31 Ağustos 2013 Cumartesi

ZONGULDAK’TA FRANSIZ MİSYONERLERLİK FAALİYETLERİ ANDRÉ CHARLES PİERRE MOREEL’İN YAŞAM HİKÂYESİ


ZONGULDAK’TA FRANSIZ MİSYONERLERLİK FAALİYETLERİ

ANDRÉ CHARLES PİERRE MOREEL’İN

YAŞAM HİKÂYESİ

19.yüzyıl sonlarından itibaren Avrupa devletleri bir sömürgecilik yarışına girişmişlerdi. Osmanlı imparatorluğu ise; geniş topraklara sahip oluşu, dünya ticaret yolları üzerindeki stratejik konumu, sanayinin can damarı haline gelecek olan petrol ve diğer yer altı zenginliği olan maden bölgelerinin elinde bulunuşu ve Avrupa'ya yakınlığı dolayısıyla emperyalist güçler için son derece uygundu. Bu sebeple Osmanlı toprakları; Fransa, İngiltere, Rusya, Avusturya ve Almanya gibi devletlerin yarıştığı bir yer durumuna geldi. (1)
Bunun dışında bu dönemde dikkat çeken önemli bir konuda misyonerlik faaliyetleridir. Bu yazımızda Fransa’nın Osmanlı ülkesinde ve özellikle Zonguldak-Ereğli kömür havzasındaki Katolik Misyonerlik çalışmalarını irdelemeye çalışacağız.
Bugün sıkça duyduğumuz ve özellikle Hıristiyanlıkla birlikte bir mana bütünlüğü taşıyan misyoner, misyonerlik gibi kavramlar böyle bir amacın sonucunda ortaya çıkmıştır. Hıristiyanlıkla özdeşleşmiş bu kavramların menşei Latince missio kelimesinden gelmektedir.  Missionanary,  missionaire,  missionor şeklinde İngilizce,  Fransızca ve Almanca gibi dillerde kullanılmış ve Türkçemize de bu dillerden geçmiştir
Misyonun sözlük anlamı;  yetki,  vekâlet,  bir kimseye bir işi yapması için özel olarak verilen görevdir.  Misyonerin sözlük anlamı ise,  görevli kimse,  yetkili,  görevli rahip veya papazdır. Sözlük anlamının dışında genel olarak misyon denilince akla,  başka dinden olanları kendi dinlerine kazandırmak amacı ile kurulan ve faaliyet gösteren kuruluşlar gelmektedir.  Fakat misyon genellikle özel anlamıyla bilinmektedir ve bu manada misyon;  Hıristiyanların Hıristiyan olmayan bölgelerde Hıristiyanlığı yayma amacıyla oluşturdukları tüm kuruluşları kastetmektedir. Bu misyonlarda görev yapan kişilere ise misyoner denilmektedir. 
Osmanlı İmparatorluğu’nda Katolik ve Protestan olmak üzere iki grup misyoner faaliyeti yürütülmüştür. Osmanlı İmparatorluğu’nda misyoner faaliyetleri başlatan grup Katolikler olmuştur. Katolik Hıristiyanlığı dünyaya yaymak için çalışan Katolik misyonerler bu amaçlarını çok dinli ve çok dilli farklı etnik unsurların bir arada yaşadığı Osmanlı topraklarında açtıkları okullar vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Katolik misyonerler böylece hem kendi mezhep ve dinlerine insan kazandırmışlar,  hem de ait oldukları ülkelerin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki emellerine hizmet edecek yandaş gruplar oluşturmuşlardır.
            Osmanlı İmparatorluğu’nda denetim altında alınamayan Katolik misyonerlik faaliyetleri, ancak Cumhuriyet döneminde denetim altına alınmıştır.
Katolik Cizvitlere göre;  “İlk misyoner okuldur” Çünkü eğitim ve öğretim yoluyla öğrencileri Hıristiyanlaştırmak ve Katolikleştirmek esas amaçtır. Henry H.JESSUP adında bir misyoner bu konu hakkında şunları söylemektedir: “Misyonerliğin başarısı için temel şart okullardır.  Haddizatında bu da gaye olmayıp vasıtadır. Şu da bir hakikattir ki, misyonerlerin yahut İncil’in başka yollarla sokulmaya imkân bulamadığı birçok yerlere İncil okul vasıtası ile sokulabilmiştir”
Katolik misyonerler Kapitülasyonların kendilerine sağlamış olduğu bir takım imtiyazlardan da istifade ile ve mensubu bulundukları,  kendilerini Osmanlı topraklarında himaye etme hakkını bulan Fransa,  İtalya, Avusturya gibi devletlerin de desteği ile pek çok eğitim–öğretim kurumu açmışlardır. İlk, orta, lise ve yüksek olmak üzere her dereceden kız ve erkek, yatılı ve yatısız, ücretli ve ücretsiz ruhban veya laik olmak üzere eğitim–öğretim kurumlarını kendi dinî,  siyasî ve kültürel politikaları doğrultusunda kurmuş ve teşkilatlandırmışlardır. Bu kurumların çok büyük bir kısmını Fransız Katolik misyonerleri tarafından açılmış olan eğitim–öğretim kurumları oluşturmaktadır. Katolik misyoner okullarının Fransa’dan sonra sayıca ve çokluk derecesine göre bağlı oldukları devletler İtalya ve Avusturya’dır. (2)
Fransız misyonerleri kız okulları yada hastaneler ve dispanserler kurarak halkı önemli ölçüde etkiliyorlardı. Buna rağmen bu misyonerlerin büyük bir çoğunluğu Fransız rahipler topluluğuna üye olsalar bile içlerinde Alman ve İtalyanlar da vardı.
Assomptionistler Emmanuel D'ALZON tarafından 1845’de güney Fransa’da Nimes kentinde kurulmuş olan Katolik bir tarikattır. Assomption’un sözcük anlamı “Meryem ananın göğe yükselişi”dir, Asompsiyon yortusu 15 Ağustos’ta yapılır. 
 Zonguldak’ta bu tarikata ait 2 okul ve 2 manastır olmak üzere 4 kurum bulunmaktadır.
            Bunların adları kaynaklarda şu şekilde geçmektedir: 1-Peres Assomptionistes Mektebi 2-Oblates de l' Assomption Mektebi 3-Peres Augustins de I' Assomption Manastırı 4 -Soeurs Oblates de l' Assomption Manastırı
Bu dönemde Osmanlı topraklarında çeşitli Hıristiyan tarikatlara ait olup Fransa'ya bağlı fakat Osmanlı Devleti tarafından resmen tanınmamış olan 259 dolayında okul açılmıştır. 1 de dershane söz konusudur.(3)
                                                                                20.Yüzyıl başlarında Zonguldak

Türkiye’deki son misyonerlik kurumları 1897 yılında Karadeniz kıyısında Zonguldak‘ta kurulmuştur. Zonguldak İstanbul’a takriben 200 km uzaklıktadır. Burada İzmit’teki Asompsiyonistlerin zaman zaman ziyaret ettiği yaklaşık 50 civarında Katolik bulunmaktaydı. Ancak o sıralar bir Fransız şirketi yeni keşfedilen bir kömür yatağını işletmek için gelmişti. (4)
Fransız sermayeli Ereğli Şirketi Osmaniyesi (Societe Ottomane D'Heraclee) liman yapımı için geldiği Zonguldak’ta kömür işletmeciliğini de ele geçirdi. Yayla’dan Fenere kadar olan mahalle 1896’dan sonra Fransızlar tarafında kuruldu. Ereğli Şirketi; kok ve briket fabrikaları (toz kömürün basınçla sıkıştırılarak şekil verilmesi), büyük tamirhane ve dökümhaneleri devreye soktu. Memur ve hizmetlileri için 1000 kadar konak, ev ve barakalar yaptırdı. Dört doktorlu bir hastaneyi tesisleri arasına kattı. Şirket ileri gelenlerinin çocukları ve Fransız personel için kız ve erkek (ayrı ayrı) mektepleri açtı. Ayrıca açılmış olan erkek okuluna ait birde şapel (küçük kilise) inşa edilmiştir. (1903 Maarif Salnamesi’nde Fransızlar’ın taşkömürü havzasında 2 misyoner okulu açmış olduğundan söz edilir.) (5)
                    
                                                   Ereğli Şirketine ait hisse senedi

1900’lü yıllarda Fransızların yanı sıra, bir kısmı Kozlu ve Kandilli’de olmak üzere, Zonguldak’ta madencilikle uğraşan çok sayıda İtalyan yaşamaktadır. (6)
            Bu yabancıların hepsi Katolik’ti. Kayıtlara göre bu grup yaklaşık bin kadar Fransız, Alman ve İtalyan’dan oluşuyordu. Asompsiyonistler Ağustos 1897’de bölgeye gelip yerleştiler ve Oblatları (manastıra kendini adamış kimseler) çağırdılar. I.Dünya Savaşının başlamasına kadar çok rahat hareket alanı buldular.

 
       
                             Fransızların yaptığı lojmanlar Yayla Mahallesi
 
Cumhuriyet döneminde Türkiye’de pek çok Hıristiyan’ın taşınmasına sebep olan nüfus mübadelesi ve sonrasında Mustafa Kemal ATATÜRK’ün laik kanunları misyonerlerin çalışmasını zorlaştırdı. Türkiye de 1914’te mevcut olan 20 misyoner cemaatten yalnızca 5 tanesi yeniden çalışmalarını sürdürebildi. Ancak bu dönemin sonunda bu kurumlar Oblatların, 1915’te Paris’e yakın bir yerde mülteci oldukları zaman ilgilendikleri Sırplarla bağlantılarını korudular. Bu durum 1925’te Belgrat misyonunun kurulmasını kolaylaştırdı.Yani bir anlamda Anadolu’dan ayrılırken Balkanlara yöneldiler. (7)

Başbakanlık arşivinde bu dönemde Zonguldak’ta Fransız misyonerleri hakkında tarafımızdan yapılan araştırmalar sonucunda şu bilgilere ulaşıyoruz 24 Ramazan 1317 ( 26 Ocak 1900 ) tarihli yazışmada Zonguldak'ta Fransız Cizvit papazları tarafından açılmak istenen ruhsatsız mektebe izin verilmemesi istenmektedir. 7 Şevval 1317 (8 Şubat 1900) tarihli yazışmada ise Ruhsatsız açıldıkları bildirilen Maraş'taki Trasonta Mektebi ile Zonguldak'taki Fransız Cizvit Mektebi hakkında, ruhsat alınmaksızın ecnebi mektebi açılmasına izin verilmemesi hükmü gereğince muamele edilmesi uyarısı yapılmaktadır.

10 Muharrem 1318 (10 Mayıs 1900) tarihli yazışmada ise Zonguldak'ta Fransız Cizvit papazları tarafından ruhsatsız olarak mekteb açılıp, bu papazların olumsuz propagandalar yaptıklarından, resmi ruhsatsız olarak açılan ve tamir yaptırılan okulların belediyece yıkılması ve kapatılması yolunda belediyeye yetki verildiği belirtilmektedir.

Anlaşılacağı üzere 1897 yılından itibaren açılan bu okullar izinsiz açılmış devlet ancak 3 yıl sonra bunun farkına varıp yaptırımlar uygulamak istemiştir. Okulların daha sonra varlığını devam ettirmesi, Fransız misyonerlerin bir şekilde okullara ruhsat da çıkarabildikleri anlamına gelmektedir.(8)
                          
                                                 Clare SHERIDAN

1924-1925 döneminde Türkiye'de bulunan Clare SHERIDAN “A Turkish Kaleidoscope” adlı anı kitabında Zonguldak’taki misyonerlere ait okul ve hastane hakkında şu bilgileri verir:
“Hıristiyanlıkla ilgili pek çok şeyin harabeye çevrildiği bir ülkede, bir manastır okulunu görmek beni çok şaşırtmıştı. Şirket, çalışanların çocuklarını yollayabilmesi için okula parasal destek sağlıyordu; ama yarı-özel bir okul olmasına rağmen yine de resmi denetime tabi olmak zorundaydı. Müdürün özel odası hariç, hiçbir yerde haç, çarmıh figürü, dinsel içerikli bir resim veya herhangi bir Hıristiyanlık sembolünün asılmasına izin verilmiyordu. Dini okulların ancak ve ancak bu koşullar altında eğitim vermesine müsaade ediliyordu. Ama Hıristiyanlık sembollerinden böylesine uzak durmak isteyen Türkler, dini okulların sunduğu eğitimden faydalanmak konusunda oldukça atak davranıyorlardı.
            Zonguldak'ta ayrıca, maden işçilerinin ve yöneticilerinin faydalanması için rahibelerin işlettiği bir hastane vardı. Türk doktorlar bile hastanenin böyle pırıl pırıl olmasından etkileniyorlardı. Okuldaki koşulların aynısı burası için de geçerliydi. Duvarlara bir tane bile dini amblem asılamıyordu. Görüp görebileceğiniz tek sembol, bembeyaz kıyafetler giyen bu Fransiskan kilisesi rahibelerinin göğüslerine iliştirilmiş haçlardı.
            Rahibelerden biri öylesine genç ve güzeldi ki; sanki mucize'den fırlamış gibi gözüküyordu. İş kazası geçirenlerin koğuşunda çalışıyordu. Bu koğuşta, hayatlarında ilk kez beyaz çarşaflar üzerine uzanmış, yüzlerinden mutlu oldukları anlaşılan, beş altı tane Anadolulu madenci yatıyordu; aralarında dolaşan genç rahibe ise beyaz bir zambağı andırıyordu.
            Işık geçirmeyen simsiyah çarşafların arkasına saklanmış Türk kadınları ile beyaz örtüleriyle ne kadar özverili oldukları yüzlerinden okunan bu rahibeler arasında tam bir tezat vardı. Hıristiyanlık propagandası bundan daha incelikli yapılamazdı.
            Kostantinopol'den gelirken ilk liman olan Zonguldak'ın zihnimdeki yansıması şu oldu: Medeniyetin küçük ve gözlerden uzak kalmış ileri karakolu.” (9)

            
                      Madenci barakaları ve yabancı milletlerden madenciler
Assomption tarikatı rahipleri basını ve özellikle de gazeteciliği misyonerlik faaliyetlerinin kuvvetli bir vasıtası olarak kullanmışlardır. Bu cemiyetin amacı üyelerinin şahıslarını kutsallaştırmak,  hem Fransa’da hem de diğer ülkelerde vazetmekti.  Bu cemiyetin mensubu papazlar misyonerlerin en genç ve çalışkan Ruhanî askerlerini temsil etmektedirler. Vaiz, öğretim işleri ve diğer ruhanî faaliyetlere ek olarak misyonerliğe en etkili vasıta olan basın ve gazeteciliği katmışlardır. La Croix adlı çıkardıkları gazete ve Fransa’da büyük nüfuz elde etmişlerdir.
          
                                    Misyonerler özellikle yoksulları hedef alırlardı

1882’de Osmanlı İmparatorluğu’na gelen Assomption tarikatına mensup rahibelerin bundukları muhitte en çok takdir edilen özellikleri; dispanserleri, bedava muayeneleri ve özellikle de hastalara evlerinde yapılan ziyaretleri olmuştur.
Franciscaine rahibeleri de hususî evlerde hastabakıcılık yaptıkları gibi kendi evlerine yaklaşık on kadar hasta alarak bakımlarını üstlenmişlerdir. Özellikle Fransa’ya bağlı Katolik misyonerler Osmanlı İmparatorluğu’nun hemen her yerine eczane,  dispanser ve hastane açmışlardır. (10)
1896'da yapılan bir istatistiğe göre, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Müslüman okullarda ilköğretimde 30.000 öğrenciye karşılık Müslüman olmayan okullarda 76.000 öğrenci vardı ve bunlardan 7.000'i Müslüman olmayan yabancı okullarda idi. Orta öğretimde ise Müslüman okullarda 5.000, Müslüman olmayan okullarda 11.000 ve bunların da 8.000'i Müslüman olmayan yabancı okullarda idi.
Assomptionistler İstanbul, Anadolu ve Filistin bölgesinde önemli bir rol oynuyorlardı.
Osmanlı Devleti 18.yüzyılda zayıflamaya başlayınca Fransa, Osmanlı yönetiminin muhafaza ve takviyesine destek vermiş ve bunun karşılığında da kendi çıkarlarını güçlendirip genişletmiştir.1740 Kapitülasyonu bunu göstermektedir. Bu sayede Osmanlı İmparatorluğu içinde en imtiyazlı devlet olma durumunu kazanmıştır. Fransız İhtilalı öncesinde Osmanlı İmparatorluğunun en fazla ihracat ve ithalat yaptığı ülke Fransa idi.
 Kapitülasyonların 1.maddesi, Fransız elçilerin diğer Hıristiyan devlet elçilerine göre kıdem, mevki, muafiyet, serbestlik ve konsolosluk, tercümanlık ve elçiliklerde istihdam edilen diğer görevlilere ve bunların cizyeden muafiyetlerine ilişkindi. 50. ve 51.Maddeler de dini haklarla ilgiliydi. Osmanlı-Fransız İlişkileri, Fransız İhtilali’nin ilk döneminde gevşemiş olmakla birlikte Napolyon'a kadar çok önemli bir değişiklik geçirmemiştir.
Fransızlar, Doğu'da hangi toplumdan olursa olsun Latin Katolikleri, bunların vakıflarını, okullarını, dispanserlerini, hastanelerini, öksüz yurtlarını, kiliselerini vb. himaye yetkisini kapitülasyonlardan aldıklarını öne sürmektedirler.
20.yüzyıl başlarında Osmanlı İmparatorluğu'nda Fransa'nın girişimleriyle ve Almanya'nın rekabetini değerlendirirken Paul IMBERT, “Osmanlı İmparatorluğu'nda Yenileşme Hareketleri-Türkiye'nin Meseleleri” adlı eserinde şöyle demektedir. "Türkiye'ye yatırdığımız iki milyar tutarındaki sermayelerimiz,1700 kilometrelik demiryollarımız, rıhtımlarımız, fenerlerimiz, 100.000 hastayı ve yoksulu barındıran 300 hastanemiz, her yerde Fransız dilini ve uygarlığını yayan 100.000 öğrencili 300 okulumuz ve Yakındoğu halkları arasında daima canlılığını sürdüren geleneksel politikamızla elbet Osmanlı İmparatorluğu’nda daha uzun zaman ön sırada bir yer tutarız”
Papalık, Osmanlı tebası olan Katoliklerin, bir millet başlarının olmamasından ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında I.François ile kurulan Osmanlı-Fransız dostluğundan yararlanarak Osmanlı topraklarında yoğun misyonerlik faaliyetlerine girişmişti.
Doğu'daki Katolik misyonlar, 1822'de kurulan “İnancın Yayılması Birliği” ve 1856'da kurulan ve İkinci Müdür'leri Charles LAVİGERİE tarafından yayılan “Doğu'da İnancın Yayılması Birliği” okullarının desteğini alır.19.yüzyılda çok sayıda edebi yapıtların ortaya çıkması misyonerleri cesaretlendirir ve dindarların bağış yapmalarını sağlar.
Daha sonra ortaya yeni din adamlarının çıktığı ve Doğu'da çok önemli roller oynadığı görülür. Bunlar 1842'de, Notre-Dame-de Sion'un rahipleri, 1845'de I'Assomption'un müritlerinden Augustinler ve Saint-Vincent-de-Paul'ün rahipleri, 1856'da Lyon'un Afrika misyonları rahipleri ve 19.yüzyılda ortaya çıkan çok sayıdaki kadın misyonerlerdir.
Fakat Doğu Hıristiyanlarını doğrudan ilgilendiren misyonlar; öğretmen din kardeşleri, hastaneler, dispanserler, rahibeler, Latin düşüncesinin kiliseleri ve Doğulu seminer veren din öğretmenleriydi. Bunların hepsini saymak olanaksızdır. Kurumların önde gelenleri, bu tür eylemlerin çeşitliliğini ve gelişimi göstermesi bakımından önemlidir.
Bunlardan bazıları sadece misyonerdir. Bazıları ise Afrika'da veya Doğu'da dinsel etkinlik üzerine uzmanlaşmışlardır. Bazıları da sadece eğitim ile uğraşmaktaydılar. Hıristiyan okullarındaki din adamları ilköğretim ile uğraşıyorlardı. Çok sayıdaki ilköğretim okulları, Müslümanları da içine alan geniş bir halk kitlesine ulaşmıştır. Bu, Fransızcanın Osmanlı İmparatorluğu içerisinde en fazla kullanılan Avrupa dili olmasını sağlamıştır. l840'da İstanbul'da ilk Fransız Okulu açılır. (11)

 
               
                     Zonguldak'ta bir maden ocağı girişi ve farklı milletlere mensup insanlar

İşte tüm bu tarihsel bilgiler ışığında Zonguldak’ta yıllarca misyonerlik yapan André-Charles-Pierre MOREEL (1872-1939) Bize o dönem yazdığı raporlar ve mektuplarla gayet ilginç bilgiler sunuyor. Zonguldakta misyonerlik konusu ile ilgili çalışmamda bu renkli ve idealist din adamının öyküsünü www.assomption.org (12) adlı siteden değerli dostum Eczacı Sadun DURAN’ın Fransızcadan tercümesi ile öğrenme imkânı buldum.

André-Charles-Pierre MOREEL Lyon şehri doğumlu Fransız din adamıdır. Yukarıda ayrıntılı olarak bahsettiğimiz Assomptionniste adı verilen Fransa da ortaya çıkan Katolik bir tarikata ömür boyu hizmet etmiştir.17 Ekim 1872’de tarım işçisi olarak çalışan bir babanın oğlu olarak Fransa’nın Bavinchove (Kuzey) bölgesinde doğdu. İlk olarak dini eğitimlerini 1884-1887 arasında dilbilgisi eğitimi aldığı Mauville Alumnatından (dini okul) sonra Clairmarais Alumnat’ında 1889’a dek sürdürdü. Assomptionniste eğitiminin ilk çıraklık dönemini Livry’de (Seine-Saint- Denis),  6 Ağustos 1889’da “Simplicien Birader” sıfatını kazanarak geçirdi. Kudüs’te Rahip Joseph Germer-Durand’ın yönlendirmesiyle çıraklığını tamamladı. Livry’de yeminini ettiği 6 Ağustos 1890 tarihinden bir yıl sonra, Kudüs’te daimi kadroya alındı. Kudüs’te felsefe ve ilahiyat çalışmalarına 1891’den 1896’ya dek devam etti, bu tarihten sonra ilahiyat eğitimini 1897’de Kadıköy’de (Türkiye) tamamladı. 8 Kasım 1896’da İstanbul’da Piskopos Bonnetti tarafından rahipliğe yükseltildi.

Ertesi yıl André-Charles-Pierre MOREEL, Simplicien Kumkapı misyonuna hoca ve mali sorumlu olarak atandı. 1897’den 1901’e dek kaldığı bu görev süresince, İstanbul garının yakınındaki Sirkeci yardım şapelinden de sorumluydu.  Daha sonra, Karadeniz kıyısındaki Zonguldak misyonuna yönetici olarak gönderildi (1901-1908), 7 yıl gayet başarılı çalışmalar yaptı. Ardından Eskişehir Kolejinde üç yıl (1908-1911) ve Konya’daki okulda bir üç yıl daha (1911-1914) öğretmenlik yaptı. 1914’de, Doğu görevini tamamlayarak Belçika’da Taintegnies Alumnat’ında görevlendirildi (1914-1919) I.Dünya Savaşı döneminde bu bölgede zor bir hayat yaşadı. Bu dönem boyunca, bölge papaz naibi olarak görev yaptı.  1919’da Bure’de geçirdiği birkaç ayın ardından, Peder André-Charles-Pierre MOREEL Doğu’ya tekrar döndü. Ve önce tekrar Konya’ya (1919-1920), arkasından Kadıköy’e atandı. 1920 yılından sonra onu gene Zonguldak’ta görürüz. Zonguldak misyonunun çok çaba gerektirmesi ve Peder André-Charles-Pierre MOREEL’in ölümüne dek bu misyonun devamını istemesi çok ilginçtir. 18 Temmuz 1939’da, Peder André-Charles-Pierre MOREEL uzun süredir ihmal ettiği bir hastalığıyla ilgili acil bir ameliyat geçirmek için İstanbul’a gelir. Ancak kentin Fransız hastanesine yattığı gece, 19 Temmuz 1939’da 67 yaşında hayata veda eder. Uzunçayır mezarlığında toprağa verilir. Katolik tarikat onu yaşadığı tüm yerlerde görevini büyük bir bilinçle yerine getirilen kararlı ve bilinçli davranan örnek bir din adamı olarak tasvir eder. 
            Uzun yıllar bulunduğu Zonguldak’taki misyonerlik faaliyetleri hakkında 2 mektubu bize şu bilgileri veriyor. Mektupları uzun uzun yorumlamaktansa bunu siz değerli okuyuculara bırakmayı uygun görüyorum.

1.Mektup: Zonguldak, 1907  “ Zonguldak’tan yazarken, size bir çocuğun sadık ve itaatkâr kalbiyle güzel bir yeni yıl dilemek için acele etmek istemiyorum. Zonguldak topluluğu sizin için 25 Aralıkta özel ve evladınıza yakışır bir anı olacaktır. Size misyonun aldığı borçtan söz ettiğim son mektubumu alıp almadığınızı bilemiyorum. Emin olmak için tekrarlıyorum, Peder Alfred MARIAGE Zonguldak’ta Pierre FRANGHETTİ adında bir işçiden önemli bir miktar borç aldı. Bu kişi alacağını bir aydan fazla bir süredir istemekte. Birkaç gün daha beklemesini, sabırlı olmasını rica ettim. Aynı şekilde misyonun ihtiyaçları için Laurenzo CELLANTE adlı bir işçiden de başka bir miktar borç alınmıştır. Bu kişinin de diğeri gibi parasına ihtiyacı vardır. İki miktarın toplamı 6.600 franktır. Ben sabırlı olmalarını rica ettim, ama daha fazla bekleyemeyecekler. Bu konuyu Kadıköy’den Peder Louis’ye de bilgi vermek için yazdım.  Peder Joachim (BONNEL) Şili için yola çıkacak mı? Kendisiyle Ereğli ve Kandilli’ye birlikte gitmek isterdim, misyon için. Şimdi bunu kiminle yapacağım?  Rahibeler iyi durumdalar. Başmühendis’te bize yardımcı olmaya hazır”

(Peder Simplicien MOREEL’in Peder E. BAILLY’ye mektubu, Zonguldak, 12 Aralık 1907)

2.Mektup : “16 yıllık bir aradan sonra, sanırım eskiden yaptığım çalışmalar beğenilmiş ki, Yönetim beni yeniden Zonguldak misyonunda görevlendirdi.  Çalışmalarıma aynı şekilde devam ettim.

            Ailelerle ilişkiye geçmem çok kolay oldu. Özellikle uzak yörelerde yaşayan,  dağlarda kaybolup gitmiş,  bu yüzden daha çok yardıma muhtaç ailelerle ilişkiye geçtim. Okul yönetiminin bize devredilmesinin olumlu etkisi oldu. Misyon bu durumdan şüphesiz maddi yarar sağlamıştır, ancak önemli olan manevi kazançtır, çocuklar ve ana-babaları üzerinde daha çok etkimiz olmaya başladı. Peder Delmas ile anlaştık ve ben yatılıların beslenmeleri ve iyi yetişmeleri için, evcilerin ve diğerlerinin bilgilendirilmeleri ve manevi eğitimleri için yapılması gerekenleri gerektiği gibi yaptım.  Burada hastanede kalıyorum.

Merkez, Bölge Kilisesi, ama çoğu zaman Çaydamar’daki okuldayım”
(Peder Simplicien MOREEL’in Peder Gervais QUENARD’a Zonguldak’tan yazdığı, 25 Kasım 1924 tarihli mektuptan.)  
(13)
 
                         
 
                                         Peder Gervais QUENARD

Assomption Kilisesinin faaliyetlerini gösteren kaynaklarda Zonguldak misyoner kurumlarının etkili olduğu dönem olarak 1897-1952 yılları arası gösterilmektedir. (14)
 
               
                                Misyonerler en ücra yerlere kadar ulaşırlardı

 1926 Senesi Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesinde 79 mevcutlu 2 Fransız Erkek mektebi ve 39 mevcutlu 1 kız Fransız mektebinden bahsedilmektedir. Fakat bir sonraki yıla ait yani 1927 yılı Salnamesinde okul bilgileri verilirken bu okulların adı geçmemektedir. Muhtemelen kapanmışlardır. (15)
Zira Misyoner okullarında okuyan bazı öğrencilerin Hıristiyanlık dinine yöneldiği bilgileri basında da yer alnıca bunun üzerine 1924 yılında 40’a yakın İtalyan ve Fransız Okulu kapatılmıştır. Yine Bursa Amerikan Kız Koleji, Hıristiyanlık propagandası yapıldığı gerekçesi ile 1928 yılında bizzat Atatürk tarafından kapatılmıştır  (16)
Günümüzde Fransız Katolik KilisesiNotre-Dame de L’ Assomption Kilisesi, Kadıköy Moda’da Cem Sokak’da yer alır. Kadıköy civarındaki en büyük kilisedir. Bir iddiaya göre kilise, 1865 yılında Moda’da oturan Brentano isimli İtalyan asıllı bir ailenin önemli katkılarıyla Episkopos tarafından inşa ettirilmiştir. Kilise, Şişhane’deki Beyoğlu Belediye Binası’nı ve Dolmabahçe’deki tiyatroyu yapan İtalyan Mimar Giovanni BARBERİNİ tarafından inşa edilmiş ve 1865 yılı başlarında tamamlanarak ibadete açılmıştır. Notre-Dame de L’Assomption kilisesi genel olarak eklektik bir üsluba sahiptir. Günümüzde ayinler Türkçe yapılmaktadır. (17)


Not: Kaynaklardaki Fransızca bölümleri tercüme eden değerli dostum Eczacı Sadun DURAN ve Sevgili Öğrencim Çise İrem DÖNMEZ’e teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim.

 

                                                                     KAYNAKÇA

1-“Milli mücadele Döneminde Zonguldak Kömür Havzasında Fransız-İtalyan Rekabeti ve İtalya' nın Faaliyetleri” (Dr. Ali SARIKOYUNCU)
2-“19. Yüzyılda Anadolu’da Katolik Misyonerlerin Eğitim Alanındaki Faaliyetleri” (Tülün TAŞ) Yüksek Lisans Tezi 2006 Kayseri
3-“Osmanlı-Fransız İlişkileri Çerçevesinde Osmanlı Topraklarında Açılan Fransız Kültür Kurumları ve Bunların Meşruiyet Kazanması” (19. yüzyıl - 20. yüzyıl başları) (Yrd. Doç. Dr. Şerife YORULMAZ)
6- “Ereğli Şirketi” Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi Yönetim Kurulu (Derleyen: Ekrem Murat ZAMAN)
8- Tarih: 24/N /1317 (Hicrî)  Dosya No:2299  Gömlek No:90 Fon Kodu: DH.MKT.
Tarih: 07/L /1317 (Hicrî)  Dosya No:2302 Gömlek No:58 Fon Kodu: DH.MKT.
Tarih: 10/M /1318 (Hicrî) Dosya No:2343 Gömlek No:45 Fon Kodu: DH.MKT.
9- Clare SHERIDAN “A Turkish Kaleidoscope” (Sade Türk Kahvesi) Arion Yayınevi İstanbul- 2004 Sayfa 102-105
10-“19. Yüzyılda Anadolu’da Katolik Misyonerlerin Eğitim Alanındaki Faaliyetleri” (Tülün TAŞ) Yüksek Lisans Tezi 2006 Kayseri
11-“Osmanlı-Fransız İlişkileri Çerçevesinde Osmanlı Topraklarında Açılan Fransız Kültür Kurumları ve Bunların Meşruiyet Kazanması” (19. yüzyıl - 20. yüzyıl başları) (Yrd. Doç. Dr. Şerife YORULMAZ)
13- Peder Simplicien Moreel’in Peder E. Bailly’ye mektubu, Zonguldak, 12 Aralık 1907, Peder Simplicien Moreel’in Zonguldak üzerine raporları (1904, 1927),Peder Simplicien MOREEL’in Peder Gervais QUENARD’a Zonguldak’tan yazdığı, 25 Kasım 1924 tarihli mektup
14- HISTOIRE DE LA PROVINCE ASSOMPTIONNISTE DE FRANCE
Volume 2 Une Province aux cent visages (1952 - 2010) Sayfa 260
15- 1926 ve 1927 Senesi Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi
16-Misyonerlik, Batı Emperyalizminin Silahıdır.” Prof. Dr. İbrahim ARSLANOĞLU

 

 

 
 

Hiç yorum yok: