni yapılıyordu. Köylere voleybol sahaları yaptık, camileri badana ettik, eski Türkçe yazılar yazdık ( Hat Sarıcalar köyü camisi), çeşmeyi yaptık. Yürüyerek gidip gelirdik, çok zor olurdu. Hisartepedeki öğretmen okuluna uzaktı. Bu yaptıklarımıza karşın bir kere de olsun teşekkür almadım.&lt;br /&gt;Okulun mehter ve bando takımının kurulmasına katkım oldu. Okul yarışmalarında öğrenci resimlerini sergiledik, yurt dışı yarışmalara da katıldık, eserlerimizin çoğu ödül aldı. Öğretmen okulu olarak Bolu panayırında sergiler açtık. &lt;br /&gt;İlkokullarda haftada 1 kere resim derslerini takip ettik. Avukat Neşe İLERİ o dönem öğrenciymiş. Noter olarak gitmiş buradan. İlkokulda sanat eğitim alanların ortaokul ve sonrasında büyük hamleleri oldu. Bunu bizzat gördüm.&lt;br /&gt;Öğretmen, müfettiş ve ev hanımlarının katıldığı iş kursları yaptım, resim kursu gibi ( Düzce’de). Hocalar da gelir bilgilerini takviye ederlerdi. Ciltler, cilbentler, ebru gibi kurslar yapardık. Bazı veliler çocuklarına sanat eğitimi almaları için müracaat ettiler. Ama yer yoktu. Evime kabul ettim. Ama evi hallaç pamuğu gibi attılar. Sonra bunlara Özel İdarede yer bulduk. Bu yer Özel İdarede sanat galerisi olarak açıldı. Resim ve heykeller geldi. Atölye yapıldı, kurslar düzenlendi, sergiler açıldı. Dışarıdan ve okuldan gelenler çalıştı. Akşamları kültür geceleri yapardık. Esnaflardan ve emekli öğretmenlerden de gelenler vardı. &lt;br /&gt;İlk açtığım yere belediye sahip çıktı ve Ressam Mehmet YÜCETÜRK ismi verildi. Bunların yapılmasında faydamız oldu. Bolu’daki Türkiye’de açılan 10.galeri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara’ya nasıl tayin oldunuz ?&lt;br /&gt;Adnan ATİKEN Kültür müsteşarıydı. Baktı hemen dedi Ankara’ya. Oradaki galeri müdürüyle atışmışlar. Ne galeri için yer var ne de yatmak için. Konservatuar’da bir odada 1–2 ay kaldım. Sonra ev tuttum. &lt;br /&gt;Galeri için Kızılay’da mahsen gibi bir yeri açtık. Yer bul dediler. Belediyenin Zafer Çarşısında bir salon vardı. Düğün salonu olarak yapılmıştı. Prof.Dr. Şadan Bey yardımcı oldu. Yine Bolulu mimar İhsan KIYGI’dan yardım aldım. Tanzimini de İhsan Kıygı yaptı. &lt;br /&gt;Burada herkese yönelik kurslar açtık. Sonra büyükleri iptal ettik. Verimli olmuyordu. Yer uygun değildi. Küçüklerde de doldu mu doldu. Her yerden gelen vardı. Kimseyi geri çeviremezdim. &lt;br /&gt;Burada kütüphane yaptım ve kültürel sinema filmleri oynattım. Salonu ikiye ayırdık. 1 tanesini liseliler için sanat tarihi olarak düzenledik. Büyük sergiler açıldı. Balkanların en çok gezilen galerisiydi. Günde 2–3 bin kişi ziyaret ederdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara’ya tayin olunca öğretmenliğe de devam ettiniz mi ?&lt;br /&gt;Bu arada öğretmenliğe de devam ettim. Eğitim derneğinin Ankara Kolejinde ve Mimar Kemal Ortaokulunda derslere girdim. Çünkü Ankara’ya tayin olurken onu şart koşmuştum. Kültür Bakanlığı kurulunca öğretmenlikten ayrılarak kadrom bu bakanlığa geçti. O dönemde Talat HALMAN ilk Kültür Bakanıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrencilerinizden arayanlar oluyor mu?&lt;br /&gt;Erol ŞEFİK (Bilecik) gibi öğrencilerim arıyor. Bağlama çalardı. Ali Osman’ı orda tanıdım. Nerelisin dedim. Zonguldak dedi. Neresi: Kozlu. Haaa bu paçalılardan, Bayat boyundan dedim. Oğlum kendinizi iyi yetiştirin dedim. &lt;br /&gt;Etütler vardı, hocalar dolaşırdı. Hüseyin ÇAĞRICI da öğrenciydi orda. Konakların hamamcı Ali’nin kızı vardı. Çocuklara alfabeyi öğreteceksin iyi yetişmeniz lazım derdim. İkmale bırakıyordum, sonra geçerlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galerilerin faydası oldu mu?&lt;br /&gt;Her okul sırayla sergi açtı ve insanlar gezdi. Yoksa insanlar uzak yerlere gidemezlerdi. Sadece veliler gezerdi. &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Sadeddin adında öğretmen arkadaş vardı. Orhan beyle tanıştırdım. Balıkçılık yapıyordu. Halidun vardı gariban.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Galeride şiir müzik geceleri tertip ederdik. Bolu’nun gelişmesi adına iyi oldu. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ankara Döneminizde Ereğli’ye ne gibi hizmetiniz oldu?&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hamzafakıhlı Akpınara kadar olan yolu ben yaptırdım. Kaymakamı bakan yaptılar. Sergiyi gezerken ona durumu anlattım. Böylece yol yapıldı. Mehmet YÜCETÜRK buradaydı. Demirçelik köprüsünden greyder yola kepçeyi vurduğu zaman el salladık. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Topçalı Musabeyli (Alaplı) Toyfanlı camilerine yardım yaptık. Tramvaylar 1961 de kaldırılıp Kadıköy’e alındı. Vazgeçmeyin dedim. Bolu’ya alın dedim. Kaplıca ile şehir arasında gidip gelir dedim. Bolu öğrenci şehri olur dedim. Nitekim öyle oldu. Tramvaylar da geri geldi. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;RÖPORTAJ :&amp;nbsp; GÜRDAL ÖZÇAKIR &amp;amp; MURAT KARA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-hI6o80nmpSg/TtAAC-1pwWI/AAAAAAAAAk0/3bUdu4V5jIs/s1600/1937+y%25C4%25B1l%25C4%25B1+439+nolu+%25C3%25B6%25C4%259Frenci+osman+zeki+oral%2527%25C4%25B1n+ders+notlar%25C4%25B1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-hI6o80nmpSg/TtAAC-1pwWI/AAAAAAAAAk0/3bUdu4V5jIs/s320/1937+y%25C4%25B1l%25C4%25B1+439+nolu+%25C3%25B6%25C4%259Frenci+osman+zeki+oral%2527%25C4%25B1n+ders+notlar%25C4%25B1.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;1937 yılı Osman Zeki ORAL'ın okul&amp;nbsp;diploma defterinde&amp;nbsp;ders notları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-2093915702770148261?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/2093915702770148261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=2093915702770148261' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/2093915702770148261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/2093915702770148261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/11/sanata-adanan-bir-omurde-kdz.html' title='SANATA ADANAN BİR ÖMÜRDE KDZ.EREĞLİ SEVDALISI BİR EĞİTMEN OSMAN ZEKİ ORAL'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-2W0U4iZcMSQ/Ts__yhPJmBI/AAAAAAAAAks/Unmd_dUE6zQ/s72-c/5.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-2530815525022239337</id><published>2011-11-24T14:20:00.001-08:00</published><updated>2011-11-24T14:27:03.263-08:00</updated><title type='text'>Devrekli Ethem Çavuş'un Anıları</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ig9ts58sy2Y/Ts7Eb3HsRzI/AAAAAAAAAkk/11hGEVNr0SI/s1600/S%25C4%25B0NA.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="167" src="http://2.bp.blogspot.com/-ig9ts58sy2Y/Ts7Eb3HsRzI/AAAAAAAAAkk/11hGEVNr0SI/s320/S%25C4%25B0NA.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Devrekli Ethem Çavuş'un anıları &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yazar Hamit Kalyoncu &lt;/div&gt;14 Mart 2011 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrekli Ethem Yemelek Çavuş’un Anıları’ndan bazı bölümleri bölük pörçük de olsa okumuştum geçmiş yıllarda. Ama çok merak ettiğim ve çok da önemsediğim bu anıları topluca okuma olanağını en sonunda bulabildim. &lt;br /&gt;Kömür havzası tarihinde 1867’de başlatılan 1.Mükellefiyet Dönemi ile Cumhuriyet döneminin bir bölümünü de kapsayan ve Zonguldak maden ocaklarındaki çalışma koşullarını anlatan bu anıların bizlere ulaşmasını sağlayan ünlü yazar Ahmet Naim Çıladır’dır. Ethem Yemelek Çavuş ile oturmuş elde kalem kağıt ile bu anıları 1936 yılında kayda geçirmiştir. &lt;br /&gt;Bu anılar aynı yıl “Yeraltında Kırkbeş Sene” adıyla ilk kez “Bartın” gazetesinde tefrika edilmiş, küçük boyutlu bir kitap olarak da yayınlanmış. Kitapta Ahmet Naim ile Ethem Çavuş’un karşılıklı oturur halde resimleri de bulunmaktaymış.&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ancak, evet burada büyük harfli bir ancak dememiz gerekiyor. Çünkü 1970’li yılların başlarında 12 Mart Darbesi gerekçeleriyle; Ahmet Naim’in sanat mirasının sahibi oğlu Sina Çıladır, babadan kalan kitaplar, yazılar, notlar ile kendi kitapları dahil, çalışma müsveddeleri, aile fotoğraflarıyla birlikte tutuklanır, çok değerli evraklarına da el konulur. Sonra, sonra hepsi de gitti gider!..Geri gelmez bir daha.. 2006 yılında Sina Bey, başka bir çalışma nedeni ile “Şirin Ereğli” gazetesinin ciltlerini karıştırırken, “Eski Bir Madencinin Anıları” başlığı ile 28.Ağustos.1962 ve 10.Ekim.1962 tarihli sayıları arasında bu anılarla yeniden karşılaşır. Sonra da şimdi elimde tuttuğum bu şirin kitap, geçmişin yeraltından gün yüzüne çıkmış olur. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Sina Çıladır’ı bir kez daha kutluyorum, teşekkürler ediyorum bu kitabı tarihin karanlığından çıkarıp önümüze koyduğu için. Zonguldak üzerine bir şeyler yazmak isteyen her kişi mutlaka bu kitabı en az bir kez okumalıdır. Bütün içtenliğimle belirtmem gerekirse, her sayfası bir tokat gibi şaklıyor insanın yüzünde. Öylesine korkunç bir sefalet ki yaşananlar, sözcüklerle anlatılması bile kolay değil..Köle, parya yaşamından da ağır koşullardaki bu çalışma düzenine bir insan nasıl dayanabilir? Bir devlet yönetimi, kendi insanının bu kadar kıyılmasına nasıl göz yumabilir? İnsanımızın bir kazmadan, bir katırdan daha değersiz sayılarak, acımasızca çalıştırılmasına nasıl izin verebilir?. Şaşkınlık içinde kalıyorsunuz, şok oluyorsunuz!. Bunda Ahmet Naim’in duru, çıplak, yalın anlatımı da etkili oluyor kuşkusuz. Ama ya Ethem Çavuş’un ve yüzlerce, binlerce Zonguldak köylüsünün gencecik birer fidan iken yaşadıkları!. Tam bir ibret tablosu gibi çakılıyor insanın yüreğinin orta yerine.. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Düşünün, yaşınız daha onüç, ondört, bilemedin onbeş. Dilaver Paşa Nizamnamesi’nin emredici hükümleri gereği, Devrek’in Çomaklar köyü muhtarı sizi deftere yazmış. Karda kışta, dondurucu soğukta yedi arkadaş, yalın ayak başı kabak Çomaklar’dan Zonguldak’a yollara düşüyorsunuz. Ayakta çarık, sırtta hurye; yol, orman içi patika, keçi yolu. Üç gün sonra geliyorsunuz Zonguldak’ta bir kara deliğin önüne. Beylik ocak, devlete ait ocak ama, devletten kiralayan da Rombaki adlı bir Rum tüccar. Ellerinizde birer yağlı kandil, iki büklüm içeri giriyorsunuz, giriş o giriş! Artık canınız çıkana değin yeraltındasınız!.. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bu ilk dönemlerdeki ocaklarda kömür arabaları ve raylar ağaçtan yapılmış. Kitapta verilen ilk siyah-beyaz fotoğrafta bunlar belli oluyor. Diğer bir görüntü ise işçilerin ayaklarının çıplaklığı. Çalışma süresi günbatımı ile gündoğumu arası. Saat yok, ama işveren, köylü amelelerin dinlenme zamanını çalmasını biliyor. Kümesin önüne bir yanar kandil koyuyorlar. Kümesin horozu, ışığı görünce şafak söktü sanıp başlıyor ötmeye!.. Sonra “Kalkın lan! Yürüyün lan!..”. Böylece gündoğumunu öne almış oluyorsunuz. En azından iki saatini çalıyorsunuz köylülerin sahtekârlıkla!..Ücretiniz ise para değil, basma bezi, Amerikan bezi, kalay. Kurci Kumpanyası ocağında ise 1887’li yıllarda yevmiye 6 kuruş.. Yıllar önce okuduğunuz Germinal romanı, filmi geçiyor gözlerinizin önünden. Ama bu anlatılanlar daha korkuncu sanki..&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ne zaman mı yaşanmış bu anlatılanlar? Sina Çıladır’ın hesaplamasıyla 1886-87 yıllarında başlıyor Ethem Yemelek Çavuş’un hikayesi, 1931 yılına kadar kırkbeş yıl sürüyor. “Yeraltında Kırkbeş Sene” adını taşıyan bu kitapta anlatılanlar; Zonguldak yöresindeki taşkömürü cevherimizin, ormanlarımızın, insanımızın ve onların emeğinin yabancı kumpanyalar döneminde nasıl akıl almaz bir açgözlülükle sömürüldüğünün, nasıl korkunç bir şekilde talan edildiğinin de birinci ağızdan hikayesi.. &lt;/div&gt;“Köy muhtarı harman yerinde güreş tutturup, madene elverişli olduğumuza karar verdiğinde, biz yedi çocuğun adlarını tertip defterine çizdirip kuyulara yollamıştı.&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;O yedi çocuktan geriye bir ben kalmıştım. Ötekilerin hepsi kuyularda canlarını vermişti..Ben ölüme alışamadım ama, o bana alıştı galiba! Yakama yapışıyor sonra koyveriyor!..”&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Sina Çıladır, kitabın son bölümüne Ahmet Naim’in az bilinen iki öyküsünü de koymuş. Bunlar “Karar” ve “Arkadaş Sevgisi”. “Karar” adlı öykü 1935 yılında dönemin ünlü dergisi Yeni Adam’da yayınlanmış. Politik öykücülüğün ilk örneklerinden biri olan “Karar” ikinci kez 1966 yılında Zonguldak Yeni Ocak dergisinde yayınlanır. “Arkadaş Sevgisi” ise yeraltında azraille boğuşan madencilerin kendi aralarındaki insanlık, kıskançlık, dostluk, arkadaşlık olgusuna bakışlarını şiirsel bir anlatımla işliyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yeraltında Kırkbeş Sene: Yazan-Ahmet Naim Çıladır. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yayına hazırlayan: Sina Çıladır. Defnesanat Yayınları. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;İsteme Adresi: &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Murtaza Mah. Hamamüstü Sok. Esat Taneri İş Merkezi Kat: 4 Kdz. Ereğli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Tel/Fax: 0372 312 1008 -312 1009&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://zonguldakbilgi.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=2088&amp;amp;Itemid=62"&gt;http://zonguldakbilgi.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=2088&amp;amp;Itemid=62&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-2530815525022239337?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/2530815525022239337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=2530815525022239337' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/2530815525022239337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/2530815525022239337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/11/devrekli-ethem-cavusun-anlar.html' title='Devrekli Ethem Çavuş&apos;un Anıları'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ig9ts58sy2Y/Ts7Eb3HsRzI/AAAAAAAAAkk/11hGEVNr0SI/s72-c/S%25C4%25B0NA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-8980549817739175166</id><published>2011-11-24T14:11:00.001-08:00</published><updated>2011-11-24T14:15:57.410-08:00</updated><title type='text'>Donald Quataert'e Veda</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-qKL_ZdS-WOA/Ts7BtJRMX2I/AAAAAAAAAkc/Se1p27d_1k4/s1600/donald.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-qKL_ZdS-WOA/Ts7BtJRMX2I/AAAAAAAAAkc/Se1p27d_1k4/s1600/donald.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Donald Quataert'e veda &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yazar Mustafa Yüce &lt;/div&gt;27 Haziran 2011 &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Donald Quataert, Zonguldak maden işçileri ile ilgili bilgi toplamak üzere 1997 yılının Temmuz ayında Prof.Dr. Vedat Didari’nin misafiri olarak Zonguldak’a geldi. Vedat Bey işçi hareketleri ile ilgili çalıştığımı bildiği için, kendisine yardımcı olmamı rica etti. Memnuniyetle kabul ettim. Biri Bursa İpek Böceği İşçiler ile ilgili olmak üzere, Osmanlı Dönemi’ne ait iki tane kitabının olduğunu öğrendim.&lt;/div&gt;Zonguldak maden işçileri ile ilgili yayınları sıraladığımda, bahsettiğim yayınları hatırladı ve bunların Amerika’daki kütüphanelerde mevcut olduğunu söyledi. Ayrıca benim adını duymadığım, Havza ile ilgili birçok çalışmadan söz etti. Kendisi ve o sıralarda asistanlığını yapan Nadir Özbek çok iyi derecede Osmanlıca biliyorlardı. Zonguldak’a, Osmanlı dönemi ile ilgili, madencilere ve devlete ait el yazması defterlerin varlığından haberdar oldukları için gelmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Misafir olarak Yayla Konağı’nda ağırlanan Donald Quataert ve Nadir Özbek, yaklaşık bir ay bu defterleri incelediler. Çalışmasını 1923 yılı, yani Cumhuriyet’in ilanı ile sınırlayan Donald, bu tarihten sonraki dönemi başka kişilerin çalışabileceğini söylüyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;1998 yılında, bir kere daha bu amaçla Zonguldak’a gelen Donald, bu çalışmalarının sonunda “Miners and the State in the Otoman Empire. The Zonguldak Coalfield 1822-1920” adlı kitabı hazırladı. İngilizce olarak 2006 yılında basılan bu kitap, aynı yıl Boğaziçi Üniversitesi yayınlarından” Osmanlı İmparatorluğu’nda Madenciler ve Devlet, Zonguldak Kömür Havzası 1822-1920” adı ile çevirisi yapılarak yayınlandı(Çevirenler, Nilay Özok Gündoğan, Azat Zana Gündoğan)&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ülkemizde, arşivleme ve saklama kültürü olmadığını bilen Donald, bu defterlerle karşılaştığında çok şaşırmıştı. Bu durumdan etkilenen Donald, Toplumsal Tarih Dergisi’ndeki bir makalesinde, Türkiye’nin başka yerlerinde de, muhtemelen bu şekilde kayıt ve defterlerin bulunabileceğini ifade etti. Maalesef, Donald’ın bu düşüncesi, iyimser bir temenniden öteye gidemiyecektir. Çünkü, Ülkemizde bu tür arşiv belgeleri ancak tesadüfler sonucu günümüze kadar kalabilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Donald ve asistanı Nadir Özbek’in Zonguldak’a ilk gelişlerinde, İncivez’de oturan emekli maden işçisi Osman Köroğlu’nu ziyarete gittik. O yıllarda 90 lı yaşlarını süren Osman Köroğlu’ndan çalıştığı dönemle ilgili ilginç bilgiler aldık. İkinci gelişinde, eski Üzülmez Müessese Müdürlüğü’nü ve Şehir Kütüphanesi’ni ziyaret ettik.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yaklaşık bir ay önce, Erol Çatma Donald’ın öldüğünü söylediğinde, bir yakınımı kaybetmiş gibi üzüldüm. İnsanlara son derece saygılı, çalışkan ve mütevazı bir kişiliğe sahip Donald Quataert’in ölümü hakkında daha ayrıntılı bilgi alabilmek için internete baktığımda, 2009 yılında seçkin profesör ünvanı almış olduğunu da öğrenmiş oldum. Prostat kanseri ile mücadele ederken, 10.Şubat.2011 günü, akşam saat 6’da Binghamton’daki evinde hayata veda eden Donald 69 yaşında idi. Kendisini daima saygı ve hasretle anacağız. Toprağı bol olsun.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://zonguldakbilgi.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=2104&amp;amp;Itemid=62"&gt;http://zonguldakbilgi.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=2104&amp;amp;Itemid=62&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-8980549817739175166?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/8980549817739175166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=8980549817739175166' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/8980549817739175166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/8980549817739175166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/11/donald-quataerte-veda.html' title='Donald Quataert&apos;e Veda'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-qKL_ZdS-WOA/Ts7BtJRMX2I/AAAAAAAAAkc/Se1p27d_1k4/s72-c/donald.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-1759011727914836499</id><published>2011-11-19T04:07:00.001-08:00</published><updated>2011-11-19T04:36:17.883-08:00</updated><title type='text'>TAHİR AKIN KARAUĞUZ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-IfvaQD9E8jQ/TsedJJu480I/AAAAAAAAAjc/OG4o4t0yinY/s1600/tahirkarauguz04.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="color: red; font-size: large;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-IfvaQD9E8jQ/TsedJJu480I/AAAAAAAAAjc/OG4o4t0yinY/s320/tahirkarauguz04.jpg" width="214" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;Ömer ÖZCAN&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Taşrada yaşamasına rağmen çalışmalarıyla Türkçülük tarihinde önemli bir yer işgal eden mümtaz simalardan biri de Tahir Akın Karauğuz'dur. Uzun ömrünün son demlerine kadar muhafaza ettiği heyecanı ile Türkçülük vadisindeki çalışmalarını sürdüren Karauğuz eskilerin hezarfen tabir ettikleri şahsiyetlerdendir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Hayatı, Ailesi ve Tahsil Dönemi &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Resmi nüfusa kayıtlı adıyla Tahir Karauğuz 1898 yılında bugünkü idari bölünme ile Karabük'e bağlanan Safranbolu ilçesinde doğmuştur. Babası , 'Karakullukçuoğlu ' namıyla bilinen bir aileye mensup olan saraç ustası Mehmet Hilmi Gürol, annesi ise aynı mahallin tanınmış ailelerinden Emin Efendi'nin kızı Şükriye Hanım'dır. Bugün bazıları hayatta olmayan üç kız ve iki erkek kardeşi daha vardır. Kız kardeşlerinden Melahat Hanım orman mühendisi olan Kayserili Fazıl Hisarcıklılar ile evlenmiştir. Fazıl Hisarcıklılar 1944 Milliyetçilik Olayı'nda yedek subay olarak görev yapmakta iken tutuklanarak yargılanan isimlerden biridir. Annesini çok küçük yaşta kaybetmiştir. İlkokulu ve ortaokulu Safranbolu'da tamamladıktan sonra lise öğrenimi için ailesi tarafından Kastamonu'ya gönderildi .(1) O sırada Anadolu'da bulunan az sayıdaki liselerin arasında temayüz etmiş bulunan Kastamonu Sultanisi'nin öğretim kadrosu içinde Türk fikir hayatının seçkin kalemleri bulunmakta idi. Öğretmenleri arasında, Çankırılı Ahmet Talat (Onay) , İsmail Hakkı (Uzunçarşılı) , Hasan Fehmi(Turgal) , İsmail Habib (Sevük) gibi gelecekte yazar ve tarihçi olarak ünlenecek önemli isimler vardır. Ahmet Talat, Kastamonu'daki görevi esnasında Tiraje isimli haftalık bir edebiyat dergisi neşretmiştir. (2) Edebiyat öğretmeni İsmail Habib'in edebiyat kültürünün gelişmesinde önemli tesiri olmuştur. Arkadaşlarının birer ikişer askere alınması üzerine 1916 yılında gönüllü olarak askere gitti. İhtiyat Zabitleri Talimgâhı’nı tamamladıktan sonra yedek subay olarak Karadeniz bölgesindeki 5. Kolordu, 14. Fırka, 526 sayılı Sahil Muhafaza Piyade Taburu'nda emir subayı ve bölük kumandan vekilliği görevlerinde bulundu. Firari ve eşkıya takibinde bulunan birliği ' Yıldırım Bey Müfrezesi' unvanı ile anılmaya başlandı. 1918'de ihtiyat mülazimisani rütbesi ile terhis olundu. (3)Lise son sınıfta yarım kalan tahsilini tamamlamak üzere Kastamonu'ya dönerek 1919'da edebiyat şubesinden mezun oldu. (4) Zonguldak'ı daimi ikametgâh olarak seçerek yerleşip ve önde gelen simaları arasına girdikten sonra, müstakbel eşini de aynı yerden seçti. Şehrin tanınmış sakinlerinden Mustafa Barlı'nın kızı Hacer Hanım'la (1907 d. ) 1928 yılında evlenmiştir. Çağlayan (1929-1992) ile Doğu (d. 1941) isimli iki erkek çocuk sahibi olmuştur. İTÜ Mühendislik Fakültesi mezunu olan Çağlayan İTÜ’den Petrol Yüksek Mühendisi olarak mezun olan Doğu Karauğuz bütün meslek hayatını Türkiye Petrolleri A. Ş.’de geçirmiş, 2002 yılında emekli olmuş, halen sağ bulunan annesi ve ailesiyle birlikte Ankara'da ikamet etmektedir. Tahir Karauğuz’un her iki oğlundan birer erkek torunu bulunmaktadır. 4 Haziran 1982 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir. Cenazesi 6.6.1982 günü Şişli Camii'nde kılınan öğle namazını müteakip Aşiyan Kabristanı’nda toprağa verilmiştir. (5) Ölümü üzerine İstanbul ve taşra basınında hayatı ve çalışmaları hakkında bilgi verilen çok sayıda yazı ve haber çıkmıştır. (6) Şehre yaptığı hizmetlerden dolayı yayınevinin bir zamanlar bulunduğu caddeye Zonguldak Belediyesi tarafından 'Tahir Karauğuz Caddesi' adı verilmiştir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt; Çalışma Hayatı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-4tz-m1TbIkU/TsedNOQ4MpI/AAAAAAAAAjk/Hy_Rjm-o5uQ/s1600/tahirkarauguz01.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-4tz-m1TbIkU/TsedNOQ4MpI/AAAAAAAAAjk/Hy_Rjm-o5uQ/s1600/tahirkarauguz01.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Liseden mezun olduktan bir süre sonra memuriyete intisap edip bugün Bartın'a bağlı bir ilçe olan Ulus’a Nahiye Müdürü olarak tayin edildi. Nahiyeye bağlı 67 pare köyü tek tek dolaşarak halkın milli mücadeleyi desteklemesi yolunda çalıştı. Zonguldak'ta madencilik yapmakta olan dayısı Maksut Çivi’nin sürekli olarak yaptığı davet üzerine memuriyetten istifa etti. Dayısının Zonguldak ve Kozlu'da bulunan dört kömür ocağının mesul müdürü olarak çalışmıştır. Bu görevi ile birlikte Garp Cephesi Komutanlığı'na bağlı bulunan Zonguldak ve Kozlu bölgeleri Askeri Polis Müdürlüğü görevini de üstlenmiştir. Kısa bir süre de Akçakoca İskele ve Limanlar Kumandanlığı'nda görev yapmıştır. Yeni Türkiye'nin mimarlarından Yusuf Akçura Nisan 1921'de Mehmet Emin Yurdakul ile birlikte Karadeniz ve İnebolu yoluyla Ankara'ya gidip Kemalist harekette yerini almıştı. Birkaç ay sonra ihtiyat subayı olarak vazife alan Akçura'nın himayesine giren Karauğuz, Garp Cephesi Kumandanlığı'nın Matbuat ve İstihbarat Şubesi'nde teğmen olarak göreve başladı. Halide Edip(Adıvar) , Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) ve Yusuf Akçura'nın da içinde bulundukları 'Düşman Mezalimini Tespite Memur Edebi Heyet’te görevlendirildi. Heyetin hazırladığı kitapların Ankara'da basımını takip etmenin yanında istihbarat biriminin basınla ilişkilerini yürüttü. Vazifesinin bitiminde tayin olduğu Zonguldak’ta istihbarat subaylığını 1925 'e kadar sürdürdü. İlde aynı zamanda sivil idarenin Matbuat ve İstihbarat Müdürlüğü görevini de yerine getirmişti. Dayısının yardımlarıyla şehirde ilk matbaayı , ' Zonguldak Karaelmas Yazım ve Basımevi'ni kurmuştur. Bundan sonra serbest hayatta gazetecilik ve basım işleri ile uğraşmaya başlamıştır. Ticari hayatı yanında ortaokul Türkçe öğretmenliğinde de bulunmuştur. (7) Yayıncılık faaliyeti sırasında değişik yıllarda irili, ufaklı çeşitli dergi ve kitapların yanı sıra gazeteciliği Zonguldak'ın çevresine yaymak istedi. Safranbolu, Amasra için uzun ömürlü olmayan gazeteler neşretti. Maddi menfaat beklemeden büyük bir gazetecilik sevgisi yürüttüğü bu çalışmalar sonucunda 1960'lı yıllarda ekonomik sıkıntılarla karşılaştı. Büyük borç yükü altına girmesi sonucunda matbaasını devrederek 1962 yılında, öğrenimleri dolayısıyla daha önce İstanbul’a giden çocuklarının yanına yerleşti. Burada da boş durmayarak daha önce eski harflerle neşredilen bazı kitapların yeni basımlarını yaptı. Kurduğu dernekler vasıtasıyla anma günleri tertipledi. Ailesinin geçimine katkı sağlamak gayesiyle sözleşmeli olarak 7.3.1975 ile 11.2.1977 tarihleri arasında o sırada İstanbul Topkapı'da bulunan Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde görev yaptı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Fikir ve Cemiyet Hayatı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Karauğuz, ilk şiirini küçük yaşta kaybettiği annesi için yazmıştır. Lise öğrenimi için gittiği Kastamonu’da canlı bir fikri ve edebi ortam bulmuştur. İsmail Habib'in tesiri altında kalmıştır. Lisede dil bilgisini güçlendiren, sanat anlayışını geliştiren öğretmenleri onun gelecekte takip edeceği fikri çizginin temellerini atmışlardır. Hayatı boyunca akide haline getirdiği fikri muhteva ile milli kültüre bağlı kalmış, bu yolda neşriyatta bulunmuştur. Kastamonu'da İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin bünyesinde kurulan Türk Gücü'ne kaydolduktan sonra vatan ve millet sevgisi ile yüklü şiirler terennüm etmeye başlamıştır. Gökalp’in üzerindeki tesiri sadece şiirle kalmamış, dilde yenileşmenin hararetli takipçisi olmuştur. Ömür boyu dilde Türkçecilik akımına sadık kalmıştır. O dönem münevverlerini izleyerek Abdülhak Hamid 'in Sardanapal'ında gördüğü 'Akın' mahlasını (8) seçmiş, babasından ayrı olarak, Türkçülüğünün tesiri ile Oğuz’un kendi yorumuna uygun şekilde 'Uğuz' imlası ile ve yanına beldesinin sembolü olan kömürün rengi karayı eklemek suretiyle 'Karauğuz'u soyadı yazdırmıştır. 23 Aralık 1913 tarihli Kastamonu’da İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin organı olarak çıkan 'Köroğlu' gazetesinde basılan ilk makalesini, Safranbolulu hemşehrilerinin donanmaya yardımda gösterdikleri fedakârlığını övmek gayesiyle kaleme almıştır. I. Dünya Savaşı’ndan dönerek tahsiline devam ettiği Kastamonu’da kendini ateşli bir ortamın içinde buldu. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkmasından sonra milli mücadeleyi desteklemek gayesiyle iki genç arkadaşı Hüsnü (Açıksöz) ve Ahmet Hamdi (Çelen)) ile birlikte Açıksöz gazetesini neşretmeye başladılar. Merkezi yönetime bağlı ve 'Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın denetimi altındaki Kastamonu’da o sırada böyle bir gazetenin neşri oldukça güçtü. Dayısının arkadaşı olan Vali İbrahim Hakkı Bey gerekli ruhsatın verilmesinde kolaylık gösterdi. Gazete İstanbul Hükümeti’nin taraftarı olan Zafer Gazetesi ile birlikte Vilayet Matbaası’nda basılarak 15 Haziran 1919 tarihinden itibaren çıkmaya başladı. İlk nüshada bulunan yazıların büyük çoğunluğu Tahir Karauğuz tarafından hazırlamıştı. Lise müdürü edebiyatçı Mehmet Behçet Yazar'ın da bir yazısı bu nüshada çıkmıştı. Gazete açıktan milli mücadeleyi desteklediğini belli etmişti. Gazetenin neşriyatı sonucunda şehrin milli mücadeleyi destekleyenler arasına katıldığı gazetenin 16 Eylül tarihli nüshasında duyurulmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulus'ta Nahiye Müdürlüğü görevi esnasında bütün köylerde 'Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’nin şubelerinin kurulmasını sağlamıştır. Zonguldak'ta çalışmaya başladığında gençleri etrafına toplayarak aynı cemiyetin şubesinin kurulmasını sağladı. Şehrin müftüsü ve gençlerle birlikte açtığı kampanya ile yerli ve yabancı maden şirketlerinin Maden İdaresi’nin tartısından geçen kömürlerden ton başına 2 lira bağış kesilerek Ankara Hükümeti’ne verilmesi sağlandı. Kömür havzasının meseleleri ile ilgili yazılarını Açıksöz'e göndermeye başladı. Hatta gazetenin 22 Ocak 1921 tarihli nüshası 'Zonguldak'a Mahsus Nüsha-i Mümtaze' olarak çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatan ve millet sevgisini ihtiva eden şiirleri Anadolu'nun çeşitli gazete ve dergilerinde neşredilmeye başlanmıştı. Çeşitli şiirlerini kitap haline getirerek, 1922 yılında 'Orduya Armağan' adıyla yayınladı. Kitabın sonunda bulunan 'Destan' adlı şiiri ,'Garb Cephesi Kumandanlığı'nca ayrıca bastırılarak birliklere dağıtılmıştı. 1922 yılında 'Orta Anadolu'da Yunan Faciaları' isimli kitabından sonra, 9 Mayıs 1922 tarihli bir mektup gönderen Mustafa Kemal ;'Hissiyatı-i vataniyyelerinize teşekkür eder, hidemat-i milliyede mazhar-ı muvaffakiyet olmanızı temenni ederim.' demiştir. Karauğuz'un ilk kitaplarının neşrinden itibaren, başta Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak olmak üzere askeri erkân ile Türk edebiyatının seçkin simalarının kendisine gönderdikleri mektuplar ile her türlü muhavere notları oğlu Doğu Karauğuz'un nezdinde muhafaza edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Karauğuz'a , 'Mücadele-i Milliye'de Asar-i Hamaset ve Fedakarisinden' dolayı, TBMM 'nin 23 Mayıs 1926 tarihli oturumunda alınan kararla 'beyaz şeritli' İstiklal Madalyası verildi. Daha sonra ,'Zonguldak Müdafaa-i Hukuk Aza-i Sabıkasından' dolayı, TBMM 'nin 26 Mayıs 1930 tarihli kararı ile İstiklal Madalyası'nın şeridi ' kırmızı'ya çevrildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayısının katkılarıyla ve onun 69 nolu maden ocağında şehrin ilk matbaasını 'Zonguldak Karaelmas Yazım ve Basımevi' adıyla kurdu. Türk basın tarihinde Zonguldak’ın ilk süreli yayını olan 'Zonguldak' gazetesi 23 Mart 1923 tarihinde bu basımevinde basıldı. 1923-953 yılları arasında 30 yıl süre iye yayın hayatında bulunan gazete kömür havzasının tarihini ihtiva etmenin yanında şiir ve sanata tahsis ettiği sahifelerinde Orhan Şaik Gökyay ve Behçet Kemal Çağlar’ın ilk edebi ürünlerine yer vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak Maden İşletmesi'nde çalışmaya gelen mühendisler arasında bulunan yabancıların 'Saint Barbe' gününü 'Madencilik Günü ' olarak kutlama temayülü belirmişti. Karauğuz Türk'e has bir kutlama günü tesis edilmesinden yana idi. Zamanın İşletme Müdürü Hüseyin Fehmi İmer ve yazar Ahmet Naim Çıladır 'ın katılımlarıyla üçlü bir komite teşkil edildi. Yapılan inceleme sonucunda Türkiye'de kömürün ilk olarak 1829 yılında Ereğli'nin Kestaneci Köyü’nde 'Uzun Mehmet ' tarafından bulunduğu ve ' 8 Kasım ' gününün Zonguldak'ta 'Kömür Bayramı' olarak kutlanacağı valilik tarafından açıklandı. Bayram ilk defa 1932 yılında kutlanmaya başlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karauğuz Zonguldak'a ilk geldiğinde şehir Fransızların işgali altında idi. İşgal güçleri idari işlere karışmamakla birlikte yabancıların madenler üzerindeki çıkarlarını korumakla vazifeli idiler. Kömür işletmesi Fransız askeri gücünün kontrolü altındaydı. 21 Haziran 1921'de şehri terk etmişlerdir. Zonguldak Halkevi başkanı olduğu sırada Halkevleri Müfettişliği görevini yürüten Behçet Kemal Çağlar ile birlikte bir teklif hazırlayarak 21 Haziran tarihinin 'Kurtuluş Günü' olarak kutlanması talep edildi. Teklifin kabul edilmesi üzerine şehrin kurtuluş günü halkevi tarafından düzenlenen şölenlerle ilk defa kutlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karauğuz yaptığı kesin neşriyat faaliyeti ile çevrenin kültürel değerlerinin tespiti yanında milli kültürün ülke çapında yaygınlaşması yolunda da gayret gösterdi. Zonguldak bölgesi maden ocaklarının varlığı sebebiyle bünyesinde yoğun bir işçi kesimi barındırmakta idi. İşçiler, yeraltı faaliyetinde bulunan TKP'nin de yoğun propagandası altında bulunmakta idi. Türkiye'de solun faaliyetleri üzerine yapılan araştırmalarda TKP’nin bölgedeki çalışmalarından bahsedilmektedir. Karauğuz, neşriyatı ve cemiyet çalışmaları ile bu tür faaliyetleri tesirsiz kılmaya gayret göstermiştir. Kırım Türklerinin Lideri ve Kırım Milli Merkezi'nin Başkanı Cafer Seydahmet Kırımer ile yakın dostluk ilişkileri kurmuştur. Kırımer, Zonguldak Halkevi, Zonguldak Maden Teknik Okulu ve Karabük'te verdiği konferanslarında konu olarak mahiyeti hakkında yeterli bilgiye vakıf olduğu bolşevizmi ele almıştır. Kırımer'in bu konferansları daha sonra kitap halinde neşredilmiştir .(9) Karauğuz'un taşrada yaptığı seviyeli ve muhtevalı neşriyat takdir edilmiştir. Bu gayretin farkında olan Milli Kütüphane’nin banisi Adnan Ötüken radyoda 'Kitap Sevenler Saatı' adı ile yaptığı programın 3 Ocak 1944 tarihindeki sunuşunda Doğu dergisinden söz etmiştir. Derginin milliyetçilik ve Türkçülük meselelerine ait değerli yazılarla memleketin bu köşesinde pek hayırlı olan faaliyetine ciddiyetle devam ettiğini, tanıtımını yaptığı sayıda Ziya Gökalp'e ait tanınmış imzaların yazıları ve son derece kıymetli vesikaların bulunduğunu belirtmiştir. Türkiye'de Milli Şef Dönemi isimli iki ciltlik hacimli bir araştırmada II. Dünya Savaşı döneminde neşredilen Turancı yayınlar hakkında verilen bilgiye Doğu da dâhil edilmiştir. Derginin Kasım 1942'de yayın hayatına başladığı belirtildikten sonra yazı kadrosu içinde 'Cafer Seyid Ahmet (Edige) Kırımal 'ın da bulunduğu ifade edilmektedir .(10) Karauğuz’un Türkçü çevrelerle ilişkisi ve dergisinde Türkçü önderlerin yazı ve şiirlerine sık sık yer vermesinin, kendisinin de bizatihi tek parti yönetiminin taşradaki mutemetlerinden olmasına rağmen belli çevrelerin tepkisini ve dikkat-i nazarlarını üstüne çektiği anlaşılıyor. II. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru savaşan taraflar arasında hâkimiyeti sağlama dengesinin Almanların aleyhine dönmesi üzerine, hükümetin Türkçüler arasında geniş bir tutuklama hareketinde bulunarak Sovyetlere şirin görünmeye niyetlendiği bu sahada araştırma yapanların üzerinde birleştikleri ortak bir noktadır. Yakın dönem siyasi tarih araştırmalarında verilen Türkçüler hakkındaki mutasavver tutuklama listesi taslaklarında dönemin siyaset ve fikir dünyasında dikkat çekici isimler bulunmaktadır. Listede Karauğuz’un adı ile birlikte yakın dostluk ilişkilerinin bulunduğu ve imzalarına dergilerinde yer verdiği Cafer Seydahmet Kırımer, Orhan Şaik Gökyay, Fethi Tevetoğlu, Hüseyin Namık Orkun, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu 'nun isimleri de bulunmaktadır. (11) 3 Mayıs 1944 'te Atsız-Sabahattin Ali davasının duruşmasından sonra Ankara'da yüksek öğrenim gençliğinin yaptığı nümayişler üzerine önceden tasarlanan tutuklamalara başlandı. Hükümetin önceden tasarlanan listedeki önemli isimleri tutuklamaya cesaret edemediği için tutuklamaların kapsamını dar tutarak umumiyetle gençler ve bir iki orta yaşlı tanınmış isimle iktifa ettiği görüldü. Karauğuz'a dokunulmamakla birlikte eniştesi Fazıl Hisarcıklılar, Zonguldak M. Çelikel Lisesi Öğretmeni Ziya Özkaynak (12) , hemşehrisi ve o sırada Ankara Hukuk Fakültesi öğrencisi olan İsfendiyar Baruönü (13) gözaltına alınanlar arasında bulunmakta idi. 1944 tutuklamalarından kısa bir süre önce yapılan ara seçimlerde Zonguldak’tan CHP listesinden Dr. Rebii Hikmet Barkın milletvekili seçilmiştir. Karauğuz yakın arkadaşı Barkın'ın milletvekili ve üstelik Zonguldak vilayetinin temsilcisi olarak seçilmesinden son derece mutlu olmuştur. Bu seçimi milli dava yolunda ilk zafer olarak gördüğünü ifade etmiştir. Barkın'ın fikirleri ve kişiliği ile Türkçü çevrelerde müspet tesir bırakan bir kimse olduğu anlaşılmaktadır .(14) 3 Mayıs hadisesinden sonra yargılama safhasında Atsız savunmasında yapılan gösterilerin kendisi tarafından değil, Rasih Kaplan, Reşat Şemsettin, Behçet Kemal, Rebii Barkın, Suud Kemal ve Tahsin Banguoğlu isimlerindeki milletvekillerinin şifahi telkinleri ile oluştuğunu belirtmiştir. (15) Bu ifadeden CHP grubunda Barkın’ın da aralarında bulunduğu Türkçü çizgide belli sayıda bir grup milletvekilinin bulunduğu kabul edilebilir. Karauğuz'un isminin böyle etkili bir dost çevresinin bulunmasına rağmen tutuklanmaları kararlaştırılanların listesinde bulunması dikkat çekicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1940'lı ve 1950'li yıllarda Zonguldak'ta CHP İl Yönetimi’nde başkan ve üye olarak görev aldı. Aynı zamanda Halkevi Başkanlığı’nda bulundu. Yerel seçimlere katılarak İl Genel Meclisi ve İl Daimi Encümen üyeliği görevlerinde bulundu. Atatürk ve İnönü'ye duyduğu hayranlık parti çalışmalarına katılmasına sebep olmuştur. Tek parti döneminde siyasi ve sosyal faaliyetlerindeki etkinlikleri sonucunda etrafta zaman zaman milletvekili seçileceği yolunda kanaatler oluşmuştur. Milletvekili seçimlerine katılmak üzere bazı teşebbüslerde bulunduğu bir arkadaşına yazdığı mektuptaki ifadelerinden anlaşılmaktadır. 1944 seçimlerinin sonuçlarının belli olması üzerine kaleme aldığı bu mektubunda bundan sonra Doğu dergisinin neşriyatı ve (Orta-yüksek öğrenime yardım kurumu) işleri ile ilgileneceğini ifade etmiştir. Bu iki çalışmanın da Türkçülük için olduğunu, başka bir şey düşünmediğini, bu uğurda ne vazife düşerse, ne fedakârlık istenirse, canla başla gönüllü olacağını ifade etmiştir. Onu milli mücadelenin en hararetli yıllarından itibaren tanıyan Enver Behnan Şapolyo 26 Şubat 1950 tarihli bir yazısında :"İşte Tahir Karauğuz, Kuvayı Milliye ruhunun verdiği ateşle, Zonguldak şehrini Türkiye’nin irfan merkezi yaptı. Onun büyük hizmetini görenler, adını daima hayırla anacaklardır. Gönül arzu eder ki, Zonguldak’ın vatanseverleri, onu daha büyük vatan hizmetine seçsinler. Bu kadirşinaslığı ancak Zonguldak yapabilir. Onu sevenler, Zonguldaklılardan bunu bekliyorlar ." demek suretiyle siyasi beklentilere sözcülük yapma görevini yerine getirmiştir. Toplumun bütün kesimlerini alakadar eden sahalarda faaliyette bulunan bazı cemiyetlerin çalışmalarına katıldı. 20.8. 1946 tarihinde Vali Halid Aksoy, Rafet Güneş (Beden Eğ. Öğr. ) , İzzet Çakmaklı, Hakkı Gülerman, Mehmet Çelikel, Cemil Akalın (Vilayet encümeni mümeyyizi) ile birlikte Zonguldak Öğrenime Yardım Kurumu teşkil edildi. O dönemde şehirlerarası gidiş gelişin elverişli olmaması sebebiyle çevredeki fakir öğrencilerin tahsile devam edebilmelerine sağlamak üzere lisenin yanında 'Öğrenci Yatıevi' ünvanı ile bir yurt tesis etmiştir. Yurdun ihtiyaçları dernek tarafından karşılanmış, eğitim ve öğretim bakımından gerekli nezaret ise lise öğretmenleri tarafından yerine getirilmiştir. Dernek sayesinde çok sayıda öğrencinin lise ve yüksek öğrenim görmesi mümkün olmuştur. Zonguldak'ta eğitimin gelişmesi için büyük maddi katkılarda bulunan Mehmet Çelikel birlikte çalıştığı arkadaşı Karauğuz'u , 'El için kendini eskiten Tahir ' sözleriyle tarif etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karauğuz'un Gökalp’ın tesiri ile ilk gençlik yıllarından itibaren Türkçecilik akımının samimi bir taraftarı olarak hayatının bütün safhalarında aşırılığa kaçmamak kaydıyla dilde sadeleşmenin sağlanmasına çalıştığı bilinmektedir. Bu sahadaki çalışmaları kitap neşriyatıyla kalmamış yeri geldikçe gazete ve dergilerde makaleler neşretmiştir. Doğu'nun 24-25. sayılarında 'Ay adları ve Anayasa'nın Türkçeliği' başlıklı bir makalesi çıkmıştır. Bu makalesinden dolayı Ulus gazetesinde kendisinden söz edilerek tebrik edilmiş, dergisi bütün okuyuculara tavsiye edilmiştir. (16)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan başka İhtiyat Zabitleri Cemiyeti, Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Hava Kurumu, Milli İktisat ve Tasarruf Kurumu, Öğretmenler Birliği, İşçi Yardım Sandıkları, Amele Birliği, Türk Basın Birliği Zonguldak Temsilciliği, Basın-Yayın Derneği, Amasra’yı Sevenler Derneği gibi isimlerini saymadığımız çok sayıda dernekte üye ve yönetici olarak görev yaptı. Türk Dil Kurumu üyesi idi. Mahalli seviyede yaptığı bu cemiyet faaliyetlerinde tüketemediği enerjisi ile kurduğu iki ayrı dernekle Türkiye'nin bütününe hizmet etmeyi düşündü. Daha sonra yerleştiği İstanbul'da 'Türk Büyüklerini Anma ve Yaşatma, Türk Güzelliklerini Tanıtma ' ile çok sevdiği şair için ' Abdülhak Hamid'i Sevenler ' derneklerini kurarak başkanlıklarını yaptı. 1962 yılında yerleştiği İstanbul'da ileri yaşına rağmen zamanını boşuna harcayacak yapıda olmadığından kurduğu iki dernek vasıtasıyla ünlü kültür, sanat ve devlet adamları için anma günleri düzenlemeye başladı. Aslında bütün bu çalışmaları neredeyse tek başına gerçekleştirmiştir. Büyük bir inançla, ilgili kişileri ve kuruluşları bir araya getirerek, gerekli mali kaynakları harekete geçirerek ve en ince ayrıntısına kadar tüm faaliyetleri üstlenerek sayısız anma toplantısı düzenledi. Anma toplantılarının tespit edilebilen miktarı 1962-1974 yılları arasında 280 tanedir. Sonraki yıllarda da anma günleri düzenleme faaliyetine devam etmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red; font-size: large;"&gt;Yayınları &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. GAZETELER: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Açıksöz: Kastamonu, Vilayet Matbaası, 1918-1923 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Zonguldak: Zonguldak, Karaelmas Basımevi, 1923-1953 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Kömür : " " " , 1942-1945 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Safranbolu-Karabük , " " " ,1951-1954 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Amasra: Zonguldak, Karaelmas Basımevi, 1951 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Günün Sesi , " " " , 1954-1959 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Işıkveren , " " " , 1956-1957 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B -DERGİLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Karaelmas, Zonguldak, Karaelmas Basımevi, 1938-1941 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Türk Kanadı , " " " , 1938 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Doğu , " " " , 1942-1950, Saffet Matbaası &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karauğuz İstanbul'a ikametgâhını naklettikten sonra eski sayılarından seçtiği yazılarla yakın dostlarına dağıtmak üzere Doğu dergisinin ikinci tertip neşrini yapmıştır: Saffet Matbaası, İstanbul, 1973-1978 (17)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C - KİTAPLAR: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Orduya Armağan, Kitabhane-i Sudi, İstanbul, 1922. 44 sahife ve 15 şiirden ibarettir. Önsözü Halide Edib Adıvar tarafından kaleme alınmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Orta Anadolu'da Yunan Faciaları, İstanbul, 1922, Matbaa-i Amire. 90 sahife ve 20 bölümden meydana gelmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Mithat Akif, Zonguldak, 1932, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Zonguldak Havzası -Uzun Hasan'dan Bugüne Kadar, Zonguldak, 1934, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Öz Türk Adları Kılavuzu, Zonguldak, 1935, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Ekler-Kökler Üzerine Deneçler, Dil Araştırmalarına Gerekçeler, Zonguldak, 1936, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Zonguldak Kılavuzu, Zonguldak, 1936-1937, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Milli Şef İnönü Zonguldak’ta, Zonguldak, 1940, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Basın Kanunu ve Benim Görüşlerim, Zonguldak, 1950, Karaelmas Basımevi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Safranbolu- kasaba Durumu ve Hükümet Konağı Meselesi, Zonguldak, 1950, Karaelmas Basımevi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Ahmet Hamdi Akseki, Zonguldak, 1950, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Devde-i Kaside ve Gazel, Zonguldak, 1951, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. CHP Nasıl Kuruldu? , Zonguldak, 1954, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. Uzun Mehmet’ten Günümüze Kadar Türkiye'de Kömür, Zonguldak, 1959, Karaelmas Basımevi. Dördüncü sırada künyesi bulunan kitabının yeniden basımıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. Anadolu'dan Koğduklarımız, İstanbul, 1965, Deniz Basımevi. Orduya Armağan ve Orta Anadolu'da Yunan Faciaları kitapları eski harflerle basılmıştı. İki kitabı birlikte yeni harflerle bu isimle yayınlamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. Türklüğün Öğünçleri, İstanbul, İstanbul, 1974, Saffet Matbaası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. Türklüğün Öğünçleri-Bir Ömür, İstanbul, 1976, Saffet Matbaası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D-NAŞİRLİĞİNİ YAPTIĞI KİTAPLAR:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İnkilap ve İstiklal, Cevdet Kerim İncedayı, Zonguldak, 1936, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Halkevi'nden Köye, Ahmet Naim Çıladır, Zonguldak, 1937, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Abdülhak Hamid ve Dolayısıyla, Necip Fazıl Kısakürek, Zonguldak, 1939, Karaelmas Basımevi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Madencinin Kitabı, Bedri Güneri, Zonguldak, 1940, Karaelmas Basımevi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Madencinin Öğütleri, Hayri Döler, Zonguldak, 1940, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Kömür Havzasında Yeni Eserler, Ahmet Gürel, Zonguldak, 1941, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Maarif Vekili Hasan Ali Yücel'in Zonguldak Söylevleri, Zonguldak, 1944, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Zonguldak'ın Milli İrade'ye Kavuştuğu Gün, Çağlayan Karauğuz, Zonguldak, 1945, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Zonguldak'ın Atatürk Günü, 29 Ağustos 1931, Çağlayan Karauğuz, Zonguldak, 1946, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. 19 Şubat: Halkevi Bayramı, Çağlayan Karauğuz, Zonguldak, 1947, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Fırka Nedir? , Ziya Gökalp, Zonguldak, 1947, Karaelmas Basımevi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Âşık Naili, Sadi Yaver Ataman, Zonguldak, 1947, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. Modern Sanat ve Bugünkü Türk Sanatı, Mahmut Cuda, Zonguldak, 1948, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. Farabi, İ. Behçet Akın, Zonguldak, 1950, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. Mevlana Celalüddin-i Rumi, İ. Behçet Akın, Zonguldak, 1950, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. Malazgirt Muharebesi, Ziya Gökalp, Zonguldak, 1951, Karaelmas Basımevi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. Yıldızlar Konuşuyor, Sadi Günel, Zonguldak, 1951, Karaelmas Basımevi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. Güzeller Arasında, Sadi Günel, Zonguldak, 1951, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. Sanat Yıldızları, Sadi Günel, Zonguldak, 1952, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. Sanatkârlar Dünyası, Sadi Günel, Zonguldak, 1956, Karaelmas Basımevi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOTLAR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Tahir Akın Karauğuz hakkında ki yazımızın tamamlanmasında ve ailesi hakkında bilgi eksiklerimizin giderilmesinde oğlu Sayın Doğu Karauğuz'un büyük yardımını gördüm. Kendisine müteşekkirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Akın Tahir Karauğuz, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, V. , İstanbul, 1982, s. 191-192, Zonguldaklı Yazarlar Zonguldak'ı Yazanlar, Kdz. Ereğli, 1998, s. 77, Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı Yayını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Mehmet Behçet Yazar , 'Edebiyatçılarımızı Tanıyalım : 'Tahir Karauğuz ' , Yedi Gün, Sayı 387, İstanbul, 6 Ağustos 1940 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri, İstanbul, 1969, s.2140-2142 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Vefatını haber veren ilan Tercüman gazetesinin 5.6.1982 tarihli nüshasında çıkmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Milliyet, 5.6.1982, Hürriyet, 5.6.1982, Günaydın, 5.6.1982, Tercüman, 5.6.1982, Yeni Karabük, 7.6.1982, Bizim Safranbolu, 8.6.1982, Yenice Gazete(Zonguldak) , 12.6.1982, Bartın, 12.6.1982 &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;7. İnal, a.g.e. , s. 2140 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. M. Behçet Yazar, Edebiyatçılarımızı Tanıyalım: Tahir Akın Karauğuz, Yedigün, Sayı 387, 6.8.1940 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;9. Cafer Seydahmet Kırımer, Rus Tarihinin İnkılâba, Bolşevizme ve Cihan İnkılâbına Sürüklenmesi, İstanbul, 1948. Yazarın bu kitabı daha sonra sorumsuzca bir tasarrufla adı değiştirilerek yeniden basılmıştır: Rus Yayılmacılığının Tarihi Kökenleri, Ankara, 1997, Diyanet Vakfı Yayınları. Sayın İsmail Otar'ın nezdinde muhafaza edilmekte olan Kırımer'in şahsi arşivinde yaptığımız inceleme sırasında Karauğuz’un yazdığı çok sayıda mektup bulunduğunu gördük. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;10. Cemil Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938-1945) , I . Cilt. , İstanbul, 1996, s. 671. Türkçüler hakkında fazla iddialı indi değerlendirmelerde bulunan yazar Cafer Seydahmet ile Edige Kırımal'ın iki ayrı şahsiyet olduğunun farkında bile değildir. Aynı sahifede dergi olarak nitelendirdiği Doğu'yu aşağıda 'Büyük Ülkü Gazetesi' olarak göstermektedir: dp.227 &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;11. Günay Göksu Özdoğan , ' Turan'dan 'Bozkurt'a -Tek Parti Döneminde Türkçülük (1931-1946) , İstanbul, 2001, s. 303 &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;12. Ömer Özcan, Türkçülük Tarihinden İsimler: Ahmet Ziya Özkaynak, Türk Yurdu, Sayı 144, Ağustos 1999, s. 51-55. Özkaynak’ın, Karauğuz’unda kurucuları arasında bulunduğu Zonguldak Öğrenime Yardım Kurumu tarafından tesis edilen 'Öğrenci Yatıevi' çalışmalarına destek olduğu anlaşılıyor. Özkaynak’ın, Karauğuz vasıtasıyla ilişki kurduğu Cafer Seydahmet Kırımer ile karşılıklı olarak yazışmada bulunmuştur. 1944'te gerçekleştirilen umumi tutuklamalar esnasında gözaltına alınan Özkaynak suçsuz bulunması üzerine yargılama başlamadan serbest bırakılmış ve eski görevine dönmüştür. Onun başından geçenlere rağmen Türkçülük yolundaki çalışmalarına devam ettiğini Cafer Seydahmet Kırımer'e ,'Zonguldak Öğrenime Yardım Kurumu Öğrenci Yatıevi Çevirenliği ' başlıklı bir kâğıda yazdığı 23.9.1945 tarihli mektubundan anlamaktayız. Mektup İsmail Otar'ın arşivinde mahfuzdur. İnceleme fırsatı verdiği için kendisine müteşekkiriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. Ömer Özcan, Türkçülük Tarihinden İsimler: İsfendiyar Baruönü, Türk Yurdu, Sayı 147, Kasım 1999, s. 18. Baruönü emekli olduktan sonra ikamet etmekte olduğu İstanbul’da 1.9.2002'de vefat etmiş, cenazesi 4.9.2002 tarihinde Erenköy Galippaşa Camii’nde kaldırılarak Ümraniye Ihlamur Kuyu Mezarlığı'na defnedilmiştir .(Hürriyet, 4.9.2002) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;14. Dr.Rebii Hikmet Barkın, 1898 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra gittiği Almanya'da Frankfurt Main Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuştur. Doktor olarak Türkiye'de ve Afganistan'da uzun süre görev yapmıştır. Afganistan'da Türk dünyasının içinde bulunduğu durumu yakından görme ve inceleme imkânı bulmuştur. Türkiye'ye döndükten sonra mesleki ve siyasi çalışmaları yanında Türkçü kesimin önde gelen isimleriyle yakın münasebette bulunmuştur. 1944 yılı ara seçimlerinde girdiği TBMM'de Zonguldak milletvekili olarak 1946 yılına kadar görev yapmıştır. 1946 seçimlerinde, 1944 Milliyetçilik hadiseleri sebebiyle CHP Listelerine konulmamıştır. Bu yazı vesilesiyle hayatı ve şahsiyeti üzerine yaptığımız küçük bir araştırma sonucunda yeni nesillere tanıtılması gereken, ismi ve hizmetleri unutulan değerli bir şahsiyet olduğunu gördük. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;15. Uğur Mumcu, 40’ların Cadı Kazanı, İstanbul, 1990, s. 83 &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;16. Ulus , 'Karauğuz ve Doğu ' , Ankara, 27.1.1945 &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;17. 14.5.1947 tarih ve 1170 sayılı yazı ile Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığı tarafından okullara tavsiyesinde sakınca bulunmadığının bildirilmesi üzerine Milli Eğitim Bakanlığı dergiden bir miktar abone olunmuştur. Milli Eğitim Bakanlığına sunulan 13.6.1949 tarihli dilekçede , ' yedi yıldan beri büyük ülkü yolunda tuttuğumuz programa sadakatle büyük fedakârlıklara katlanarak çıkardığımız Doğu için, yeni ve koruyucu bir yardım olacağı ' belirtilerek derginin ilkokullara tavsiyesi talep edilmiştir. Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığı'nın 29.6.1949 sayılı yazıları ile derginin ilkokul öğretmenleriyle okullara tavsiyesi uygun görülmüştür. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-TirvYhshhao/TsedYW_tI6I/AAAAAAAAAj0/I5PosW-gnrI/s1600/tahirkarauguz20.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-TirvYhshhao/TsedYW_tI6I/AAAAAAAAAj0/I5PosW-gnrI/s320/tahirkarauguz20.jpg" width="241" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yq2Yz6Eb0iQ/TsedbZdJRAI/AAAAAAAAAj8/o9bbiEOENTI/s1600/tahirkarauguz11.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-yq2Yz6Eb0iQ/TsedbZdJRAI/AAAAAAAAAj8/o9bbiEOENTI/s320/tahirkarauguz11.jpg" width="233" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qa2RylF9-aI/TsedfZjqAWI/AAAAAAAAAkE/eKGpgFq0sUM/s1600/tahirkarauguz31.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-qa2RylF9-aI/TsedfZjqAWI/AAAAAAAAAkE/eKGpgFq0sUM/s320/tahirkarauguz31.jpg" width="238" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-whyBdWakHrg/Tsedis_ymEI/AAAAAAAAAkM/AuNY17smZb8/s1600/tahirkarauguz49.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-whyBdWakHrg/Tsedis_ymEI/AAAAAAAAAkM/AuNY17smZb8/s320/tahirkarauguz49.jpg" width="242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-d_cXCGRPcJ4/TsedqXhfsRI/AAAAAAAAAkU/LaHChhHDIqY/s1600/tahirkarauguz19.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="199" src="http://2.bp.blogspot.com/-d_cXCGRPcJ4/TsedqXhfsRI/AAAAAAAAAkU/LaHChhHDIqY/s320/tahirkarauguz19.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-1759011727914836499?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/1759011727914836499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=1759011727914836499' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/1759011727914836499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/1759011727914836499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/11/tahir-akin-karauguz.html' title='TAHİR AKIN KARAUĞUZ'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-IfvaQD9E8jQ/TsedJJu480I/AAAAAAAAAjc/OG4o4t0yinY/s72-c/tahirkarauguz04.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-1399396126312846549</id><published>2011-11-04T05:00:00.000-07:00</published><updated>2011-11-19T04:48:19.322-08:00</updated><title type='text'>İSMET EKEN İLE ESKİ BAYRAMLAR HAKKINDA SÖYLEŞİ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ApGpaKQg6nk/TrPTQ6VprEI/AAAAAAAAAjU/q1jrB_JRX7Q/s1600/DSC_0209.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" src="http://1.bp.blogspot.com/-ApGpaKQg6nk/TrPTQ6VprEI/AAAAAAAAAjU/q1jrB_JRX7Q/s320/DSC_0209.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;İsmet Eken kimdir?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;20 Ağustos 1932 Ereğli doğumludur. Ortaokul mezunu olan İsmet Eken, küçük yaşta ticarete başlamıştır. Dedesi ve babasından sonra üçüncü kuşak olarak Ereğli’de ticaret yapmaya devam eden Eken, iki erkek bir kız çocuğu babası olmuştur. Oğullarından birisini ve eşini kaybeden İsmet Eken, dört de torun sahibidir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;İsmet Eken eski bayramları anlattı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Ereğli’de çarşının en bilinen esnafı İsmet Eken ile eski bayram geleneklerini konuştuk. Bundan 200 yıl önce Gerede Yabanabat’tan ayrılan büyük dedesinin, Ereğli’de temelini attığı ticari hayatı da sürdüren İsmet Amca, geçmiş dönemlerdeki Kurban Bayramı geleneklerine dair anılarını paylaştı… Bayram geleneklerinin yanı sıra, 80 yıllık hayat serüveninde edindiği tecrübeleri, çıkarımlarını ve hayat derslerini de anlatan İsmet Amca, Ereğli’nin dününü ve bugününü de kıyasladı…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Ereğli Haber - Ereğli’nin köklü ailelerinden Eken Ailesi’nin büyüğü, çarşının saygı duyulan esnafı İsmet Eken’in o röportajı…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-size: large;"&gt;Eskiden Ereğli’de Kurban Bayramı hazırlıkları nasıl yapılır, bayramlar nasıl geçerdi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Kurban Bayramı’na iki gün kala Ereğli’de bayram hazırlığı olurdu. İnsanlar tatlı yapmak için ekmek kadayıfı alırlardı, kasaplardan et alınırdı. Böylece bir hareketlilik olurdu. Bu arada en iyi ekmek kadayıfını da burada ben satardım. Tatlı yapmak için ekmek kadayıfı alıp hazırlayanlar, bayramda üzerine kaymak konularak misafirlerine ikram ederlerdi. Ekmek kadayıfı ucuza mal olurdu. Bayramdan 4-5 gün önceden kurbanlıklar gelirdi.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Kurbanlıklar eskiden, Aşağı Beyçayırı denilen, şimdi pazar kurulan yere konulurdu. Daha sonra kurbanlıklar Yukarı Beyçayırı’na götürülmeye başlandı. Ereğli’deki nüfus artınca, Meydanbaşı tarafına götürmeye başladılar. Kurbanlıkların bir kısmı Doğu’dan gelirdi. Bazı kimseler de burada kendileri yetiştirirlerdi, onlar verilirdi. Bayrama bir gün kala top atılırdı. Bir-iki gün önceden yeni giysiler alınırdı. Berbere gidilerek traş olunurdu.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;O zamanlar pek vesait olmadığı için, dışarıya giden olmazdı. Şimdi herkes bayramda gezmeye gidiyor. Çoğu, bayramlarını Ereğli’de geçirirdi. Bayram günü, bayram namazına giderdik. Namaz çıkışında yeniden top atılır ve bayramın başladığı haber verilirdi. Caminin dışında da çocuklar büyüklerini beklerlerdi. Orada çocuklarla bayramlaşma olurdu. Sonra evlere gidilirdi. İnsanlar misafirlerini ağırlar, misafirlerine ikramlarda bulunurdu. Küçükler büyüklerinin ellerini öper, saygı gösterirlerdi.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Evin erkekleri genelde bayram namazından sonra evlerinde kahvaltılarını eder, sonra da kurbanlarını kesmeye giderlerdi. Kurban kesildikten sonra eve getirilen etler de, temizlenip bölünerek, artık kimlere verilecekse ona göre paylaştırılırdı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Davul-zurna çıkar, eğlence yapılırdı. Bir de köçek vardı. Mahallelerde de, çarşı içinde de dolaşırdı. Bugün halen sünnet düğünlerinde de çıkıyorlar ya… O şöyle derdi, espri yaparak, “A oğul ben sana Hamzafakıhlı Köyü’nden pırasa çalma demedim mi?” diye bağırırdı. Yani birisi Hamzafakıhlı Köyü’ne gitmiş de, pırasa çalarken onu öldürmüşler. Onu anlatırdı. Bir de şöyle derdi: “Ey Fadimem Fadimem, ne bakarsın geriden, sayılı bir koyun gibi ayrılıverecem, ayrılıverecem sürüden…” Böyle espriler yaparlardı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Bayram günleri, çarşılar da kalabalık ve neşeli olurdu. Biz de bu arada esnaf olarak bir şeyler yapardık. Bende beyaz peynir kırığı olurdu. O&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;zaman komşum Tahir Atamer, ona süt eklerdi. Karıştırarak pide için malzeme hazırlardı. Yukarıda da Hacı Nazim vardı. Biz onu verirdik ona, aşağı-yukarı 30-40 tane pide yapardı. Çay da demlerdik. Biz esnaf olarak beraber oturur yerdik, gelene geçene de ikram ederdik.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Akşam vakti de yine davul, zurna, köçek çıkardı. Eski hükümet binası vardı, orada toplanırlardı. Gençler, insanlar toplanır ve orada oynarlardı geç vakitlere kadar… Bayramın ilk günü Kestaneci Köyü’ne gezmeye gidilirdi, kalabalık olurdu. Yürüyerek gidilirdi oraya, şimdi ise arabayla gidiliyor. Hatta orada meşhur Fıstıkdibi vardı. Oraya salıncak asılırdı. Kadınlar salıncağa binerler, erkekler de onları sallarlardı. Güzel bir bayram günü geçirilirdi.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;İkinci gün Hastane önüydü, oraya gidilirdi. Üçüncü gün Pençes, dördüncü gün de Meydanbaşı’na gidilirdi. Beşinci güne de ‘Deliler Bayramı’ derlerdi. (Gülüyor) Yani tabii öyle bir bayram&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;olmaz, espri yapılırdı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-size: large;"&gt;Bayram günleri evlerde neler yaşanırdı?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Komşu çocukları evlere bayramlaşmaya giderler, dolaşırlardı. Onlara da baklava, şeker ikram edilirdi. Akşam da evde yemek sofrasında toplanılır, bir araya gelinirdi. Ama şimdi bayram geldiğinde, herkes oraya buraya dağılıyor. Güneye gidiyorlar, arabaları ile dolaşıyorlar. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-size: large;"&gt;Bayramda yiyecek olarak neler hazırlanırdı?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Ekmek kadayıfı yapılırdı, baklava yapılırdı. Yemeklerden, kesilen kurbandan et yemeği yapılırdı. Yanına pilav konulurdu. Çorba olurdu. Börek yapılırdı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-size: large;"&gt;Ereğli’nin genel anlamda 30-40 yıl öncesi ile bugününü nasıl karşılaştırırsınız?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Önceden Ereğli’de para yoktu. İnsanlar genel olarak dar gelirliydi. TTK’da çalışırlardı ama kafi gelmezdi. Daha önceden Ereğli’de elektrik yoktu, su yoktu. Darlık vardı diyebiliriz. Ama şimdi Ereğli’de iyi para var. Ereğli’de para oynuyor ama çoğu kimse de parayı yerinde harcamıyor. Bir araba alıyorlar, sonra bir tane daha alıyorlar. Bol harcıyorlar parayı… Ekonomiye dikkat etmiyorlar.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Geçmişe oranla Ereğli’de daha fazla paranın olmasına karşın insanların memnuniyetsiz olmalarının nedeni parayı doğru kullanmamaları mıdır?&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Haliyle tabii ki… Doğru kullanmıyorlar. Şımartıyor biraz. Mesela ben tutumluyumdur ama cimri değilimdir. Bir pirinç tanesini bile ziyan etmemeye çalışırım. Hem milli görev hem de Allah’ın hoşuna giden bir şeydir. Çoğu insan beni cimri zanneder ama ilgisi yok. Tutumluyumdur. Herkes tutumlu olmayı başarabilse, daha iyi olacak ama bunu yapamıyorlar. Her bakımdan ziyankar olmamak da çok önemlidir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-size: large;"&gt;80 yaşında olduğunuzu söylediniz. 80 yıldır bu hayat size neleri öğretti?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Ben öncelikle en başta sağlığıma özen gösterdim. Dindar bir insanım ama tarikatçı değilimdir. Hep çalışmanın peşinde oldum. Çalışmak, dürüst olmak, insanlara yardımcı olmaya çalışmak ve iyi bir aile reisi olmak için uğraştım. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;6 yaşımdan bu yana çalışırım. Çalışmayı da çok severim. Sağlığım yerinde. Daima dengeli beslenirim. Çok da cesurumdur. Beni hayat yıldırmaz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Tabii ki benim&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;de üzüntülerim, acılarım oluyor. Ama ben sıkıntı gördüğüm zaman memnun olurum. Çünkü sıkıntılar beni olgunlaştırır, insan eder. Bu işlere sıfırdan başladım. Gazete sattım, ayakkabı boyacılığı yaptım.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Hayatta cesur olmak, bir şeyden yılmamak gerek. Daima sağlığınıza dikkat edeceksiniz. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-size: large;"&gt;Ticari yaşantı, ticari ilişkiler anlamında neler söyleyebilirsiniz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;İşadamı cesur olacak. Kaybeder, kazanır… Zaten kaybederse öğrenir. İflas eder öğrenir ve kendisini toparlar. Cesur olacak ve yılmayacak bir şeyden. Ama dürüst olacak ve Allah’a inanacak, dua edecek. O çalışırsa, Allah yardım eder ve ilerler gider.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-size: large;"&gt;İnsan ilişkileri, aile, dostluk anlamında…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Ben baktığım zaman kişinin ruhunu okurum. Bu benim 75 senelik tecrübem… Herkese iyilik yapmaya çalışırım. Buraya gelen insanlara iyi ve hoşgörülü davranırım. Komşularımla iyi geçinirim.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Bir kızım var o da pırlanta gibidir. Bazı anne babalar önce erkek çocukları olmasını isterler. Bu yanlıştır. Hep hoşgörülü olmaya, dirayetli olmaya gayret ederim. ‘Bu da geçer ya Hu’ denilir. Yani ‘Bu da geçer Allahım’ diye düşündüm hep… Çalışmayı çok severim ama hırslı değilimdir. Bir felsefem vardır; parasını, pulunu, esnaflığını kaybeden hiçbir şey kaybetmez, moralini kaybeden her şeyini kaybeder. Ben işten korkmam, iş benden korksun. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Sıkışık bir durumda olduğum zaman yalnızca Allah’tan yardım dilerim ama bir yandan çalışmayı da bırakmam; Allah’tan sağlık isterim, kendim de üzerime düşeni yapar, dengeli beslenir, sağlığıma dikkat ederim.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Eşimle 55 sene hayat arkadaşlığımız oldu. Aile reisliğini çok önemserim. 55 sene boyunca birbirimizi hiç kırmadık. Bir evde karı-koca arasında tatlılık olursa oraya Allah girer. Ama kavga olursa, oradan Allah çekilir, oraya bereketsizlik girer. İşyerimde de hep neşeliyimdir. Çalışanlarıma da iyi davranırım, onları kırmam. İşyerinde de tatlılık olursa, oraya Allah girer, bereket olur.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;Evimi bile kimseye temizletmem, kendim temizlerim. Hep pırıl pırıldır. Ben de hep hareketliyimdir. Hareketli olmak şart. Hayatımdan memnunum. Elbette benim de sıkıntılarım oluyor. Ama pes etmem. Türk Sanat Müziği dinlerim, türküler dinlerim. Ve mücadele ederek hayattan intikam alırım. Hepsinden önemlisi sağlıktır, sağlık olursa her şey olur…&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 42.55pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;SÖYLEŞİ:SABRİYE AŞIR (HABER EREĞLİ)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 42.55pt;"&gt;&lt;a href="http://www.kdzereglihaber.com/haber.php?hayns=2&amp;amp;yazilim=haberler&amp;amp;osmanli=hdetay&amp;amp;aid=5327&amp;amp;titlem=5327"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;http://www.kdzereglihaber.com/haber.php?hayns=2&amp;amp;yazilim=haberler&amp;amp;osmanli=hdetay&amp;amp;aid=5327&amp;amp;amp&lt;/span&gt;;titlem=5327&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-1399396126312846549?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/1399396126312846549/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=1399396126312846549' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/1399396126312846549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/1399396126312846549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/11/ismet-eken-ile-eski-bayramlar-hakkinda.html' title='İSMET EKEN İLE ESKİ BAYRAMLAR HAKKINDA SÖYLEŞİ'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ApGpaKQg6nk/TrPTQ6VprEI/AAAAAAAAAjU/q1jrB_JRX7Q/s72-c/DSC_0209.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-4592275114818411282</id><published>2011-11-04T02:23:00.000-07:00</published><updated>2011-11-25T00:09:38.671-08:00</updated><title type='text'>KDZ.EREĞLİ TARİHİ ARAŞTIRMALARINDA ANA KAYNAK : TAHSİN AYGÜN</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-HyQoF_HT75E/TrOulyuf8zI/AAAAAAAAAjM/l6BU0wSQLaI/s1600/SDC11123.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-HyQoF_HT75E/TrOulyuf8zI/AAAAAAAAAjM/l6BU0wSQLaI/s320/SDC11123.JPG" width="249" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; line-height: 115%; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red; font-size: large;"&gt;TAHSİN AYGÜN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Tarihçi-Yazar Tahsin AYGÜN 1915 yılında Çorum’un Sungurlu ilçesinde doğmuştur. İlköğrenimini Sungurlu’da tamamladı. Ankara Gazi Öğretmen Okulunda okudu. Konya Öğretmen Okulundan mezun oldu.1939 yılında Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirerek orta dereceli okullarda çalıştı. Bu arada Kdz. Ereğli’ye tayin oldu. Kdz. Ereğli’de öğretmenlik yaparken bugün yazılan bütün Kdz. Ereğli tarihi ile ilgili araştırmalarda ana kaynak olma özelliği taşıyan Karadeniz Ereğlisi Tarihi adlı kitabını yazdı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bir süre Amerika Birleşik Devletlerinde öğretmen kolejlerinde araştırma ve incelemeler yaptı. Ankara Öğretmen Okulu Müdürlüğü görevindeyken 1974 yılında emekliye ayrıldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;2002 yılında vefat ederek aramızdan ayrılmıştır. Tahsin AYGÜN Kdz. Ereğli hakkında inceleme ve araştırmalar yapmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;ESERLERİ:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;Karadeniz Ereğli Tarihi &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Alemdar Geliyor&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kurtuluş Savaşında Ereğli&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Fotoğraflarla Atatürk (1963)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Yurdumuza Nasıl Yerleştik&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İstanbul’u Nasıl Aldık&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Atatürk’ün Devrim Takvimi (1973)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 10pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-4592275114818411282?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/4592275114818411282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=4592275114818411282' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/4592275114818411282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/4592275114818411282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/11/kdzeregli-tarihi-arastirmalarinda-ana.html' title='KDZ.EREĞLİ TARİHİ ARAŞTIRMALARINDA ANA KAYNAK : TAHSİN AYGÜN'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-HyQoF_HT75E/TrOulyuf8zI/AAAAAAAAAjM/l6BU0wSQLaI/s72-c/SDC11123.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-6782115239692919614</id><published>2011-11-04T01:30:00.000-07:00</published><updated>2011-11-04T01:52:31.798-07:00</updated><title type='text'>ATATÜRK’ÜN CENAZESİNİN SON TANIĞI ŞABAN KALMAZ</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-QlHHlP6xZT4/TrOndRFYeyI/AAAAAAAAAjA/XiTJv-yyHQQ/s1600/%25C5%259EABAN%2BKALMAZ%2527%2BA%2BHED%25C4%25B0YE.JPG.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 400px; height: 296px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5671060477033610018" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-QlHHlP6xZT4/TrOndRFYeyI/AAAAAAAAAjA/XiTJv-yyHQQ/s400/%25C5%259EABAN%2BKALMAZ%2527%2BA%2BHED%25C4%25B0YE.JPG.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;                                         &lt;/div&gt;&lt;div&gt;                                                                                          &lt;strong&gt;&lt;font color="#ff0000"&gt;ATATÜRK’ÜN CENAZESİNİN SON TANIĞI&lt;br /&gt;                                                                                                                                               ŞABAN KALMAZ&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yıl önce Tarih öğretmeni arkadaşım Murat KARA Yüksek Lisans çalışması&lt;br /&gt;için hazırlıklara başlamıştı. Konu seçiminde zorlanırken ona bir öneride&lt;br /&gt;bulundum. Öyle suya sabuna dokunmayan konular yerine bir madenci çocuğu olarak&lt;br /&gt;Zonguldak Kömür Havzasına ait bir tez hazırlaması gerektiğini söyledim. Sonuçta&lt;br /&gt;Murat KARA 1940-1947 yılları arasında havzada uygulanan ve derin izler bırakan&lt;br /&gt;ama günümüzde artık unutulan “Mükellefiyet” uygulamasını işlediği, dönemin canlı&lt;br /&gt;tanıkları ile görüşüp yaptığı sözlü tarih çalışmasını tamamladı.&lt;br /&gt;Hazırlanan bu tezde üzerinde durulan ana konu Kömür Havzasının&lt;br /&gt;devletleştirilmesi sonucu II. Dünya savaşının da olumsuz etkilerinden dolayı&lt;br /&gt;ülke ekonomisi için önemli olan kömür üretimini arttırmak amacıyla Milli Koruma&lt;br /&gt;Kanuna’na dayanılarak uygulamaya konan “Ücretli İş Mükellefiyeti Uygulaması”dır.&lt;br /&gt;Murat KARA hazırladığı aynı zamanda yerel tarih çalışması olan bu tezinde 1940–1947&lt;br /&gt;yılları arasını kapsayan dönemde havza köylülerinin maden ocaklarında zor&lt;br /&gt;şartlar altında çalıştırılmaları ve o dönemki yaşam koşulları üzerinde&lt;br /&gt;ayrıntılı olarak durmuştur. Ayrıca görüşülen kişilerin 80 yaşın üzerinde olması&lt;br /&gt;hem konunun önemini hem de çalışmanın zorluğunu ifade ediyor. Ortaya çıkan&lt;br /&gt;sonuç ise son derece yararlı olmuştur. Çünkü ülkemizdeki ortalama yaş durumu&lt;br /&gt;göz önüne alınırsa maden ocaklarında çalışıp 80 yaşını aşmış sağlıklı insanın&lt;br /&gt;bulunması gerçekten zor bir durumdur.&lt;br /&gt;İşte bu çalışma bize birde meçhul bir askerin hikâyesini de sundu.&lt;br /&gt;Bahsettiğimiz kişi bugün 94 yaşında olan Ereğli Ortacı köyünden Şaban KALMAZ’dır.&lt;br /&gt;Kendisi Mükellefiyet zorbalığını yaşamış ve sonra askere gitmiştir. Bu&lt;br /&gt;yazımızda onun madenci yönünü değil de askerlikte yaşadığı ve bu tez ile ortaya&lt;br /&gt;çıkan tatlı bir rastlantıyı inceleyeceğiz. Arkadaşımın tez çalışmasında Şaban&lt;br /&gt;KALMAZ verdiği bilgiler içinde bir ara Yavuz gemisinde askerlik yaptığını ve&lt;br /&gt;Atatürk’ün cenaze törenine katıldığını ifade etmişti. Bunu duyduğumda ön bir&lt;br /&gt;hazırlık yaparak Şaban KALMAZ ile sadece bu konu üzerine konuşmak için&lt;br /&gt;hazırlığa başladım. Burada meslektaşım Murat KARA’dan büyük destek aldım. Yine&lt;br /&gt;bir gelişme öyle sonuçlar doğurdu ki Şaban KALMAZ birde Kültür Bakanlığı&lt;br /&gt;destekli bir kısa filmin ana karakteri oldu. Fotoğraf sanatçısı değerli büyüğüm&lt;br /&gt;Engin ÖZTABAK ve Kdz. Ereğli Anadolu Lisesi resim öğretmeni Cemil Rüştü BAYKAL&lt;br /&gt;ile Haziran 2009 da Kandilli’ye giderek Varagel’i fotoğrafladık.&lt;br /&gt;Kandilli dönüşü sırasında tanıştığımız, İstanbul’dan gelen genç ve&lt;br /&gt;başarılı yönetmen Elif ERGEZEN Hanım Mükellefiyet konusu ile ilgili bir kısa&lt;br /&gt;film çekmek istediğini söyleyince kader denen uzun parke yolda âdete bir taş&lt;br /&gt;yerine oturmuştu. Sonuçta Ağustos 2009 da Kültür Bakanlığından katkı alan bu&lt;br /&gt;film “MÜKELLEFİYET” adıyla çekildi. Şaban KALMAZ ve yine maden işçisi olan&lt;br /&gt;torunu Ersin KALMAZ filmde rol aldılar.&lt;br /&gt;9 Kasım 2009 günü ise bu&lt;br /&gt;kez Şaban KALMAZ ve biz 71 sene öncesine yine bir Kasım ayına ışınlandık.&lt;br /&gt;Yanımızda Yavuz Gemisinin resimleri vardı. Tören anını yansıtan fotoğrafları&lt;br /&gt;gördükçe Şaban KALMAZ gözleri parlamaya ve sesi titremeye başladı. Sonrasını 7 çocuk, 24 torun sahibi Şaban KALMAZ’ın&lt;br /&gt;ifadeleri ile dinleyelim:&lt;br /&gt;“Kasımpaşa'da 3&lt;br /&gt;aylık acemi eğitimimi tamamladıktan sonra 1938-1942 yılları arasında Yavuz&lt;br /&gt;Gemisi'nde 4'üncü bölükte topçu çavuşu olarak görev yaptım. Gemide 3 aylık güverte&lt;br /&gt;askeriydim. Atatürk öldü dediler. 10 bölük vardı gemide. Her bölükten birer&lt;br /&gt;ikişer kişiler seçtiler. Biz 12 asker Atatürk'ün naaşını aldık geldik. Yavuz&lt;br /&gt;Gemisine Atatürk’ün cenazesi önce Zafer adlı bir tekne ile getirildi. Bundan&lt;br /&gt;başka gemilerde vardı. Adlarını hatırladıklarım Adatepe, Kocatepe, Hamidiye ve&lt;br /&gt;Mecidiye gemileri de vardı. Yavuz çok büyük bir gemi olduğundan kıyıya tam yanaşamazdı.&lt;br /&gt;O yüzden Zafer adlı küçük gemi onun cenazesini Yavuz’a getirdi.&lt;br /&gt;Büyükdere’den&lt;br /&gt;İzmit'e kadar başında nöbet tuttuk. Ağladık. Sadece biz değil herkes ağladı. Yavuz&lt;br /&gt;Gemisinin hususi bir askeri bandosu vardı. Marşlar çalınıyordu. Peşimizde başka&lt;br /&gt;gemiler vardı. İzmit'te Atatürk'ün naaşı trene konuldu. Biz de Gölcük'e gittik.&lt;br /&gt;Sadece ben değildim nöbet tutan. 11 asker daha vardı. Kumandan önde arkalarında&lt;br /&gt;biz vardık. Ellerimiz arkada nöbet tuttuk başında. İzmit'e götürdük, oraya&lt;br /&gt;gidene kadar başındaydık hep başındaydık Gemiden naaşını indirdik, sonra&lt;br /&gt;Ankara'ya gitti. Atatürk'ün naaşının başında 5 saat mi 10 saat mi nöbet tuttum&lt;br /&gt;bilmiyorum. Atatürk'ün tabutunun üzerinde bayrak vardı. Atatürk'ü ben daha önce&lt;br /&gt;hiç görmemiştim. Benim ile&lt;br /&gt;birlikte nöbet tutan diğer 11 silah arkadaşımla daha sonra hiç görüşemedim.&lt;br /&gt;Sadece donanma komutanı Şükrü OKAN'ın ismini hatırlıyorum.”&lt;br /&gt;Bu arada 4 yıl boyunca görev yaptığı Yavuz gemisinin fotoğraflarına hala&lt;br /&gt;hayranlıkla bakarken duygulanan Şaban KALMAZ fotoğrafta&lt;br /&gt;topları görünce: "Bunların boyu 14&lt;br /&gt;metre. Ben topçu çavuşuydum. 7 numaraydım. Bu resimleri görünce ağlamak geldi&lt;br /&gt;içimden. 4 sene bu gemide vakit geçirdim. Ne günler geçirdim. Yavuz Gemisi&lt;br /&gt;kocaman bir gemi 7 kat o kadar görev yaptım ama içinde tanımadığım girmediğim&lt;br /&gt;bölümler vardı. Yavuz Gemisinde 10 bölük vardı. Bir bölük en az 150 asker olsa&lt;br /&gt;yani çok asker vardı. Bir bölük sürekli eğitim alırdı. Onlara Gedikli denirdi.&lt;br /&gt;Bahriye askeri olmak inceliktir ayrı bir sınıftır. Geminin 1 metre kalınlığında&lt;br /&gt;zırhla kaplı olduğu söylenirdi. Tek korkumuz deniz mayınlarıydı. Ayrıca iki tip&lt;br /&gt;top vardı gemide 15’lik toplar ve 28’lik toplardı bunlar.15’lik toplar&lt;br /&gt;tayyareler içindi. Gemi kömür kazanlı idi.12 deniz mili hızı vardı. Kazana&lt;br /&gt;kömür atanlar seçme askerlerdi. 4 saatte bir değişirlerdi. Abartımı bilmem ama&lt;br /&gt;kürekler kömür ile beraber 60 kilo oluyordu derler. Kazan dairesinden çıkan&lt;br /&gt;askerler aynen madenci gibi kapkara olurlardı. Gemimiz genelde Kadıköy’de&lt;br /&gt;demirlerdi. Benim bir görevimde Hasköy’e gidip geminin iaşe işlerini ekmek&lt;br /&gt;ihtiyacını görmekti.” dedi.&lt;br /&gt;Evet, o anda bizlerde tüylerimiz diken diken olmuş vaziyette gözümüzün&lt;br /&gt;önünde duran bu koca çınarı hayranlıkla seyrettik. Şaban&lt;br /&gt;KALMAZ’ı daha sonra birkaç kez daha ziyaret edip elini öptük hatıra&lt;br /&gt;fotoğrafları çektirdik. Ara sıra hala ondan sağlığı ile ilgili haberler&lt;br /&gt;alıyoruz. Şaban KALMAZ Amca sen Kdz. Ereğli’nin yerel tarihinin en değerli motiflerinden&lt;br /&gt;birisin Allah sana daha uzun yıllar sağlık ve sıhhat versin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-6782115239692919614?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/6782115239692919614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=6782115239692919614' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/6782115239692919614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/6782115239692919614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/11/ataturkun-cenazesinin-son-tanigi-saban.html' title='ATATÜRK’ÜN CENAZESİNİN SON TANIĞI ŞABAN KALMAZ'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-QlHHlP6xZT4/TrOndRFYeyI/AAAAAAAAAjA/XiTJv-yyHQQ/s72-c/%25C5%259EABAN%2BKALMAZ%2527%2BA%2BHED%25C4%25B0YE.JPG.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-5990932034919081050</id><published>2011-08-08T18:04:00.000-07:00</published><updated>2011-08-08T18:21:18.320-07:00</updated><title type='text'>ABDULLAH HÜSREV GULEMAN ; MADENCİLİK HAYATIMDAN BİR KAÇ HATIRA</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qROvuJumy78/TkCKS8B-VZI/AAAAAAAAAis/BGpK0j73Qdw/s1600/ABDULLAH%2BH%25C3%259Csrev%2BGULEMAN.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 283px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638658791424546194" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-qROvuJumy78/TkCKS8B-VZI/AAAAAAAAAis/BGpK0j73Qdw/s400/ABDULLAH%2BH%25C3%259Csrev%2BGULEMAN.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;MADENCİLİK HAYATIMDAN BİR KAÇ HATIRA &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;MADEN TETKİK VE ARAMA DERGİSİ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;SAYI 13 ( 1938 ), SAYFA 25-32&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;EREĞLİ HAVZAİ FAHMİYEAİNE DAİR&lt;br /&gt;1327 senesi yani milâdî 1911 de Mülga Ziraat ve Ticaret Nezareti hesabına "Paris Yüksek Maden Mühendis Mektebi,, talebe&amp;shy;si idim. Gurbete çıkalı iki bucuk sene ol&amp;shy;muştu. Vatanımı çok özlemiştim. Tatilde Mülga Nezarete müracaat ettim, Ereğli kö&amp;shy;mür havzasının umumî jeolojisi ve havzada kullanılan işletme usulleri hakkında etüd yaparak mecburî bulunan seyahat raporumu tanzime müsaade aldım.&lt;br /&gt;İstanbul'dan bindiğim vapur, güzel bir yaz sabahı Zonguldak önüne vardı. Aheste beste limana girmeye başladı. Karşımdaki manzara — sahili müstesna — pek hoşuma gitti. Zonguldak dar, geniş bir takım vadilerle yekdiğerinden ayrılmış görünen yem&amp;shy;yeşil dağ yamaçlarına serpilmiş küçük kü&amp;shy;çük meskenleriyle uzaktan cidden göz alda&amp;shy;tıcı ve pitoreskti. Yalnız Balkaya ile Soğuk&amp;shy;su vadisi arasındaki yerler şimdiki gibi ma&amp;shy;mur olmayıp, bomboş kalmış taşlık ve çalı&amp;shy;lıklardan ibaretti.&lt;br /&gt;Sahilde direk harmanı olarak kullanılan pis bir kumluk arkasında Ereğli Şirketinin metruk kok fırınlarıyla faal lavuarları gö&amp;shy;rünüyordu.&lt;br /&gt;Vapurdan karaya çıktım. Limanda nihayetlenen Üzülmez demiryolu güzergâhı, kasabanın yegâne ana caddesini teşkil eder gibi görünüyordu. O zamanki liman sonradan yapılmış bulunan "çabuk yükleme tesi&amp;shy;satını" kaale almazsanız, hemen bu günkü haline benziyordu.&lt;br /&gt;Bavulumu maden idaresini bilen bir hamala verdim. Kömür tozlu ve topraklı bir yol kenarından yürüdük. Deniz tarafında Ereğli Şirketinin idare merkezinden maada enteresan hiç bir bina yoktu. Caddenin ka&amp;shy;ra tarafında ise limandan itibaren sakil manzaralı beş, on kulübe ve salaş ile arala&amp;shy;rında bazen mezbelelik görülen ufak, tefek bir takım ahşap veya kagir yapılar göze ba&amp;shy;tıyordu.&lt;br /&gt;Sekiz dakika sonra, o vakit de şimdiki yerinde ve fakat ilâvesiz halinde bulunan maden idaresine girdim. Temiz giyinmiş, dik duran, kibar tavırlı bir zat — Bay Mü&amp;shy;dür — beni büyük bir nezaket ve samimi&amp;shy;yetle kabul etti. Uzun uzadıya konuştuk. Vazifesinin ve muhitinin icaplarını hakkı ile kavramış görünen yüksek terbiyeli ve ala&amp;shy;franga meşreb olan bu zattan, Ereğli kömür havzasının eski ve yerli idare sistemleri ile madenciliğin umumî vaziyeti ve Zonguldak'ın derhal göze çarpan kozmopolitliği hakkında inanılır malûmat ve olgun fikirler aldım.&lt;br /&gt;Öğle yemeğinden sonra Bay Müdür refakatiyle Zonguldak Kaymakamını (aklım&amp;shy;da kaldığına göre Rum Ortodoks Hiristaki Efendiyi), hâkimi, müftüyü, Rum Metrepolidini, Fransız, İtalya konsoloslarını, E&amp;shy;reğli Şirketi Direktörü ile Rombaki ocak&amp;shy;ları direktörünü ve o devirde belediyenin bir kıymeti bulunmadığından mahallî eş&amp;shy;raftan bir kaç madenci ve tüccarı ziyaret et&amp;shy;tim.&lt;br /&gt;Dikkat ettim ki, Türkçe yalnız memur&amp;shy;larla ameleye hitap edildiği zaman kullanılıyor ve Jön Türklere "monşer bey" diye hi&amp;shy;tap etmek takdir ve sempati alâmeti addolunuyordu.&lt;br /&gt;Ertesi gün kasaba civarındaki maden o&amp;shy;caklarını, kasabanın mühim mahallenle çarşı ve pazar yerlerini gezmekle işe başla&amp;shy;dım. Bir kaç gün içinde Fransızların Gelik ocağından ta Ereğli limanına kadar mevcut bütün mühim ocakları gezip gördüm. Şimdi olduğu gibi o devirde de ocakların dahilî amelesi ekseriyetle Zonguldak'ın Hinterland'ındaki köylülerden teşekkül ediyordu. Liman haricinde ve ağızlarda kömür nakli&amp;shy;ye ve tahmilâtı Ereğlililere inhisar etmişti. Ocak dış işleri amelesi ise Karadeniz ve şark vilâyetlerinden geliyordu.&lt;br /&gt;Çarşı, pazarda küme küme rastlanan işe girmiş amele, eli yüzü kirden kısır bağla&amp;shy;mış, elbisesi pis bir palaspareden ibaret bu&amp;shy;lunmuş olan hasta yürüyüşlü bir takım za&amp;shy;vallı adamlardı.&lt;br /&gt;Küçük sermayeli bir kaç mahalle bakka&amp;shy;lı ve çerçi istisna edilirse bütün çarşı esna&amp;shy;fı, artizanlar ve mağaza sahibi tüccar gibi maden ocaklarında dahi amele ile bunların sevk çavuşlarından başka çalışmakta bulunanların hemen kâffesi gayri müslim ve gayri Türk unsurlardı.&lt;br /&gt;Sık, sık konuşulduğunu işitiğim lisanlar ehemmiyetleri sırası ile Fransızca, İtalyanca,Hırvatça, Rumca, Ermenice ve Yahudice idi.&lt;br /&gt;Gerek kasabada ve gerek madenlerde göze çarpan meskenlerin yüzde yetmiş beşinde gayri Türkler sakindi.&lt;br /&gt;Amelenin ekserisi, yazın açıkta ve kışın da kendi taraflarından madencilerin sathî yardımı ile taş, toprak ve kamalık ağaçlar&amp;shy;dan uydurulup kaydırılmış tamamıyla gay&amp;shy;ri sıhhî kulübelerde yatıyorlardı.&lt;br /&gt;Meşrutiyet ilânından sonra Hükümete bir cemile göstermiş olmak için Ereğli Şirketi, Rombaki, İhsaniye ve Kandilli ocak&amp;shy;ları bir kaç kagir numunelik amele barakası yapmışlardı. Bunların inşasında gözetilen maksat; amelenin mahfuz bir yerde hiç ol&amp;shy;mazsa kuru tahta üzerinde tabanlarını ateşe karşı uzatarak işinden çıktığı pis kıyafet ile hemen yatıp uyuyabilmesini temin etmekti.&lt;br /&gt;Bu sayısı mahdut kulübeler tip olarak on sekizer kişilik yapılmış ise de çok kere bunların her birinde yirmi dörder amele is&amp;shy;kân edilirdi.&lt;br /&gt;Bundan maada amelenin tedavisi mesele&amp;shy;si de Allaha bırakılmıştı. Ereğli Şirketinin küçük bir hastahanesinden başka hiç bir madende ve hattâ kasabada bile maatteessüf hastahane yoktu.&lt;br /&gt;Ereğli kömür havzasının öğrenmek iste&amp;shy;diğim jeolojisi hakkında ise bana Mühendis G. Ralli'nin 1896 da neşrettiği bir istikşaf etüdünden "malûmat satmak nevinden" iktifa olundu, işte o kadar... Ve ben bu ilimsizliği, kayıtsızlığı tabii buldum. Çün&amp;shy;kü maden ocaklarının ekserisi plânsız, ( i&amp;shy;malât haritasız) işliyor ve maden idaresi de ilmî, fennî bir gaye takip edecek fennî teş&amp;shy;kilâttan mahrum bulunduğundan hiç ol&amp;shy;mazsa imalât haritası ile işleyen ocakların ol&amp;shy;sun bu haritalarını muntazaman toplayarak koordine etmekten âciz bir halde bulunu&amp;shy;yordu.&lt;br /&gt;O zamanın icabı pek keyiflerine bırakıl&amp;shy;mış bulunan madencilerden en fennî işlediğini iddia eden Ereğli Şirketi bile ocakla&amp;shy;rında tercihan kalın damarları gelişi güzel işliyor ve vasaitî bir hesapla serveti milliyenin yüzde otuzunu ifna eyliyordu. Çünkü Ereğli kömür havzasının idarî, iktisadî ve fennî siyasetine hukukan nazarî mal sahibi bulunan Osmanlı Hükümeti hâkim olmak&amp;shy;tan maatteessüf pek uzakta bulunuyordu. Bu siyaseti, başta Fransız ve İtalya konsoloslar ile Rum Metrepolidi bulunduğu hal&amp;shy;de muhtelif din ve milliyeti haiz "bedeli masraf" denilen küçük, büyük sermaye mü&amp;shy;messillerinden bir "fırkai müellife" kay&amp;shy;makam ve maden müdürünün bilerek bilmeyerek gösterdikleri mümaşat ve yardımla menfaat ve gayelerine göre sevk ve idare ediyordu.&lt;br /&gt;Böylece bir hafta içinde anladım ki, Zonguldak şahsî menfaatlerin bayağı bir sa&amp;shy;vaş yeri olmaktan ve Ereğli kömür havzası da Osmanlı Hükümetine millî servet ve Türklük zararına vasıtalı, vasıtasız mühim&amp;shy;ce bir varidat menbaı bulunmaktan başka gayevî bir karaktere malik değildir.&lt;br /&gt;Bundan çok müteessirdim. Hemen İs&amp;shy;tanbul'a avdete karar verdini, întibaatımı soranlara gördüğüm "kap kaçcılıktan" ve amelenin sefaletinden pek derin bir eza duyduğumu söyleyerek alâkadarları şiddet&amp;shy;le tenkit ediyordum.&lt;br /&gt;Zonguldak'ı terk edeceğim günün sabahında maden müdürünün odasında yine kö&amp;shy;mür havzası hakkında konuşuyorduk. Mös&amp;shy;yö "De Lagarde" diye odacı haber verdi. Ereğli Şirketinin en büyük direktörü bulu&amp;shy;nan bu kibar Fransız evvelce makamında ziyaret etmiştim, işittiklerime göre Zongul&amp;shy;dak'ta hakşinaslığı ile herkesin sevgi ve saygısını kazanmış yüksek seciye ve kültür sahibi bir adam olan "Mösyö De Lagarde" odaya girince ayağa kalktık ve saygı ile bas köşeye geçirdik. Biraz havaî konuştuktan sonra benim o akşam İstanbula' avdet edeceğimi ve Zonguldak'tan hiç de iyi bir intiba ile ayrılmadığımı Bay Müdürden öğre&amp;shy;nince gayet tabiî bir eda ile "ben,, dedi: "Zonguldak'ta epey eskidim. Bu kömür hav&amp;shy;zasının nasıl keşfolunduğunu ve bu güne kadar tabi kılındığı idare ve işletme re&amp;shy;jim ve usullerinin geçirdiği istihaleleri oldukça etraflı tetkike fırsat ve vakit bul&amp;shy;dum. Fransa'da Yüksek Maden Mühendisliği tahsil etmekte bulunan bir Jön Türkü dinliye bilmek beni çok memnun edecektir. Rica ederim azizim bütün intibalarınızı açık kalplilikle söyleyiniz. Ehemmiyetle sizi dinliyorum.,, Mumaileyhin bu nazikâne teşvikinden cesaretlenerek teessürle yüre&amp;shy;ğimin başında kilerini döktüm. Bu acı ten&amp;shy;kitlerim nihayet bulunca "azizim delikanlı,, dedi- "Hulasaten anlıyorum ki, siz İstanbul da doğmuş, tahsilinizi bitirmiş, vatanınızın başka yerlerini tanımaksızın Fransa'ya gönderilip istikbalde sizi realist yapacak bir mesleğe sülük etmişsiniz ama henüz hayalperversiniz. Fransa'da gördüklerinizi buranın içtimaî ve sınaî varlık derecesi ile mukayese edip hemen hayal sukutuna uğ&amp;shy;ramışsınız. Havzadaki sermayenin yüzde sekseni gayrî millîdir. Bu sermayedarların memleketten ziyade kendi emniyet ve men&amp;shy;faatlerini düşünerek hal ve zamana göre iş politikalarını yürütmelerini tabiî görmü&amp;shy;yor musunuz? Bura madenciliğinin ağır ve kaba işleri Türklere yüklenmiş olmasına rağmen bunları cehalet ve içtimaî sefaletten kurtarmak çareler ile hiç kimsenin alâkadar olmaması insanî hislerinizi, millî gururu&amp;shy;nuzu yaralamış bulunduğundan, tenkitleri&amp;shy;niz realiteden ziyade duygularınıza da&amp;shy;yanıyor. İnsaf ile düşününüz ki, Fransız milleti bundan 150 sene evvel harekete gelmiş "Hakimiyeti Milliye"yi temin eylemiş ve iptidaî tahsili mecburî kılmıştır.&lt;br /&gt;"Hürriyeti efkâr ve vicdan" sayesinde ilim ve irfan, sanat ve marifet durmadan te&amp;shy;rakki etmiş ve halk ekonomisiyle birikmiş sermayelerden istifade ile cesim sanayi ku&amp;shy;rulurken işçiler için de çeşit çeşit sıhhî ve içtimaî muavenet teşkilâtlan ile beraber yüzlerce tecrübeli ilim adamlarından, mü&amp;shy;hendislerden müteşekkil (Hükümet etüd ve kontrol heyetleri) doğmuş ve zamanla tekâmül etmiştir.&lt;br /&gt;Halbuki siz "Jön Türkler" henüz bir kaç sene oluyor, ecel döşeğinde can çekişen Osmanlr imparatorluğunu ölmeden kurtara&amp;shy;bilmek iman ile silâha sarılıp meşrutiyet idareyi ilân etmekle her şeyin gül ve her yerin gülistan rnı olacağını sandınız ki, Fransa'da asırların mahsulü bulunan terakkiyatı hemen Ereğli havzasında da görmek istiyorsunuz!&lt;br /&gt;Ahvale vakıf bütün ecnebi dostlarınız gibi ben de esefle müşahede ediyorum ki, "meşrutiyet hükümeti,, gerek dahilde ve gerek hariçte mazinin seyyiatından müte&amp;shy;vellit pek çok Muğdal meseleler ve siyasî entrika dalgaları ile çevrilip sürüklenmekte&amp;shy;dir. Bu gidişle "Jön Türkler" bütün hüsnü niyet ve gayretlerine rağmen daha çok se&amp;shy;neler — artık kankıran olmuş bu Osmanlı camiasında muvazeneyi tutmak rolünden ö&amp;shy;teye geçerek — memleketin iktisadiyatı ile birlikte Türklüğü de yükseltecek millî bir hükümet kuramıyacaktır. Eğer böyle bir hü&amp;shy;kümetiniz olsaydı hukukan havza i fahmiyenin hakikî sahibi bulunmasından dolayı ona haykırarak diyecektim:&lt;br /&gt;Eğer havzai fahmiyenin de Avrupa kö&amp;shy;mür havzaları gibi iktisadî ve içtimaî büyük bir inkişafa mazhar olmasını cidden istiyor&amp;shy;sanız hemen plânla harekete geçiniz :&lt;br /&gt;1 — Avrupa'ya yüzlerce talebe gönderip muhtelif şubelerden mühendis, jeolog ve kimyagerler yetiştiriniz ve ilk yetişenleri Ereğli kömür havzasına tayin ederek Zon&amp;shy;guldak'ta bir maden baş çavuş ve usta mektebi açınız.&lt;br /&gt;2 — Havzai fahmiyenin derhal haritayı munzaması ile jeolojik etüdlerini ve icap eden yerlerde kömür taharri ameliyatını yaptırıp neticesine göre kömür havzanızı istismar merkezine taksim ederek mevcut ocakları bunlara kalbediniz.&lt;br /&gt;3 — Piyasanın icaplarına göre kömür istihsalâtını katagorilere ayırarak standardize ettikten sonra satış işini bir elden idare eyleyiniz.&lt;br /&gt;4 — Tahmil ve tahliye bakımından muktazi evsafı haiz bir liman vücuda getirerek bunu istismar merkezlerine ve Anadolu da&amp;shy;hiline şimendiferle bağlayınız.&lt;br /&gt;İşte aziz dostlarım bunları başaracak kudret gösterdiğiniz zaman direk ve daimî amele meselesi de kendiliğin&amp;shy;den hallolunur" diyerek ayağa kalktı. Veda esnasında Bay Müdür&amp;shy;le benim derin bir mu&amp;shy;rakabeye dalmış durumumuzu fark edince ha&amp;shy;raretle ilâve etti- "U&amp;shy;nutmayınız ki, sözlerirn ne bir ötopi ne de bir "teklifi malâyutlak" ifade eder. Jön Türkler ya bu dediklerimi yapacak kadar şuur&amp;shy;lu bir varlık gösterecek, yahut Türkiye tarihe karışmağa mahkûm kalacaktır. Tek&amp;shy;rar görüşürüz." diye çıkıp gitti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;YİRMİYEDİ YIL SONRASI&lt;br /&gt;Bundan 27 sene evvel Zonguldak'ta E&amp;shy;reğli Şirketi direktörünün acı tenkitlerime karşı söylediklerinin beni ilzam için ortaya atılmış "ham hayaller" olmasından şüphelenecek kadar cahil ve kısa görüşlü bir ço&amp;shy;cuk olan ben ve çağdaşlarım, on beş sene&amp;shy;den beri imanla, izanla görüyoruz ki, etraflı, ahenkli ve dinamik inkişaflı bir iş programı ile çalışan millî bir hükümet için yok yoktur.&lt;br /&gt;İşte bunun için az zamanda işçileri, esna&amp;shy;fı, fen ve sanat erbabı ve ticarî, iktisadî bü&amp;shy;tün sermayedarları ile bir Türk olan ve eskiye nisbetle en az iki misli büyümüş olan Zonguldak'ın uzaktan yeşil bir halı gibi harelenen yamaçlarında âhenktar bir serpiliş ile güzel evler, köşkler, mektepler, hastahaneler yapılmış ve sahilin o eski göz tır&amp;shy;malayıcı salaşları ve mezbelelikleri yerine umumî parklar, bahçelerden maada, resmî, hususî bir çok muntazam kagir mebani vü&amp;shy;cuda getirilmiştir. Bir taraftan kasaba dahi linde temiz sokaklar, geniş caddeler açılır&amp;shy;ken müteaddit şoselerle Zonguldak istis&amp;shy;mar merkezlerine, Ereğli'ye, Bolu'ya ve şömendöferle de dahile Anadolu Devlet De&amp;shy;miryolları şebekesine bağlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ereğli kömür havzasının:&lt;br /&gt;1) Jeolojik haritasının yapılması M. T. A. Enstitüsünün iş programına konmuş ve mevcut bütün maden ocakları hattâ Ereğli Şirketinin Fransız sermayesine dayanan o büyük varlığı bile istihlâk edilerek vücu&amp;shy;da getirilen kömür istismar mıntakalarına kalbedilmiştir.&lt;br /&gt;2) Bu gün bir buçuk misli artıp iki mil&amp;shy;yon tonu aşan ve seneden seneye de artmak&amp;shy;ta devam edeceği muhakkak bulunan kömür istihsalâtı standardize edilmiş ve satışı bir ele tevdi kılınmıştır.&lt;br /&gt;3) Bütün maden ocakları jeometr, usta başı ve baş çavuşlarını yetiştirecek derece&amp;shy;de teşkilâta malik ve seneden seneye tekem&amp;shy;mül eden bir madenci mektebi kurulmuştur.&lt;br /&gt;4) Yeni teçhizatla islâh edilmiş bulunan Zonguldak limanı ile iktifa edilmiyerek Karadeniz’de inşası mukarrer Trabzon lima&amp;shy;nından maada Karabük demir sanayiimizin ihraç yolu vazifesini de görebilecek ehem&amp;shy;miyette en teknik teçhizatı ihtiva eden mo&amp;shy;dern bir kömür ve demir limanına da (dört senede bitirilmek üzere) başlanmaktadır.&lt;br /&gt;5) Hükümetimizin yurdumuzda yer yer kurduğu muhtelif sanayi fabrikaları ile be&amp;shy;raber iş kanunu ile himaye edilmiş bulunan işçilerimiz için sıhhat ve içtimaî muavenet teşekkülleri de doğarak büyümeğe başla&amp;shy;mıştır. Bu gün iftiharla ilân etmekteyiz ki, biz "kıdemli gençler" den çok daha olgun bir tarzda havzai fahmiye istismar merkezlerini idare eden Cumhuriyetimizin yetiştir&amp;shy;diği genç mühendislerimizin iş kanununun ruhuna tamam ile uygun olarak yaptıkları teşkilât ve tesisattan medenî bir adamın se&amp;shy;vine sevine içine girip yaşayabileceği dere&amp;shy;cede temiz, sıhhî ve konforlu amele koğuş&amp;shy;ları, duş ve banyolar nı, yemekhane ve tedavihanelerini görüp de sevinç göz yaşları dökmemek ve Cumhuriyet evlâdını tebrik etmemek kabil değildir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-5990932034919081050?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/5990932034919081050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=5990932034919081050' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/5990932034919081050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/5990932034919081050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/08/abdullah-husrev-guleman-madencilik.html' title='ABDULLAH HÜSREV GULEMAN ; MADENCİLİK HAYATIMDAN BİR KAÇ HATIRA'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-qROvuJumy78/TkCKS8B-VZI/AAAAAAAAAis/BGpK0j73Qdw/s72-c/ABDULLAH%2BH%25C3%259Csrev%2BGULEMAN.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-1553088631509127430</id><published>2011-07-13T03:46:00.000-07:00</published><updated>2011-07-15T10:01:11.950-07:00</updated><title type='text'>CEHENNEMAĞZI MAĞARALARININ MİTOLOJİDEKİ YERİ</title><content type='html'>NOT:SAYIN RAİF TOKEL TARAFINDAN 1994 YILINDA HAZIRLANAN BU ÇALIŞMA SAYIN SADUN DURAN TARAFINDAN TEKRAR GÖZDEN GEÇİRİLEREK BANA ULAŞTIRILMIŞTIR.EMEĞİ GEÇENLERE TEŞEKKÜRÜ BİR BORÇ BİLİRİM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(255,0,0);font-size:130%;" &gt;CEHENNEMAĞZI MAĞARALARININ MİTOLOJİDEKİ YERİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte Karadeniz kıyısındaki ender doğal limanlardan biri olan Kdz. Ereğli, her döneme önemli bir yerleşim merkeziydi.&lt;br /&gt;Kaynaklar Kdz. Ereğli'nin M.Ö. VI. yüzyılda bir Megara Kolonisi olarak kurulduğunu ve ilk adının da büyük olasılıkla Metropolis olduğunu belirtir.&lt;br /&gt;''M. Ö. VI. yüzyılda Yunanistan'da Beotya'dan Tangar'dan ve Megaris'den göç eden kabileler, Bizans 'dan geçerek Karadeniz'e çıkarlar ve elverişli buldukları kıyılara yerleşirler. M.Ö. 560-600 yıllarında Kdz. Ereğli'ye yerleşen Megarlar burayı bir Yunan kolonisi haline getirirler." (Fotoğraflarla Anılardaki Ereğli-Kdz. Ereğli Tarih, Doğa ve Kültürünü Yaşatma Derneği Yayını, s.3)&lt;br /&gt;''Eski Maryandin ülkesi olan bu sahil şehri, Bitinyalıların hakim olma istekleri yüzünden çeşitli savaşlara sahne olmuş ve M.Ö. VI. yüzyılda bir Yunan kolonisi haline gelmiştir." (Kdz. Ereğli Tarihi-Kdz. Ereğli Turizm Derneği Yayınları 1-Tahsin AYGÜN, s.9, Ankara-1960)&lt;br /&gt;"(Ereğli) Gemicilerin Karadeniz'deki doğal sığınağı olduğundan, sonradan kente yarı tanrı Herakles'ten Herakleia Pontika adı verildi" (AnaBri¬tannica Cilt 8, s. 241)&lt;br /&gt;Herakleia, eski Yunanlıların kurduğu birçok Antik çağ kentine verilen ortak bir addır. Bu adı taşıyan kimi kaynaklara göre yedi, kentten biri olan Kdz. Ereğli, Yunan Mitolojisinde geçen Argo Gemisini de konuk eder.&lt;br /&gt;Yunan Mitolojisinde ''Altın Postu" aramak, ele geçirmek için Yunanistan'ın Galos Adasından Argo adlı gemiyle yola çıkan ve Karadeniz'e açılan elli kahramana Argonautlar (Argonotlar, Argo Gemicileri, Argo Seferi) denir.&lt;br /&gt;İason1, Argos1, Tiphys1, Orpheus, İdmon, Amphiaraos, Mospos, Kalais, Zeles, Kastor, Polydeukes, Peleus, Telamon, Meleagros ve Herakles gibi döneminin atılgan, gözü pek yiğitlerini taşıyan Argo Gemisi Kdz. Ereğli'ye de uğrar. İşte bu olaydan sonra Kdz. Ereğli'nin adı, Herkül kenti anlamına gelen Herakleia Pontika (Karadeniz Herakleia'sı) olur,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Antik çağ (antikite)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; M.Ö. 6. yüzyıl, M.S. 3. yüzyıl arası; özellikle Yunan, Helenistik, Roma dönemlerini içeren süre.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Acheron (Akheron)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Acılar Irmağı. Karanlık vadilerden geçip bazı noktalarda yeraltına inerek, Hades'e aktığına inanılan ırmak, tüm yeraltı dünyası anlamında da kullanılır. Cehennemağzı Mağaralarının bulunduğu vadi, antik çağa ait kaynaklarda Acheron Vadisi olarak geçmektedir.&lt;br /&gt;Ayazma, Hıristiyanlarca kutsal olduğuna inanılan su. Hz. lsa 'nın vaftiz anısına adanan su.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Megara(Megaris)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Yunanistan'ın Attiki ilinde Saranikos Körfezi kıyısındaki kent, antik yerleşim bölgesinin adı. Bu yörede oturanlara "Megarlar" denir. Megara'nın en önemli ticaret kolonileri Küçük Asya'nın kuzeybatı kıyısındaki Bitinya'da bulunan Astakos(İzmit) ve Herakleia Pontika'dır (Kdz. Ereğlisi)&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Beotya(Boitoia)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;E&lt;/span&gt;ski Yunanistan'da kendine göre tarihsel, siyasal, sanatsal etkinliği olan bir bölge.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tangar(Tanagra)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Yukarı Yunanistan'da antik Boiotia bölgesinde bir kent.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Maryandin (Mariandyn)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Antik çağda kuzeybatı Anadolu topraklarının genel adı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bitinya(Bithynia)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Bugünkü Bolu, Bursa, Kastamonu, Zonguldak illerinin bulunduğu yöreyi içine alan antik bölge.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Herakles(Herkül)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Adı "Heros" yani ''kahraman'' sözcüğünden gelmiştir. Kuvveti, yiğitliği ile ünlü bir yarı tanrıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Herakleia Pontika&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; (Karadeniz Herakleia'sı), Kdz. Ereğli'nin antik çağdaki adı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Argo Gemisi(Argo Seferi, Argonotlar, Argonautlar)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Yunan mitolojisinde "altın postu" aramak için Argo(hızlı) adlı bir gemiyle yola çıkarak Karadeniz'e açılan elli kahramana verilen ad. Gemi, Argo adlı bir usta tarafından yapılmış, ellibeş küreklidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Altın Post &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Boiotio Kralı Athamas'ın çocukları Phriklos'la Helle'yi sırtına alıp Yunanistan 'dan Karadeniz'deki Kolkhis (Argonotların varmak istedikleri efsanevi zenginlikler ve büyücülük ülkesinin adı. Karadeniz'in kuzeydoğu, bugünkü Gürcistan kıyıları) ülkesine kaçıran kanatlı koçun postekisi. Mitolojiye göre Helle Boğazları geçerken denize düşer, Phriklos, tek başına Kalkhis'e varır. Kendisini iyi karşılayan Kral Aietes'e, Zeus 'e kurban ettiği koçun altından postunu verir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Galos&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Yunanistan'da bir ada.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İason&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Amcası Kral Pelias tarafından Kolkhis'deki altın postu alması buyurulan, ormanda yetişmiş yiğit bir kişi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Argos&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Argonautların gemisini yapan ve ona adını veren usta .&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tiphys&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Argo gemisinin dümencisi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Orpheus,&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;D&lt;/span&gt;illere destan olmuş ünlü bir ozan. Kişiliği üstüne anlatılan efsaneler her türden sanatçıyı etkilemiş, çalgısıyla vahşi hayvanları büyüleyen , ezgisiyle ölümü bile alt eden ünlü bir sanatçı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;İdmon&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;A&lt;/span&gt;dı “gören” anlamına gelen İdmon, tanrı Apollon'un oğlu sayılır. Ünlü bir bilicidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Amphiaraos &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Geleceği bilen, akıllı, yiğit bir bilicidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Mospos &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Argo gemisinde yer alan bilicilerden biri.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kalais, Zeles&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; İki kardeş olup, rüzgar tanrısı Boreas’ın oğullarıdır. Mitolojide kanatlı birer cin olarak canlandırılırlar.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Kastor, Polydeukes (Dioskuroi, Dioskurlar, Zeus'un delikanlıları)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Omuz omuza vererek yaptıkları kahramanlıklar kardeşliğin, dostluğun simgesi olmuştur. Efsaneye göre Zeus bu iki kardeşi birbirinden ayırmamak için ikisini de, göğe alıp, yıldızlar arasına yerleştirmiş ve böylece İkizler Burcu olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Peleus&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Y&lt;/span&gt;aşamı olaylarla dolu ve başı beladan, dertten kurtulmayan ünlü bir savaşçı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Telemon&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Peleus’un kardeşi, yiğit bir kişi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Meleagros&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Mitolojide Kalydon avı adlı ünlü serüvenin kahramanı. Tanrıça Artemis tarafından Kolydon, bölgesine gönderilen ve ekinleri yok ederek kıtlık getiren korkunç yaban domuzunu öldüren kahraman. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Bu yıllarda (M.Ö.560-600) Yunanistan'ın Galos Adasından yola çıkan ve Doğu Karadeniz'deki Altın Postu ele geçirmek ve bu arada Karadeniz kıyılarında egemenlik kurmak isteyen, kahraman Herakles'i de beraberinde getiren Argonot Gemisi Ereğli'ye de uğrar. Bu yıllarda dünyanın ilk ibadet yerlerinden olan Cehennemağzı (Kehanet) Mağaralarındaki Kerberos'u (üç başlı köpek) yakalayarak halkın sempatisini kazanır. Buna izafeten Ereğli Herkül şehri olur ve Herakleia Pontika adını alır." (Fotoğraflarla Anılardaki Ereğli-Kdz. Ereğli Tarih, Doğa ve Kültürünü Yaşatma Derneği Yayını, s. 2-3)&lt;br /&gt;Ereğli adı Herakles'in adından gelir. Herakles'e izafe edilen 42 kent adı tespit edilmiştir. Bu şehirlerin altısı Anadolu'dadır. 'Herakles' adının çok defa 'Pont'la beraber kullanıldığı görülmektedir. 'Pont', Karadeniz'in klasik devre ait adıdır." (Karadeniz Ereğli Tarihi-Kdz. Ereğlisi Turizm Derneği Yayınları, sayı 1, Tahsin AYGÜN; Ankara-1960, s. 13)&lt;br /&gt;Mitolojiye göre Herakles bir yarı tanrı olup, insanların karşı karşıya kaldığı her türlü tehlike ve kötülükleri yok ederek, insanlığa, topluma sonsuz yararı dokunan bir çeşit ulusal kahramandır. Ama yaşamı boyunca tanrıça Hera’nın kin ve öfkesi peşini bırakmaz; üstelik tanrı vergisi olan kuvvetinden Zevk duymaz ve kahramanlığıyla da övünmez, kibirlenmez.&lt;br /&gt;Tanrıça Hera'nın başına sardığı bir delilik nöbeti sırasında karısını ve çocuklarını öldürür; bunun sonucunda da Kral Eurystheus'a oniki yıl süreyle hizmetle görevlendirilir.&lt;br /&gt;Kral Eurystheus'un Herakles'e verdiği oniki önemli görevden en bilineni yeraltı dünyasının kapılarının bekçisi üç başlı köpek Cerberus'u (Kerberus) ölüler ülkesinden kaçırmaktır. Herakles' in onikinci işi sayılan bu eşsiz başarısı Kdz. Ereğli'deki Cehennemağzı Mağaralarında gerçekleşmiştir.&lt;br /&gt;Herakles, bu seferlere(Argonaut Seferi) cihangirlik şöhretini arttırmak maksadıyla iştirak etmiş ve Cehennem Köpeği Zeberus'u yakalamak için Maryandin ülkesine uğramıştır."(Kdz. Ereğlisi Tarihi-Kdz. Ereğlisi Turizm Derneği Yayınları Sayı 1,Tahsin AYGÜN, Ankara-1960, s.13-14)&lt;br /&gt;Kral Eurystheus'un Herakles'e verdiği ünlü işlerden biri de yeraltı dünyasının kapılarının bekçisi üç başlı köpek Kerberus'u ölüler ülkesinden kaçırmaktır." (AnaBritannica cilt 10, s. 512)&lt;br /&gt;“Kerberos'un ölüler ülkesinden kaçırılması : Herakles’in başardığı en zor iş budur. Hermes ve Athena'nın yardımıyla, hiçbir ölümlünün geri gelmediği yeraltı ülkesine iner, orada bağlı bulunan Theseus'u kurtarır ve Kerberus köpeğini alıp yeryüzüne kaçırır. Eurystheus bu azmanı görünce ödü kopar, yiğit de köpeği Hades'e geri götürüp bırakır." (Mitoloji Sözlüğü-Azra ERHAT, Remzi Kitabevi, İstanbul-1989, s.150)&lt;br /&gt;''Daha eski dönemlerde, dinsel amaçlı olarak kullanıldığı anlaşılan Cehennemağzı Mağaraları mitolojide de yeralmaktadır. Doğu Karadeniz'deki altın postu bulmak için Yunanistan'dan hareket eden Argonautlara katılan Herakles'in Kerberus'u (üç başlı köpek) Cehennemağzı Mağarasında yakalayarak öldürdüğü batılı kaynaklarda ifade edilmektedir." (Kdz. Ereğli Kültür ve Turizm Potansiyeli Geliştirme Raporu-Kdz. Ereğli Tarih, Doğa ve Kültürünü Yaşatma Derneği Yayını)&lt;br /&gt;Tahsin Aygün, Karadeniz Ereğlisi Tarihi adlı yapıtında değişik kaynaklardan yaptığı alıntılarla Herakles'in bu serüvenini şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;''Xenophon'un Anabasis’inde : Gemiler Acherusius Yarımadası önünde demirlendi. Heracles burada cehennem köpeği Zeberus'u yakalamaya inmiş, bunun delili olarak 2 stadiyondan fazla derinlikte bir mağara gösterirler, diyerek Herkül'ün Maryandinya ülkesine uğradığını ifade eder. Rodoslu Apollonyus da Argonot seferleri ile ilgili manzumesinde : Milattan 1200 sen'e evvel Ereğli'nin sakinleri(oturanları) olan Maryandinler, Bitinyalıların tazyikinden esatir kahramanı Heracles'in yardımı ile kurtulduklarından kasabaya nişane-i şükran olmak üzere Heracles'in adını vermişlerdir, demektedir.&lt;br /&gt;Bu konu ile ilgili olarak Charles Texier'in Asie Mineure'ünde, bu civarda gösterilen mağara güya Herkül'ün Kerber ismindeki köpeği yakalamaya indiği yer imiş. Bur'a sekenesi (oturanları) şehirlerini bir emri mabutla tesis etmiş olabilirler. Ve bilhassa Herkül'ün bir eseri addederlerdi." (Kdz. Ereğlisi Tarihi-Tahsin AYGÜN, Kdz. Ereğlisi Turizm Derneği Yayınları, sayı 1, Ankara-1960 s. 13)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Cehennemağzı Mağaraları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Mitolojide geçen Hades Ülkesine (Karanlıklar Ülkesi. Ölüler Ülkesi, Hades Evi) giden yollardan biridir .&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hades&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Yeraltındaki Ölüler Ülkesinin tanrısıdır. Karısı tanrıça Persephone41 ile birlikte cehennem güçlerini yöneten Hades, cehennem tanrısı olarak da bilinir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hades&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Katı ve acımasız, kendisine adanan dualar ya da kurbanlar karşısında ölüm kadar duyarsız bir tanrı olarak betimlenir." (AnaBritannica cilt 10, s. 25)&lt;br /&gt;"Görünmez anlamına gelen Hades adı, hem tanrının kendisi, hem de egemen olduğu Ölüler Ülkesi için kullanılır." (Mitoloji Sözlüğü-Azra ERHAT, Remzi Kitap¬evi, İstanbul-1989, s. 129)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Cehennemağzı Mağaraları (Kehanet Mağaraları, İnönü Mağaraları)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Hades ülkesi¬ne açılan ve Kdz . Ereğli’nin Ayazma (İnönü) semtinde (mitolojide Acheron Vadisi) bulunan mağaraların genel adı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kerberos,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Cehennemin kapısını bekleyen Hades'in köpeği .&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hera&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Tanrılar tanrısı Zeus'un eşi olan tanrıça Hera, verimliliğin simgesidir, kıskanç ve hırçındır. Argo Seferi'nde Argo gemicilerine yardım ve rehberlik ederek, tehlikeli geçitlerden geçmelerini sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kral Eurystheus &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Argo Kralı. Herakles’e birçok güç işler yaptıran kötü kişi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hermes&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Yolculara yol gösteren, rehberlik eden tanrı. Yollara dikilen Hermes heykelleri, ilkçağın çok kutsal sayılan iz taşlarıdır. Phriklos'la Helle’yi Yunanistan’dan Anadolu’ya getirerek altın postlu koçu, Nephele’ye Hermes vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Athena&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Zeus'un kızıdır. Çoğu kez iki adla anılır, Pallas Athena. Argonautları tutar ve Argo gemisinin yapılmasına yardım eder. El sanatlarını ve el işçiliğini koruyan bir tanrıça olarak bilinir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Theseus&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Argonautlar Seferi'ni katılmış, Herakles gibi güçlü, yiğit bir kişidir. Arkadaşı Peirithoos’la birlikte Ölüler Ülkesine iner ve burada alıkonulurlar. Herakles her ikisini de kurtarır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Xenophon(Ksenophon) , Anabasis (Onbinlerin Yürüyilşü)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Yunan tarihçi Ksenophon’un ünlü düzyazı yapıtı. Kardeşini devirerek Pers tahtını ele geçirmeye çalışan Kyros(Kiros) için savaşan Yunanlı paralı askerlerin öyküsünün anlatıldığı bu yapıtta Babil kıyılarından Karadeniz'e kadar süren bu uzun yürüyüşe yazar Ksenophon da katılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Esatir &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;ilkçağ insanının tanrıların ve inançlarını içeren masal.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Nişane-i Şükran &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;İyilik bilme belirtisi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Texier, Charles F.M.,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; XIX.yüzyılda yaşamış Fransız gezgin ve arkeolog. 1833 yılında Fransa hükümeti adına Anadolu ve İran'da kazılar yapmış, daha çok antik kent yerleşim birimleriyle ilgilenmiştir. Yapıtları: Description de l' Asie Mineure, Asie Mineure.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Persephone&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Yeraltı tanrısı Hades'in karısı, tanrıça. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü ozan Hesiodos Theogonia adlı destanında Hades Ülkesini şöyle anlatır:&lt;br /&gt;Orada yükselir yankılı konağı&lt;br /&gt;Güçlü Hades'le korkunç Persephone'nin&lt;br /&gt;Azgın bir köpek bekler kapısını,&lt;br /&gt;Amansız, sinsilikler ustası bir köpek,&lt;br /&gt;Girenlere yaltaklanır kuyruğu kulaklarıyla&lt;br /&gt;Ama gireni bir daha bırakmaz dışarı,&lt;br /&gt;Pusuda bekleyip paramparça eder&lt;br /&gt;Çıkmak için kapıya gelenleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesiodos-Theogonia. 767 vd.&lt;br /&gt;"Yunan mythosunda canlı oldukları halde Hades'e inip dönen kahramanlar şunlardır: Odysseus, Orpheus, Theseus ve Herakles'dir." (Mitoloji Sözlüğü-Azra ERHAT, Remzi Kitapevi, İstanbul-1989, s.129)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hades Ülkesinin bekçisi Kerberos(Kerberus, Cerberus, Zerberus, Keber, Zeber) ölüler Ülkesinin sahibi Hades'in köpeğidir.&lt;br /&gt;"Cehennemin kapısını bekleyen üç başlı -Hesiodos'a göre elli başlı- köpek.” (Oxford, cilt 1, s.271)&lt;br /&gt;Orthos, Hydra, Khimaira gibi canavarlarla birlikte Typhon'la Ekhidna'dan doğmuştur. Ölüler Ülkesinin bekçisidir ve Cehennemağzı Mağaralarındadır.&lt;br /&gt;'Kerberos Ölüler Ülkesinin bekçisidir, görevi dirilerin içeriye girmesini ve bir girenin bir daha dışarıya çıkmasını önlemektir. Kerberos çokluk üç başlı -kimi anlatımda elli, ya da yüz kafalı- bir köpek olarak gösterilir. Kuyruğu kocaman bir yılandır, sırtında kara yılanlar dikilir. Bu korkunç hali ve Hades'in giriş kapısında zincirle bağlı olduğu yerden havlamalarıyla ölü ruhları dehşete düşürür." (Mitoloji Sözlüğü-Azra ERHAT, Remzi Kitapevi, İstanbul-1989, s. 189)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Yunan şiirinin ilk ustalarından Hesiodos Theogonia adlı yapıtında Kerberos'u şöyle betimler:&lt;br /&gt;Ekhidna bir azgın canavar daha doğurmuş:&lt;br /&gt;Adı dile alınmaz Kerberus'u.&lt;br /&gt;Hades'in o tunç sesli, elli başlı,&lt;br /&gt;O aman vermez, yırtıcı köpeğini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesiodos - Theogonia 310 vd.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hesiodos(Hesiod),&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; M.Ö. VIII. yüzyılda yaşamış, eski Yunan şiirinin ilk usta¬larından olup, Yunan didaktik ve epik şiirinin babası sayılır. Yapıtlarında çağına ait, çağı ile ilgili bilgileri ve olayları dile getirmiştir. Theogonia adlı yapıtında dünyanın kuruluşunu ve tanrıların soyağacını anlatır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Orthos &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Geryon'un köpeğidir. Goryoneus'un öküzlerini bekleyen bu köpeği de Herakles elleriyle öldürmüştür.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Hydra&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;S&lt;/span&gt;özcük anlamı ''yılan, ejder" olup, mitolojide bataklıklar canavarı olarak geçer.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Khimaira &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Ağzından ateş saçan canavar. Kardeşi Kerberus gibi üç başlıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Typon ve Ekhidna&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Ejderler soyundan Ekhidna, yanardağ tanrısı Typhon'la birleşip çiftleştiği yeraltında ve yerüstünde korkunç canavarlar ve köpekler üretirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Homeros, Odyssea adlı destanının XI. bölümünde kahraman Odysseus'un Ölüler Ülkesine varışından söz eder.&lt;br /&gt;“Odysseus Ölüler Ülkesine gittiğinde onunla doğrudan doğruya karşılaşmaz, ama Herakles'in ruhu ona şöyle anlatır:&lt;br /&gt;Bir ara buraya göndermişti beni o (yani Eurystheus)&lt;br /&gt;Kerberos köpeğini al getir, demişti&lt;br /&gt;Aklınca bu onun bana yüklediği en güç işti,&lt;br /&gt;Ama ben köpeği alıp çıkarı verdim Hades'den dışarı,&lt;br /&gt;Hermeias'la gök gözlü Athena bana kılavuzluk etmişti.”&lt;br /&gt;Homeros- Odysseia, XI. bölüm, 623 vd.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cehennemağzı Mağaraları İle İlgili Söylenceler:&lt;br /&gt;“Herkül'ün uğradığı ve Seyyah Boré tarafından bulunan Apollon'a ait meşhur kehanetgah vardır. Bu mağara(Cavern d'Acheruse)'nın genişliği 3-4 metre ve uzunluğu 27 metre olarak kabul edilir. Herakleia'lılara göre cehennemin kapısı burada idi. Geçmişte birçok kimseler buraya müracaatta bulunarak istikballeri hakkında bilgi edinmişlerdir.&lt;br /&gt;Bunun için bu karanlık mağarada üç gün üç gece gök gürültüsünden korkmadan beklemek lazımdı. Üç gecelik bu hayata tahammül edildiği takdirde, üçüncü gece sabaha karşı haber verilirdi. Meşhur Pavsanyanus Bizans’da öldürdüğü bir kızdan dolayı bu mağarada kalmış ve Ereğli kahininin fikrini almıştır.” (Kdz . Ereğlisi Tarihi-Tahsin AYGÜN, Kdz. Ereğlisi Turizm Derneği Yayınları, sayı 1, Ankara-1960, s.22-23)&lt;br /&gt;Bir başka söylenceye göre, şehrin tekfurunun kızı hizmetkarına aşık olur, evden kaçar ve Cehennemağzı Mağarasındaki kız-oğlan odasına saklanır. Cehennem zebanisi kendilerini korur. Mağaraya giremeyen tekfur “taş olun” der. Kız ve oğlan taş olur. Yörede, bu taş heykellerin sonradan Fransa'ya kaçırıldığı söylenmektedir.&lt;br /&gt;Bir inanışa göre de, dileği olanlar bu mağaranın içindeki damla taşına para atıp, dilekte bulunurlarsa istekleri olurmuş.&lt;br /&gt;SONUÇ:&lt;br /&gt;Mitolojik öyküsü olan Cehennemağzı Mağaraları i çerisindeki mozaikler, sütunlar, sütun başlıkları, kandil yuvaları gibi kalıntılar, mağaranın Hıristiyanlığın yasak olduğu yıllarda ilk hıristiyanlarca gizli ibadet merkezi olarak kullanıldığını göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Odysseia&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Odysseus adlı kahramanın başından geçen olayları anlatan bir destandır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Apollon&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Aydın, durgun, ölçülü gücü simgeleyen tanrının adıdır. Kaynaklar her ne kadar Yunan tanrısı olarak gösteriyorsa da, efsanesine ilişkin bilgiler onun Anadolulu olduğunu kanıtlar.&lt;br /&gt;Cavern d'Acheruse, Akheron Vadisindeki Cehennemağzı Mağaralarının ortak adı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;BATILI KAYNAKLARDA CEHENNEMAĞZI MAĞARALARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1939 (AnaBritannica'ya göre 1936-1937), 1948 yıllarında Bitinya bölgesinde araştırmalar yapan arkeolog Friedrich Karl Dörner, bu çalışmalarını 1952 yılında “Bitinya Yazıtları ve Eserleri” adı altında yayınlar. Son olarak araştırmacı W. Hoephner ile 1961-1962 yılında bölgeye tekrar gelen F. Karl Dörner Avusturya Bilimler Akademisi adına yaptığı çalışmaya (Herakleia Pontike-Ereğli Bir Yapı Tarihi İncelemesi) adlı yapıtına ek olarak “Küçük Asya Kuzey Kıyısında Araştırmalar, Küçük Asya Yazıtları Ek Cildi” adı altında 1966 yılında Viyana'da yayınlar.&lt;br /&gt;Bu yapıtta Cehennemağzı Mağaralarının geçtiği bölümlerden yaptığımız alıntılar, tarih boyunca Cehennemağzı Mağaralarının araştırmacıların, arkeologların ilgisini çektiğini gösterir.&lt;br /&gt;Yapıtın Adı : Küçük Asya Kuzey Kıyısında Araştırmalar-Küçük Asya Yazıtları Ek Cildi. F. K. Dörner-W. Hoephner,&lt;br /&gt;Avusturya Bilimler Akademisi Komisyonu Yayınevi, Viyana-1966.&lt;br /&gt;“Kentin(Ereğli) yakınında bulunan ve antik kaynaklara göre yeraltına açılan bir girişi olması gereken Akheron Vadisi özellikle ilginçtir. Yanında, antik dönemin çok az bilinen Delf hatifinin1 bulunduğu yeraltı mağarası bulunur. Bu mağaranın büyük olasılıkla vadideki mağaralardan biri olduğu saptanmıştır.” (Prof. Dr. Fritz SCHACHERMEYR-Küçük Asya Arkeolojik Araştırmalar Komisyonu Başkanı, Viyana-Ekim 1965, Adıgeçen Yayının Önsözü-s.10)&lt;br /&gt;“Milet kolonileri Trabzon ve Sinop'la birlikte M.Ö. VII. yüzyılda Küçük Asya'nın Pontus kıyısının doğu bölümünde büyük ve hızlı gelişen kentler ortaya çıkmıştır(kurmuşlardır). Bu bölgenin batı kıyısında M.Ö. 560 yılında Megara ve Böotinia'lı kolonistler Herakleia(Ereğli) kentini kurdular. Jüstin'e2 göre kentin ku¬ruluşuna sebep Herakles adına bir kent kurulması Delf hatifinin bir emridir. Di¬ğer kaynaklar ise Kerberus'u burada da yeraltının derinliklerinden günışığına çı¬karan Herakles'in kendisini kentin kurucusu olarak nitelerler.” (s. 11)&lt;br /&gt;Yarı tanrı Heracles'in sadece kentin adıyla değil, aynı zamanda orada bulunan Specus Acherusia (Akheron Vadisi) ile de ilişkisi olduğu için sikke ve madalyonlar üzerine bilhassa onun işlerini (Herakles'in on iki yılda gerçekleştirdiği on iki önemli iş) gösteren resimler basılmıştır. (s.20)&lt;br /&gt;“Herakles mağaralarının ilk betimlemesini yayımlamak başarısı 1838'de üç gün Ereğli 'de kalan Eduard Bore'ye aittir.” (s. 25)&lt;br /&gt;“Bore’dan bize kalan sadece mağaralar hakkındaki ilk yazılı raporlar değil, aynı zamanda üzerinde bir tapınağın bulunduğu yer sandığı, kentin güneyindeki şüpheli koni biçimindeki tepe hakkında yazdığı rapordur." (s. 26)&lt;br /&gt;“1846 yılında Xavier Hommaire de HELL, Ereğli'ye geldi ve Akheron Vadisindeki mağaraları ziyaret etti. De Hell, Boré'nin daha önceden değindiği Herakles efsanesi ile ilişkisinin bilincinde olmaksızın ikinci mağaranın açık bir betimlemesini sunar.” (s. 28)&lt;br /&gt;“Akheron Vadisindeki mağaralara ilişkin diğer gözlemleri, 1861 yılındaki gezileri sırasında Ereğli'de kalan Fransız arkeologlar Georges Perrot ve Edmond Guillaume yapmışlardır. Onların betimlemeleri özellikle birinci mağara ile ilgilidir.” (s. 28)&lt;br /&gt;“Kente adının verilmesi için kentin kuzeyindeki vadinin güneydoğu kaya duvarında bulunan birçok mağara etkili olmuş olabilir. Kerberus efsanesinin burada lokalize edilmesi bazı kaynaklarda kentin kurucusu olarak da tanıtılan Herakles ile kentin bağdaştırılması olasılığını ortaya çıkarır. Böylece Pompeius Mela'nın mağaraların varlığı ile efsaneye gerçeklik içeriği kazandıracağı ifadesi ilginçtir. Specus Acherusia olarak (ki bununla Herakles'in Kerberus'u gün ışığına çı¬kardığı söylenir) açıklamakla çevrenin isimlendirilmesi de yapılmış oldu. Vadideki dere Soonoutes ve yarımadanın önündeki sıradağlar Acherusia sıradağları olarak adlandırıldı." (s. 35)&lt;br /&gt;“Akheron Vadisindeki mağaralar, bizim saptamalarımıza göre sadece antik dönemli bir kilise olarak değil, aksine Bizans döneminde de kullanılmıştır. Büyük olasılıkla antik yapıdan doğrudan bir Hıristiyan kült yapısı ortaya çıkmıştır.” (s. 72)&lt;br /&gt;“Helices’in şekli Aconitum (kaplanboğan) çiçeklerini hatırlatır. Bu bitki, Herakleia çevresinde ilkçağda da görülüyordu ve keskin zehirinin özel bir önemi vardı.” (s. 120)&lt;br /&gt;Alıntılar yaptığımız yapıtın 120. sayfasındaki dipnot : “Plinius’a8 göre n.h. XXVII 4, Kerberos'un akbabası,* mağaralar vadisinde boğan otlarının yetişmesine neden olmuştu. Herakleia'nın çevresindeki diğer olağanüstü doğa olayları W. S. Hamilton tarafından Reisen in Kleinasien (1843) 367 f ve Appendix Note B'de yorumlanmıştır.”&lt;br /&gt;Ayrıca antik çağda yaşamış Rodoslu ozan Apollonius Argonoutika (Argonautlar Destanı) adlı 4 ciltlik yapıtında Herakles 'in Cehennemağzı Mağaralarındaki serüveninden söz eder.&lt;br /&gt;Guide Bleu'da ''Ereğli'de artık antik kentten hiçbir anıta rastlamak mümkün değildir" şeklinde bir ifade kullanılmasına karşın, Pauly-Wissova'nın Realencyklopadie'sinde “Ereğli 'de daha birçok harabenin bulunduğu” belirtilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Deli hatifi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Delf (Delphes, Delphoi sözcüklerinin kısaltılmışı) En önemli Eski Yunan tapınağının ve Apollon'un Kehanet Merkezinin bulunduğu yer. Eski Yunanlılarca dünyanın merkezi olarak düşünülürdü. Delphoi'nin tarihi M.Ö. VI. yüzyıla dayanır. Bu yıllarda özel konular, devlet yönetimi, kolonileşme gibi sorunlar kehanet merkezine danışılırdı. Delphoi kahinlerinin ünü Yunan sınırını aşmış, Anadolu’ya yayılmıştı.&lt;br /&gt;Hatif, Arap folklorunda geceleri duyulan ve bazen peygamberlerle ilişkilendirilen esrarlı ses. Kitab-ı Mukaddes'in Hezekiel (21:2 ve 7) ve Amos (7:16) kitaplarında peygamberlerin duyduğu ses bir tür hatif sayılır. Buna göre Delf hatifi, mitolojide dünyanın merkezi sayılan Kehanet Merkezin¬deki bilicilerin kutsal buyruklarıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2 Jüstin XVI 3f&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;E. BORE&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Correspodances et Memoires d'un Voyaguer en Orient (1840) I, 208 ff (1838 für drei Tage Ereğli)&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;X. Hommaire de Hell&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Voyauge en Turquie (1855) I , 2-235 ff (1846 für drei Tage in Ereğli)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;G.Perrot-E.Guillaume&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Exploloration Archéologique de la Galatie et la Bithynie (1868) I 15 ff - G.Perrot, Souvenirs d'un Voyage en Asie Mineure (1864) 239 (1861 für drei Tage in Ereğli)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Pompeius Mela&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Pompeius Mela, ilkçağda yaşamış coğrafyacı, Dünyanın Konumu Üzerine adlı yapıtı ile bilinir."&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Aconitum&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; (Kurtboğan otu, kaplanboğan otu, boğan otu) düğün çiçeğigiller familyasından zehirli bir ot. Kuzey topraklarında nemli, gölgeli arazilerde yetişir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Plinius&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; “Genç” Roma imparatorluğunun toplumsal yapısını anlatan mektuplarıyla anılır. İmparatorluk tarafından Bitinya bölgesindeki yolsuzlukları incelemek üzere görevlendirilmiştir. Plinius, “yaşlı” ortaçağa değin bilimsel kitaplarda tek kaynak olarak belirtilen Doğa Tarihi adlı ansiklopedinin Romalı yazarı.&lt;br /&gt;* Burada bir çeviri/yazım hatası var. “Kerberos’un akbabası” değil, “Kerberos’un salyası” olması gerek… (S.D.)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sir William Hamilton&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; XVIII. yüzyılda yaşamış İngiliz arkeolog ve diplomattır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Guide Bleu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; (Mavi Rehber), Türkiye (Paris-1958) s.448&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Realencyklopadie &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Pauly-Wissowa, RE VIII 1; s. 443 Heraklia (Ruge)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-1553088631509127430?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/1553088631509127430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=1553088631509127430' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/1553088631509127430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/1553088631509127430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/07/cehennemagzi-magaralarinin-mitolojideki.html' title='CEHENNEMAĞZI MAĞARALARININ MİTOLOJİDEKİ YERİ'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-2173384974159814818</id><published>2011-06-22T22:54:00.000-07:00</published><updated>2011-06-23T00:03:48.548-07:00</updated><title type='text'>DAFNİ VAPURU NASIL ELE GEÇİRİLDİ ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-drjsHcJHFiU/TgLg5Yp5I8I/AAAAAAAAAh8/wdnrJwrv_rA/s1600/KDZ.ERE%25C4%259EL%25C4%25B0%2BL%25C4%25B0MAN%2BDA%25C4%25B0RES%25C4%25B0%2BG%25C3%2596REVL%25C4%25B0S%25C4%25B0%2B%2B%25C4%25B0HSAN%2B%2528AKMAN%2529%2B%25C3%2587AVU%25C5%259E.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 268px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621302561387127746" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-drjsHcJHFiU/TgLg5Yp5I8I/AAAAAAAAAh8/wdnrJwrv_rA/s400/KDZ.ERE%25C4%259EL%25C4%25B0%2BL%25C4%25B0MAN%2BDA%25C4%25B0RES%25C4%25B0%2BG%25C3%2596REVL%25C4%25B0S%25C4%25B0%2B%2B%25C4%25B0HSAN%2B%2528AKMAN%2529%2B%25C3%2587AVU%25C5%259E.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İSTİKLAL SAVAŞINDA DAFNİ YUNAN VAPURU&lt;br /&gt;KUVVA-İ MİLLİYEKAHRAMANLARI TARAFINDAN NASIL ELE GEÇİRİLMİŞTİ? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: center; LINE-HEIGHT: 150%; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal" align="center"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle14"&gt;&lt;span style="POSITION: relative; LINE-HEIGHT: 150%; TOP: 0.5pt; mso-ansi-: -.5pt"&gt;&lt;strong&gt;Yazan:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;İhsan AKMAN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="FontStyle14"&gt;&lt;span style="POSITION: relative; LINE-HEIGHT: 150%; TOP: 0.5pt; FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: -.5pt; mso-ansi-: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;(Kdz. Ereğli Liman Dairesi Görevlisi)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0pt"&gt;İstiklal &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle18"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;savaşında Milletin&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0pt"&gt; kanıyla&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0ptcolor:black;" &gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0pt"&gt;yazılan hamaset&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0ptcolor:black;" &gt;destanları çoktur&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0pt"&gt;. Ereğli de &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal;color:black;" &gt;kendi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0pt"&gt;payına bu &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal;color:black;" &gt;savaşta &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0pt"&gt;kahramanlık men&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle18"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;kıbeleri &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0pt"&gt;yaratmış &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0ptcolor:black;" &gt;&lt;strong&gt;olan &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0pt"&gt;bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0ptcolor:black;" &gt;beldemizdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;color:black;" &gt; İleride &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;ayrıca nakledeceğimiz “Alemdar Römorkörü” vakasından ba&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: -1ptcolor:black;" &gt;şka&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;color:black;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;o zaman başkalarının &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;color:black;" &gt;&lt;strong&gt;maşası &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;halinde Anadolumuza saldırmış olan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;color:black;" &gt;&lt;strong&gt;düşmana ait bir vapurun&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle18"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ereğli &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;limanında &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle17"&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: normal;color:black;" &gt;ele geçirilme&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt; vakıası vardır. Bu vakıa “Kuvva-i Milliye” ruh ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;color:black;" &gt;&lt;strong&gt;imanını &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;gösterme&amp;shy;si bakımından çok değerlidir. Sene 1921 Ereğli sonbaharında Dafni&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="FontStyle25"&gt;&lt;span style="LETTER-SPACING: -1pt;font-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle25"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;adını&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt; taşıyan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;color:black;" &gt;&lt;strong&gt;Yunan şilebi İstanbul’dan&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;Zonguldak’a ticaret eşyası götürmektedir. İstanbul ve Zonguldak işgal &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;altın&amp;shy;dadır. Gemi fırtına dolayısıyla Ereğli limanına sığınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 0cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;O tarihte Ereğli Li&amp;shy;manında çeşitli bandıralı 20 den fazla gemi ve motor bulunmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style3"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;Liman Memuru &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;İhsan Akman ve Karantina me&amp;shy;muru Mehmet İhsan nor&amp;shy;mal kontrollerini yapmak üzere gemilere gitmektedirler. Bu arada Yunan bandıralı&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;"Dafni" yi de görmüşlerdir. Fakat Yunanlılarla harp halinde oldu&amp;shy;ğumuz için bu gemiyi görmezden gelmişlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;strong&gt;Kontrolden dönüşte &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;Liman Memuru İhsan Akman Liman Reisi Nazmi beye şu suali sormuştur:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="FontStyle16"  style="font-family:times new roman;"&gt;Limanda bir Yunan Şilebi var. Buna ne gibi bir muamele yapacağız.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style3"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Liman Reisinin ceva&amp;shy;bı şu olmuştur:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan; tab-stops: 48.0pt" class="Style3"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;- Ankara'ya şifre ile ileteceğim, verilecek talimata göre hareket ederiz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style6"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;Birinci Cihan harbinin galiplerine karşı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="FontStyle18"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;Gemi&amp;shy;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle21"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;lerin &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;tekerleği yok ki karaya çıksın serdengeçtiliği ile harbeden Kuvva-i Mill&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle22"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;iye’n&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;in cevabı şudur “Düşman gemisidir Har&amp;shy;bede re k neye mal olursa olsun gemiyi ele geçirin” Ankara’dan gelen cevap o zamanki kaymakam nezdinde müzakere edilmiş ve bu müzakerede o zaman ki Milli Emniyet teşkilatının adı olan “Ayınpe” den Yüzbaşı Şükrü beyde &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle23"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;hazır bulunmuştur.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Yunan gemisinin zaptı için alınan tedbir şudur;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:times new roman;" &gt;Liman memuru İhsan Akman ve Karantina memuru Mehmet İhsan normal kontrollerini yapmak için Yunan gemisine gideceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style4"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Kayığın kürekçisi Balıkçı Hüseyin ve şimdi hakkın rahmetine kavuşmuş olan Muharrem ve diğer bir denizcidir. Geriden ayrı bir sandalla Polis komiser muavini Ali Koç ve polis memurları Osman ve Hikmet sivil olarak geleceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;İhsan Akman &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle15"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0pt"&gt;&lt;strong&gt;vapura &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;yaklaşıldığı sırada karantina memuruna soğukkanlı olmasını tavsiye eder ve sorar;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style3"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;-Tabancan var mı?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style3"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;-Yok&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Cebinde çift tabanca taşıyan İhsan Akman birini Karantina memuruna verir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;İki memur Yunan vapurunu gafil avlamak için limanda bulunan diğer vapurları bir kere daha dolaşırlar ve Yunan vapuruna yanaşırlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;İhsan Akman, Ereğli limanında uzun yıllar hizmet etmiş bir memur olarak geminin kaptanını tanımaktadır. Gemideki ilk tayfaya seslenir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;-Kaptan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle25"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;em&gt;Andon nerede? &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;Çağır bana kaptanı!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 0pt"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;Geminin süvarisi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle25"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;em&gt;Andon&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt; kaptan küpeştede &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: -1pt"&gt;gö&amp;shy;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;rünür. O zaman İhsan Akman:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;-Hoş geldiniz kaptan ne haber… Gibilerden bir mükaleme kapısı açar. Geminin Liman fener, karantina gibi normal seyir kağıtları yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Mürettebattan telaşlananlara karşı kaptan Andon Rumca olarak hitap eder:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;-Ne telaşlanıyorsunuz, İki Türk bize &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle23"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;ne &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;halt edebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt;Çatra patra rumca bilen İhsan Akman durumu &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 2pt"&gt;anlamış&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; LETTER-SPACING: 2pt"&gt;ve&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle20"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%"&gt; karantina Memuruna da anlatmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Kaptan Andon o Rumlara has riyakarlıkla küpeşteden seslenir:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;strong&gt;Gel içere İhsan kaptan, kamarada birer konyak atalım. Halis Metaksas&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;İhsan Akman nasıl olsa çıkacağı gemiye bu davetle daha kolay gire&amp;shy;ceği ve dolayısıyla işini daha rahat başaracağı için sevinçlidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Kamaraya geminin subay ve mürettebatından 15 kişi kadar dolmuştur. Konyaklar içilmiş ve afa&amp;shy;ki laflara geçilmiştir. Bir ara kamaranın Lombozundan denize bakan kaptan Andon, sararmış ve İhsan Akman'a hitap ederek ko&amp;shy;nuşmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;-Vire İhsan, gemiye içi adam dolu bir motor daha geliyor.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;İhsan Akman tabancasını çekerek haykırır:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style3"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;-Sizinle harp halindeyiz. Geminize el koyu&amp;shy;yoruz. Davranmayın!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style3"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Yunanlı kaptanla mü&amp;shy;rettebatta şafak atmıştır. Fakat geç kalmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Karantina memuru Mehmet İhsan da tabancasını çoktan çekmiş ve İhsan Akman’ın yanındı mevki almıştır;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Kaptanı ve mürettebatı tabanca tehdidi altında tutan İhsan Akman tek&amp;shy;rar gürlemiştir:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style3"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;-Kımıldayanı vururum Mehmet Bey şunların üs&amp;shy;tünü arat.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 0cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;Ellerini havaya &lt;strong&gt;kaldıran &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;mürettebatın üzerinde bulunan üç tabanca alınmıştır. Ve gemiye gelen takviye motoru da biraz daha yaklaşmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Mürettebat, tabanca tehdidi altında iki memuru getiren sandala doldurul muştur. Gemide yalnız süvari. Avusturya tebaasından ikinci çarkçı ve bizim kahramanlar kalmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Bundan sonra İhsan Akmanla Kaptan Andon arasında geçen muhavere şöyledir;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;-Paran var mı?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;-Var, kasada.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style3"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;Kasa açılmış ve için&amp;shy;den 160 bin drahmi, 500 lira Türk parası çıkmıştır. Bu sırada takviye kuvvetlerini getiren, motorda gemiye yanaşmış ve İhsan Akman’ın bir ihtiyat tedbiri olarak &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle11"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;zincirle bağlı kalmasını sağladığı merdivenden çıkmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style2"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle11"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;Artık Dafni tamamen esirdir. Mürettebat ve kaptan Ahmet ağanın kahvesine yerleştirilmiş ve başlarına süngülü nöbetçi dikilmiştir. Şimdi geminin Trabzon’da bulunan Nakliyatı Bahriye Kumandanlığı emrine sevki için Süvari,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle13"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%;font-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle11"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;Çarkçı ve mürettebat teminine geçilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span class="FontStyle11"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;Esir Dafni bu arada limana alınmış kömür ve su ikmalleri yapılmış ve subay mürettebat kadrosu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle11"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;mevcut gemilerden ve şehirde bulunan denizcilerden&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle17"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman', 'serif';"&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="FontStyle11"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;tamamlanmıştı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 0cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style5"&gt;&lt;span class="FontStyle11"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Dafni'nin yeni süvarisi “Şahin” vapurunun süvarisi Cemil Kaptan, İkincisi Tahsin Kaptandı. Yüzbaşı Totoğlu Mehmet Bey çarkçı başı vazifesi deruhte etmişti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-INDENT: 35.4pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: widow-orphan" class="Style4"&gt;&lt;span class="FontStyle11"&gt;&lt;span style="LINE-HEIGHT: 150%; FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-: boldfont-family:'Times New Roman', 'serif';" &gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Geminin gönderine şanlı bayrağımız çekilmiş ve milli kuvvetlere cephane taşımak için Ereğli halkının haklı sevinç avazeleri ve alkışlar arasında yola çıkmıştır.&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;6 TEMMUZ 1962&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="FontStyle16"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-bidi-font-weight: bold"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;ŞİRİN EREĞLİ GAZETESİ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-2173384974159814818?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/2173384974159814818/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=2173384974159814818' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/2173384974159814818'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/2173384974159814818'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/06/istiklal-savasinda-dafni-yunan-vapuru.html' title='DAFNİ VAPURU NASIL ELE GEÇİRİLDİ ?'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-drjsHcJHFiU/TgLg5Yp5I8I/AAAAAAAAAh8/wdnrJwrv_rA/s72-c/KDZ.ERE%25C4%259EL%25C4%25B0%2BL%25C4%25B0MAN%2BDA%25C4%25B0RES%25C4%25B0%2BG%25C3%2596REVL%25C4%25B0S%25C4%25B0%2B%2B%25C4%25B0HSAN%2B%2528AKMAN%2529%2B%25C3%2587AVU%25C5%259E.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-7358264635045599772</id><published>2011-06-22T07:23:00.000-07:00</published><updated>2011-06-22T07:29:29.048-07:00</updated><title type='text'>18 HAZİRAN 1920 KDZ.EREĞLİ'NİN KURTULUŞU</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fzuYhID3dE0/TgH8Lgc_hDI/AAAAAAAAAh0/1VNLkuToM3U/s1600/30%2BKALETEPE%2BC%25C4%25B0VARINDAN.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 322px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621051084555387954" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-fzuYhID3dE0/TgH8Lgc_hDI/AAAAAAAAAh0/1VNLkuToM3U/s400/30%2BKALETEPE%2BC%25C4%25B0VARINDAN.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;18 HAZİRAN 1920&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;4 yıl süren Birinci Dünya Savaşında büyük kahramanlık gösteren Osmanlı imparatorluğu müttefiklerinden daha sonra Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kalmıştı. Mütarekenin yürürlüğe girmesiyle ile İstanbul’da İngiliz donanması demirledi. Urfa Antep’e İngilizler Antalya Konya taraflarına İtalyanlar asker çıkardılar. Bu acıklı durumdan faydalanan azınlıklarda emellerini gerçekleştirmek yolunu tuttular. İstanbul’da Mavri Mira,&lt;br /&gt;Ermeni, Samsun ve Trabzon havalisinde Rum Pontus Cemiyetleri kuruldu.&lt;br /&gt;Ereğli madenleri kömür havzasında Doktor Dünyas ve Hacı Anesti bu çeşit hareketleri korumuş&amp;shy;lardır. Hatta Rum ve Ermeniler taşkınlık göstermekten çekinmemişlerdir. Birinci Cihan savaşında Almanya'nın yenilmesi havzada Hagotinyes’in projelerini suya düşürdü. Öteden beri bu sahada geniş te&amp;shy;sisat yaptıran ve para döken Ereğli şirketi, ecnebi ve bilhassa Fransız sermayesinin hakimiyetini mütareke senelerinin imkanlarından faydalanılarak siyasi nüfuz ve imtiyaz bölgeleri haline getirmek için bazı çarelere başvurmuştur.&lt;br /&gt;Fransızlar havzada ve Ereğli civarındaki ocaklarda mevcut menfaat ve sermayelerini korumak ve bir kısımda koloni kurmak maksadıyla 8.6.1920 günü Ereğli’yi işgal etmişlerdir.&lt;br /&gt;Ereğli'nin durumu 14 Mayıs 1919 günü itilaf devletleri donanması İzmir limanına girerek demir attıkları vakit Amiral Galtrop'un notası Mondros mütarekesinin yedinci maddesine uyarak İzmir ve civarının Yunanlılar tarafından işgal edileceği bildiriyordu. İstanbul hükümeti yedinci maddeye göre İzmir'in işgalini uygun buluyor ve İzmir makamlarına baş eğilmesini emrediyordu. Nihayet Redd-i İlhak cemiyetinin mitingini takip eden 15 Mayıs 1919 sabahı İzmir işgal edildi.&lt;br /&gt;Rumlar sevinçli günlerini yaşarlarken İstiklal Savaşının ilk Türk şehitleri İzmir sokaklarına serildi ve ilk Türk kurşunu düşmanına bu gün atıldı. İstiklal Savaşı artık başlamıştı. Bu acı olay Anadolu’nun her tarafına yayıldı. Her Türkün kalbinde acılar yarattı.” İzmir Türkündür.” Parolası ile her tarafta Ereğli’de heyecanlı mitingler yapıldı Müdafaa-i Hu&amp;shy;kuk Cemiyeti şubesi ku&amp;shy;ruldu.&lt;br /&gt;Bir Cuma günü şehre davet edilen köylü ve ka1abalık halk kütlesi, Orta camide cuma namazını kıldıktan sonra Sancak'ı şe&amp;shy;rifi siyaha boyayarak “İzmir Türk’ündür. Yaşasın Türk milleti…” nidalarıyla Bey çayırında toplandı. Ereğlililerin hürmetle yad ettikleri Hoca Nimet Efendi heyecanlı bir konuşma yaparak esir ve düşmana boyun eğen bir hükümdarın, emirlerine itaatın caiz olmadığını misaller vererek izah etti Kurtulmak yaşamak için teşkilatlanmamızın zamanı geldiğini Kuvva-i Milliye’ye sadık kalmanın yerinde bir hareket olacağını anlattı.&lt;br /&gt;Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin şubesinin Ereğli’de kurulmasına karar verildi. Cemiyetin Başkanlığına Hoca Nimet Efendi azalığa Akman oğlu Raşit, Hüseyin Usta oğlu Nazif, Hacı Eyüp Cıbır oğlu Ha&amp;shy;cı Musa, On sekiz oğlu Yusuf, Halil oğlu Eşref, Sarımsakçı oğlu Nazif, Halil Ağa oğlu Ali Rıza. Hacı Eşref, İzzet Dura, Hacı Musa Fotalı, Hakkı Cöbek Evvel zaman Hakkı seçildiler. Durumu Mustafa Kemal’e telle bildirdiler. İstanbul'da bir müddet evvel Salih Paşa yerine Damat Ferit Paşa Sadrazam olmuştu. Damat Ferit An&amp;shy;kara Büyük Millet Meclisi&amp;shy;nin açılmasını ve milli hareketi durdurmak, Milli şuuru öldürmek için mücadeleye girişerek Anadolu’da birçok isyanlar çıkarmıştır.&lt;br /&gt;Bilhassa Ereğli ci&amp;shy;varını saran Bolu, Düzce isyanları korkunçtu. Ereğli'nin Bey pazarına ka&amp;shy;dar uzanan bu isyanlar sebebi ile Ankara ila tema&amp;shy;sa geçilmesi güçleşmişti. Diğer taraftan İstanbul İtilafçı fırka zihniyetinin baskısı da eksik değildi. Bu müşkül durum devam ederken 8 Haziran 1920 yılı içinde İki gambot bir kruvazör ve bir gemiden mürekkep Fransız kuvvetleri limanda görüldü. Bir Ramazan günü kömür harmanına çıkarma yapan Fransızlar evvela sözlü olarak Herakleia tepesini işgal edeceklerini Kaymakam ve Belediye reisine bildirirler. Ereğli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubesi azasından gemiye giden bir grup Fransızlarla anlaşamayarak geri döndü. Çıkarmayı takip eden akşam İzzet ve Kazım Beyler Müdafaa-i Hukuk şubesi azalarıyla birlikte Millet Bahçesinde toplanarak iki yüz kişiden mürekkep ilk müfrezeyi kurdular.&lt;br /&gt;Düşmana dayanma kararını verdiler. Belediye reisi Akman oğlu Raşit ve Kaymakam bu durumu Büyük millet meclisi baş&amp;shy;kanına bildirdiler Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal, yazılı tele benzer bir cevapta bulundular.&lt;br /&gt;“Allah muinimizdir, Vatanı kurtarmak için yediden yetmişe kadar dayanmaya mecburuz. On bin kişilik yardım kuvveti geliyor.”&lt;br /&gt;İkinci gün Fransızlar asker çıkartmaya devam ederek yüz kişiye yakın bir kuvvetle İn sırtlarını tuttular, Ertesi gün Kefken’ den İpsiz Recep, Devrek’ten Muharrem çetesi geldi.&lt;br /&gt;Üçüncü gün sabahı Fransız kuvvetleri hakkında esaslı bir keşif yapmak için limanda İhsan Çavuş memur edildi.&lt;br /&gt;Köylü elbi&amp;shy;sesi giymiş olduğu halde sırtındaki gübre küfesiyle Han deresinden Keşif köyüne gönderilerek ihtiyar heyetiyle temasa geldi ve köy halkına her gün, her sabah düşmanın durumu hakkında Ereğli’ye bilgi iletmelerini bildirdi. Fransızlar kuvvetlerini üç karakol halinde yaymışlardı. Han deresinin üst tarafında ki sırtlarda ve Karaağaç civarında sekiz ki&amp;shy;şi bir makineli, yüz metre yukarıda ayni şekilde bir karakol Fener tarafında bir karakol daha Keşif tepe yolunun ortasında karargah kurulmuştu. De&amp;shy;niz tarafında bir, kararga&amp;shy;hın yukarı kısmında iki makineli görülüyordu. Tahminen hepsi 250 kişi idi. İhsan çavuş Maltepe ve Tuğla ocaklarını dolaşarak kavak dibine döndü. Milli müfreze kumandanı Kazım beye durum hakkında bilgi verdi.&lt;br /&gt;Cuma günü öğleden sonra Fransızlar askeriyle şehri işgale başladılar. Bir kol sahilden Çoban çeşmesi üzerinden diğer bir kolda Kestanelik üzerinden, üçüncü kol Bozhane mahallesi istikametinden şehre doğru avcı hattından yayıldılar. Hastane önünden gelen grup üzerine kalede bu&amp;shy;lunan Milli Müfrezemiz ateş açtılar.&lt;br /&gt;Fransızlar Kestanelik üzerinden ateşe mukabele ettiler. Gemiler kaleyi top ateşine tuttular 3-4 saat devam eden bu çetin savaştan sonra akşamüzeri birliklerimiz geri çekildi.&lt;br /&gt;Fransızlar karanlıktan istifada ederek kaleye asker çıkardılar, karargahlarını kurdular. Etrafı taramaya başla&amp;shy;dılar. Sabah şehre ve mahallelere dağıldılar. İçlerinde bulanan Cezayirli Müslüman askerler Rum Mahallesini yağma ettiler.&lt;br /&gt;Kaleden bugünkü Akşam Kız Sanat ve Erkek Sanat Okulları arasındaki yol istikametinde denize kadar tel örgü çektiler. Bu du&amp;shy;rum karşısında hükümet Viran köyüne çekildi. Milli kuvvetler ve müfrezeler iç taraflarda teşkilat yapmaya ve kuvvetlenmeye başladılar. Buradan daha ileri gidemeyeceğini anlayan Fransızlar aldıkları emir üzerine&lt;br /&gt;18 Haziran 1920 tarihinde Ereğli’yi terk ettiler. Bu gün Ereğli’lerin kurtuluş günüdür, bu savaşta bilhassa Kazım ve İzzet, Saraç Tahsin, Kahveci Halil Ağa ve İhsan Çavuşun büyük yararlıkları görülmüştür.&lt;br /&gt;Ereğliler İstiklal savaşının ilk günlerinde yaşadıkları müşkül şartlar içinde bile İstanbul hükümetinin tesiri altında kal&amp;shy;mayarak emsaline az rastlanan bir cesaretle düşmana dayandılar. Milli mücadele ruhuna sadık kaldılar Büyük Millet Meclisi Hükümetinin izinde yürüyerek Ereğli'yi kahramanca müdafaa ettiler. Yerinde ve isabetli olan bu kararla Karadeniz’in batı kısmında dördüncü bir cephenin kurulmasına mani oldular. İstiklal savaşının devamı boyunca denizde vapur ve motorlardan mürekkep Kuvva-i Milliye ilk yardım filosunu kurdular. Cephane taşıdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;2 -3-4 Temmuz 1962&lt;br /&gt;ŞİRİN EREĞLİ GAZETESİ&lt;br /&gt;NOT: İlk Yayınlanışı Tahsin AYGÜN 25 Haziran 1948 Türk Sesi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-7358264635045599772?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/7358264635045599772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=7358264635045599772' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/7358264635045599772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/7358264635045599772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/06/18-haziran-1920-kdzereglinin-kurtulusu.html' title='18 HAZİRAN 1920 KDZ.EREĞLİ&apos;NİN KURTULUŞU'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-fzuYhID3dE0/TgH8Lgc_hDI/AAAAAAAAAh0/1VNLkuToM3U/s72-c/30%2BKALETEPE%2BC%25C4%25B0VARINDAN.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-1793908086461468273</id><published>2011-06-22T06:29:00.000-07:00</published><updated>2011-06-22T07:32:14.415-07:00</updated><title type='text'>KDZ.EREĞLİ'NİN İŞGALDEN KURTULUŞU  (MAKALE)</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-nNw3zr3TeF0/TgH4LCFs3_I/AAAAAAAAAhk/fA22cb2NPck/s1600/N%25C4%25B0MET%2BHOCA.TIF"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 297px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621046678358122482" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-nNw3zr3TeF0/TgH4LCFs3_I/AAAAAAAAAhk/fA22cb2NPck/s400/N%25C4%25B0MET%2BHOCA.TIF" /&gt;&lt;/a&gt; NİMET HOCA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 268px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621046292519690770" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-6s8_MYF0x-0/TgH30kupohI/AAAAAAAAAhc/ELITUxBwNUE/s400/KDZ.ERE%25C4%259EL%25C4%25B0%2BL%25C4%25B0MAN%2BDA%25C4%25B0RES%25C4%25B0%2BG%25C3%2596REVL%25C4%25B0S%25C4%25B0%2B%2B%25C4%25B0HSAN%2B%2528AKMAN%2529%2B%25C3%2587AVU%25C5%259E.JPG" /&gt; İHSAN AKMAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 301px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621045995858982818" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-J4fD7G_WUJg/TgH3jTlOd6I/AAAAAAAAAhU/Tevv8qmWYDI/s400/%25C4%25B0ZZET%2BDURA.jpg" /&gt; İZZET DURA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;MİLLİ MÜCADELEDE İŞGAL EDİLİP KURTULAN&lt;br /&gt;İLK ŞEHİR KDZ. EREĞLİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurtuluş savaşı dönemi anlatılırken Zonguldak ve civarındaki mücadeleler ve bu bölgeden özellikle batı cephesine yapılan lojistik destek maalesef tarih ders kitaplarında ya da dönemi anlatan çalışmalarda layıkıyla yer almamıştır.&lt;br /&gt;Bu çalışmamızın amacı yerel tarih bağlamında özellikle Kdz. Ereğli’yi ve çevresini konu merkezi yapıp Kurtuluş Savaşımızı ve bölgedeki etkilerini incelemektir.&lt;br /&gt;Bir barınak limanı olan Kdz. Ereğli’nin Kurtuluş Savaşı yıllarında önemi daha da çok artmıştır. İstanbul’dan Kocaeli ve Marmara bölgesi yoluyla, Anadolu’ya yapılan yardıma paralel olarak, İstanbul, Ereğli ve Akçakoca yolundan Anadolu’ya, Batı cephemize asker, silah, cephane ve kömür taşınması gerekiyordu. Bu yardımın bu yoldan yapılması zorunlu idi. Bu nedenle Ereğli’de Liman Başkanlığından başka Deniz Taşıt Komutanlığı ve gözetleme istasyonu da kuruldu. (1)&lt;br /&gt;30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanması ile Karadeniz bir anlamda İngiliz, Fransız, Yunan ve Amerikan gemilerinin gölü haline gelmişti. İtilaf devletlerinin amacı Kömür havzasında egemenlik kurmak Doğu Karadeniz’den Kuvva-i Milliye’ye gelecek yardımı kesmekti. Bu amaçla Fransızlar 08 Mart 1919 tarihinde Zonguldak ‘a bir tabur asker çıkardılar.&lt;br /&gt;Kuvva-i Milliye güçlerine takviye için İstanbul’dan yüklenen motorlar ve vapurlar özellikle Kdz. Ereğli, İnebolu, Karasu gibi limanlara gelmekteydi. Batı Karadeniz’in İğne adadan Sinop ’a kadar tek doğal limanı Kdz. Ereğli limanıdır. Kuvva-i Milliye güçleri kömür ihtiyaçlarını buradan temin etmiştir.&lt;br /&gt;Kdz. Ereğli’nin merkezi Düzce olan iç ayaklanmalar ile karadan, İtilaf Devletlerinin savaş gemileri yüzündende denizden bir ateş çemberi içinde olması dışarı ile özellikle Akara ile bağlantısını kesiyordu. Ayrıca Yaylıoğlu Eftim Rumları kışkırtmakta, Kürt Ali ve Kanlı Ali eşkiyaları Ereğli ve çevresinde soygunlar yapmaktadır.(2)&lt;br /&gt;Tüm bu olumsuz şartlar karşısında Rüştiye Öğretmeni Vezirköprülü Nimet Efendi, erdemli ve seçkin kişiliğiyle Kdz. Ereğli’lerin saygınlığını kazanan bu yurtsever öğretmen Kdz. Ereğli’nin uğrayacağı tehlike karşısında suskun kalmadı.&lt;br /&gt;Bilginleri, de&amp;shy;nizcileri ve öğrencilerini Kuvva-i Milliye ruhu etra&amp;shy;fında birleştirmeyi ve vicdanının sesini “Kutsal Yemin” ile formüle etmeyi başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KDZ. EREĞLİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ KURULUYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mondros Ateşkes Antlaşması ve Zonguldak'ın iş&amp;shy;galiyle, Ereğli'de bir uyanma ve ayaklanma Mustafa Ke&amp;shy;mal'in 19 Mayıs 1919 parolası ile Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti hazırlıkları başladı.&lt;br /&gt;Belediye Başkanı Akmanoğlu Raşit, Nimet Efendi'yi ziyaret ederek, Fransız tehlikesinin Ereğ&amp;shy;li'ye yaklaştığını anlatmış ve Hocam:&lt;br /&gt;“Sizin inandığınız davaya bizde inanıyoruz. Ar&amp;shy;kadaşlarla birlikte çalışacağız. Yarın akşam bizde toplanarak bir karara varmak zorundayız.” dedi.&lt;br /&gt;“Memnuniyetle Akmanoğlu, zaten böyle bir tek&amp;shy;lifi bekliyordum. Alacağımız karar inşallah memle&amp;shy;ket için hayırlı olur.”&lt;br /&gt;“Hiç şüpheniz olmasın hocam !”&lt;br /&gt;Ertesi günü akşamı, Akmanoğlu'nun evinde Cöbekoğlu Hakkı, Evvelzamanların Hakkı, Hüseyin Ustaoğlu Nazif, Hacı Eyüp, Hacı Eşref, Cıbıroğlu Hacı Mu&amp;shy;sa, Halil Ağa, Sarmısakçıoğlu Nazif, Haliloğlu Ali Rı&amp;shy;za, Karamahmutoğlu Mehmet toplanırlar. Hoca Ni&amp;shy;met Efendi Amasya genelgesinden söz ederek, Amas&amp;shy;ya'da Hoca Kamil Efendi'nin Sultan Bayazit Camiin&amp;shy;de yaptığı konuşmayı okumaya başlar:&lt;br /&gt;“Milletin haysiyeti, şerefi, hürriyeti, istiklâli ger&amp;shy;çekten tehlikeye düşmüştür. Bu felaketten kurtulmak gerekirse, vatanın son ferdine kadar ölmeyi göze al&amp;shy;mak lazımdır. Padişah olsun, halife olsun, isim ve un&amp;shy;vanı ne olursa olsun, hiçbir şahıs ve makamın hik&amp;shy;meti mevcudiyeti kalmamıştır. Yegane kurtuluş çare&amp;shy;si, halkın doğrudan doğruya egemenliğini eline el&amp;shy;ması ve iradesini kullanmasıdır.&lt;br /&gt;“Bizim burada alacağım karar, Mustafa Kemal'in “Ya istiklâl, Ya Ölüm” direktifi ve yakında gerçekle&amp;shy;şecek olan ulusal iradenin egemenliği istikametinde ve Mustafa Kemal'in yolunda olacaktır.”&lt;br /&gt;Hocanın bu konuşması çok güzel sözleriyle tasvip edildi. Nimet Hoca konuşmasına devamla:“Bunun için Müdafaayı Hukuk Cemiyetinin ku&amp;shy;rulması ve “Kutsal Yemin” ile bu işe başlamamız ge&amp;shy;rekmektedir.”&lt;br /&gt;Konuklar abdestlerini aldılar. Masa etrafında top&amp;shy;lanarak Kur'an-ı Kerim ve tabanca üzerine ellerini ko&amp;shy;yarak, şöyle yemin ettiler:&lt;br /&gt;“Vatan ve milletimizin kurtuluşu için sonuna ka&amp;shy;dar çalışacağımıza, başka siyasi düşünce ve emel&amp;shy;lerin etkisi altında kalmayacağımıza Vallahi... Billahi.”&lt;br /&gt;Sonra Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kuruluş programını hazırladılar:&lt;br /&gt;1- Kdz. Ereğli’de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulduğu Mustafa Kemal Paşa'ya telle bildirilecektir.&lt;br /&gt;2- Kdz. Ereğli, bir işgal hareketini silahla karşılayacaktır.&lt;br /&gt;3-Bunun için askerlik yapmış ve savaşmış olan gönüllülerden Kuvva-i Milliye teşkil edilecektir.&lt;br /&gt;4- Rumların taşkınlıklarına son verilecektir.&lt;br /&gt;5-Kdz. Ereğli köylüleri bir cuma günü şehre davet edilerek bir miting yapılacak, memleketin içinde bu&amp;shy;lunduğu durum onlara da anlatılacaktır.&lt;br /&gt;Akmanoğlu Raşit Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanlığına, Cıbıroğlu Musa Veznedarlığa seçildiler. Diğer üyeler Kuvva-i Milliye’nin silah, cephane giyim ve kuşam ih&amp;shy;tiyaçlarını karşılayacaklar, miting için köylerde hazır&amp;shy;lık yapacaklar, Kuvva-i Milliye saflarında yer alacak&amp;shy;lardı.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal 21 Nisan 1920 tarihinde Kastamonu böl&amp;shy;gesi komutanı Albay Osman Beye Sina kahramanlarından Yüzbaşı Ce&amp;shy;vat Rıfat Beyi son derece önem kazanan bu bölgenin önemli noktalarında görevlendirilmesini emretmişti. Beypazarlı Emekli Yüzbaşı İzzet Dura bu sıralarda Ereğli'ye gönderilmiştir.&lt;br /&gt;Albay Osman Beyin gönderdiği Yüzbaşı Cevat Rıfat Bey, kısa zamanda Bartın’dan başlayarak Ereğ&amp;shy;li'ye kadar Kuvva-i Milliye'nin egemenliğini sağlamış ve Fransızların mızraklı atlıları ile Ankara yolunu tut&amp;shy;malarına ve iç ayaklanmalarla işbirliği yapmalarına set çekmişti.&lt;br /&gt;Ereğli'de Kuvva-i Milliye'yi örgütlendirme hazır&amp;shy;lıkları yapılırken, Ereğli kıyılarında Fransız savaş ge&amp;shy;milerinin sık sık dolaştığı görülüyordu.&lt;br /&gt;Bu durum karşısında, Ereğli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tara&amp;shy;fından cuma günü yapılacak toplantı için, Kaptaş, Cuma, Alaplı ve Yalı köylerine haber gönderildi.&lt;br /&gt;Cuma günü sabahın erken saatlerinde Ereğli'ler, Yalı Caddesi, mezarlık sırtlarına dökülmüş bir bekle&amp;shy;yiş içinde idiler.&lt;br /&gt;Bugün Sultan Orhan ile yedi cami minarelerin&amp;shy;den yükselen tekbirler bugüne başka bir anlam ka&amp;shy;zandırıyor, bütün kalpler bu ilahi seslere yöneliyordu. Evvela önde Türk Bayrağı bir atlı grupla Kaptaştan gelenler, arkadan Cuma'lılar ilerliyordu. Hep bir ağız&amp;shy;dan:&lt;br /&gt;“Dört yüz aslandan bu vatan kaldı bize yadigar.” marşını söylüyorlardı. Bu marş kurtuluş yolunda çığ gibi büyüyen, halkın tarihi hatıralarını dile getiriyor, gönüllere ümit serpiyor ve gözleri sevinçle dolduruyordu.&lt;br /&gt;Alaplı, Gülüç ve Yalı köyleri, mekik kayıklarla de&amp;shy;nize açılmışlar, allı ve yeşilli elbiselerle Ereğli'nin kurtuluşunu denize işlercesine filo filo ilerliyor, söyle&amp;shy;dikleri : .&lt;br /&gt;“Karadeniz akar gider. Etrafını yıkar gider” marşı uğultular halinde sahili yalıyor, ruhlarda yankılar yaratıyor. Ümitsizliğin yüzlerdeki çizgilerini siliyor, ruh&amp;shy;lar kadar yüzlerde gülümsüyordu.&lt;br /&gt;Minarelerden yükselen ezan sesleri namaz vak&amp;shy;tini haber veriyor, abdestini alanlar Sultan Orhan ca&amp;shy;miine koşuyordu. Tekbirlerle namaz başlıyor, min&amp;shy;berden irad edilen nutuk ve mihrapta okunan Fetih ve Saf sureleri, cemaatin safları arasına yayılıyor. Ereğli halkına ve gençlerine kurtuluş yollarını ilham ediyordu.&lt;br /&gt;Namaz bitiyor, siyaha boyanan nazlı bayrak çeki&amp;shy;liyor, halk saf saf Uzun Mehmet Parkına doğru yürü&amp;shy;yüşe geçiyordu. Tekbirler kesiliyor “İzmir Türk'ün&amp;shy;dür. Bu vatan Türk kalacaktır. Yaşasın Türk Milleti!” coşkusuyla ilerleyen alay Uzun Mehmet Parkında yerini alıyor.&lt;br /&gt;Ereğli'nin ünlü hocası Nimet Efendi kürsüye çı&amp;shy;kıyor ve şu konuşmayı yapıyor:&lt;br /&gt;Sayın dinleyiciler, Çanakkale ve Kafkas Ga&amp;shy;zileri!&lt;br /&gt;Bugün ulusça mübarek vatanımızın parçalanma&amp;shy;sı, namus ve haysiyetimizin ayaklar altına alınması tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktayız. Her karış toprağı şehitler kanı ile yoğrulan kutsal vatanımıza el uzatılıyor. İzmirliler ve Batı Anadolu halkı silahlarıyla dağa çıktılar düşmanı Akdeniz'in çukurlukların&amp;shy;da kahredeceklerdir.&lt;br /&gt;Aziz Hemşerilerim!&lt;br /&gt;Bizler de görkemli tarihimize ve atalarımıza lâ&amp;shy;yık olduğumuzu kanıtlayacağız. Sınav günümüz gel&amp;shy;miştir. Bu uğurda sizlerle birlikte canımı vermekten çekinmeyeceğim.&lt;br /&gt;Hoca çok heyecanlıdır. Tozpembesi yanakların&amp;shy;dan akan gözyaşlarını tutmağa çalışmaktadır.&lt;br /&gt;Genç yavrularım!&lt;br /&gt;Sizleri bugün için yetiştirdik. Düşmana Bedir'in Malazgirt'in, Fetih'in aslanları gibi kurşundan kenet&amp;shy;lenmiş saflarınızla saldıracaksınız. Onları yok ede&amp;shy;ceksiniz. Şehit ve Gazi olacaksınız. Bu ulus, bu vatan, bu tarih, bu şeref size emanet olacaktır.&lt;br /&gt;Gaziler ve Kahramanlar!&lt;br /&gt;Dinimize göre esir bir hükümdara itaat caiz de&amp;shy;ğildir. İtaat eden Peygamberimizin istediği ümmet de&amp;shy;ğildir.&lt;br /&gt;Büyük tehlikeyi önlemek Kuvva-i Milliye ruhuna sadık kalmakla kabil olacaktır. Çanakkale ve İzmir-de akan kanlarla, Batı Anadolu'nun tarihi sınırı çizi&amp;shy;liyor. Biz de akıtacağımız kanlarla bu sınırı tamamlayacağız. Karadeniz sahilini kanımızla yalazlayacağız. “Misakımız” bu olacaktır.&lt;br /&gt;Pek yakında bu toprakta yükselen kurtarıcının, Mustafa Kemal'in emrinde 1200 yılından beri uğrunda mücadele ettiğimiz İslam Dininin bugün içimizde ya&amp;shy;nıp tutuşan meşalesi bizi gazamızda kutsal savaşımızda muvaffak ve muzaffer kılacaktır. Çünkü hak uğrunda, vatan uğrunda, din uğrunda, millet uğrun&amp;shy;da savaşıyoruz Cenabı Hak bizimle beraberdir.&lt;br /&gt;Derslerinde “Kuvva-i Milliyeci olalım” konuşma&amp;shy;larını yapan Hamidiye Medresesi Müderrislerinden Müftü Mehmet Çimenoğlu'nun veciz duası ile ve amin... amin... Sesleri ile toplantı sona eriyor.&lt;br /&gt;FRANSIZ İŞGALİ BAŞLIYOR&lt;br /&gt;1920 yılı Haziran ayı başlarında Ereğli limanına gelen Fransız filosu bir subayını yanındaki tercümanla beraber karaya çıkararak kaymakamlık binasına gidip korsanlık ve haydutluk olayları karşısında menfaatlerini korumak için Herakleia Tepesine asker çıkarıp kamp kuracaklarını, dirlik ve düzeni korumak için Osmanlı devletine yardımcı olacaklarını bildirir.&lt;br /&gt;Fransızlar bu istekleri ile Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7.Maddesini uygulamak istiyorlardı. Amaçları kömür ocaklarına ve limana egemen olmak, Ereğli ve Akçakoca’dan, Batı cephesine yapılacak yardımı önlemek TBMM’ye karşı çıkan iç ayaklanmalarla işbirliği yaparak, Yunan ilerleyişini desteklemekti.&lt;br /&gt;Bu durum karşısında Ereğli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bir heyet kurarak “Ereğli’de dirlik düzensizlik olmadığı, bir işgal karşısında yurtlarını ve kutsal haklarını koruyacaklarını, doğacak olaylardan sorumlu olmayacaklarını” bildirmek üzere Amiral gemisine gönderdi. (3)&lt;br /&gt;Fransız Amiral gemisine Liman Reisi Nazmi Bey (AKPINAR), Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyesi Nimet Hoca, Belediye Reisi Akmanoğlu Raşit Efendi (AKMAN), Aza Eşref Efendi ve Hacı Musa’dan Kurulu bu heyet sandalla ulaştı. Sandala liman dairesi görevlilerinden İhsan (AKMAN) Efendi de binmişti. Nimet Hocanın tercümanlığında konuşma başladı. Fransız kumandanı şehri işgal edeceklerini bildirince Nimet Hoca burada top tüfek olmadığını ancak karaya çıktıkları takdirde onlarla ölünceye kadar savaşabileceklerini söyledi. Ereğli temsilcileri kumanya almak üzere karaya ve çarşıya gelecek Fransız denizcilerine kolaylık gösterebileceklerini söylediler. İki saat boyunca süren konuşmalardan olumlu bir sonuç alınamadı. Gemiden ayrılan heyet işgalin ne zaman başlayacağını aralarında kestirmeye çalışıyordu. Fransızların işgale kararlı olduklarını anlayan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanı Akmanoğlu Raşit Bey ve Cöbekoğlu Hakkı Efendi (CÖBEK) Postane’ye koşarak makine başında durumu Ankara’ya Mustafa Kemal’e bildirdiler. (4)&lt;br /&gt;Mustafa Kemal bu telgrafa aynı gün cevap verdi. Mustafa Kemal’in verdiği karşılık emirde “Vatanımızı kurtarmak için yediden yetmişe kadar savaşmak zorundayız. 5000 kişilik yardım kuvveti gönderiyorum.” özetinde idi.&lt;br /&gt;İlk önlem olarak emekli subay ve Ereğli Kuvva-i Milliye Komutanı İzzet Bey (DURA) milislerini Keşiftepe sırtlarına yerleştirerek üç karakol halinde siperlere girip kaleyi koruma yolunu tutmuşlardı. Fransızların yapacağı saldırı karşısında halk köylere taşınmış hükümet ve memurları ateş alanı dışında kalan Viran Köyüne çekilmişlerdi.&lt;br /&gt;Nihayet beklenen uğursuz gün geldi. Fransızlar 08 Haziran 1920 günü Baba burnuna 2 gambot yaklaştırarak 3 makineli tüfekli bir piyade bölüğünü çıkardılar. Keşiftepe ve Kestanelik sırtlarından hastane üzerinden şehri işgale başladılar. Savaş gemileri ile Ereğli’yi ve limanı topa tuttular. Burada bulunan Kuvva-i Milliyecilerimiz ilk savaşını vererek çekilmek zorunda kaldılar. (5)&lt;br /&gt;Fransızlar Ereğli’yi işgal ederken Zonguldak’ta olduğu gibi Ereğli halkından bir tepki gelmeyeceğini umuyorlardı. Fakat halk ve çevredeki Kuvva-i Milliye güçleri Fransız işgaline karşı direnmekte kararlıydı. Nitekim Fransızların Ereğli’ye asker çıkaracakları haberi üzerine Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti önderliğinde direnme kuvveti kurulmuştu. Bu kuvvet Mevki Kumandanı Binbaşı İzzet (DURA) ve Kazım Beylerle arkadaşlarının Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti azalarıyla birleşip, Millet bahçesinde genel bir toplantı yapmaları sonucu oluşturulmuştu. Müfrezeye gönüllü olarak askerlik yapmış, savaşmış olanlardan 200 kişi alınmıştı. (6)&lt;br /&gt;Bu arada Mustafa Kemal Paşa’nın talimatına rağmen, Ereğli Kaymakamı Sabri Bey İstanbul Hükümeti taraftarı tutum ve davranışlar sergilemiştir. Ereğli Kaymakamı Sabri Bey, Damat Ferit Paşa’nın Zonguldak’a Mutasarrıf Vekili olarak gönderdiği Kadri Bey ile ilk önce işbirliği yapmıştır.&lt;br /&gt;Ayrıca Sabri Bey Fransızların 08 Haziran 1920 tarihinde Ereğli’yi işgal etmelerine tepki göstermediği gibi, ilgili makamları işgalden altı saat sonra haberdar etmiştir. Fransız işgalinin ilk gününde Ereğli’ye gelen Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey’i dahi durumdan haberdar etmemiştir. Aynı zamanda Sabri Bey, Ereğli Hürriyet ve İtilaf mensupları ile işbirliğinde bulunmaktan da kaçınmamıştır.&lt;br /&gt;Sabri Bey, belirtilen tutum ve davranışları, özellikle Fransızların Ereğli’yi işgalleri karşısında takındığı davranışı sebebiyle Tunalı Hilmi Bey’in şikayeti üzerine görevinden alınmıştır. (7)&lt;br /&gt;Kuvva-i Milliye komutanı İzzet (DURA) Bey Fransızların durumunu saptamak için Liman Dairesi görevlilerinden İhsan (AKMAN) Beyi gönüllü olarak görevlendirdi. İhsan Çavuş Pazar dönüşü sırtında küfesi ile Han deresi yolundan Keşiftepe’ye gönderildi. Keşiftepe ve Kemer köyü muhtarı ile temasa geçerek Kuvva-i Milliye komutanlığına Fransızların kuvvetleri ve hareketleri hakkında her gün bilgi iletmeyi sağlayacaktı. Çok tehlikeli olmasına rağmen bu vatansever adam milli casusluğu seve seve yaptı. (8)&lt;br /&gt;İhsan Çavuş (AKMAN) Fransızların siperlerini ve kuvvetlerini öğrendi. Ortalıkta başıboş dolaşan köylülere gerekli izahat ve emirleri verdikten sonra Ereğli’ye geri döndü. Fransızlar onun casus olabileceğinden şüphelenmediler bile.&lt;br /&gt;Aynı zamanda Kastamonu Mıntıka Komutanı Albay Osman Bey hemen Devrek milis komutanı Muharrem’e telgraf gönderip Ereğli’ye yardım’a gitmesi emrini vermişti. Bu talimat üzerine Devrekli Muharrem 32 kişilik kuvveti ile Ereğli’ye gelerek Akropol Kadı Tarlası tepelerinden Kestaneci köyüne kadar olan kısma savaşçılarını yerleştirdi.&lt;br /&gt;Diğer taraftan aynı gün Ankara hükümetince Kefken’de bulunan İpsiz Recep’e de aynı mahiyette emir verildi. İpsiz Recep bu emir üzerine kuvvetlerini toplayarak Ereğli’ye geldi. Bu kuvvetler Göztepe’den Gülüç Çayına kadar olan alanı tuttular.&lt;br /&gt;FRANSIZLARA KARŞI DİRENİŞ&lt;br /&gt;Kuvva-i Milliye’nin aldığı tedbirleri etkisiz hale getirmek için Fransızlar 09 Haziran 1920 günü üç koldan saldırıya geçtiler. Ancak Kuvva-ı Milliye’nin çok sıkı ateşi ile karşılaştılar. Kaleden yapılan ağır ateş baskısı altında bazı siperlerde düşman ile süngü savaşı dahi yapıldı. Ereğli Kuvva-i Milliyesi ile İpsiz Recep ve Devrekli Muharrem Kuvvetlerinin bu müşterek saldırıları sonunda Fransızlar bozguna uğrayarak tel örgülerin arkasına çekildiler.&lt;br /&gt;10 Haziran 1920 sabahı Fransız kuvvetleri Keşiftepe ve Kestanelik sırtları ile Hastane yönünden Kuvva-i Milliye siperlerine yeniden saldırdılar. Ancak şiddetli bir direnişle karşılaştılar. Yapılan göğüs göğse çarpışmalar sırasında Fransız kuvvetleri 1 subay ve 36 er kaybettiler direniş müfrezesinden de yaralananlar oldu. (9)&lt;br /&gt;Ereğli’deki Fransız işgali ve buna karşı direniş ile ilgili Tunalı Hilmi Bey TBMM’de 1920 yılının Eylül ayında 72.toplantıda şu tespitlerde bulunmuştur:&lt;br /&gt;“Fransızlar Ereğli’yi işgale teşebbüs ettiler. Oraya vardığımın ertesi günü bir takım hilelerle karaya çıktılar. Dördüncü günü 70 kadar kahraman Kuvva-i Milliyeci bunların 300 kadar siperler içinde bulunan kuvvetleri üzerine ateş açtılar. Ve kendilerine 36 neferle, Halil ( EKREN ) Ağanın ilk kurşunu ile bir subay maktul verdirdiler. (10 Haziran 1920)&lt;br /&gt;Arkadaşlar buradaki hastanede gördüğümüz manzara karşısında GLADISTON’un (İngiliz Başbakanı) bir sözünü hatırladım. Melun diyordu ki “İnsan neslinden olmaktan utanıyorum, çünkü Türkler de insan neslindendir...” Fransızların böyle yaptıklarını görünce insan yaratıldığıma bende utanıyorum.&lt;br /&gt;Sonra liman fenerini söndürmüşler geceleri yakmıyorlardı. Hastanede ne kadar ilaç şişesi, vesaire kudurgan ayaklar altında çiğnenmişti. Hastanenin iki odasından ikisini de tamamen bizim askerlerimiz üzerine mitralyöz sıkmak için kullanmışlardır. Ve oradaki mitralyözlerden kalmış binlerce fişek kovanı bulunuyordu. (Tarih kaydetsin)”&lt;br /&gt;Bu saldırıda Fransızlar birçok ölü vermelerine rağmen sökülüp atılamadılar. Makineli tüfeklerle Yenimahalle’yi sürekli olarak taradılar. İşgal bölgesi olarak, Ereğli kalesinden deniz kıyısına kadar tel örgü çekerek Yenimahalle’ye egemen oldular. Ve Fransız bayrağı çektiler. (10)&lt;br /&gt;Fransızlar ummadıkları bir direnişle karşılaşınca Ereğli’yi dize getirmek için tekrar harekete geçtiler. Fransız donanması şehri bombardıman etti. Fransızlar ayrıca kuvvetlerini takviye etmek için Ereğli’ye bir kruvazör ve 2 gambot desteğinde bir bölükten fazla bir Senegal kuvvetiyle bir makineli tüfek bölüğü ve 2 top daha çıkardılar.&lt;br /&gt;KDZ. EREĞLİ KURTULUYOR&lt;br /&gt;Takviye edilen Fransız kuvvetleri 11 Haziran sabahı tekrar saldırıya geçti. Ereğli Kuvva-i Milliyesi Mustafa Kemal Paşanın talimatı gereğince karşı koydu. İki kuvvet arasında şiddetli çarpışmalar oldu. 15 Haziran tarihinde Fransızlar tekrar Ereğli’deki kuvvetleri takviye ettiler. Bolu’daki Mürettep Fırka (Tümen) Kumandanı Nazım Bey “Erkanı Harbiye Umumi Riyasetine” (Genel Kurmay Başkanlığına) gönderdiği telgrafında Fransızların Ereğli’de 37 yaralısı ve 1 Zabit (Subay) ile 55 neferinin (Asker) maktul düştüğünü (öldüğünü) bildirdi.&lt;br /&gt;Fransızlar her taraftan Ereğli’ye kuvvetler gelmekte olduğunu uçaklarla gözledikten sonra Ereğli’den çekilme hazırlıklarına başladılar. Fransızlar kaledeki askeri silah, cephane ve mühimmatı sahile taşıyarak gemilere yüklemek için gayret sarf ettiler. 18 Haziran 1920 sabahı ezan okunurken Ereğli Kuvva-i Milliyesi Fransızlara karşı saldırıya geçti. Fransızlar bu ani saldırı karşısında silah ve cephanelerini bırakarak Ramazan Bayramı sabahı çekilmeye başladılar.&lt;br /&gt;Ereğli Kuvva-i Milliyesi çevreden gelen milli kuvvetlerin yardımıyla Fransız kuvvetlerini Ereğli’den atmayı başarmıştı. Bu müfrezenin emrinde Fransızlara karşı savaşanlardan bazıları şunlardır: Karamahmutzade Mehmet (KARAMAHMUT), Saraç Tahsin, Tevfik (METE), Mazlumcuzade İsmail, Mazlumcuzade Galip, Caferoğlu Hasan (CANVER) Halil Ağa ve Gümrükçü Abdülkadir Bey’lerdi. Bunlardan başka Kolsuz Ahmet Ağa da arkadaşlarıyla kahramanca savaşmıştı. Ereğli’de Fransız askerlerine karşı ilk kurşunu Halil Ağa (EKREN) atmıştır.&lt;br /&gt;TBMM Hükümeti Ereğli’nin Fransız işgalinden kurtarılması için faaliyete geçmişti. Bolu üzerinden bu yöreye sevk edilen kuvvetler Ereğli’ye girdikleri saatlerde Fransızlar da şehri tamamen tahliye etmişlerdi. Şehir merkezinde hiçbir Fransız kalmamıştı.&lt;br /&gt;Bunu 11.Tümen Komutanı Arif Bey şu telgrafıyla bildirdi:&lt;br /&gt;Ankara’da Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine&lt;br /&gt;1-Şimdi Alaplı mıntıka Müdüriyetinden alınan malumata nazaran Ereğli tamamen tahliye edilmiş ve hiçbir Fransız kalmamıştı.&lt;br /&gt;2-Büyük Millet Meclisi Riyaseti celilesine, Ali Fuat Paşa Hazretlerine, Nazım Bey’e arz olunmuştur.&lt;br /&gt;18 Haziran 1336&lt;br /&gt;11.Tümen Komutanı&lt;br /&gt;Arif&lt;br /&gt;(11)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR:&lt;br /&gt;(1) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa 5,6&lt;br /&gt;(2) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa 7&lt;br /&gt;(3) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa 8-14&lt;br /&gt;(4) Can CANVER, Kurtuluş Savaşında Batı Karadeniz Sayfa 148&lt;br /&gt;(5) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa: 15&lt;br /&gt;(6) Can CANVER, Kurtuluş Savaşında Batı Karadeniz Sayfa: 148&lt;br /&gt;(7) Prof. Dr. Ali SARIKOYUNCU, Zonguldak Ve Havalisinde Milli Mücadeleye Zarar&lt;br /&gt;Verici Faaliyetler Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 23, Cilt: VIII, Mart 1992&lt;br /&gt;(8) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa: 16&lt;br /&gt;(9) Can CANVER, Kurtuluş Savaşında Batı Karadeniz Sayfa 150,151,152,153&lt;br /&gt;(10) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa 15,16&lt;br /&gt;(11) Can CANVER, Kurtuluş Savaşında Batı Karadeniz Sayfa: 157,158,159&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;GÜRDAL ÖZÇAKIR&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;HAZİRAN 2011&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;KDZ.EREĞLİ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-1793908086461468273?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/1793908086461468273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=1793908086461468273' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/1793908086461468273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/1793908086461468273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/06/kdzereglinin-isgalden-kurtulusu-20.html' title='KDZ.EREĞLİ&apos;NİN İŞGALDEN KURTULUŞU  (MAKALE)'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-nNw3zr3TeF0/TgH4LCFs3_I/AAAAAAAAAhk/fA22cb2NPck/s72-c/N%25C4%25B0MET%2BHOCA.TIF' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-6861657050828908579</id><published>2011-05-12T06:12:00.000-07:00</published><updated>2011-05-14T12:38:05.589-07:00</updated><title type='text'>KÖMÜR HAVZASI İLE ÖZDEŞLEŞEN İSİM EREĞLİ MAADİN NAZIRI DİLAVER PAŞA</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_sgQCGLE7Hw/TcviZW_4FFI/AAAAAAAAAhA/b7qFpAbHLO4/s1600/D%25C4%25B0LAVER%2BPA%25C5%259EA.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 213px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5605823086490817618" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-_sgQCGLE7Hw/TcviZW_4FFI/AAAAAAAAAhA/b7qFpAbHLO4/s320/D%25C4%25B0LAVER%2BPA%25C5%259EA.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;KÖMÜR HAVZASI İLE ÖZDEŞLEŞEN İSİM&lt;br /&gt;EREĞLİ MAADİN NAZIRI DİLAVER PAŞA&lt;br /&gt;Bahriye Korami&amp;shy;rallerinden İstanbul limanı reisi Dilaver Paşa aslen Kafkasya kabilelerinden Şaps kabilesinin Kezrak sülalesine mensuptur.&lt;br /&gt;Küçük yaşında Tunus Valisi Ahmet Pa&amp;shy;şa tarafından himaye altına alınmış terbiye ve tahsil ettirilmiştir. Arapça ve Türkçeyi Tunus'da öğrenen küçük Dilaver İtalya'ya bahriye (denizcilik) ilmini öğrenmeye gönderildi. Orada tahsilini tamamlayan Dilaver Bey Tunus'a dönüp denizcilik mesleğine elde ettiği ilim&amp;shy;lerle emek vermeye başladı. 1854 Osmanlı-Rusya arasında ve İngiliz ile Fransa'nın bize müttefik olduğu Kırım Savaşında Tunus Donanmasıyla, İstanbul'a gelen Dilaver Bey savaşta büyük başarılar sergiledi. Kaptan-ı Derya Damat Mehmet Ali Paşa kendisine Osmanlı donanması emrine girmesinin teklifinde bulununca donanmaya katıldı.*Mirliva rütbesine yükseldi. (*Mirliva: Günümüz rütbelerinden &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tu%C4%9Fgeneral"&gt;Tuğgeneral&lt;/a&gt; ile &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCmgeneral"&gt;Tümgeneral&lt;/a&gt; rütbeleri arasında bir askeri rütbedir. )&lt;br /&gt;Üç kez Karadağ Muharebelerine katılıp fedakarca savaştı.&lt;br /&gt;Daha sonraki dönemde Sultan Abdülaziz’in 1863 yılında Mısıra yaptığı seyahat sırasında Saik-i Şadi vapuru süvariliğini üstlendi. (1)&lt;br /&gt;Dilaver Paşa isminin Ereğli kömür havzasında önemi büyüktür. Hatta bugün Zonguldak’ta bir mahalle ve spor kulübünde Dilaver adı yaşatılmaktadır.&lt;br /&gt;Ereğli’nin kaymakamlık yapılmasını emreden 27 Mayıs 1866 (Muharrem 1283) tarih ve 23844 sayılı Meclis-i Vala (Bakanlar Kurulu) iradesinde, Kaptan-ı Derya Ahmet Vesim Paşa tarafından, “Havza Maden Müdürlüğü” yerine yeni kurulan Ereğli Maadin Nazırlığına&lt;br /&gt;( Ereğli Madenleri Müdürlüğüne), aynı zamanda Ereğli Kaymakamı Bahriye Kaymakamı unvanıyla birlikte Kaymakam Dilaver’ın atandığı belirtilir. (2)&lt;br /&gt;Zonguldak kömür havzasında kömür üretiminin başladığı tarih olarak kabul edilen 1848 yılından 1865 yılına değin, işçi ve işveren ilişkileri örf ve adetlerle idare edilmiştir. Asıl amacı üretimin artırılması olsa da, ilk olarak Havza'da işçi ve işveren ilişkisini düzenleme ihtiyacını Dilaver Paşa duymuştur. (3)&lt;br /&gt;Bahriye Nezareti’nce oluşturulan komisyon tarafından, 4 Muharrem 1284 ( 8 Mayıs 1867) tarihinde Maden katibi İsmail Hakkı, Kolağası (Yüzbaşı) Hasan Tahsin, Miralay memuru mahsusu (Alaya bağlı memur) Mehmet Sait, Maden Komisyonu Başkanı Hüseyin ve Maden Müdürü ve Kaymakam Dilaver imzasıyla 100 maddelik “Ereğli Maden-i Hümayun İdaresinin Nizamnamesi” hazırlanır.(4)&lt;br /&gt;Bu nizamname ile Dilaver Paşa, kömür havzası ile ilgili olarak hukuki, idari ve teknik konular yanında işçi ve işveren ilişkilerinin düzenlenme yoluna gitmiştir.&lt;br /&gt;Dilaver Paşa Nizamnamesi işçiyi korumaktan çok üretimi artırma amacına yönelik olup zorunlu çalışma esasını benimsemiştir.&lt;br /&gt;Dilaver Paşa Nizamnamesi gerçekte gerekli onaydan geçmediği için nizamname&lt;br /&gt;yani tüzük niteliğini almamıştır. Ancak Ereğli Kömür Madenlerinin yönetim sorumluluğunu&lt;br /&gt;yüklenmiş olan Dilaver Paşa tarafından hazırlanmış bir tüzük tasarısı olarak bölgede fiilen uygulanmıştır. (5)&lt;br /&gt;Dilaver Paşa Nizamnamesi ile üretim artışı sağlanmış, ancak alınan sosyal tedbirlerin uygulanması mümkün olmamıştır. Bu durumun sebepleri ise Hükümetlerin sürekli olarak ocakları işleten yabancı sermayeye muhtaç olmaları, Nizamnameyi uygulamakla görevli memurların nitelik itibarı ile yetersiz kalmaları ve bazı menfaatler karşılığında şirketlerin yaptıkları haksızlıklara göz yummalarıdır.&lt;br /&gt;Ayrıca işçilerin kendilerine verilen hakların farkında olmayışları ve mesleki dayanışma örgütüne sahip olmamaları da etkenler arasındadır.&lt;br /&gt;Dilaver Pasa Nizamnamesi ile Ereğli köylülerine getirilen zorunlu çalışma mükellefiyeti,1869 tarihinde çıkarılan Maden Nizamnamesi ile kaldırılmıştır. Bu Nizamname çalışma düzeni ile ilgili birçok yeni düzenleme yanında, ocak sahiplerinin madenlerde eczane açmak ve doktor bulundurmak zorunluluğunu da getirmiştir.&lt;br /&gt;Dilaver Paşanın Ereğli’de ki görevi 21 Mayıs 1866-23 Mart 1868 tarihleri arasında 2 yıl kadar sürmüştür.&lt;br /&gt;Ereğli sonrası Dilaver Paşa 1868 yılında Tuna Nehri İdaresi Başkanlığına getirildi. Bu görevi 1 yıl sürdü.1872 yılında Rodos Kaymakamlığı görevine getirilen Dilaver Paşa tekrar rütbesinin iadesi ile Tuna Nehri İdaresi Başkanlığına ikinci kez getirilmiştir. (6)&lt;br /&gt;Dilaver Paşa’yı &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=1877-78+osmanl%c4%b1-rus+sava%c5%9f%c4%b1"&gt;1877-78 Osmanlı-Rus savaşı&lt;/a&gt;nda &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tuna+filosu+komutanl%c4%b1%c4%9f%c4%b1"&gt;Tuna filosu komutanı&lt;/a&gt; olarak görüyoruz. 1877–78 Osmanlı –Rus savaşlarında Kafkas göçmen köylerinden çok sayıda asker ve gönüllü toplandı. Mirliva Dilaver Paşa Tuna elden çıkınca ata binerek “Çerkes Gönüllü Süvarileri'ne komuta etmiştir. (7)&lt;br /&gt;Savaştaki üstün gayretleri sebebiyle Müşir Süleyman Paşanın tavsiyesi ile rütbesi *Ferikliğe terfi etti. (*Ferik: Günümüz rütbelerinden &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCmgeneral"&gt;Tümgeneral&lt;/a&gt; ile &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Korgeneral"&gt;Korgeneral&lt;/a&gt; rütbeleri arasında bir askeri rütbe.)&lt;br /&gt;Dilaver Paşa’ya ait bilgilere savaş dönemi raporlarında da ulaşıyoruz.: "Bugün saat üç sıralarında Çerkes Dilaver ( Karzeg ) Paşa komutasında Rusçuk'dan üç saat mesafede Kadıköyü’ne sevk olunan Çerkes yardımcı askerleri düşmanla savaşa tutuşmuş, iki saat süren savaşta düşman direnemeyerek firar etmiş, düşman kırktan fazla ölü ve birçok yaralı vermiş, Çerkes askerlerinde bir şehit ve iki yaralıdan başka kayıp olmadığı anlaşılmıştır."&lt;br /&gt;(Rumeli'nde Rusçuk Kalesi Komutanı Kayserili Ahmet Paşa'dan Padişah'a) (27 Ağustos 1877)&lt;br /&gt;"Rusçuk komutanlığından alınan telgrafta, Mirliva Dilaver Paşa iki yüz kadar Çerkes süvarisiyle Pirgos tarafına keşfe gönderilip, Maçka denilen derede düşmanın tesadüf edilen dört bölük piyade ve iki bölük süvarisiyle vuku bulan savaşta düşman iki yüzden fazla ölü ve iki Rusyalı ile iki Bulgar esir ve seksen sığır ve otuz adet büyük kazan alındığını bildirmekle arz olunur.”&lt;br /&gt;(Mehmet Ali Paşa'dan Padişah'a) ( 17 Eylül 1877) (8)&lt;br /&gt;Dilaver Paşa Osmanlı-Rus savaşı sonrasında 1882 yılında İstanbul liman Başkanlığı görevine getirildi. 1896 yılında emekliye ayrıldı. Bir yıl sonra 1897 de vefat etti. Tüm yaşamı boyunca devlete güzel hiz&amp;shy;metlerde bulundu. Sadrazamlığa yükselecek bir evlat olarak Salih Hulusi Paşa’yı yetiştirdi. (9)&lt;br /&gt;Ocak 1943 tarihli Doğu (Büyük Ülkü Gazetesi) adlı derginin 4. sayısında:“Dilaver Paşa’nın oğlu Salih Hulusi (Kezrak) Paşa ölümünden önce Zonguldak’a gelip babasının çok emeği geçtiği havzanın bu günkü durumunu gördüğü” bilgisi verilmektedir. (10)&lt;br /&gt;KAYNAKLAR:&lt;br /&gt;1-OSMANLI DEVRİ SON SADRAZAMLAR 14.Cüz İkinci Basılış 1965 Sayfa:2118&lt;br /&gt;MAHMUD KEMAL İNAL&lt;br /&gt;2- Dilaver Paşa&lt;br /&gt;Ekrem Murat Zaman&lt;br /&gt;&lt;a href="http://zonguldakbilgi.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=567&amp;amp;Itemid=48"&gt;http://zonguldakbilgi.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=567&amp;amp;Itemid=48&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;3- Amele Birliğinin Yeniden Yapılanması&lt;br /&gt;Yd. Doç. Mustafa YÜCE&lt;br /&gt;4- Dilaver Paşa&lt;br /&gt;Ekrem Murat Zaman&lt;br /&gt;&lt;a href="http://zonguldakbilgi.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=567&amp;amp;Itemid=48"&gt;http://zonguldakbilgi.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=567&amp;amp;Itemid=48&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;5- ATATÜRK DÖNEMİNDE SOSYAL POLİTİKA&lt;br /&gt;Prof. Dr. Sait DİLİK&lt;br /&gt;6- OSMANLI DEVRİ SON SADRAZAMLAR 14.Cüz İkinci Basılış 1965 Sayfa:2118&lt;br /&gt;MAHMUD KEMAL İNAL&lt;br /&gt;7-TÜRKİYE ÇERKESLERİ&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kafkasfederasyonu.org/tarih_cografya/diasporada_cerkesler/turkiye_cerkesleri.htm"&gt;http://kafkasfederasyonu.org/tarih_cografya/diasporada_cerkesler/turkiye_cerkesleri.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;8-1877 - 1878 OSMANLI - RUS SAVAŞINDA KUZEY KAFKASYA VE SÜRGÜNDEKİ KAFKASYALILAR -2 Sefer Ersin BerzegKafkasya Gerçeği, Sayı 1, Temmuz 1990, Sayfa 3-24&lt;br /&gt;9- OSMANLI DEVRİ SON SADRAZAMLAR 14.Cüz İkinci Basılış 1965 Sayfa:2118&lt;br /&gt;MAHMUD KEMAL İNAL&lt;br /&gt;10- Doğu (Büyük Ülkü Gazetesi) Son Kanun ( Ocak) 1943 4. Sayı Sayfa:26&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜRDAL ÖZÇAKIR&lt;br /&gt;MAYIS 2011&lt;br /&gt;GAZETEREĞLİ MAKALE&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 207px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606657881661638274" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-ZWh7J_jxqFs/Tc7Zo1WWBoI/AAAAAAAAAhI/uZBSGSdRN28/s400/dilaver%2Bpa%25C5%259Fa%2Bar%25C5%259Fiv%2Bkay%25C4%25B1tlar%25C4%25B1.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9217953806318579724-6861657050828908579?l=kdzereglifutbol.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/feeds/6861657050828908579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9217953806318579724&amp;postID=6861657050828908579' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/6861657050828908579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9217953806318579724/posts/default/6861657050828908579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2011/05/komur-havzasi-ile-ozdeslesen-isim.html' title='KÖMÜR HAVZASI İLE ÖZDEŞLEŞEN İSİM EREĞLİ MAADİN NAZIRI DİLAVER PAŞA'/><author><name>koleksiyon67</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04260446134953606312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-_sgQCGLE7Hw/TcviZW_4FFI/AAAAAAAAAhA/b7qFpAbHLO4/s72-c/D%25C4%25B0LAVER%2BPA%25C5%259EA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9217953806318579724.post-1893738851720471576</id><published>2011-04-02T08:07:00.000-07:00</published><updated>2011-05-15T02:18:45.573-07:00</updated><title type='text'>KURTULUŞ SAVAŞINDA KASTAMONU VE BOLU HAVALİSİ KOMUTANI MUHİDDİN AKYÜZ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-48JkkR0WSAY/TZdINocfm0I/AAAAAAAAAgQ/G5IOAD_jOFk/s1600/36%2BMUH%25C4%25B0DD%25C4%25B0N%2BPA%25C5%259EA%2B-%2BKopya.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 241px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591016861436189506" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-48JkkR0WSAY/TZdINocfm0I/AAAAAAAAAgQ/G5IOAD_jOFk/s400/36%2BMUH%25C4%25B0DD%25C4%25B0N%2BPA%25C5%259EA%2B-%2BKopya.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;KURTULUŞ SAVAŞINDA &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="Kastamonu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kastamonu"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;KASTAMONU&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt; VE &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="Bolu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bolu"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;BOLU&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt; HAVALİSİ KOMUTANI MUHİDDİN AKYÜZ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Muhiddin AKYÜZ &lt;/span&gt;&lt;a title="1870" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1870"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1870&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; yılında &lt;/span&gt;&lt;a title="İstanbul" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;İstanbul&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;'da dünyaya geldi. Babası, Edirne Evkaf Muhasebecisi Şevki Bey, annesi Fatmatüzzehra Hanım'dır. &lt;/span&gt;&lt;a title="1885" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1885"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1885&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;-&lt;/span&gt;&lt;a title="1888" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1888"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1888&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; yılları arasında &lt;/span&gt;&lt;a title="Harp Okulu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Harp_Okulu"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Harp Okulu&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;'nu bitirdi. Teğmen rütbesiyle askerliğe başladı. &lt;/span&gt;&lt;a title="1888" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1888"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1888&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; yılında Harp Okulu'nda öğretmen yardımcılığı görevine getirildi. &lt;/span&gt;&lt;a title="1897" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1897"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1897&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;'deki &lt;/span&gt;&lt;a title="1897 Osmanlı-Yunan Savaşı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1897_Osmanl%C4%B1-Yunan_Sava%C5%9F%C4%B1"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Türk-Yunan Harbi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;'ne de katıldıktan sonra tekrar Harp Okulu'nda öğretmenliğe döndü. &lt;/span&gt;&lt;a title="1905" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1905"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1905&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; yılında sürgüne gönderilene kadar bu işi sürdürdü. Bu arada Harp Okulunda Mustafa Kemal’in de Fransızca ve Askeri Tarih ve Askeri Coğrafya dersi öğretmeni olmuştur. Öğrencilere padişah &lt;/span&gt;&lt;a title="I. Abdülhamid" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/I._Abd%C3%BClhamid"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;II. Abdülhamid&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; aleyhinde görüşler aşıladığı gerekçesiyle &lt;/span&gt;&lt;a title="1905" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1905"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1905&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; yılında rütbesi geri alındı ve önce &lt;/span&gt;&lt;a title="Fizan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fizan"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Fizan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;'a, ardından &lt;/span&gt;&lt;a title="Diyarbakır" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Diyarbak%C4%B1r"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Diyarbakır&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;'a ve &lt;/span&gt;&lt;a title="Erzurum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Erzurum"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Erzurum&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;'a sürüldü. &lt;/span&gt;&lt;a title="1908" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1908"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1908&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;'de &lt;/span&gt;&lt;a title="II. Meşrutiyet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Me%C5%9Frutiyet"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;II. Meşrutiyet&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;'in ilanı ile gelen af dolayısıyla rütbelerini geri aldı ve önce Deniz Mektebi'ne müdür oldu, sonra Harbiye Bakanlığı Piyade Dairesi 1. Şube Müdürlüğü'ne atandı. &lt;/span&gt;&lt;a title="1909" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1909"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1909&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;'da &lt;/span&gt;&lt;a title="Mahmut Şevket Paşa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mahmut_%C5%9Eevket_Pa%C5%9Fa"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Mahmut Şevket Paşa&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;’nın yave
