6 Ağustos 2014 Çarşamba

II.Mahmut döneminde idam edilen Viranşehir Sancağı Mütesellimi “HAYDUTOĞLU MEHMET BEY”



                                                                 
                                                                       NİHAT YASA
                                               YEREL TARİH ARAŞTIRMACISI
 

 
II.Mahmut döneminde idam edilen Viranşehir Sancağı Mütesellimi

“HAYDUTOĞLU MEHMET BEY”

                                   
                                         
 
                                                           Bolu, Kastamonu ve Viranşehir Sancakları Haritası

19.yüzyılın ilk çeyreğinde, bölgemizin sancak olarak da Viranşehir Sancağı’na bağlı olduğu yıllarda yönetiminde, bazen “Haydutoğulları” bazen de “Haydaroğulları” olarak anılan ailenin büyüklerinden, Kurucaşile Ova Tekkeönü köyünden olan Haydutoğlu Mehmet Bey, Viranşehir Sancağında mütesellim olarak görev yapıyordu. II.Mahmut döneminde, ayan ve mütesellimlerin ortadan kaldırıldığı süreçte, 1815 yılında da idam edilmiştir.Yaşadığımız dönem  itibariyle tanık bulmanın imkansız olduğu da göz önüne alındığında  çalışmamız, Başbakanlık Osmanlı arşiv kayıtlarına, mütesellim ve ayanlar üzerinde yapılan çalışmalarla, bölgemiz ile ilgili yazılan kitaplara dayanmaktadır.

Ailenin bazı yakınlarının, Ova Tekkeönü Köyü nüfusuna kayıtlı olduğu, nüfus kütükleri incelendiğinde “Haydaroğlu” lakapları ile yer aldığı görülmektedir. Tekkeönülüler tarafından “Avalar”(ağalar) olarak tanınmaktadır. Ailenin Amasra’da yaşayan diğer yakınlarının da Amasralılar tarafından “Haydutlar”diye tanındığı bilinmekle beraber, nüfus kütüklerinde “Haydaroğlu” lakabı ile kayıt altına alındıkları görülmektedir. Soyadı kanunu çıktığında Kurucaşile Tekkeönü’nde yaşayan ailenin bireyleri “Özalp”,Amasra’da yaşayan bireyleri de  “Başaran” olarak soyadı almışlardır.


HAYDUTOĞLU MEHMET BEY’İN HAYATI

Mehmet Bey, Kurucaşile’nin Ova Tekkeönü Köyünde doğmuş, çocukluğu bu köyde geçmiş, genellikle gemicilikle uğraşmış, sert mizaçlı bir kişiydi. Kendisinin mütesellim olması, Osmanlı Devletinden ticari ayrıcalıklar kazandığı için oldukça güçlü ve sözü geçer birisi durumuna geldiği görülmektedir.

Haydutoğlu Mehmet ile ilgili çalışma yaparken öncelikle bölge tarihi üzerinde çalışmış Necdet Sakaoğlu’nun kitaplarını inceleme fırsatı buldum. Sakaoğlu’nun 1966 yılında Latin Matbaasından çıkan ”Kuruluşundan günümüze Çeşm-i Cihan Amasra” ve 1999 yılında Kültür Bakanlığı yayınlarından çıkan  “Çeşm-i Cihan Amasra” adlı kitaplarında Mehmet Bey’i şaki, yani haydut ya da eşkıya olarak nitelendirmektedir.1966 yılında yayınlanan “Kuruluşundan günümüze kadar  Çeşm-i Cihan Amasra”adlı kitabında İdare-i Mahsusa Acentesi ve Fener Memuru Mustafa Bey ile ilgili olarak; “Bu zat, Haydutoğulları namıyla anılan ailedendir. Aslen Balkan memleketlerinden olan Haydutoğlu Ali Bey, uzun bir süre Tekkeönü’nde derebeylik etmiş, idamından sonra oğulları Amasra’ya göçmüşlerdir. Mustafa Bey’in oğlu Ali Bey ise bir aralık Amasra Nahiye Müdürlüğüne vekâleten bakmıştır”demektedir.

Sakaoğlu, 1999 yılında basılan “Çeşm-i Cihan Amasra” adlı kitabında,” Haydutoğlu 1800’lü yıllarda Romanya’dan kaçarak Tekkeönü’ne gelip yerleşmiş; kişisel gücü ile ünlü bir zorbaydı. Kurduğu küçük çete ile çevredeki etkinliğini yirmi yıl kadar sürdürmüştür. İdam edilmesinden sonra bu kez de kardeşi Koç Ali, Amasra Muhtarı Yazıcıoğlu Ali ile işbirliği yapmıştır.Bunların halka baskı uyguladıkları belgelerle tespit edilebiliyor.

Yapmış olduğumuz araştırma ve incelemelerden, II.Mahmut’un ayan ve mütesellimleri ortadan kaldırdığı dönemde idam edilen kişinin ,Haydutoğlu  Ali Bey (Koç Ali) olmadığı, kardeşi  Viranşehir Sancağı Mütesellimi olan Haydutoğlu Mehmet Bey olduğu açık ve net olarak görülmektedir. Sakaoğlu 1999 yılındaki aynı kapsamdaki çalışmasında ise Mehmet Bey’in adını vermeden yalnızca Haydutoğlu olarak belirtmektedir.Romanya’dan kaçarak Tekkeönü’ne geldiği ile ilgili bir belge ve kaynakta göstermemektedir. Bunun yanında, zorba olduğunu, küçük bir çetesi olduğunu da ifade etmektedir. Oysa Haydutoğlu Mehmet Bey Tekkeönü’nde, Amasra’da ve Safranbolu’da konakları olan, denizcilikle uğraşan, bir çok gemisi bulunan, aynı zamanda Viranşehir Sancağı’nın da Mütesellimi olarak dönemin bölge politikalarında söz sahibi olan, bulunduğu çağa göre önemli bir kişiydi. Arşiv kayıtlarında da gördüğümüz  gibi  1915 yılında da idam edilmiştir.

                               
                                                         TEKKEÖNÜ HİSAR

                              
                                                 TEKKEÖNÜ


AYAN VE MÜTESELİMLER

Osmanlılarda feodal yapı incelendiğinde, mütesellim ve ayanlık, devletin iç politikasında önemli bir rol oynayan bir sistem olarak gözükmektedir. Hemen hemen bütün mütesellim ve ayanlar servetlerini devlet memurluğu yaptıkları sırada edinmekteydiler. Bu durum mütesellim ve ayanların öldükten, ya da katl edildikten sonra servetlerini müsadere edildiği konusuna açıklık getirmektedir. Yerli ailelerin güçlü olanları idari, iktisadi, mali ve askeri alanlarda yapmış oldukları yardımlar nedeniyle devlet içinde vazgeçilmez ve her zaman kendilerine başvurulan bir unsur olarak göze çarpmaktaydılar.

Kimi zaman ordunun sefere çıkışında, asker toplama çabaları içinde olan ayan ve mütesellimler, asayişten vergi toplamaya, kaçak ve eşkiyaların yakalanmasına kadar doğrudan devleti ilgilendiren her sorun onlara havale edilmiştir. Bu sistem Osmanlı Devleti tarihinde gücün devredilmesi ve yerinden yönetim sistemi devletin kuruluşunda ve genişleme döneminde başvurulan yöntemlerden birisi olmuştu. Ayan ve mütesellimler   merkezi otoriteyi sürdüremeyen, kırsal alanda tımar sisteminin yozlaşması ve zayıflamasıyla denetim gücünü yitiren, iç ayaklanmalar karşısında merkezi devletin de onayladığı yerel savunma güçlerinin liderleri konumunda olan ekonomik olarak da güçlenen, devletin taşradaki temsilcileriydiler.

Genç yaşta Osmanlı tahtına çıkan II. Mahmut ilk iş olarak,ayanlarla “Sened-i İttifak” denilen anlaşmayı yapmak zorunda kalmış, kendi otoritesinin yanında ayanların de gücünü kabul etmek zorunda kalmıştır.Yapılan bu anlaşma tarihte Osmanlıların ilk Anayasası olarak da bilinmektedir. Bu durumu kabullenemeyen II.Mahmut, merkezi otoritesini sağlamlaştıracak, Batı’nın mali, idari ve askeri yapısına uygun yeni bir devlet düzeni oluşturmuş,devleti ayakta tutmaya yönelik bir takım reformlar yapmıştır. Onun bu reformları getirdiği yeni kurum ve düzenlemeleriyle Tanzimat’ın hazırlayıcısı olarak çağdaşlaşma yolunda önemli bir yer tutmuştur. Ancak yapmak istediklerinde kısmen başarılı olan II. Mahmut özellikle yönetim alanında halkın güvenliğini sağlayıp, düzenli vergi vermelerini sağlayacak çözümler üretmede başarısız olmuştur. Bu başarısızlıkta devlet görevlilerinin uzun yıllardır gelenekleştirdikleri rüşvet, görevi kötüye kullanma, halka angarya iş yaptırma gibi alışkanlıklarından vazgeçememelerinin payı olduğu gibi, içte ve dışta felaketle sonuçlanan siyasi gelişmelerin payı büyüktür.

 

HAYDUTOĞLU MEHMET BEY’İN MÜTESELLİMLİĞİ

Ayan ve mütesellimler,Anadolu’nun birçok yerinde devlet adına görev yapmışlardır. 19.yüzyılın başında Bolu Vilayeti ve çevresinde görev yapan,Alaplı’da Pehlivanoğlu Ahmet, Ereğli’de Ali Molla, Dirgine(Devrek Yazıcık Köyü)’de Küçük Haliloğlu Halil, Bartın’da Çalıkzade Hasan, yine Bartın’da Çavuşzade Mehmet, Perşembe’de Kadıoğlu, Eflani’de Tölemenoğlu, Düzce’de Hacı İbrahimoğlu Seyid Ahmet ve Zeynel Abidin , Akçaşehir’ (Akçakoca)de Sarhoş Osman, Kızılbel’de (Karabük Eskipazar bölgesinde) Kahveci zade Mehmet, Ulak(Karabük Ovacık)’ta Hacı Mehmet Ağa  bu ayanlardan bazılarıdır.Aynı dönemde Haydutoğlu Mehmet Bey ise Viranşehir Sancağı’nda mütesellim olarak bulunmaktaydı.

Osmanlılar döneminde, Bolu ve çevresinde görev almış ayanlar ve mütesellimler diğer bölgelerde olduğu gibi güçlerini pekiştirmişler ve padişahtan bağımsız bir biçimde sahip oldukları bölgeleri yönetmeye kalkmışlardır. Amasralı olarak da bilinen Ali Molla, yaşamının büyük bir dönemini Ereğli’de ayan olarak sürdürmüş, kendi memleketine dahi eziyet eder duruma gelmiştir. Buna dair merkezden gönderilen fermanlar olayı açıkça göstermektedir. Bu fermanlardan birisinde şöyle anlatılmaktadır: “Bolu ve Viranşehir Sancakları miri varidatın en büyüklerinden olduğu halde bu iki sancağın voyvodalığı, bir müddetten beri bazı beylere verile gelmiş ise de adı geçen bu sancakların “Voyvodalık” idaresi ile fukaranın tazyik ve perişanına sebep olduğundan bundan böyle buraların Derebeyi Makulelerine ihale olunmayarak Büyük Valilere tevcih olunması emredilir.(1811–1826) II. Mahmut’un emrinden sonra Bolu ve çevresinde ayanlar ve mütesellimler yok edilmiştir. Bunun yerine mutasarrıflıklar kurulmuştur. Bolu’ya ilk olarak Hüsrev Paşa Mutasarrıf tayin edilmiştir. Hüsrev Paşa’nın Mutasarrıflığı Bolulular için bir ümit kapısı olarak görülmüşse de, Hüsrev Paşa başka bir görev için Bolu’dan kısa süre içerisinde ayrılmıştır. Bu sırada devam eden Bükreş Seferi dolayısıyla orduya katılmış ve bu durumu fırsat bilen ayanlar ve mütesellimler yeniden zorbalıkla görevlerini devralmaya çalışmışlardır. Bu ayanlardan birisi olan Ali Molla, Ereğli Müftüsünün evini basarak kendisi ve ailesini katletmiştir. Küçük Haliloğlu adlı ayan ise Mutasarrıf Hüsrev Paşa’nın Bolu’dan ayrılmasından sonra hoşuna gitmeyen insanları öldürmüştür. Sultan II. Mahmut (1803–1839), Bolu-Viranşehir bölgesinde giderek güçlenen ve zenginleşen yerli derebeylerinin gücünü kırabilmek için bir dizi önlemler alma gereğini duymuş ve geniş yetkilerle Bolu’ya gönderdiği  İbrahim Paşa’nın tevcih beratına da “Bolu ve Viranşehir sancakları varidatı cesime-i müriyeden olub bazı derebeyi ve o makule kesana ihale olunagelmişse de Livayı merkumenin voyvodalık ile idaresi tazyik ve perişaniyi fukarayı mucib olmağla fi-mabad derebeyi ve o makulelere ihale olunmayub vülat-ı izama tevcih olunması” uyarısını yazdırmıştır.

Sakaoğlu bu durumu “İbrahim Paşa’nın Bolu’ya gelmesiyle yerli derebeylerine savaş açılması kaçınılmaz olduğunu, 1810’lu yıllarda bölgede bir iç çekişmenin  olduğu, Ali Molla’nın güçlü adamlarını ve milislerini Devrek, Perşembe, Dirgine yörelerine yayarken Bartın ve Amasra’da da kendisine yandaşlık eden ayanlar ve derebeyleri vardı. Büyük olasılıkla, İbiş İbrahim Ağa’da bu bölgesel ayaklanmanın Amasra’daki uzantısını yönetti ” demektedir. Sakaoğlu, kitabının 163.sayfasında İbiş İbrahim Ağa’yı tanıtırken ”1810-1856 yılları arasında Amasra’da ayanlık, muhtarlık, Gemi inşa nazırlığı yapmış güçlü bir kişidir” demektedir.

                           
                                                                   AMASRA
Ereğli Ayanı Ali Molla bir taraftan bölgede gücünü artırmak için faaliyette bulunurken bir taraftan da devlet merkezi olan İstanbul’a şikâyet mektupları göndermiştir. Ali Molla o kadar çok çekiniyor ki, sadrazam Ahmet Paşa’ya 09/05/1811 tarihinde “Mutasarrıf Hüsrev Mehmet Paşa'nın Bolu'da kaymakamı olan İbrahim Paşa, Viranşehir sancağındaki vekil Haydutoğlu ile bilittifak halkın edasına müteahhid olduğu taksiti evve emvaline nefisleri için üç dört kat ilavesiyle cebren tahsile kıyam ve topladıkları askerlerle sevahil kazaları kurdukdan sonra Benderkili'yi muhasara ettiklerine, halkın mugayir-i rıza hareketten çekindiğine dair”yazışmalar yapmaktadır. 14/05/ 1811 tarihinde, Ali Molla’nın Benderkili kadılığından sadarete gönderdiği şikâyette Bolu kaymakamı ve Viranşehir'e vekil tayin ettiği Haydutoğlu tarafından kendisine baskı yapıldığını, kendisinden halkın memnun kaldığını ifade ederken belgelerde ” Kaza Muhtarı ve Baba Limanı Muhafızı Ali Molla'ya; Bolu kaymakamı ve Viranşehir'e vekil tayin ettiği Haydutoğlu tarafından teaddi ve tecavüz olunduğu ve molladan halkın memnun kaldığı. şeklinde ifade edilmektedir.

 

 Osmanlı Arşivinde buna benzer yazıların sadece Ereğli’den değil diğer kazalardan da geldiği ve halkın Ali Molla’dan memnun olduğu belirtilmektedir. “Benderkili Ayanı ve Baba Limanı Muhafızı Ali Molla'ya Bolu Kaymakamı İbrahim Paşa ile Haydutoğlu'nun teaddi ve müdahele ettikleri ve ahalinin molladan memnun olduklarına dair Benderkili ve diğer kazalardan gelen ilam ve arzı mahzarların gönderildiği denilmekte olup, bu dönemde diğer kazaların ayanlarının ve naiblerinin organize etikleri bir durumdur. Bu durum Ali Molla’dan sonra kendilerine sıra geleceği kuşkusunun içinde olmalarıdır. Fakat bütün bunlara rağmen Ali Molla’nın devlet aleyhine faaliyetlerde bulunması dolayısıyla Haydutoğlu Mehmet ve İbrahim Paşanın bölgede yaptığı faaliyetler göz ardı edilmiştir. Haydutoğlu Mehmet Bey ”Viranşehir Mütesellimi mührü ile Molla Ali'nin muhasara ve tazyikine memur Ereğli limanı'nda bulunan iki gemimizin ansızın limana giren iki Rus gemisi tarafından zabtolunduğu ve icab eden tedbirin alındığı. “ bildirmektedir.Mehmet Bey’in, Bolu Kaymakamı İbrahim Paşa’ya destek amacıyla, Amasra ve Kurucaşile’den gemileriyle Ereğli Ayanı Ali Molla’yı denizden çevirme harekatı yaptığında, Ereğli Limanında bulunan iki gemisi, Rus gemileri tarafından zaptolunmuştur. Mehmet Bey, bunun üzerine gerekli tedbirlerin alındığını bildirmektedir. İbrahim Paşa ve Haydutoğlu Mehmet Bey’in  kuşatmasına daha fazla dayanamayan Ali Molla gecenin karanlığından da yararlanarak bir gece  gemi ile Ereğli’yi terk ederek kaçmıştır. Arşiv belgelerinde Haydutoğlu Mehmet Bey’in Bolu Kaymakamı İbrahim Paşa ile 1811 ve 1812 yıllarında birlikte hareket ederek Ali Mollaya karşı mücadele verdiği anlaşılmaktadır.

 

Necdet Sakaoğlu Çeşm-i Cihan Amasra kitabında “İbrahim Paşa’nın karadan sürdürdüğü operasyonu, Kaptan-ı Derya Hüsrev Paşa’nın denizden destekleyince Ali Molla, Ereğli’den Amasra’ya, buradan da Rusya’ya kaçmak zorunda kaldı. Bu kaçışta, Bartınlı, Amasralı yandaşları da ona eşlik ettiler.” demektedir. Oysa ki Ereğli’de Ali Molla’nın denizden çevrilmesi harekatını Haydutoğlu Mehmet Bey’in yaptığı arşiv kayıtlarında belirtilmektedir. Ali Molla’nın bu kaçışta Amasra’ya uğradığı ile ilgili herhangi bir bilgi ve belge de bulunmamaktadır. Kaçışta Bartınlı ve Amasralı yandaşları ona eşlik ettiler denilmekte ise de bunun da mümkün olmadığını düşünüyoruz. Çünkü Ali Molla’yı denizden çevirme harekatını bizzat yapan zaten Haydutoğlu Mehmet Bey’in kendisi olup; Amasra’da ikamet etmekteydi. Bu nedenlerden dolayı Ali Molla’nın Amasra’ya  gelmesi söz konusu olamazdı.
 
                                          
 Amasra Kazası Müdürü Haydarzade Hasan'ın Mezar Ova Tekkeönü Mezarlığı

HAYDUTOĞLU MEHMET BEY’İN İDAMI

Ali Molla ve diğer ayanların bertaraf edilmesinden sonra,1815 yılı gelindiğinde bir bahaneyle, Viranşehir Mütesellimi Haydutoğlu Mehmet Bey de bu bertaraf edilen kişilerden birisi olmuştur. Osmanlı Devleti, ayanlık ve mütesellimlik müessesesini ortadan kaldırmak için öldürülen yöneticilerin mallarına da el koymuş ve ondan sonra gelebilecek aile efradının gücünü yok etmeyi amaç edinmiştir. Bu amaçla vilayet ve sancaklara gönderdiği devlet yöneticilerinden bölgelerde güç sahibi olan ayan ve mütesellimler hakkında bilgiler istenmiştir. Bununla ilgili Bolu, Kastamonu ve Viranşehir Mutasarrıfı Seyyid Ali Paşa sadarete kendi bölgesiyle ilgili bilgiler göndermiştir. Seyyid Ali Paşa, 27/02/1815 tarihinde sadarete yazmış olduğu mektupta” Viranşehir sancağında Ulus kazası mütesellimi Haydutoğlu Mehmet'in idamının emrolunması halinde suhuletle icra olunabileceği hakkında Bolu, Kastamonu ve Viranşehir Mutasarrıfı Seyyid Ali Paşa'nın tahriratı. ile Haydutoğlu Mehmet’in idamı gerekirse ve emir de verilirse derhal yerine getirileceğini ifade etmiştir.17/10/1815 tarihinde sadarete yazmış olduğu bir başka mektup da ise Viranşehir'e tabi Ulus kazası mütesellimi Haydutoğlu Mehmet'in şimdilik zulmü yok ise de evvelce hayli mezalim yaptığı malum olduğundan şayet izalesi için ferman sadır olursa suhuletle ele geçirmek kabil olacağı hakkında Kastamonu, Bolu ve Viranşehir Mutasarrıfı Seyyid Ali Paşa'dan Sadaret'e tahrirat. Viranşehir Sancağına bağlı Ulus Kazası mütesellimi Haydutoğlu Mehmet’in şimdilik isyan, zulüm vb. kötü faaliyetleri yoksa da evvelce birçok kötü faaliyetlerinin olduğu ve eğer emredilirse veya bu konuda bir ferman yazılırsa Haydutoğlu’nun derhal yakalanabileceğini ifade etmiştir.  Bütün bu yazışmalar sonucunda Seyyid Ali Paşa, istediği fermanı almış ve Haydutoğlu Mehmet Bey’in idam edilmesi kararlaştırılmıştır. 2/11/1815 tarihinde yakalanan Viranşehir mütesellimi Haydutoğlu Mehmet Bey hemen idam edilmiş ve Viranşehir’de bulunan konağındaki eşyalar ile kaza, nahiyeler ve Amasra’daki bütün eşya, hayvan ve mal varlığı devlet hazinesine devredilmiştir. Konu ile ilgili belgelerde ”Cezası tertib olunan Viranşehir Mütesellimi Haydutoğlu Mehmet'in konağında, kaza ve nahiyeler ile hasseten Amasya'da bulunan bütün emval, eşya ve hayvanatının miriye zabtı”denilmektedir.  Bolu ve Viranşehir Sancakları Mutasarrıfı Seyyid Ali Paşa, Haydutoğlu Mehmet Bey’in idamı işini gerçekleştirdikten sonra, o dönemlerde bir gelenek olan  idam edilen kişinin başının kesilerek sadarete gönderilmesi işinin yapıldığı belirtilmekte ve şöyle demektedir. “Viranşehir Mütesellimi Haydutoğlu Mehmet nam şakinin kesilen başının İstanbul'a gönderildiği”. diyerek Haydutoğlu Mehmet Bey’i şaki olarak nitelendirmesi bugün bazı tarihçilerin bu belgeyi başlık olarak okuduklarında Haydutoğlu Mehmet Bey’i eşkıya-şaki olarak değerlendirmesi anlaşılır olmaktadır. 24/11/1815 tarihinde ise Haydutoğlu Mehmet Beyin kesik başı İstanbul’a gönderilmiştir. Ayrıca sadaretten Haydutoğlu Mehmet Bey’in mal varlığının tespiti için Başmuhasebe kaleminden bir memur tayin edilmesi de istenmiştir. Haydutoğlu Mehmet Bey’in bütün mal varlığı tespit edilip devlet hazinesine devredilmesi işlemi sırasında yapılan masraflar dolayısıyla Matbah-i Amire Emini Osman Ağa’ya yüz yirmi beş bin kuruş verilmiştir. Haydutoğlu Mehmet Bey’in Safranbolu ve Tekkeönü’nde yer alan konaklarının eşyası ve bazı topraklar ise karısına ve çocuklarına verilmiştir. Bununla ilgili yapılan yazışmada “Su-i harekatına binaen idam olunan Viranşehir Müteselimi Haydutoğlu'nun Tekkeönü ve Safranbolu kasabalarındaki konaklarının eşyası, çiftlikleri ve bütün muhallefatının miriden zabtıyla bir kısmının karısına ve çocuklarına terki” denilmektedir. Diğer bütün mal varlığı ise devlet hazinesine devredilmiştir. Devlet hazinesine devredilen konak, toprak vb. mallar açık artırmayla devlet adına satılmış ve toplanan para da hazineye devredilmiştir. Ayrıca Safranbolu’daki konağında birçok silah, top ve cephane ele geçirilmiş ve bunlar Amasra Kalesi’ne gönderilmiştir.” Viranşehir'de maktul Haydutoğlu’nun mirice zaptolunan kaffe-i muhallefat, emlak ve nukudundan satılanların bedelinin duyununa mukabil gönderildiğine ve konağında zuhur eden top ve mühimmatın Amasra Kalesi'ne irsal edildiğine dair. Haydutoğlu Mehmet Bey’in çevreye olan borçları da tespit edilmiş ve satılan mallarından elde edilen gelirle borçları ödenmiştir.” Maktulen vefat ederek kaffe-i muhallefatı canib-i miriden zaptolunan Viranşehir Mütesellimi Haydutoğlu Mehmet'in borçları ve muhallefatının tevziatı hakkında. denilmektedir. Borçların tespiti sırasında ise Haydutoğlu Mehmet Bey’in İstanbul’daki işleriyle ilgilenen Sadık Bey uydurma taleplerle kendisinin de alacaklı olduğunu beyan etmiştir. Yapılan inceleme sonucunda Sadık Bey’in Haydutoğlu Mehmet Bey’in işlerini yaparken yolsuzluklar yaptığı ve paranın bir kısmını kendi işlerinde kullandığı anlaşılmıştır. Bu tespit sonunda Sadık Bey, İstanbul’dan sürgüne gönderilmiştir. Viranşehir Mütesellimi maktul Haydutoğlu Mehmet'in İstanbul'da işlerine bakan Sadık'ın uydurma taleblerle merkumun muhallefat akçesinde para aldığından sürgün edilmesi. Haydutoğlu Mehmet Bey’in İstanbul’da bulunan gemilerine de el konulmuştur. Fakat bazı gemileri tespit edilemediğinden dolayı tespit edildiği yerde devlet adına haciz edilmesi ilan edilmiştir. Bu konuda yazışmada: ” Maktul Viranşehir Mütesellimi Haydutoğlu Mehmet'in İstanbul'da bulunan sefineleri Tersane için zabtolunduğuna ve diğer gemileri de bulunduğu zaman müsadere olunacağı  ifade edilmiştir.

Osmanlı Devleti güttüğü politikalardan bertaraf ettiği bazı ayan ve mütesellimlerin aile efradını da devlet için kullanmıştır. Haydutoğlu Mehmet Bey’in ailesinden bazı kişiler uzun yıllar Amasra ve çevresinde devlet adına görev yapmışlardır. Örneğin 19/10/1819 tarihli arşiv belgesinden Haydutoğlu Mehmet Bey’in kardeşi Ali Bey’in Amasra ve Kurucaşile bölgesinde devlet adına görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Haydutoğlu Mehmet Bey’in idam edilmesinden sonra kardeşi Koç Ali, Amasra Muhtarı Yazıcıoğlu Ali ile işbirliği yapmıştır. Bunların bölge halkına baskı uyguladıkları belgelerle tespit edilmektedir. İlk bakışta bunlardan şikâyetçi gibi gözüken Serdaroğlu Mustafa’nın da aslında bir başka zorba olduğu, kasaba üzerindeki yetkinlik konusunda öncekilerle uyuşamadığı yahut bunların gücü karşısında etkisiz kaldığı için hükümete ahali adına şikâyetlerde bulunduğu; Kastamonu Valisi Ebubekir Paşa’nın 1820 tarihli şukkasında anlaşılmaktadır.” Haydutoğlu'nun kardeşi Ali ve Amasra Muhtarı Yazıcıoğlu Ali haklarındaki şikayetin Serdaroğlu Mustafa'nın ihtiraından ibaret bulunduğuna dair Kastamonu ve Bolu Mutasarrıfı Ebubekir Paşa'dan Sadaret'e. Ebubekir Paşaya göre, ortaya atılan suçlamalar; Haydutoğlu ve Yazıcıoğlu için geçersiz, fakat Serdaroğlu için doğrudur. Çünkü Serdaroğlu Mustafa, yalanlar ve iftiralarla rakiplerini cezaya çaptırmak istemektedir. Amasra Kadısı Mevlana Mustafa ise ilamında Koç Ali’nin ve Yazıcıoğlu’nun hüsnühallerinden söz etmektedir.

 AMASRA’DA HAYDUTOĞULLARI(Haydaroğulları)

Amasra’da Haydutoğlu Mehmet Bey’in soyundan gelenler uzun yıllar yöneticilik yapmışlar ve halka kendilerini kabul ettirmişlerdir. Arşiv bilgilerinden gördüğümüz kadarı ile Haydutoğlu Mehmet Bey her ne kadar, dönemin yöneticileri tarafından idamına hükmedilerek cezalandırılsa  da, kendisinden sonra gelen aile efradı Amasra’yı uzun yıllar yönetmeye devam etmişlerdir. 22/Eylül/1846 tarihli bir belgede ”Viranşehir sancağı dahilinde Amasra kazası Müdürü Haydutoğlu Hasan'ın usule aykırı ahval ve harekatı bulunduğuna dair halkın şikayetleri üzerine mezkür müdürün muhasebesinin görülüp halka yaptığı zulüm ve taaddinin tesbit edilmesi gerektiği. Viranşehir Kaymakamı Cemal Ağa'nın yersiz hallerinin bulunduğu ve kaymakamlığı müddetince kimse ile uyuşamadığına dair varid olan şikayetler” yapılmaktadır. Burada görüldüğü gibi bu aileden Haydarzade Hasan Ağa Amasra Kazasının müdürü olarak gözükmektedir. Haydutoğlu Hasan ya da diğer adıyla Haydarzade Hasan’ın vefatı ile yerine Amasra kazası müdürlüğüne oğlu Ali Bey atanmış, bununla ilgili 21/04/1856 tarihli bir belgede: “Viranşehir'de Amasra Kazası Müdürü Haydarzade Hasan Ağa'nın vefatı üzerine yerine oğlu Ali Bey'in tayini”ile ilgili bir yazışmanın yapıldığı görülmektedir. Bu yazışmalar sonucunda Haydarzade Ali Bey Amasra Müdürlüğüne atanmış ve bununla ilgili arşiv belgelerindeki 06/12/1858 tarihli bir belgede “Amasra kazası hanedanından Haydarzade Ali Bey'in Amasra Müdürlüğü'ne tayini. diye ifadeden bu aile hala Amasra kazasının müdürlüğünü yapmaya  devam etmektedirler. Bazı kaynaklarda Haydutoğlu Mustafa Bey’den de bahsedilmektedir. Kölnische Zeitung adlı Alman gazetesinin Türkiye muhabiri olan Ernst Von Der Nahmer (1862–1919)  Amasra ve Kurucaşile bölgesini, bu ailenin çocuğu olan Haydutoğlu Mustafa Bey’le dolaşmıştır. Haydutoğlu Mustafa Bey vaktiyle Hirschfeld’e de rehberlik etmiştir. Hirschfeld, 19. yüzyılın sonlarına doğru Bartın üzerinden 1882 yılında Amasra’ya kadar olan bölgede seyahat etmiş, seyahat notlarında Amasra’nın sessiz, adeta uykuda bir kasabacık halinde bulunduğunu yazmıştır. Amasra’nın adeta dünyadan tecrit edilmiş olduğunu, hâlbuki Bartın çayının o sırada çok canlı bir faaliyete sahne olduğunu vurgulamıştır. Amasra’nın yüksek tepelerden bakıldığında büyük bir ihtişama sahip olduğunu da belirtmiştir. Hirschfeld notlarında Amasra’nın Kaza müdürü Haydutoğlu Mustafa Bey’den bahsederken, yaşlı, sempatik bir müdür tarafından idare olunduğuna dair bilgiler de mevcuttur.Bu bilgiler bize Haydutoğlu Mehmet Bey’in ve ailesinin yüz yıla yakın zamanda Amasra’nın yönetiminde bulunduklarını göstermektedir.

 

SONUÇ

Günümüzde bu aile, halen Kurucaşile, Amasra, Bartın, Zonguldak,Gölcük, Ankara ve İstanbul gibi merkezlerde yaşamlarını sürdükleri gibi, bir kısmı da yurt dışında bulunmaktadır. Ailenin devamı olan bireyleri dedelerinin kim olduğuyla ilgili çok fazla da bir bilgiye sahip olmadıklarını görmekteyiz. Mütesellim Haydutoğlu Mehmet Bey, Osmanlı Devletinin yürütmüş olduğu politikanın sonucunda birçok ayan ve mütesellim gibi o da hayatını feda etmek durumunda kalmıştır. Haydutoğlu Mehmet Bey’i değerlendirirken, dönemin şartlarını da göz önüne alarak, hiçbir şekilde duyguya da yer vermeden, tamamen objektif olmaya özen göstermek gerekir.

                                

                             
 
 
 
 
 
KAYNAKÇA

1-Çadırcı, Musa, “II. Mahmut Döneminde Mütesellimlik Kurumu, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, sayı: 3–4, Ankara 1970.

2-Eyice, Semavi, Küçük Amasra Tarihi ve Eski Eserler Kılavuzu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1965.

3-Konrapa, Zekai, Bolu Tarihi, Bolu 1960.

4-Köker, H. Sıdkı, “Osmanlı İmparatorluğunda Ayan Teşkilatı”, Ülkü Dergisi, sayı: 42, Ankara 1950.

5-Sakaoğlu,Necdet,Kuruluşundan günümüze Çeşm-i Cihan Amasra,Latin  Matbaası, İstanbul,  1966         

6-Sakaoğlu’Necdet,Ceşm-i Cihan Amasra, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1999.

7-Özkaya, Yücel, “XVIII Yüzyılın İlk Yarısında Yerli Ailelerin Ayanlıkları Ele Geçirişleri ve Büyük Hanedanlıkların Kuruluşu”,  Belleten, sayı: 168, Ankara 1978.

8-Özkaya,Yücel,“XVIII. Yüzyılda Mütesellimlik Müessesesi”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, sayı:3–4,  Ankara 1970.

9-Talat, Mümtaz Yaman,“Osmanlı İmparatorluğu Teşkilatında Mütesellimlik Müessesesine Dair”, Türk Hukuk Tarihi Dergisi, Ankara 1944.

10-BOA, Fon Kodu:HAT., dosya  no:995, gömlek no:41857/F.

11-BOA, Fon Kodu:MAD.D., dosya  no:964, gömlek no:9758.

12-BOA, Fon Kodu: HAT, dosya no:964, gömlek no:41260/L

13-BOA, Fon Kodu: HAT, dosya no:505, gömlek no:24887

14-BOA, Fon Kodu: C.ML., dosya  no:466, gömlek no:19000

15-BOA, Fon Kodu: C.ML., dosya  no:466, gömlek no:18993

16-BOA, Fon Kodu: C.ML,, dosya no:398, gömlek no:16343

17-BOA, Fon Kodu: C.ML.,, dosya no:185, gömlek no:7733

18-BOA, Fon Kodu: C.ML.,, dosya no:291, gömlek no:11938

19-BOA, Fon Kodu: C.ML.,, dosya no:297, gömlek no:12107

20-BOA, Fon Kodu: C.ML., dosya  no:296, gömlek no:12099

21-BOA, Fon Kodu: HAT, dosya no:503, gömlek no:24717

22-BOA, Fon Kodu: HAT, dosya no:410, gömlek no:21329

23-BOA, Fon Kodu: HAT, dosya no:774, gömlek no:36328

 

SÖZLÜK:

AYAN:Ar.İleri gelenler

DEREBEYLİK:Derebeyi olma durumu.Özellikle Batı Avrupa’da toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri tek bir kimsenin malı sayan ortaçağ siyasal düzeni,feodalizm

İZALE:Yok etme,giderme

MAKTUL:Öldürülmüş,öldürülen

MAKULE:Takım,kategori

MÜTESELLİM:Osmanlı Devletinde Tanzimat öncesi dönemde valiler (sancakbeyi, beylerbeyi)adına sancak ve kazaları yönetmekle görevli olan,yardımcı.

SADARET:Osmanlı İmparatorluğunda başbakanlığa verilen ad.

SANCAK:Osmanlı yönetim örgütünde illerle ilçeler arasında yer alan yönetim bölümü, mutasarrıflık,liva.

SEFİNE:Gemi

VİRANŞEHİR SANCAĞI : Merkezi Safranbolu olan,Kurucaşile, Amasra, Bartın,Ulus, Safranbolu, Eflani, Karabük, Yenice, Eskipazar,Perşembe, Gökçebey’in  bağlı olduğu, 1800’lü yıllarda Bolu’dan ayrılarak oluşturulan yönetim yeri.1864 yılında çıkarılan Vilayetler Nizamnamesine göre 1867 yılında kaldırılmıştır.

VOYVADALIK:Voyvoda egemenliği.Voyvodanın egemenliği altındaki ülke

VÜLAT:Valiler

 

 

Hiç yorum yok: