20 Nisan 2014 Pazar

Zonguldak ve Havalisinde Milli Mücadeleye Zarar verici Faaliyetler (Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu )

Zonguldak ve Havalisinde Milli Mücadeleye Zarar verici Faaliyetler
Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 23, Cilt: VIII, Mart 1992
GİRİŞ:
İstanbul Hükümetleri, özellikle Damat Ferit Paşa Hükümeti Anadolu’daki, millî
hareketin gelişmesini önlemek için çeşitli yolları denemekten kaçınmamaktaydı.
Nitekim Damat Ferit Paşa Hükümeti daha Sivas Kongresi’nden önce böyle bir
mücadeleye girişmişti. Ferit Paşa Haziran 1919’da vali ve mutasarrıflara
gönderdiği telgrafta millî ordu teşkilinin yasaklandığını bildirerek, buna
uymayanlara pek insafsız davranılmasını, gerekirse İstanbul Divan-ı Örfi’ye
gönderilmesini emretti1.
Ayrıca, Damat Ferit Paşa Hükümeti, her ne suretle olursa olsun Sivas Kongresi’nin
toplanmasına engel olmak istemişti. Bunun için Ali Galip adında birisi Harput
Valiliğine tayin edilerek Sivas Kongresini basmaya ve üyelerini tevkif etmeye
memur edilmişti2
Diğer taraftan Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde gelişen millî hareket
sebebiyle, çaresizliğe düşen İstanbul Hükümeti, bazı şehzadeler başkanlığında
taşraya “Heyet-i Nasihalar” göndermişti3.
Hükümet Başkanı Damat Ferit’e göre bu heyetler, halka Padişah’ın selâmlarını ve
onun kendilerini düşünmekte olduğunu bildireceklerdi4. Böylece Hükümet, kendi
otoritesini Anadolu’da artırmak istiyordu. Hükümet aleyhine doğabilecek millî
cereyanları köreltmek niyetinde idi. Halkın hükümetten ziyade padişah otoritesine
olan saygısından dolayı, nasihat heyetlerinin başına özellikle şehzadeler
verilmiştir5.
Bunlardan başka İstanbul Hükümeti, Anadolu’da teşekkül eden millî birlik ve azmi
yer yer hazırladığı ayaklanmalarla baltalamaya çalışıyordu. 4 Nisan 1920’de
dördüncü defa Sadrazam olan Damat Ferit Paşa, Millî Mücadele taraftarlarını küfür
(Tanrı’yı inkar) ile suçlayan ve bunların öldürülmesini isteyen fetvalar çıkarttı.
Kuva-yı Milliye’ye karşı da 18 Nisan 1920’de Kuva-yı İnzibatiye adı altında
Padişah’a bağlı düzenli birlikler oluşturdu6.
Özetle İstanbul, İtilâf güçlerinin de baskısı ve desteğiyle Anadolu’daki millî
hareketi yok etmek üzere her çareye başvuruyordu. Aynı şekilde Hürriyet ve İtilâf
Fırkası mensuplarıyla azınlıkların da büyük bir çoğunluğu Millî Mücadele
aleyhinde çalışmalarda bulunmuşlardır. Şimdi bunların Zonguldak ve havalisindeki
faaliyetlerini inceleyelim.
A. İstanbul Hükümeti’nin Faaliyetleri:
1 — Zonguldak ve Havalisine Millî Mücadele’ye Karşı Olan Memurların Tayin
edilmesi:
Yukarıda da belirtildiği gibi, İtilâf güçlerinin de baskısıyla İstanbul hükümetleri
Anadolu’daki millî hareketi yok etmek için her çareye başvuruyorlardı. Bu
cümleden olarak İstanbul, Fransızların da baskısıyla Zonguldak’ı 1 Nisan 1920
tarihinde müstakil mutasarrıflık haline getirdi7. Mutasarrıf olarak da Kadri Bey
isminde birisi Zonguldak’a gönderildi8.
İstanbul Hükümeti daha önce de bölgedeki millî hareketin gelişmesini önlemek
için, Ali Rıza Bey’i Kastamonu Valisi olarak atamıştı. Hatta Ali Rıza Bey, yeni
görevine başlamak üzere 16 Eylül 1919 tarihinde İnebolu’ya kadar gelmişti. Ancak
burada Kuva-yı Milliye’ce tutuklanacağını anlayan Ali Rıza Bey, verilen emir9
üzerine Zonguldak’a çıkmıştı. Ali Rıza Bey, orada etrafa gözdağı vermeye
başladığından, Kastamonu Vali Vekili Ferit ve Mıntıka Komutanı Osman Beyler,
Valinin tutuklanmasını ve karadan Kastamonu’ya gönderilmesini Zonguldak’a
emretmişlerdi. Fakat oradaki yöneticiler verilen emre uymamışlardı. Bununla
birlikte durumu öğrenmiş olan yeni Vali er geç sonunda tutuklanacağını anlayarak
İstanbul’a dönmüştüı0.
Bu defa önce de sözedildiği gibi İstanbul Hükümeti’nce Kadri Bey Zonguldak’a
gönderildi. Ali Rıza Bey olayından dolayı bir tecrübesi olan İstanbul Hükümeti
yeni Mutasarrıf emrine 60 kadar Kuva-yı İnzibatiye askeri vermeyi ihmal etmedi.
Emrinde bu askerler olduğu halde mülkiye müfettişi Hacı Hüsnü Bey ile
Zonguldak’a gelen Kadri Bey, Telgrafhane’yi ele geçirmekle işe başladı”.
Öte yandan Kadri Bey, İstanbul’dan beraberinde getirdiği subaylardan birini12
Zonguldak Jandarma Bölük Komutanlığı’nda, ayrıca bunlardan üçünü de
Beycuma, Kilimli ve Kozlu Kasabalarında takım komutanı olarak görevlendirdi °.
Kadri Bey belirtildiği şekilde şehir merkezini kontrolü altına aldıktan sonra,
Fransız karargâhına giderek, orada mutasarrıflık görevine başladı14.
Daha sonra ilk iş olarak, Kadri Bey’in Kuva-yı İnzibatiye askeri temini için
faaliyete geçtiğini görüyoruz. Zira İstanbul Hükümeti’nce Zonguldak’ta 250 kişilik
bir Kuva-yı İnzibatiye bölüğünün teşkil edilmesi öngörülmüştür15.
Harbiye Nezareti’nin 10 Mayıs 1920 tarihli bir yazısında belirtildiğine göre, bu
bölüğün bir aylık tahsisatı 742.600 kuruştur16. Ayrıca bu bölük eratının
maaşlarının da 18 Nisan 1920 tarihli Kuva-yı İnzibatiye kararnamesinde öngörülen
ödeme miktarlarına17 göre yapılması hükme bağlanmıştır18.
Mutasarrıf Vekili Kadri Bey, 2 Haziran 1920 tarihinde Harbiye Nezareti’ne
gönderdiği yazısında, Kuva-yı İnzibatiye tahsisatından 52.827 kuruş 10 para
harcadığını belirtmektedir19. Bu yazının ekinde sunduğu çizelgede de Kadri Bey,
sözkonusu para ile Jandarmaların yanısıra 5 subayın Zonguldak Kuva-yı İnzibatiye
Müstakil Bölüğü emrine tayin edildiğini bildirmektedir20.
Kadri Bey anılan bölüğün askerlerini, Zonguldak’ta bulunan Jandarmalardan temin
cihetine gitmiştir. Bu konuda Kadri Bey, Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği 1
Haziran 1920 tarihli yazısında özetle şöyle demektedir:
“Ödenekleri yeterli olmayan Jandarma erlerinin birer birer silahlarını alarak firar
etmelerinin görülmesi üzerine, Hükümetince Dersaadet’te bulunduğum sırada
sözkonusu ödeneğin 21 liradan 26 liraya çıkarılması konusunda müzakereler
yapılmıştı. Esasen Zonguldak’a gelir iken, silah ve cephane getirilemediğinden,
yazılan erlerin Kuva-yı İnzibatiye için bir faydası olmayacaktır. Bu bakımdan hem
eldeki Jandarmayı kaçırmamak ve hem de silâhlarından istifade etmek, ayrıca
dağlardaki çetelerin miktarını da arttırmamak için 16 Mayıs 1920 tarihinden
itibaren Jandarma tahsisatının 21 lira yerine 26 liradan verilmesi ilân edilmiştir.
Bu, konuda Nazır-ı Celilelerine dahi bilgi arz edilmişti. Ancak bugüne kadar cevap
alınamamıştır. Belirtilen zaruret sebebiyle Zonguldak merkez kazası
Jandarmalarına ek ödeme yapılmıştır. Sözkonusu gaye için ödenen miktar; 36.347
kuruş 30 paradır. Bu para usûlüne uygun olarak sarfedilmiş ise de, Kuva-yı
İnzibatiye tahsisatından icra-yı mahsubunu müsaade buyurulması hakkında
Harbiye Nezareti Samisine arz ve iş’arını istirham eylerim”21.
Kadri Bey’in Jandarmaları fazla ödenek vermek suretiyle Zonguldak Kuva-yı
İnzibatiye Müstakil Bölüğü emrinde istihdam etmesi, İstanbul Hükümeti’nce de
uygun görülmüştür22.
Kadri Bey, bu şekilde Zonguldak’ta teşkil etmeye çalıştığı Kuva-yı İnzibatiye
bölüğü ile yöredeki millî hareket mensuplarını etkisiz hale getirmek istemiştir.
Ancak TBMM Hükümeti ve O’nun başı Mustafa Kemal Paşa, Kadri Bey’in bu
çalışmasına karşı tedbir almakta gecikmedi. Nitekim Mustafa Kemal Paşa ilk
tedbir olarak yöre ilçelerini Kastamonu Valiliği’ne bağladı23. O bu konudaki
talimatını 20.4.1920 tarihli telgrafıyla Devrek, Ereğli, Mudurnu, Bartın, Göynük ve
Zonguldak Kaymakamlıklarına bildirdi. Aynı zamanda Mustafa Kemal Paşa
Kastamonu Valiliği’ni de bu konudan haberdar ederek gereğini rica etti24.
Yine tedbir olmak üzere, TBMM Hükümeti henüz Kadri Bey, Zonguldak’a
gelmeden önce burayı müstakil liva haline getirdi25. Kaymakam Ahmet Cevdet
Bey de Mutasarrıf Vekili olarak görevlendirildi26.
Kastamonu Valisi Cemal Bey de Kadri Bey’in Millî Mücadele aleyhindeki
çalışmalarını engellemek için çaba harcamaktaydı. Hatta Cemal Bey, Kadri Bey’in
millî harekete katılmasını sağlamak için girişimde bulunmuştur. Nurettin Peker bu
konuda o günlerde Kastamonu Sıhhiye Müdürü olan Dr. Ferruh Niyazi Bey’in şu
hatırasını nakletmektedir:
“Vali o günlerde sağ kolunu kımıldatamıyacak kadar şiddetli nevralejiden
muzdarip olduğu cihetle sıcak odadan çıkamıyor. Bütün ızdıraplarına rağmen yine
yatakta işine devam ediyordu. Bu haber gelince27 Hacı Hüsnü Bey’i28 kendi
namına makina başına çağırmamı söyledi. Ben de telgraf odasına giderek Hacı
Hüsnü Bey’in çağrılmasını Zonguldak’a söyledim. Hacı Hüsnü Bey makina başına
geldi. Vali namına makina başında Vali dili ile ben konuştum. Kapıları açarak
söylediklerimi de Vali Bey dinledi. Gayet mülayim bir dille, arkadaşça bir eda ile
hoşgeldiniz dedim. Senin İstanbul Hükümeti’ni kurmak için oraya geldiğini haber
verdiler ben buna inanmadım. Çünkü seni hamiyetli, namuslu, bilgili ve
vatanperver bir memleket evlâdı olarak tanırım. Memlekette millî iradeyi boğmaya
çalışan Türk vatanını düşmanlara peşkeş çeken İstanbul Hükümeti’ne hizmet
edeceğini asla tahmin etmem. Maiyetindeki polis kuvveti ile ve arkadaşın Kadri
Bey’le beraber sen de bize iltihak et azizim denildi.”
Verilen cevapta; “Anadolu’dakilerin memleketi uçuruma götürdükleri, harap ve
bitkin bir harpten çıkmış olan memleketin, milletin büyük devletlerle nasıl
savaşabileceğini düşünmeden atılan bu adımların memlekete daha büyük felâket
getireceği kanaatinde bulunduğunu, mutasarrıf olarak gelen Kadri Bey’in de yakın
akrabası olduğunu söyleyerek memlekete iyilik yapmak istiyorsan sen bize iltihak
et dedi”29.
Daha sonraki günlerde ise Kadri Bey’in faaliyetlerine engel olmak üzere
Kastamonu Valisi Cemal Bey tarafından Şevket Turgut Bey30 Zonguldak’a
gönderildi. Şevket Turgut Bey, Zonguldak’ta Kuva-yı Milliye’ci yurtsever, işçi ve
polislerle birlikte Kadri Bey ve taraftarlarına karşı mücadeleye girişti. Sonunda
Millî Mücadele’ye düşman subay ve memurlar tutuklanarak Devrek’e
gönderildi31.
Vali Cemal Bey’in Dahiliye Vekaleti’ne gönderdiği ve TBMM’nin 2 Haziran 1920
tarihinde yapılan 22.Cl oturumunda okunan telgrafında belirtildiğine göre; Kadri
Bey’in İstanbul’dan getirdiği polis jandarma ve diğer memurlar Kuva-yı Milliye
emrine girmişlerdir. Bunlar aynı zamanda Ferit Paşa Hükümeti’ni tanımadıklarını
Mutasarrıf Vekili Kadri Bey’e bildirmişlerdir. Kuva-yı Milliye aleyhtarı olan Mal
Müdürü Mevlüt Lütfı, Jandarma Komutanı Yüzbaşı Cemil Beyler ve ayrıca Kuvayı İnzibatiye Kumandanı tutuklanarak Devrek’e gönderilmiştir. Mutasarrıf Kadri
Bey de istifa etmiştir32. Daha sonra da Kadri Bey, Hacı Hüsnü Bey’le birlikte
limanda bekleyen bir Fransız harp gemisine binerek İstanbul’a kaçmıştır33.
Kadri Bey’in Zonguldak’tan ayrılmasıyla, daha önce Mutasarrıf Vekili olarak tayin
edildiğini belirttiğimiz Ahmet Cevdet Bey de yeni görevine başladı34.
Böylece İstanbul Hükümeti’nin Zonguldak’taki yönetimi son buldu.
2. Diğer Memurların Tutum ve Davranışları:
Daha önce de ifade edildiği gibi genellikle millî teşkilâtlanmayı engellemeye
çalışan İstanbul Hükümetleri özellikle Damat Ferit Hükümeti, Haziran 1919’da
Vali ve Mutasarrıflara gönderdiği telgrafta, millî ordunun teşkilinin yasaklandığını
bildirerek, buna uymayanlara pek insafsız davranılmasını, gerekirse İstanbul
Divan-ı Örfı’ye gönderilmesini emretti35.
Bu emre uymayan Vali ve Mutasarrıflar olduğu gibi, bazıları da verilen emirleri
harfiyen yerine getiriyorlardı. Millî Mücadele’nin ilk günlerinde Bolu Mutasarrıfı
Ali Haydar Bey de bu emre uymuştur. Bu sebeple, Bolu livası’ndan Sivas
Kongresi’ne delege dahi gönderilmemiştir36.
Bolu Mutasarrıflığı 21.9.1919 tarihinde İstanbul Hükü meti ile olan bağlantısını
resmen kestiği halde; yöre ilçe yöneticileri hala İstanbul taraftarı bir politika
izlemekte idiler. 20.4.1920 tarihinde Devrek, Ereğli, Mudurnu, Bartın, Göynük ve
Zonguldak ilçelerinin Kastamonu Valiliğine bağlanmasında; İstanbul
Hükümeti’nce Zonguldak’ın müstakil mutasarrıflık haline getirilmesinin yanısıra,
belirtilen ilçelerin kaymakamlarının tutumları da etkili olmuştur. Mustafa Kemal
Paşa’nın daha önce de bahsettiğimiz 20.4.1920 tarihli telgrafında kullandığı
ifadeler dikkat çekicidir. Aynı zamanda anılan ilçelerin kaymakamlarına ihtar
niteliğinde olan bu telgrafında Mustafa Kemal Paşa şöyle demekteydi:
“Bu telgrafı aldığınız dakikadan itibaren Kastamonu Vilâyetine merbutsunuz,
Vilâyet-i Müşarünileyhadan verilecek her türlü evamir ve tebligatı harfiyen ve
katiyen icra eylemeniz matluptur.
Herhangi bir sebep ve bahane ile taallül vukuunda terettüp edecek mesuliyetin
şedit olacağını beyan ederim”37.
Mustafa Kemal Paşa’nın belirtilen talimatına rağmen, yöre kaymakamlarının
İstanbul Hükümeti taraftarı tutum ve davranışlarını devam ettirdiklerini görüyoruz.
Bunlardan Ereğli Kaymakamı Sabri Bey, Ferit Paşa’nın Zonguldak’a Mutasarrıf
Vekili olarak gönderdiği Kadri Bey ile ilk önce teşriki mesai eylemiştir38.
Ayrıca Sabri Bey Fransızlar’ın 8 Haziran 1920 tarihinde Ereğli’yi işgal etmelerine
tepki göstermediği gibi, ilgili makamları işgalden altı saat sonra haberdar etmiştir.
Fransız işgalinin ilk gününde Ereğli’ye gelen Bolu Milletvekili Tunalı Bey’i dahi
durumdan haberdar etmemiştir. Aynı zamanda Sabri Bey, Ereğli Hürriyet ve İtilâf
mensupları ile teşriki mesaide bulunmaktan da kaçınmamıştır39.
Sabri Bey, belirtilen tutum ve davranışları, özellikle Fransızların Ereğli’yi işgalleri
karşısında takındığı davranışı sebebiyle Tunalı Hilmi Bey’in şikayeti üzerine
görevinden alınmıştır40.
Bartın Kaymakamı Durmuş Bey de İstanbul Hükümeti taraftan bir politika
izlediğinden, Bartın ve Havalisi Komutanı tarafından görevinden alınarak yerine
Tavşanlı Eski Nahiye Müdürü Hüsnü Bey tayin edildi41.
Devrek Kaymakamı Şükrü Bey de İstanbul ile olan ilişkisini yurt sever halkın
baskısıyla kesmiştir42.
Yine 1920 Nisan’ının son haftasında meydana gelen Safranbolu olayında ilçe
kaymakamı Mahmut Sami Bey de İstanbul Hükümeti taraftarı bir tutum içinde
bulunmuştur. Hatta suçlu olduğu için olay sonrasında firar etmiştir43. Daha sonra
Safranbolu’ya Millî Mücadele’nin ilk günlerinden itibaren Anadolu’daki millî
harekete katılmış olan Hüseyin Hüsnü Bey kaymakam olarak atanmıştır44.
Öte yandan 2.8.1920 tarihinde Zonguldak Mutasarrıf Vekili Ahmet Cevdet Bey de
görevinden ayrıldı45.
O’nun niçin görevinden ayrıldığına dair bir belgeye rastlayamadık. Ancak
Kastamonu Telgraf Başmüdürü Enver Bey; 22.8.1920 tarihinde Erkan-ı Hariye-i
Umumiye Reisi İsmet Bey’e gönderdiği telgrafında Ahmet Cevdet Bey’in
İstanbul’a firar ettiğinden sözetmektedir46.
Ahmet Cevdet Bey’in ayrılmasıyla, ileride sık sık kendisinden sözdeceğimiz
Ahmet Nusret Bey, Zonguldak Mutasarrıflığına tayin edildi47. İyi derecede
Fransızca bilen Ahmet Nusret Bey bu görevi esnasında Millî Mücadele açısından
fevkalâde hizmetler verdi48.
Diğer taraftan Millî Mücadele’nin ilk yıllarında başta Telgrafhane Memurları
olmak üzere kamu görevlileri arasında tâtil-i işgal (Grev) eylemleri sık sık
tekrarlanıyordu49.
Ayrıca; Telgrafhane memurları millî hareketin ilk günlerinde İstanbul Hükümeti
taraftarı bir tutum içinde bulunmuşlardı. Bunlardan Ereğli Telgraf Müdürü Tevfık
Bey ile Memur Haydar Bey, İstanbul Hükümeti için çalıştıkları anlaşılınca firar
etmişlerdir50.
Öte yandan İstanbul Hükümeti, yöreye özellikle Zonguldak’a Millî Mücadele
aleyhinde olan telgraf memurları göndermiştir. İrşâd (aydınlatma) görevi sebebiyle
bölgede bulunan Trabzon Milletvekili Hüsrev Bey, 23-24 Mayıs 1920 tarihinde
Düzce’de İsmet (İnönü) Bey’e gönderdiği telgrafında bu konuda özetle şöyle
demektedir:
“1 — Düzce’deki tahkikata nazaran Zonguldak’a İstanbul’dan yeni memurlar
gelmiştir. Bu sebeple mezkûr yer telgraf merkezi güvenilir olmaktan çıkmıştır.
2 — Bundan dolayı Ankara ile Ereğli, Devrek, Safranbolu ve Kastamonu
üzerinden muhabere yapılmasını arz ve hürmet ederim efendim”51.
Bartın Telgrafhane memurlarının da yine millî hareketin ilk yıllarında aynı yer
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin telgraflarından ücret istemek suretiyle zorluk
çıkarttıklarını görüyoruz. Nitekim Bartın Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı,
Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği telgrafında; “Verilen telgraf ve muhaberatı
bura postanesince ücretsiz kabul olunmuyor. Bu suretle teşkilâtın te’hire uğradığını
arz eylerim”52 demek suretiyle şikayette bulunmaktadır.
Konu, Mustafa Kemal Paşa’nın 5.2.1920 tarihli cevabî telgrafında Müdafaa-i
Hukuk Cemiyetleri’nin teşkilâtla ilgili telgraflarından ücret alınmayacağını
bildirmesi üzerine çözümlenmiştir53.
Safranbolu Posta Müdürü Sabri, Polis Müdürü Ragıp, Katib-i Umumî Ali Natık
Beyler de İstanbul Hükümeti taraftan idi54. Safranbolu olayı esnasında isyancılarla
birlikte hareket ettiğinden, Sabri Bey daha sonra cezalandırılmıştır55.
B. Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nın Faaliyetleri:
Hürriyet ve İtilâf Fırkası ilk kez, 21 Kasım 1911 yılında kuruldu. Fırka bir yıl sekiz
ay faaliyet gösterdikten sonra kapatıldı. Ancak 10 Ocak 1919 tarihinde siyasî
hayata yeniden başladı36.
İstanbul Hükümeti’nin politikasını tutan Hürriyet ve İtilâf Fırkası her fırsatta millî
heyetlerin faaliyetlerini ve Kuva-yı Milliye’nin gelişmesini önlemeye çalıştı. Fırka
ikinci defa faaliyete geçişinden 12 gün sonra, yani 22 Ocak 1919 tarihinde bir
beyanname yayınlayarak millî harekete karşı olduğunu bildirdi57.
Millî teşkilâtlanmanın oluşmaya başladığı günlerde adı geçen fırka yöneticileri,
halkı böyle bir harekete girmekten veya bu hareketi desteklemekten menetmeye
çalıştı. Onların gözünde bu hareket, İttihat ve Terakki’nin hala bir uzantısı olup,
memleketi çöküşe götüren çetecilik faaliyetlerinden başka bir şey değildi. Bu
yüzden gelişmeye fırsat vermeden daha kuruluş arafesinde, halkı millî
teşkilâtlanmaya girmemeye, onlara karşı cephe almaya ikna etmek lâzımdı. Bunları
yaparken de halkın dinî duygularından faydalanmayı ihmal etmediler. Nitekim,
daha önce de belirttiğimiz gibi, Bolu livasında millî teşkilâtlanmayı önlemek için
Teceddüt Fırkası’nın programındaki kadınların toplantılara katılmaları maddesini
ele alarak; “Teceddütçüler, Şeriatı dahi ayak altına alıyorlar” diye propagandaya
başlamışlardı. Bolu’da çıkardıkları Kürsi-i Millet adlı gazeteleri vasıtasıyla bütün
çevreye yaymışlardır38.
Bu çalışmaları neticesinde, Hürriyet ve İtilâf Fırkası kısa zamanda yöre halkını
elde ederek güçlü duruma gelmiştir. Fırkanın, Bolu Livası’ndaki taraftarlarını
Mutasarrıf Ali Haydar Bey, Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği 2.4.1920 tarihli
telgrafında şöyle belirtmektedir :
“Bolu livasının vaziyeti hiçbir yerle mukayese edilemez. Onaltı muhtelif unsuru
ihtiva eder. Ve İtilâfçılık cüzzam hastalığı gibi ekserisinin iliklerine işlemiştir.”59
Hürriyet ve İtilâf Fırkası mensupları Ali Haydar Bey’in telgrafından çok kısa
müddet sonra, 18 Nisan 1920 tarihinde Bolu Hilâfet Kurulu’nu oluşturdular. Bu
Kurul yöneticileri60 18 Nisan 1920 tarihinde Mutassarrıf Ali Haydar Bey’in
Düzce’de tutsak edildiği haberini alınca Bolu’da ayaklanmayı başlattılar61.
Bu ayaklanmayı bastırmak üzere, Zonguldak, Çaycuma ve Devrek bölgesinde
bulunan 32. Kafkas Piyade Alayı görevlendirilmişti62.
Ayaklanmacılar Bolu’yu ele geçirdikleri tarihte (18 Nisan 1920) bu alay da Bolu
yakınlarına gelmişti. Bolu Hilafet Kurulu, Alay Komutanı Binbaşı İsmail Hakkı
Bey’le görüşerek, O’nu kendi saflarına çekmeyi başardılar63. Hatta Binbaşı İsmail
Bey asilere karşı silâh kullanmaktan vazgeçtiği gibi “ben de sizinle birlikteyim.
Ben de Halifeci ve Padişahçıyım”64 demiştir.
Bolu’da yönetimi eline geçiren Hilâfet Kurulu, her yerde ayaklanma çıkartmak için
var gücüyle çalışmaya başladı. Ortam müsait olduğu için bu kurul desteğindeki
ayaklanmalar, kısa zamanda çevreye yayıldı. 19 Nisan’da Beypazarı, 20 Nisan’da
Gerede, 22 Nisan’da Nallıhan ve 23 Nisan’da da Safranbolu ayaklandı65.
19 Nisan 1920 tarihinde de Zonguldak’tan İstanbul’a Padişah’a bağlılık ve Kuva-yı
Milliye’ye karşı olunduğu yolunda telgraflar çekildi66.
Bu olaylar Bartın’da, halkın Kuva-yı Milliye’ye yardımda isteksiz görünmesi
şeklinde tezahür etmiştir. Nitekim Bartın ve Havalisi Komutanı Cevat Rıfat Bey,
4.6.1920 tarihinde Kastamonu ve Havalisi Komutanlığına gönderdiği telgrafında
Bartın hakkının zengin olmasına rağmen, Kuva-yı Milliye için 500 lira bile
vermekten çekindiklerinden söz etmektedir67.
Ereğli Askerî Polis Teşkilâtı Müdürü Şükrü Bey’in 21.10.1920 tarihinde
Kastamonu ve Bolu Havalisi Komutanlığına gönderdiği telgrafında kendilerine
Anadolu heyeti süsü veren yirmi dört kişinin Bartın civarında tedarik ettikleri
motorla İstanbul’a gittiklerini, bu heyet içerisinde İnebolu ve Safranbolu’dan da
ikişer Hürriyet ve İtilâf mensubu bulunduğu nu, bunların “Gerede’li Sadık’ın
başkanlığında Padişah’la görüşerek Anadolu Hükümeti’nin mezalimi hakkında
maruzatta” bulunduklarını belirtmektedir.
Ayrıca Şükrü Bey telgrafında; bunların Gerede ve Bolu çevresinde Kuva-yı
Milliye aleyhinde propaganda yapmakta olduklarını bildirmektedir68.
Kastamonu ve Havalisi Komutanı Muhiddin Paşa da Bolu Mutasarrıflığına, Bolu
Mevki Komutanlığına ve Gerede Şube Başkanlığı’na gönderdiği 2.11.1920 tarihli
telgrafında; Şükrü Bey’in telgrafında belirttiği hususları bildirerek, sözü edilen
kişiler gibi müfsitlerin Kuva-yı Milliye aleyhinde faaliyet göstermelerine izin
verilmemesi, bunun için de daima müteyakkız bulunmalarını emretmektedir69.
C — Azınlıkların Faaliyetleri:
1 — Töredeki Azınlıkların Demografik ve Sosyal Durumları:
Savaş ortamının gereği olarak pek tabiidir ki nüfus durumu sık sık farklılık
gösterebilmektedir. Bu yüzden özellikle, Millî Mücadele yıllarına ait nüfus
bilgilerini ihtiyatla karşılamak lâzımdır.
Ayrıca daha önce belirtildiği gibi, kömür rezervlerinin işletilmeye açılması
sebebiyle, özellikle 1882  yılından itibaren Zonguldak ve çevresine yerli yabancı
göçler başlamıştır. Bu göçler esnasında işçi olarak gelen Türklerin yanısıra maden
işletmecisi olarak Rumlar, Ermeniler, Fransız ve İtalyanlar da gelmişlerdir.
Sonunda 1899 öncesinde Ereğli’nin Elvan Köyünün bir mahallesi iken, bugün il
merkezi olan Zonguldak ortaya çıkmıştır. Bu kent merkezinin nüfusu; çok hızlı bir
şekilde artarak 1916 yılında 30.563 kişiye ulaşmıştır.
1916 Yılı Müstakil Bolu Sancağı Salnamesi’nde belirtilen bu 30.563 kişinin
28.707’si Müslüman, 1856’sı gayri Müslim olarak gösterilmektedir70.
Aynı salnamede, araştırma alanımıza gören yöredeki diğer yerleşim
merkezlerindeki Türk ve azınlıkların nüfusu hakkında da bilgiler verilmektedir. Bu
Salname’ye göre;
a) Ereğli’nin toplam nüfusu 41.794’dür. Bunların 40.567’si Müslüman, 1227’si de
Rum’dur71.
b) Bartın’ın toplam nüfusu 64.290’dır. Bunun dağılımı da; 63.354 Müslüman,
556’sı Rum ve 370’i ise Ermeni’dir72.
c) Devrek’in toplam nüfusu 55.228’dir. Bu nüfusunun 54.149’u Müslüman, 405’i
Rum ve 674’ü ise Ermenidir73.
d) Çaycuma’nın toplam nüfusu 12.004’dür. Bunların dağılımı da; 11.600
Müslüman, 370 Rum ve 34 Ermeni şeklindedir74.
Ayrıca Amasra’da 13.273 75 Kurucaşile’de ise 8390 Müslüman oturmaktadır76.
Bunları bir tablo halinde şöyle gösterebiliriz:
Burada tablo vardır.
Leon Maccas buralardaki Rum halkının dini ve eğitim müesseslerinin dökümünü
de yaparak, erkek ilkokullarını 6, kız ilkokullarını 2 olmak üzere, ilk eğitim
müesseslerini toplam 8 olarak göstermiştir. Bu okullardaki öğrencilerin miktarı
510’nu erkek, 170’i kız olmak üzere 680 idi. Okullarda ise toplam 19 öğretmen
bulunuyordu. Bunların da 14’ü erkek, 5’i ise kadındır78.
Yine aynı yerlerdeki Rum halkına ait dini müesseseler ve din adamları ise şöyle
gösterilmiştir79.
Safranbolu   Ereğli   Bartın   Toplam
Kilise   7   4   1   12
Dinadamı   8   9   1   18
Görüldüğü gibi Leon Maccas, Zonguldak’ta oturan azınlık nüfusundan
sözetmemektedir. Buradan Zonguldak’ta azınlık oturmadığı sonucuna
varılmamalıdır. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi Zonguldak, yerleşim
merkezi olarak çok yeni olan bir yerdir. Bu bakımdan XX. yüzyılın başlarında
Ereğli özellikle Ereğli Fransız Kömür Şirketi vasıtasıyla, daha çok tanınmaktaydı.
Ayrıca; Leon Maccas kitabında D.Not Botzaris’in 1912 yılında esas aldığı yerleşim
merkezlerini aynen almıştır. Belirtildiği gibi o tarihlerde Zonguldak isim olarak
pek meşhur değildi. Bu yüzden Leon Maccas muhtemelen Zonguldak’daki Rum
azınlığı Ereğli’de göstermiştir. Zira daha önce de belirtildiği gibi Yunanlı Arvandis
kardeşler İtalyanlarla birlikte, Kozlu Kömür Madenleri Osmanlı Anonim Şirketi’ni
kurmuşlardı80.
Diğer taraftan da Zonguldak Kömür havzasına yabancılarla birlikte, yerli Rumlar
da kömür işletmeciliğine el atmışlardı. En zengin münferit ocaklara yerli Rumlar
sahip olmuşlardı. Bunların en önemlisi 60 Nolu Rumbaki ocağıydı. Ocağın sahibi
ise Rumbaki adındaki yerli bir Rum idi81.
İşletmeci Rumların yanısıra, mühendis, mühendis muavinlerinin çoğunluğu da
azınlıklardan idi. Bunlardan başka, Zonguldak kömür havzasındaki maden
başçavuşları, ustabaşılar, memurlar, ajüstörler, makinistler, ateşçiler hatta
ocaklardaki kazmacıların çok az bir kısmını da azınlıklar teşkil ediyordu. Bu
konuda, Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası tarafından yayınlanan, Cumhuriyetin
On Yılında Zonguldak ve Maden Kömürü Havzası adlı eserde isimler de
verilmektedir. Bu isimleri, konumuza açıklık getireceği için aynen alıyoruz:
“Üzülmez’de hava varagelesinde işçi Macar oğlu Yani.
Sarafim ocağında ambarcı Aksakal oğlu Koldulos Veledi Dimitri
Kozma ocağında müstahdem Yorği oğlu Hiristos.
İhsaniye ocağında kazmacı Panayot Veledi Lazari.
Saracazedeler Ocağında Kazmacı Mihail oğlu Pandeli
Ahmet Ali ocağında Dimitri oğlu Yorği
Ahmet Ali ocağında Panavot oğlu Yorği
68 Numaralı ocak harman çavuşu İnebolulu Lefter oğlu Yordan.
183 Numaralı ocak katibi Mığırdiç oğlu Onnik
Ereğli şirketi merkez ambarında Kasbi oğlu Iraklı
Ereğli şirketi merkez ambarında Mardiros
Ereğli şirketi merkez ambarında Dimitri oğlu Andriya.
Ereğli Römorköründe ateşçi Simon Yuvan oğlu.
Ereğli Römorköründe ateşçi Kiryako.
Ereğli Sais İliya oğlu Yanayot.
Ereğli Gelik ocağında Seis Ravli oğullarından Nikola
Torna Fotyadis ocağında tahmil memuru Dimitri Kiramidis oğlu.
Rombaki ocağında başkatip Haralambos Kapoyolos
Ereğli şirketinde çavuş Küçük Nikola oğlu Yorgo.
Boyacı oğlu ocağında Lağımcı Yani oğlu İlya”82.
Ayrıca İtilâf güçleri özellikle Samsun’daki İngiliz işgal kuvvetlerince, Kafkasya
üzerinden gelen Rumlar’ın Karadeniz sahillerine hicretleri teşvik edilmektedir83.
Bütün bunların sonucu, Tunalı Hilmi Bey’in TBMM’nin 21.10.1920 tarihli
oturumunda yaptığı konuşmasında da belirtildiği84 gibi; Zonguldak şehir
merkezindeki yabancı Rum ve Ermeni nüfusu artmıştı. Bu durum karşısında Tunalı
Hilmi Bey, Zonguldak’taki Müslüman Türk nüfusunu arttırmak için kanun taslağı
hazırlayarak TBMM’ne bile sunmuştu. Ancak askerlik hizmetini yapmak
istemeyenlerin hep Zonguldak’a göç edecekleri gerekçesiyle Tunalı Hilmi Bey’in
teklifi kabul edilmedi85.
Öte yandan Millî Mücadele’nin ilk günlerinde Safranbolu, Bartın, Ereğli, Devrek
ve Çaycuma’daki azınlıklar da bu yerlerdeki varlıklarını devam ettiriyorlardı.
Nitekim Zonguldak Mutasarrıfı Nusret Bey imzasıyla, Kastamonu ve Havalisi
Komutanlığı’nın 20.11.1920 tarihli telgrafına cevap olarak gönderdiği 6.12.1920
tarihli telgrafında; Zonguldak, Devrek ve Bartın’da birer Ermeni mektebi ve
Kilisesi bulunduğu belirtilmektedir86.
Ayrıca; Zonguldak Mevki Komutanı Remzi Bey, yine Kastamonu ve Havalisi
Komutanlığı’nın 20.11.1920 tarihli telgrafına verdiği 10.12.1920 tarihli cevabi
telgrafında; “Devrek’te kaza merkezinde biri mektep diğeri kilise olmak üzere iki
Ermeni müessesesi mevcut olup her ikisinin de faaliyette bulunduğu,
Bartın’da bir mektep ile bir kilise mevcut ise de, Seferberlikten bu ana kadar hiç
bir mesaiyet ve ifa-i aynda bulunmadığı,
Ereğli’de mektep olmadığı, Zonguldak’ta ise, Çaydaman mahallesinde dört
dershaneli bir mektep mevcut olup, mesaide bulunduğu” bildirilmekteydi 87.
Açık Söz gazetesinin Zonguldak Muhabiri Tahir Karaoğuz da Ağustos 1920
tarihinde Çaycuma’ya yaptığı seyahat sırasında anılan gazetede yayınlanan
yazısında Çaycuma’da 10 000 kadar Müslümanın yanısıra, 400 kadar Rum ve
Ermeni’nin oturduğunu bildirmektedir88.
25.9.1919’da Bartın’dan Mustafa Kemal Paşa’ya ve 3. Ordu Komutanlığı’na
çekilen telgraflarda da görüldüğü gibi, Bartın Belediye Başkanı ile Müftüsü’nün
yanısıra, Bartın Rum Cemaatı Başkanı’nın da imzası bulunmaktaydı89. Bu
belgeler belirtilen günlerde Bartın’da hala Rumlar’ın bulunduğunu göstermesi
bakımından önemlidir. Ayrıca ileride de söz edileceği gibi, Kastamonu ve Havalisi
Komutanı Muhiddin Paşa, Erkân-ı Harbiyye-i Umumiyye Riyaseti’ne (EHUR)
gönderdiği 20-21 Haziran 1921 tarihli telgrafında; Bartın Rumları’nın
Safranbolu’ya nakledildikleri belirtilmektedir90.
Öte yandan Millî Mücadele esnasında sayıları tam tesbit edilememekle birlikte
Ereğli’de de çoğunluğu maden işletmecisi olan bir hayli Rum bulunuyordu.
Nitekim kendisiyle görüştüğümüz, Tevfık Oğuz, “Millî Mücadele yıllarında
Ereğli’de azınlıklar var mıydı?” sorumuza, “Burada sadece kahveci bir Ermeni
vardı. Onlar da bir iki kişi. Fakat bir hayli Rum vardı.” demektedir91.
Mübeccel Belik Kıray da yaşlı Nüfus Memuru İsmail Efendi’den naklen Ereğli
merkezinin nüfusunun beşte birini Rumların oluşturduğunu bildirmektedir92.
Yukarıdanberi verdiğimiz azınlıkların demografik durumunu
değerlendirdiğimizde; I. Dünya Savaşı başlarından itibaren bölgedeki mevcut
varlıklarını Bartın dışında korudukları, hatta Millî Mücadele gibi fevkalâde bir
dönemde Zonguldak ve Ereğli’deki nüfuslarını daha da arttırdıkları
gözlenmektedir. Demografik durumla ilgili bu gelişmeler, pek tabiidir ki,
ekonomik ve sosyal şartlarla yakından ilgilidir. Zira Rumlar maden işletmeciliği
yanısıra aynı zamanda yörenin ticaret hayatına da hakim idiler. Kayseri ve Konya
dolaylarından gelen Ermeniler de madencilik ve ticarette başarı sağlamışlardı.
Konyalı Boyacıyan Efendi, ön planda gelen kömür ocağı sahiplerinden birisiydi.
Kayserili Yuvan Ağa ise, Anadolu limanlarına ve Kuzey Afrika’ya ihracat yapacak
kadar kerestecilik işini geliştirmişti93.
Azınlıkların yörenin ticarî hayatına hakim olduklarını anlamak için sadece, 30
Temmuz 1919 yılında kurulan Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası kurucularına
bakmak yeterlidir. Çünkü, odanın ilk kuruluşundaki 9 yönetim kurulu üyesinden
sadece iki tanesi Türk’tür. Bunlar da Madenci Maksut ve Bekir Sıtkı Beyler’dir.
Odanın diğer yönetim kurulu üyeleri azınlıklardan oluşmaktaydı. Ayrıca bu
kuruluşun 1919-1922 yılları arasındaki kayıtlı 280 üyesinden sadece 4o’ı Türk’tü.
Bunların sınıflarına göre dağılımı ise şöyleydi 94:
Sınıflar  Türk Olmayan   Türk             Toplam
1                    9                    2                   11
2                  26                  18                   44
3                  45                    8                   53
4                160                  12                 172
Toplam     240                  40                 280

Devrek’teki Ermeniler de ilçe ve çevresinin ticaretini ellerinde bulunduruyorlardı
95.
Maden işletmeciliğinin yanısıra, yörenin ticaretini de ellerine geçiren azınlıklar,
Zonguldak ve havalisinde sosyal bakımdan refah içinde yaşamakta idiler.
2. Fransız İşgalinin Başlangıcından İtibaren Yöredeki Azınların Davranışları:
a) Azınlıkların Tutum ve Davranışları:
Refah ve huzur içinde yaşayan Rum ve Ermeniler, işgallerin başlamasıyla birlikte
Türk Devleti ve Milleti aleyhine tutum ve davranışta bulunmaya başladılar. Daha 8
Mart 1919’da Zonguldak’a gönderilen 400 Fransız askeri, Ereğli Şirketi
personelinin ve orada bulunan Rumların yardımıyla iki saat gibi kısa zamanda
pavyonlara yerleştirildi96.
Fransız askerinin Zonguldak’ta bulunmasından da cesaret alan Rumlar,
Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’e asker çıkarması üzerine büsbütün
taşkınlıklarını artırdılar.
Rumlar bu taşkınlıklarını o kadar ileri götürdüler ki, Ereğli Kaymakamı’nın
yakasına yapışmaktan çekinmemişlerdir97.
Devrek’teki Ermeniler de işgallerin başlamasıyla taşkınlık yapmaya başlamışlardı.
Hakkı Durna, Ermeniler’in Devrek’teki taşkınlıklarını “Kanları bile horazlanır
olmuşlardı”98 diyerek özlü bir şekilde ifade etmektedir.
Azınlıklar; Fransızlara tercüman ve rehberlik yapmaktan da geri durmadılar”.
Ayrıca Rumlar, Ereğli işgalinde düşmanla birlikte hareket etmişler, Kuva-yı
Milliye’ye karşı silâh kullanmışlardır100. Bu suçları yargılama sonunda sabit
görülen Ereğli Rum ileri gelenlerinden onbir kişi ile bir papaz Düzce’de idam
edilmişlerdir101. Zonguldak’taki Rumlarda Türklere karşı silâhlandınlmıştır102.
Aynı zamanda Rum ve Ermeniler taşkınlıklarını burada da sürdürmüşlerdir103.
Rum ve Ermeniler İtilâf Devletleri lehinde casusluk faaliyetlerinde de bulunmaktan
kaçınmadılar. Nitekim 23 Ocak 1921’de İstanbul’dan Kuva-yı Milliye tarafından
Ereğli’ye kaçırılan Alemdar Gemisi’ni Fransız ve İtalyanlara telefon ve özel
kişilerle haber verenler Ereğli Rumları idi104. Öte yandan 31 Kasım 1920
tarihinde Kuva-yı Milliye tarafından Ereğli’de ele geçirilen Yunan vapurunun
Fransızlarca kurtarılmasını Rum İlkiyoyadi Efendi sağlamıştı105.
Nişan ismindeki bir Ermeni de Fransız Müslüman askerlerinin firarlarını sağlamak
için Zonguldak’ta Kuva-yı Milliye tarafından yürütülmekte olan çalışmaları
Fransızlar’a ihbarda bulunmuştur. Nitekim EHUR’nin 1 Ağustos 1920 tarihli Garp
Cephesi’ne gönderdiği telgrafında bu ihbar sebebiyle sözkonusu “çalışmaların
akim kaldığı” belirtilmektedir106.
Ayrıca, Zonguldak’taki zengin Rumlar Yunanlılar’a silâh ve mühimmat
bakımından da yardımcı oluyorlardı. Bu konuda Ali Şeker; “Bu Rumlar’ın bir
kısmı bizden gözüküyordu. Ama bu sahteydi. Meselâ Zonguldak’ta Boyacıoğlu
diye zengin bir Rum vardı. Zonguldak Hastanesi’nin yapımında yardım etmiştir.
Fakat o aynı zamanda Yunanlılara top mermileri temin etmiştir. Mermilerde
Boyacıoğlu ismi tesbit edilince sürülmüştür. Bunlar böyle adamlardır”
demektedir107.
Diğer taraftan Muhiddin Paşa’nın EHUR’ne gönderdiği 14.7.1921 tarihli harp
raporunda; Bolu’nun Sığlıca Köyü ile Ereğli’nin Alaplı kasabası arasında 10-15
kişilik bir Rum çetesinin eşkiyalık yaptığı, bildirilmektedir108.
Azınlıklar yukarıda belirtilen faaliyetlerinde hiç şüphe yok ki İtilâf güçlerinden
özellikle Fransızlardan yardım ve destek alıyorlardı. Zira Zonguldak’daki Rumları
silahlandıranlar Fransızlar idi109. Öte yandan yöre sahillerine yaklaşan Yunan
donanması da Rumlarla ilişki içerisindeydi. Nitekim 2 Rum tüccarın ihbarı üzerine,
anılan donanma, 2.6.1921 de Ereğli’yi bombardıman etmişti’l0.
Bunlardan başka Fener Patrikhanesi’nin, yörenin asayişini bozmak üzere
İstanbul’dan Zonguldak’a kişiler gönderdiğini görüyoruz. Nitekim 29 Ekim 1919
tarihinde 10. Kafkas Tümeni Komutanı Yarbay Kemalettin Sami imzasıyla
Zonguldak’taki 32. Alay Komutanlığı’na gönderilen bir yazıda şöyle
denilmektedir:
“Tatavla Muhtarı olan Sanlis Boncerdin isimli birinin Patrikhane tarafından
Rumları himaye etmek maksadıyla Zonguldak’a gönderildiği bildirilmektedir.
Binaenaleyh adıgeçen oraya geldi mi? Geldiyse bugün nerededir. Adıgeçenin polis
marifetiyle takip ettirilmesiyle beraber Zonguldak asayişinde bugünlerde daha
ziyade güvenlik işlerine itina edilmesi ve bunun gibilerin bildirilmesini rica
ederim”111.
Bu yazının ekinde bulunan suret yazıda da; “Kuva-yı Milliye’nin Zonguldak’taki
teşkilâtında bir müşkülât icat ederek, (Rumların yapacakları bir ihtilâl neticesinde)
mezkûr şehrin asayişini korumak maksadıyla Yunan veya diğer İtilâf güçleri
tarafından işgalini sağlamak üzere Patrikhane kararıyla Tatavla Muhtarı Sanlis
Boncerdin Efendi oraya gönderilmişti” denilmektedir. Aynı yazıda Boncerdin’in
“Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin yardım toplama sırasındaki ifsat ve
suistimalinden faydalanmak” istediği de belirtilmektedir112.
Başka bir belgede de 5.6.1921 tarihinde ismi bilinemeyen bir Rum kadının
casusluk yapmak üzere Jean Vapuru ile gizlice Zonguldak’a gönderildiği
bildirilmektedir113.
Azınlıkların bu faaliyetlerine ise, Askerî Polis, Tetkik Heyeti, İstihbarat Personeli
ve yurtsever halkın yardımı ile karşı konulmaya çalışılmıştır. Bunda başarı da
sağlanmıştır. Ancak biraz sonra aşağıda izah edileceği gibi bir tedbir olarak
azınlıkların tehcirine de gidilmiştir.
b) Azınlıkların Tehciri:
Fransız işgalinin başlangıcından itibaren yöredeki azınlıkların büyük bir
çoğunluğunun düşman hesabına faaliyet gösterdiklerini açıklamıştık.
Azınlıklar aynı faaliyetlerini işgal edilen Anadolu’nun diğer bölgelerinde de
sürdürmekte idiler. Özellikle Yunan işgal bölgelerinde azınlıklar bu faaliyetlerini
artırmışlardır114.
Ancak Ermeni ve Rumların düşman hesabına olan sözkonusu faaliyetleri tam
manasıyla önlenemiyordu. Bu durum Türk makamlarını azınlıklar konusunda daha
köklü tedbirler almaya yöneltti. Bu tedbirlerden en uygun olanı da harp
mıntıkasındaki Ermeni ve Rumların cephe haricine çıkarılmaları idi. Böyle bir
tedbiri ilk gerekli görenlerin başında 57. Tümen Komutanı Şefik Bey geliyordu.
Şefik Bey, bu konuda Rumlar’ın Yunan ordusuna gönüllü olarak katılmalarına ve
bu suretle meydana getirdikleri vahim durumlara engel olmak için, “bizim gerilere
çekilmekliğimiz icap ettirdiği takdirde, içinden çekileceğimiz yerlerin bütün Rum
halkını da Denizli ve daha gerilere çektirmeye karar verdim”115 demektedir.
Nitekim I. Dünya Savaşı sırasında Türk halkının güvenliğini sağlamak için 14
Mayıs 1331 (27 Mayıs 1915) tarihli “Tehcir Kanunu’na dayanılarak Ermeniler ve
Rumlar stratejik yerlerden iç kısımlara doğru uzaklaştırılmışlardır116.
Tehcir Kanunu, savaş sırasında ordu, kolordu, fırka ve müstakil mevki
komutanlıklarına, hükümete ve asayişe ait tedbirlere karşı mukavemet ve
muhalefeti “esasından imha etmeye” yetki veriyordu. Ayrıca casusluk ve
hıyanetleri hissedilen kasaba ve köy halkının ferden olduğu gibi, toplu olarak da
diğer bölgelere iskanı yetkisi Kanun’da gösterilmiştir117.
1920 yılı içerisinde harp mıntıkasının genişlemesi tabii olarak tehcir sahasını
genişletmek zaruretini ortaya çıkardı. Nitekim Şefik Bey’den sonra Garp Cephesi
Komutanı Ali Fuat Paşa da tehciri gerekli görmüştür. O, 1 Eylül 1920 tarihinde 24.
Fırka Komutanlığına, TBMM Riyasetine, Erkân-ı Harbiyye-i Umumiyye
Riyasetine, Müdafaa-i Milliye ile Dahiliye Vekaletlerine ve ilgili yer
Mutasarrıflıklarına gönderdiği telgrafıyla Ermeni ve Rumlar’ın harp mıntıkaları
dışına çıkarılmalarını istemiştir. Ayrıca Ali Fuat Paşa, telgrafında Rum ve
Ermenilerin tutum ve davranışlarından bahsettikten sonra alınacak tedbirleri de
bildiriyordu. Tamamı altı madde olan bu telgrafın ilk iki maddesini önemine
binaen aynen alıyoruz:
“ 1 — Yunanlıların İslâm halkını kati, ırz ve namuslarına tecavüz ettikleri BursaGemlik-Yalova-Karamürsel-Uşak havalisinde Müslümanlara vahşiyane
hareketlerine devam ettikleri, Ermeni, Rum vatandaşlarımızın casusluk ve her nevi
ihaneti yapmaktan geri durmadıkları.
2 — Ermeni ve Rumlar’ın bu durumları karşısında Anadolu’nun galeyanını
durdurmak maksadıyla cephe mıntıkası addolunan Geyve-Bilecik-Bolu-EskişehirKütahya, Afyonkarahisar-Denizli-Burdur-Isparta livaları dahilinde bulunan Rum
ve Ermeni unsurlarına mensup 20 yaşından 40 yaşına kadar olan erkekler cephe
mıntıkası haricine çıkarılacağı, bunların şevklerinden mülkî hükümetin mesul
olacağı”118 belirtilmekteydi.
Batı Cephesi Komutanlığının 1920 yılı sonlarında kendi sorumluluk bölgesinde
başlattığı belirtilen uygulamaya, 1921 yılı içerisinde Karadeniz sahillerinde de
ihtiyaç duyuldu. Zira Yunan donanmasının Karadeniz kıyılarını özellikle 9 Haziran
1921 tarihinde bombardıman etmesi ve asker çıkarma tehlikesini dikkate alan
Vekiller Heyeti’nin 12 Haziran 1921 ve 16 Haziran 1921 tarihli toplantılarında
konu ile ilgili kararlar alındı.
İcra Vekilleri Heyeti’nin 12.6.1921 tarihli toplantısında; Yunan donanmasının
Ereğli, Araç ve İnebolu’yu bombardıman etmesi, ayrıca yine Yunan donanmasının
Bartın sahillerindeki davranışından söz edilerek buralardaki Rumların düşmanla
işbirliği içerisine girerek milletimiz aleyhinde faaliyetlerde bulunmalarına engel
olmak için Karadeniz sahillerindeki kazaların harp mıntıkası içerisine alınmasına
karar verilmiştir119.
İcra Vekilleri Heyeti’nin 16 Haziran 1921 tarihli toplantısında ise, Yunan
donanmasının İnebolu’yu bombardıman etmesi ve çıkartma yapma ihtimalinin
bulunması sebebiyle, 15 yaşından 50 yaşına kadar eli silâh tutabilen Rumlar’ın
dahile şevkleri kararlaştırılmıştır120.
Alınan bu kararlar uyarınca, Bartın Rumları Safranbolu’ya nakledilmişlerdir.
Nitekim, Kastamonu ve Havalisi Komutanı Muhiddin Paşa, Erkân-ı Harbiyye-i
Umumiyye Riyasetine gönderdiği 20-21 Haziran 1921 tarihli telgrafıyla
Bartın’daki Rumlar’ın Safranbolu’ya nakillerine başlandığı bildirmektedir121.
Ereğli’deki Rumlar daha önce (işgal sırasında Fransızlara yardımcı oldukları için)
Bolu’ya sevk edilmişlerdi122. Bunlardan 22’si Ereğli Kaymakamı Sabri Bey
tarafından teşkil ettirilen Komisyonda suçlu görülmesi üzerine, adıgeçen
kaymakamın talimatı ile Bolu’ya gönderilmiştir123. Bazıları da Kastamonu İstiklâl
Mahkemesi’nin kararı ile, bölge dışına ikamete mecbur edilmişlerdir. Nitekim
Yunanlılar’ın İzmir’i işgalleri üzerine, Türkler aleyhine konuşan, gösteri yapan
Rumlar’dan Zonguldak Laskaridis ocağında çalışan Perikli oğlu Todor’un
“Mücadele-i Milliye’nin hitamına değin Erzurum’da hapsine” karar verilmiştir124.
Dahile sevkedilen Rumlar’a isterlerse aileleriyle birlikte gitme hakkı verildiği gibi,
geride kalanların güvenliğinin sağlanması hususunda yetkililere emirler verilmiştir.
Ayrıca verilen emirleri uygulamakta ihmali görülenlerin de ağır suretle
cezalandırılacakları bildirilmiştir125.
Diğer taraftan Aralık 1920’de Zonguldak’tan Yunan vatandaşı olan toplam 99 hane
(225 kişi) de çıkarılmıştır. Açık söz’ün belirttiğine göre bunların bütün eşyalarını
beraberlerinde götürmelerine Türk yetkililerce müsaade edilmiştirl26.
Bütün bunların yanısıra, savaş yıllarında ve Mondros Mütarekesi’nden sonra doğan
otorite boşluğu yüzünden, bazı yerlerde olduğu gibi Zonguldak ve havalisinde de
yer yer eşkıya türemiştir. Özellikle Millî Mücadele’nin ilk günlerinde eşkıya da,
yörede asayişi bozucu, Kuva-yı Milliye’nin kuvvetlenmesini ve ikmalini
engelleyici faaliyetlerde bulunmuştur127.
Sonuç olarak, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başlayan millî hareketin
gelişmesini önlemek için, Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi Zonguldak ve
havalisinde de bir takım menfi girişimlerde bulunulmuştur. TBMM Hükümetince
yerinde ve zamanında bazı tedbirler128 alınmamış olsaydı, söz konusu faaliyetler
Millî Mücadele’ye ciddî bir şekilde zarar verebilirdi.
1 Genelkurmay Askeri Tarih Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi (ATASE Arş.), Kİ: 243, D: 16, Fh:84.
2 Ali Galip olayı hakkında bkz., M. Kemal Atatürk, Nutuk, Bugünkü Dille Yayına Hazırlayan Prof. Dr. Zeynep Korkmaz,
Atatürk’ün Doğumunun 100. Yılını Kutlama Kurulu Yayını, C. I (1919 - 1920). Basım yeri ve tarihi yok, s., 81-95.
3 M. Tayyip Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, C. I, Ankara 1959, s. 64.
4 Sina Aksin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, İstanbul, 1893, s. 250.
5 Rahmi Apak, istiklâl Savaşında Garp Cephesi Nasıl Kuruldu?, Güven Matbaası, İstanbul, 1942, s. 65.
6 Türk İstiklâl Harbi, C. VI Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1974, s. 1 19-120.
7 Zonguldak 1973 İl Yıllığı, s. 28.
8 TBMM Gizli Celse Zabıtları, C. I., 2. baskı, İstanbul 1985, s. 32.
9 “Bolu ve çevresi serbesttir. Zonguldak’a çıkınız. İlin gereken yerleri ile haberlesiniz ve son gelecek emre kadar orada bekleyiniz”
(Mustafa Kemal Atatürk, a.g.e., C: I, s. 116)
10 Mustafa Kemal Atatürk, a.g.e, C. I, gös. yer; Kamil Eddeha, Milli Mücadele’de Vilayetler ve Valiler, İstanbul 1975, s. 218.
11 Milli Mücadele’de Zonguldak, (Zonguldak Gazetesinin 21 Haziran 1967 tarihli özel sayısı), s. 4.
12 Yüzbaşı Cemil Bey.
13 Milli Mücadele’de Zonguldak, s. 3; Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklal Savası’nın Vesika ve Resimleri, İnönü, Sakarya ve
Dumlupınar ^a/erlerini Sağlayan İnebolu ve Kastamonu havalisi (İSVR), İstanbul, 1955, s. 187.
14 TBMM Gizli Celse Zabıtları, C. I, s. 32.
15 ATASE Arş. Kİ: 492, D: 42 (70), Fh: 23.
16 ATASE Arş. Kİ: 492, D: 42 (70), Fh: 35
17 İngilizler ve onların etkisinde bulunan Padişah ve Damat Ferit Hükümeti Anadolu’daki millî hareketin ayaklanmalarla yok
edilemeyeceğini anlayınca, bunun için daha düzenli daha büyük bir kuvvet oluşturmaya karar vermişlerdir. Bunun sonucu olarak
18.4.1920’de İstanbul hükümeti’nce Kuva-yı İnzibatiye Kararnamesi çıkarılmıştır. Bu kararname ile Anadolu’da Kuva-yı Milliye’ye
mensup bir yüzbaşının maaşı 40 lira kadarken; Kuva-ı İnzibatiye’nin alay komutanlarına 150, tabur komutanlarına 100, yüzbaşılara
90, başçavuşlara 40, erlere 30 lira maaş verilmesi kararlaştırılmıştı. Kuva-yı İnzibatiye Komutanlığına, ordu komutanı yetkisi ile
İzmit ve Havalisi Fevkalade Komutanı olarak Süleyman Şefik Paşa atamıştır (ATASE Arş. Kİ: 492, D42/70), Fh:1,5).
18 ATASE Arş., Kİ: 492, D: 42 (70), Fh: 131
19 ATASE Arş. Kİ: 492, D: 42 (70) Fh: 130-7
20 ATASE Arş. Kİ: 492, D:42 (70) Fh: 130-8.
21 ATASE Arş. Kİ: 492, 0:42 (70) Fh: 130-7.
22 ATASE Arş. Kİ: 492, 0:42 (70) 130-1, 130-2, 130-3, 130-5.
23 Bu kararın alınmasında; yöre ilçelerinin Kaymakamlarının tutum ve davranışları, o günlerde Bolu ve çevresinde çıkan isyanların
da etkisi olmuştur. Aynı zamanda Kastamonu Valisi Cemal Bey’in kişiliği de önemli olmuştur. Çünkü O, Millî Mücadeleye tam
destek veren Valilerin başında gelmekteydi. (Bu konuda fazla bilgi için bkz. Kamil Erdeha, a.g.es. 226 vd).
24 Harp tarihi Vesikaları Dergisi, S. 48 (Haziran 1963) ves. no: 1122,
25 Cumhuriyetin On Yılında Zonguldak Maden Kömür Havzası (İst. 19333) adlı eserde (s. 39). 1 Haziran 1920 tarihinde TBMM
Hükümetince Zonguldak’ın Mutasarrıflık haline getirildiği belirtilmektedir. Zonguldak’ın Mutasarrıflık haline getirilişi daha önceki
günlerde olmuştur. Muhtemelen Mayıs 1920 başlarında olabilir. Zonguldak 1973 İl Yıllığı, s. 376’da Ahmet Cevdet Bey’in
Mutasarrıf Vekili olarak tayin ediliş tarihi olarak 14.5.1920 gösterilmektedir. Bu bakımdan Zonguldak’ın mutasarrıflık haline
getiriliş tarihi olarak 14.5.1920 tarihini almak daha doğru olur kanaatindeyim. Nitekim M. Şavran da aynı görüştedir. M. Şavran,
Karaelmas Diyarımız Zonguldak Vilayeti, Zonguldak, 1958, s. 16).
26 Mustafa Kemal Paşa 17.5.1920 tarihinde TBMM’nin gizli oturumunda yaptığı konuşmasında bu konuda şöyle demekteydi:
“...Fransızlarla alakası olduğu için diğer bir ufak vak’adan bahsedeyim. İstanbul’ca Zonguldak müstakil liva haline ifrağ edilmek
istenilmiş ve daha evvelce tarafımızdan idareten müstakil liva yapılmış ve Kaymakam da Mutasarrıflık Vekaleti’ne tayin edilmişti ve
kendisine emir verilmişti ki İstanbul’dan bir mutasarrıf gelirse mümanaat ediniz. Son aldığımız malumatta İstanbul’dan Kadri Bey
isminde bir adam gelmiş ve doğrudan doğruya Fransız karargahına gitmiş ve mutasarrıflık vazifesini orada deruhte etmiş. Bittabi biz
henüz Zonguldak’ın üzerinde müessir olmak için iştigal etmiyoruz. Fakat Zonguldak’ın kaza ve mutasarrıf merkezini dahile naklini
yazdık” (TBMM Gizli Celse Zabıtları,C. I, s. 32)
27 Kadri Bey’in Zonguldak’a Mutasarrıf olarak gelmesinden söz edilmektedir.
28 Hacı Hüsnü Bey; Kadri Bey’e İstanbul’dan gelen Mülkiye Müfettişidir. Aynı zamanda Kadri Bey’in yardımcı durumundadır.
29 Nurettin Peker, İSVRs. 187.
30 Kastamonu Askerlik Şubesi Başkanı olan Binbaşı Şevket Turgut Bey Safranbolu olayını da bastırmak üzere görevlendirilmişti.
(Hulusi Yazıcıoğlu, Mustafa Al; Safranbolu, Özer Matbaası Karabük 1082, s. 130).
31 Mahmut Goloğlu, Üçüncü Meşrutiyet, Başnur Matbaası, Ankara 1970, s. 195.
32 Kastamonu Valisi Cemal Bey’in telgrafının tam metni için bkz. TBMM Zabıt Cerindesi, C. 2, s. 38.
33 Nurettin Peker, İSVR, s. 187.
34 Dertli, 7 Haziran 1336, No: 11.
35 ATASE Arş. Kİ: 243, D: 16, Fh: 94.
36 Kamil Erdeha, “Milli Mücadele’de Valiler ve Mutasarrıflar” Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Sayı: 45, s. 38.
37 Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, (HTVD), Sayı: 48, (Haziran 1964) Ves. no: 1122.
38 TBMM Zabıt Ceridesi, C. 20, s. 73.
39 Aynı Ceride gös. yer.
40 Aynı Ceride, s. 72-76.
41 Nurettin Peker, İSVR, s. 193-195.
42 Ali Sarıkoyuncu Milli Mücadele’de Zonguldak ve Havalisi, AÜTİTE Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 1990 s. 177.
43 Açık Söz, 19 Mayıs 1336.
44 22 Aralık 1923 tarihine kadar Safranbolu Kaymakamlığı görevini yürüten Hüseyin Hüsnü Beker, bu görevinden önce Kastamonu
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti emrinde çalıştı. Bölgeyi gezerek Millî Hükümet aleyhindeki hareketleri önleme hususunda gayret
göstermiş tir. (Ali Çetinkaya, Yeni Mülkiye tarihi ve Mülkiyeliler, C. III, Mars Matbaası, Ankara, 1968-1969, s. 1043).
45 Zonguldak 1973 İl Yıllığı, s. 376; Ali Çetinkaya, Ahmet Cevdet Ertuğrul’un Eylül 1920 tarihine kadar Zonguldak Mutasarrıf
Vekilliği görevini yürüttüğünü belirtmektedir (Ali Çetinkaya, a.g.eC III, s. 998).
46 ATASE Arş.KI: 556, D: Fh: 96.
47 Ahmet Nusret Doğruer, Teselya Yenişehiri ileri gelenlerinden Mehmet Şevki Efendi ile Resmiye Hanım’ın oğludur. 1881 yılında
Fener Yenişehir’de doğdu. Yedi yıllık İzmir idadisinde orta ve Lise öğrenimini tamamladı. Temmuz 1904’te Mülkiye’nin yüksek
kısmından pekiyi derecede mezun oldu. Eylül 1904’te tayin edildiği Dahiliye Nezareti Mektubi Kalem-i Katipliğinde Nisan 1906’da
nakledildiği İzmir Vilayeti Maiyyet Memurluğunda stajını bitirip Kaymakamlığa terfi etti. Eylül 1909’da Pasinler, Temmuz 1910’da
Tercan; Mayıs 1912’de Marmaris, Ağustos 1916’da Torul kazaları kaymakamlıklarına; Aralık 1916’da Mülkiye Müfettişliğine
atandı. Mülkiye Müfettişi iken 1920’de Millî Hükümet emrine girdi. Eylül 1920’de Zonguldak Mutasarrıflığına atanan Ahmet Nusret
Bey daha sonra sırasıyla, Cebel-i Bereket, Kozan Mutasarrıflıklarına; Şarki Karaağaç, Manisa ve Kütahya Vilâyetleri Valiliklerine
getirildi. Mayıs 1933’te Danıştay üyeliğine seçilen Ahmet Nusret Bey 1946 yılında bu görevinden ayrıldı. Ekim 1967’de vefat etti.
(Ali Çetinkaya, a.g.e. C. III, s. 1028) ayrıca Ahmet Nusret Doğruer için bkz. 720. Yılında Danıştay, Ankara, 1988, s. 132.
48 Ahmet Nusret Bey, bu görevi; 3.9.1920-23.6.1921 tarihleri arasında basan ile yürütmüştür (Zonguldak 1973 İl Yıllığı, s. 376).
49 Necdet Sakaoğlu, Amasra’nın Üç Bin Yılı, İstanbul 1987, s. 167.
50 ATASE Arş.Kl: 586, D: 4, Fh: 96.
51 ATASE Arş.Kl: 607, D: 25 AO79) Fh: 22.
52 ATASE Ata Özel Arş.Kl: 29, D: 1336-25, Fh: 16.
53 ATASE Ata Özel Arş. Kl: 29, 0:1336-25, Fh: 16-1
54 Açık Söz, 9 Mayıs 1336.
55 TBMM Zabıt Ceridesi, C. 14, s. 20.
56 Yücel Özkaya, “Ulusal Bağımsızlık Savaşı Boyunca Yararlı ve Zararlı Dernekler” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. IV, S.
10 (Kasım 1987), s. 177.
57 Yücel Özkaya, agm., s. 177-178.
58 Rahmi Apak,a.g.es. 117-118.
59 ATASE Ata Özel Arş. Kİ: 23, D9 1336/12-71, Fh: 4.
60 Hacı Abdülvehap ve Hacı Hamdi
61 Selim Sanbay, İstiklal Savaşı’nda Mudurnu, Bolu, Düzce, Aydın 1943, s. 32-33.
fr2 Türk İstiklal Harbi, C. VI. s. 102, Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, 2. baskı Türkiye Yayınları, İstanbul, 1969, s. 606.
63 Kamil Erdeha, agm, Sayı : 45, s. 39.
64 Türk İstiklal Harbi, C. VI, s. 102.
65 Kamil Erdeha, agm, gös. yer.
66 Tahsin Aygün, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi, Tekışık Matbaası, Ankara, 1984, s. 11; İlhami Soysal, Kurtuluş Savaşında
İşbirlikçiler, Gür Yayınları, İst. 1965 s. 152.
67 ATASE Arş. Kİ: 1289, D: 3, Fh: 22-2.
68 Bu telgrafın tamamı için bkz. ATASE Arş. Kİ: 1952, D: 13, Fh: 34.
69 ATASE Arş. Kİ: 952, D: 13, FGh: 34-1.
70 Müstakil Bolu Sancağı Salname-i Resmisi 1334 Sene-i Hicriyesine Mahsus, s. 278.
71 Aynı Salname, s., 164.
72 Aynı Salname, s., 226.
73 Aynı Salname, s., 238.
74 Aynı Salname, s., 248.
73 Aynı Salname, s., 231.
76 Aynı Salname, s., 234.
77 Leon Maccas, L’Hellenisme de L’Asie-Mineure Son Histoire Sa puissance Son Şort, Paris/Nancy 1919, s. 82.
78 Leon Maccas, a.g.e., s. 99.
79 a.g.e s. 108, D. Not Botçaris’e göre, Bolu Sancağı’nda oturan Rum halkının sayısı 5007 dir. Bunlara ait Kilise sayısı 6, din adam
ise II’dir. (D. Not. Botzaris, Les Hellenes et L’Asie-Mineure, çev. Leon Maccas, Paris/Nancy 1919, s. 58-5.)
80 Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için bkz. Ali Sarıkoyuncu agt., s. 22.
81 Ahmet Naim, Zonguldak Havzası. Uzun Mehmet’ten Bugüne Kadar, Hüsnütabiat Matbaası, İstanbul, 1934, s. 70-71.
82 Cumhuriyetin On Yılında Zonguldak ve Maden Kömürü Havzası, s. 137. Ayrıca aynı eserde bu isimlerin dört-beş yüz rakamına
çıkacak kadar belgeye sahip olunduğu belirtilmektedir.Ag.e., göster).
83 Bu konuda bilgi için bkz.HTVD 111/8 (1954) Ves. No: 181
84 Tunalı Hilmi Bey, sözü edilen konuşmasında; Zonguldak’ta 50 Müslüman Türk evine karşılık, 1500’e aşkın yabancı, Rum ve
Ermeni evi bulunduğu bildirmekteydi.
85 Bu konuda daha fazla bilgi için bkz.: TBMM zabıt Ceridesi, C. 5, s. 121 vd.
86 ATASE Arş. Kl: 952, D: 13, Fh: 68-1.
87 ATASE Arş. Kl: 952, D:i3, Fh: 68
88 Açık Söz, No: 75 (2 Eylül 1336) s. 4.
89 Cum. Arş. A: III/3, D: 14, Fh: 45-10, 45-11
90 ATASE Arş. Kİ: 1014, D: 14, A, Fh: 20
91 Ali Sarıkoyuncu, agt, s. 186.
92 Mübeccel Belik Kıray, Ereğli Ağır Sanayi’den Önce Bir Sahil Kasabası, Ankara, 1984 s.43.
93 Mübeccel Belik Kıray, a.g.e, s. 43.
94 Cumhuriyetin On Yılında Zonguldak..., s. 56-59.
95 Ali Sarıkoyuncu, agt, s. 191.
96 ATASE Arş, Kİ: 379, D: 19, Fh: 3-3; Aynı Arş. Kİ: 76, D: 4, Fh: 24.
97 Tevfîk Oğuz bu konuda şöyle demektedir: “Bunlar (Rumlar) Yunanlılar İzmir’e çıkar çıkmaz taşkın hareketlere başlamışlardı.
Bunlar işi o kadar ileriye götürdüler ki Bozhane yokuşunda fırının yanında Kaymakamın yakasına yapışmışlardır” (Ali Sarıkoyuncu,
agl, s. 192.)
98 Ali Sarıkoyuncu, agt, s. 192.
99 ATASE Arş. Kl: 556 D: 4, Fh: 95.
100 ATASE Arş. Kl: 594, D: 8, Fh: 28, ATASE Arş. Kİ: 680, D: 421, Fh: 12
101 Dertli, 5 Temmuz 1336, N: 15.
102 ATASE Arş. Kl: 567, D: 36, Fh: 22.
103 ATASE Arş. Kl: 563, D: 14, Fh: 1-1.
104 Nurettin Peker, ÖEO, s. 30.
105 İlkiyoyadi Efendi, Kastamonu İstiklal Mahkemesi’nde bu suçunda dolayı yargılanması sonucu 15 sene müddetle pranga cezasına
çarptırılmıştır. (Açık Söz 23 Kanun-i Evvel 1336).
106 ATASE Arş. Kl: 680, D: 42, Fh: 7.
107 Ali Sarıkoyuncu, agt. s. 193.
108 ATASE Arş. Kl: 292, D: 1, Fh: 68.
109 ATASE Arş. Kl: 567, D:36, Fh: 27.
110 Çünkü Rum tüccarları, Kuva-yı Milliye tarafından Ereğliye (Batı Cephesi’ne sevke-dilmek üzere) getirilen silah, cephane ve
mühimmatı bildiklerinden, bunu Yunan donanmasına haber vermişlerdi (Nurettin Peker, İSVR, s. 326).
111 ATASE Arş. Kİ: 379, D:2-7, Fh: 182.
112 ATASE Arş. Kİ: 379, D: 2-7, Fh: 182-1.
113 ATASE Arş. Kİ: 1304, D:g, Fh: 12.
114 Nuri Köstüklü, Milli Mücadele’de Denizli, Isparta ve Burdur Sancakları, Ankara, 1990, s. 203-229.
115 M. Şefik Aker, İstiklal Harbinde 57. Tümen ve Aydın Milli Cidali, C. 3, İstanbul 1937, s. 150.
116 Seçil Akgün, General Harbourd’un Anadolu ve Ermeni Meselesine Dair Raporu (Kurtuluş Savası Başlangıcında) İstanbul, 1981,
s. 26-29.
117 Nuri Yazıcı, Milli Mücadele’de (Canik Sancağında) Pontusçu Faaliyetler 1918-1922 AÜ Basımevi Ankara, 1989. s. 111.
118 ATASE Arş, Kl: 900, D: 32, Fh: 14.
119 ATASE Arş. Kl: 1292, D: 15, Fh: 58.
120 ATASE Arş. Kl: 1170, D: 91, (I0), Fh: 32. Ayrıca bu konuda bkz. Pontus Meselesi Ankara, 1338, s. 16-21.
121 ATASE Arş. Kl: 1014, D: 14, Fh:20.
122 ATASE Arş. Kl: 680, D: 42, Fh: 12.
123 TBMM Zabıt Ceridesi, C. 20, s. 73.
124 Açık Söz, 2 Mart 1338.
125 Pontus Meselesi, s. 10.
126 Açık Söz, 27 Kanun-u Evvel 1336, s. 4.
127 Zonguldak ve havalisindeki eşkiya faaliyetleri hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz., Ali Sarıkoyuncu, agl, s. 199-200.
128 Bu konuda bkz., Ali Sarıkoyuncu, agt, s. 221-252.
----------------------* Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi -ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 23, Cilt: VIII, Mart 1992

Hiç yorum yok: