6 Ağustos 2014 Çarşamba

1865-1965 Zaman Diliminde Kutsal Bayramlarda Maden İşçileri


 
 
1865-1965 Zaman Diliminde Kutsal Bayramlarda Maden İşçileri

Kutsal Bayramlarda çocukluğumuzda çok daha mutlu olduğum aklıma geliyor. Ramazan, Kurban ayırmadan fakir ailemin bana aldıkları lastik ayakkabılar ve ketenli pantolonlar aklıma geliyor. Ayakkabıyı da, pantolonu da hep büyük alırlardı, büyüdükçe giysin diye. Bayram gününden çok önce koyardık başucumuza yalın ayak ve kıçı açık gezsek de giymezdik bayramlıklarımızı.

Bayram önceleri ölmüş yakınlarımız en fazla bayramlarda üzerdi bizi. Buruk olurduk, bazı şeyler boğazlarımıza düğümlenirdi. Askerde olan ağabeylerimiz de üzerdi bizi, bayramlarda ayrılık acısı yüreğimize inerdi. Hapiste yakınları olanlarda açık görüş için geceden giderlerdi hapishane önüne erkenden sıra kapıp, gün bitmeden ikinci defa görüş yapabilmek için.

 Birde bayramda evde olamamanın acısını da bilmek lazım, çocukların baba, anne hasreti çektiği yerde, çocuklarına kavuşamayan, anne, babaları da düşünmek lazım. Tabii ki sadece düşünmek acıyı yansıtmaz, yaşamak lazım diyeceğim ama “Allah kimseye bu acıyı yaşatmasın” demek daha iyi bir dilek olur diye düşünüyorum. 

Madende çalıştığım zaman bazen bayram süresince bir veya iki gün bayram çalışması da yapardım, iyi de olurdu bir gün çalıştığımız zaman üç yevmiye sayarlardı. Çocuklarımıza paramızın yettiği kadar iyi şeyler almaya da çalışırdık o zamanlar. Özellikle kutsal bayramlarda az ama çok ikramiyelerimizi verirlerdi. Mutluyduk da, kurbanda keserdik.  

12 Eylülden sonra üç yıl boyunca annemden, eşimden ve çocuklarımdan da ayrı kaldım. Ayrılık acısı bayramlarda daha fazla vururdu insanın yüreğine. Anacığımın çırpınışları aklıma geliyor hep, hapis boyunca her türlü hava şartlarında bir tek duruşmamı ve görüş günümü kaçırmadı. Her bayramda çocuklarımla iki görüş yapabilmem için çırpınır dururdu tel örgünün önünde.    

Bunlar benim yaşadığım ve anlatmaya çalıştığım kutsal bayramlar. Oysa yazımın başlığı bir asırlık zaman dilimini yansıtıyor.

Geriye doğru gitmek istedim büyük babam, onun babası, onun da büyük babası derken

taşkömürüne ilk kazmanın vurulduğu zamanlara kadar indim. Özellikle 1865 yılından sonra bir köyün 13 ile 50 yaş arasındaki erkekleri bir yılda ancak 7 gün birlikte olabiliyorlardı, 3 gün ramazan, 4 gün kurban bayramlarında. Tabii ki bir de kara ve tren yolu yapıldıktan sonra madende ölen yakınlarının cenazesini köye götürme şansına erişenler karşı guruptaki arkadaşlarını görme şansına sahip olabiliyordu. Senede 7 gün buluşmaları normal koşullarda oluyordu. Her bayram iş yerleri tatil olmuyordu. Bir anne, hem oğlunu, hem kocasını hem de babasını bekliyordu bayram günleri. Tabiî ki daha yaşlı kadınlar kocasını, oğlunu ve torununu da bekliyor bayramlarda. 13 yaşında çocukları, kocaları, babaları madenden sapasağlam dönebilirlerse tabii ki.

Günümüzde madenlerde ölen şehitlerimizin isimleri yazılı anıta bile sahip çıkamayacak kadar acizleştiler onları kaçınılmaz nedenlerle (!) öldürenler. Şimdi pislik yuvası gibi olan anıtta isimleri bulunan maden şehitleri TTK Genel Müdürünün, sağ uçta yazılı olanlarda, İnşaat Şirketinde! çalışırken onları “güzel öldüren” patronlarının yüzüne bakıyorlardır şimdi. Öldürdüklerinin isimlerine dahi sahip çıkamayanlar ne işçiye ne de Zonguldak’a sahip çıkarlar. Zaten mal meydanda akıllarını parayla ve talanla bozmuşlar, o nedenle kimseden bir şey beklemeden GMİS bu anıtı himayesine almalı. Fazlaca masrafı da olmaz sanıyorum. İşçi Sınıfı Şehitleri ve Zonguldak adına bunu yapmalı. Aynı zamanda var oluş nedenlerinden birisidir de bu görev. Özel sektör madencilikte ve hatta kaçak ocaklarda! ölenlerinde isimlerini yazmalı ki, sahipsiz işçinin ne olup olmadığını en iyi şekilde anlatabilmeli. Birilerinin yüzü kızarmalı, her şeye rağmen onların ekmeğini kısıtladıkları ve bir çözüm bulmadıkları için.

1840 ile 1865 arası yakın köylerden gelenler serbestçe gelip çalışmışlar, yani bayramlarda bir dertleri yokmuş. Asıl zalimlik 1865 yılında yürürlüğe giren Dilaver Paşa Nizamnamesiyle 13 ile 50 yaş arası erkekleri madende 12 günlük guruplarla zorla çalıştırınca başlamış.

 Nizamnamenin 56. maddesinde dini bayramlarda tatil olduğu belirtilmektedir. Gayri Müslimlerin Paskalyalarda tatil edecekleri belirtiliyor.

Kutsal Bayramlarla ilgili yazışmaları karıştırdım içim burkuldu, bizden önceki maden işçilerinin neler çektiğini öğrenince. Osmanlı Padişahları’nın İslam Aleminin Halifesi de olduğu bir ülkede kutsal bayramlarda olmaz böyle bir şey diyorsun ama. “sermayenin dini imanı olmaz” demiş bilge insanlardan birisi. Havzada her firarda zaptiye mahsusa olduğu gibi, bayramda köylerine gidenleri de aynı yöntemle madende çalıştırmak için geri getirmişler. Yazışmaları art arda koysam da anlaşılacak nitelikte yapılan zulüm.

Ereğli Kaymakamlığından: 

Kurban bayramında köylerine gönderilen işçiler gelmediğinden acilen zabıta ile sevkleri ne dair. 16 Ocak 1876

Devrek Müdürlüğüne Telgraf:

Bayram haftası bahanesiyle kiracılar madene gelmekten kaçacakları için, nakliyat aksayacağından, şimdi çalışan kiracı postasını Ramazanın 12’nci gününden 26’ncı gününe kadar çalıştırarak, 2. postayı da şimdi sevk edip, bayrama kadar çalıştırmakla hem işler yoluna girip, bayramı köyde geçirecek olan kiracılarda hoşnut olacağından kiracıların şimdi sevkleri arz olunur. 6 Ağustos 1878

Bolu ve Kastamonu Vilayeti Mutasarrıflığına: 

Ramazanın 15 inden sonra beher postası 110 hayvandan Alaplı kiracının geçici olarak iki postası 220 hayvanın birden sevkiyle Ramazanın 25 ine kadar kömür çektirilerek, Bayramın beşinci gününe kadar tatil verilip, hem nakliyattan bayram münasebetiyle kayıp edilmemesi hem de kiracının dağılmaması usulü konularak, her tarafta gereken yapılmış ise de iki postanın 220 hayvanına karşı, Alaplı’nın 60 hayvanı ancak gönderilebilmiş ve yalnız bir postadan 50 hayvan noksan geldiği beyan olunur. 10 Eylül 1878 

Bartın ve Ereğli Kaymakamlığıyla, Devrek Müdürlüğüne, Telgraf:  

Bayram münasebetiyle amale, kiracı ve direkçi madenlerden tamamıyla çekilmiştir. Bunların postaları gereği, tümden madenlere sevkleri çok acil şekilde gerekli olduğundan, sevk memurlarıyla icabı kadar zaptiye ve memur görevlendirilerek amele, kiracı ve direkçilerin sevkleri babında. 19 Eylül 1878 

 Asker işçilerin açınacak durumu:

1 Kasım 1879 Bir buçuk seneden beri askere maaş verilmemiş ve bir takım çoluk çocuk sahibi asker ve zabıtanın bir sene parasız nasıl yaşadığını biliyor musunuz. Çoluk çocuk sahiplerine birer miktar bayram harçlığı vermek üzere 50 bin kuruşu eğer ki Mutasarrıf Bey veremezse madenleri tatil edip askerin der saadete aldırılmasını makamı âliye ye arz etmek gereklidir. 2 Kasım 1879 

 Ereğli, Bartın, Zonguldak Kaymakamlarına:

Bayramı münasebetiyle Şirketi Osmaniye’ye mürettep amale köylerine gittiklerinden,  Bayramın dördüncü günü mutlaka ocaklara sevklerinin yapılması hakkında. 12 Kasım 1905

 Bayram öncesi yarım maaş verilmesi için yazılan bir arzuhale ise verilen cevap şöyledir:

“Bazı madencilerce Bayram ve Ramazan münasebetiyle ay sonu gelmeden yarım maaş verilmekte olduğunun duyulmasıyla, aylık tamamen hak edilmeden ve izin almadan yarım maaş verilemesinin mevzuata uygun olmadığı Maliye Nezaretinden bildirilmiş olmakla ona göre muamele olunması beyan olunur 6 Mart 1908”

Bunun amacı parasını alıp giden işçilerin bayram sonu geri gelmeyeceği korkusudur.  Yazışmalarda sık sık toplu firarlardan bahsedilmektedir. Havzadaki çalışma koşullarının kötülüğünü de yansıtıyor bu durum. Bayramlarda köylerine hiç göndermek istemedikleri zamanlarda da toplu firarlardan ve isyanlardan çekinmektedirler. Bayramda köyüne gitme imkânı bulan bir işçinin arkasından zaptiye mahsusa gönderilmesi de ayrı bir baskı gücüdür.

Rombaki ocağından bayram için firar edenlerin listelerinin takdimine dair.

İhsaniye Ocağına yazılı Çay ve Adatepe köylerinin amelelerininde bayram münasebetiyle firar ettiklerine dair.

Sarıcazadeler Ocaklarından 15 neferin Bayram için firar ettiklerine dair. 29 Eylül 1917

Eylül ayında postalarını bitirmemiş askerlerle 70 amelenin, bayram nedeniyle 15 günlük postalarını hiç çalışmadan köylerine firar ettiğine dair. 30 Eylül 1917

İşlerin öneminden dolayı vazifelerinden bir gün bile ayrılmak caiz olmadığı, ancak bayramda gidiş ve gelişlerine müsaade olunacağına dair. 30 Temmuz 1919

Bayramda köylerine gidecek ameleye jandarmanın refakat etmesine dair. 10 Mayıs 1923

Mevkiiniz ocaklarındaki amelenin alacaklarını bayram ertesine kadar kayıt ettirmelerine dair. 14 Mart 1935

Havzada daimi çalışan işçiler için 1923 yılında yapılan İzmir İktisat Kongresinden sonra hafta tatili yürürlüğe girdi. Guruplu çalışan maden işçileri için 1965 yılı Mart direnişine kadar hafta tatilsiz çalışmak sürüp gitti.

Bu yazı bayram gazetesinde yayınlanmak üzere hazırlandı. Buruk bir yazıda olabilir ama anlatmak istediğimi anlayanlar mutlaka vardır. En başta da maden de vefat edipte bu bayramı ilk defa baba, koca ve evlat acısıyla karşılayacaklar tabi ki daha çok anlayacaklar. Ama asıl bir şeyler anlaması gerekenlerse ise işçiye ve onların geride bıraktıklarına karşı vicdansız ve gayri insani davranış içinde olanlardır.

Tüm insanların kutsal bayramlarını kutlarken, zulümsüz bir dünya dilerim. 

Erol ÇATMA

Hiç yorum yok: