17 Mart 2013 Pazar

PROF. DR. ÖZCAN EREĞLİ’NİN TARİHİ VE KÜLTÜRÜNÜ ANLATTI


PROF. DR. ÖZCAN EREĞLİ’NİN TARİHİ VE KÜLTÜRÜNÜ ANLATTI
Özcan, Ereğli Tarih, Doğa ve Kültürünü Yaşatma Derneği’nce Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen Ereğli Kültürü ve Tarihi konulu konferansta, bölgede unutulmaya yüz tutan dil özellikleri ve gelenekler üzerinden ilçenin geçmişini değerlendirdi.
Genel tarih kitapları ve müfredatlara baktığımızda Ereğli hakkında bazı bilgilerin görüldüğünü ancak bu bilgilerin tatmin edici olmaktan uzak olduğunu belirten Özcan şöyle dedi:
“Alaplı’nın 4 bin 500 nüfuslu, Ereğli’nin birkaç ev bulunan bir şehir olan bir şehir olduğunu ama her şeyden önce Ereğli’nin her zaman İstanbul’la bağlantılarını devam ettirdiğini biliyoruz. Doğu ile değil batıya yöneldiğini biliyorum. Hatta en son yazılarımdan birinde, ‘Doğu Trakya’dan Güneybatı Karadeniz’e Acıklı Yolculuk” başlığı vardı. Bu yazı umduğumdan daha fazla yankı uyandırdı. Pek çok telefon geldi bu yazı ile ilgili olarak. Buradan da Ereğli’nin batılı olmayı hedeflediğini, daha iyiyi isteyen bir insana sahip olduğunu çıkarmak mümkün.
Ancak Ereğli’ye baktığımız zaman, şu olayları yaşadık. Sanki burayı yunanlılar kurmuş, Türkler burada bir şey yapmamış gibi bir anlayışla mücadele etmem gerekiyordu. Aldığım bazı bilgiler vardı, onlar da çok eskiye gidiyordu. Örnek vereceğim, sözcükler bir yerde kalıcı özellikler sergiler.
Gök gürlerken hava simsiyah, ninem söylerdi, ‘gökyüzünde öküzler güreşiyor, boğalar güreşiyor.’ Baktığınızda gökyüzünde boğaların güreşmeyeceğini biliyoruz ama İskit efsanesinde boğa güreşi kavramı var. Ayrıca Ereğli’de Herkül’ün bulunduğu Cehennemağzı mağarası var. Arkadaşlar, Cehennem kelimesi Arapçadır, ağzı ise Türkçe. Arap kültürüne aittir Cehennem Sözcüğü. Yunanlılarda Cehennem Hades’tir, onu da Yahudilikten almışlardır. Yunan kültüründe cehennem kavramı fazla değil.
O kişilerin Kerberos diye bir köpek yaşadığını, öldürmek için Herkül’ü indirirler. Herkül’ün burada işi ne? Herkül yağmaya giden Argos gemisinden. –Argos da sözcük itibarıyla o dönemde hızlı giden gemi anlamına geliyor- Biz yazılarımızda devam ettik; köpek dişi mi, erkek mi diye halkın merakını uyandıracak sözler de söyledik. Bildiğimiz bir şey var ki, Herkül Cehennemağzından aldığı köpeği burada bırakmamıştır. Alıp bir tapınak rahibine götürmüştür. Bizim köpeğimizi bile çalmaya çalışan bir adama nasıl güveneceğim, ben nasıl kültür bekleyeyim?”
kıvırcıktarihi1

 “SURLARI YAPAN YUNANLILAR DEĞİL”
Amcasının define arayıcılığı yaptığını ve bu esnada karşılaştığı bazı olayları kendisine anlattığını nakleden Özcan şöyle devam etti:
“Amcam Mezarın birini kazarken, içinde bir at ve adamın yattığını görüyor. Tarihte biliyoruz ki atlarıyla gömülme adeti olan tek millet İskitlerdir. Demek ki İskitler burada yaşamışlar. İskitler denilen millet kimdir? Mahmut Kuloğlu, Trabzon Tarihi’nde İskitleri ‘Çitçiler’ olarak tarif etmiştir. Çitçi nedir? Bunu yük taşımakta kullanılan sapsız büyük küfe şeklinde tarif edebiliriz. Bu ağaç örme sanayisini dünyaya sunan İskitlerdir.
İkinci olarak yunanca okyanus sözcüğü Fenikelilerden geliyor. Peşinden İbraniler geliyor, peşinden yunanlılar geliyor. Burada soruyoruz, burataki yıkılan surlar hangi milletten kalmadır? Genelde bunları yunanlıların yaptığı söylenir ama bunları yapan yunanlılar değildir. Yunanlılar yağmalamaya gelmiştir. Ereğli’yi kuran Megara kavmi, yunanlı değildir. İstanbul’u da onlar kurmuştur. Yunanlılarla savaşan bir kavimdir Megara kavmi.
Ancak Ereğli’nin tarih boyunca değişmeyen özelliği vardır. Istanbul ile bağları. Ereğli İstanbul’daki yeniliği almıştır.”
OSMANLI EREĞLİ’Yİ FETHETMEDİ
Özcan, Osmanlı’nın büyüdüğü dönemle ilgili bir yanlış anlamayı düzeltmek gerektiğini ifade ederek şöyle konuştu:
“Tarih kitaplarında ve vatandaşlar arasında Osmanlılar Ereğli’yi ne zaman aldı deniyor. Osmanlılar Ereğli’yi almamıştır. Selçuklu Sultanı Bitinya bölgesini Ertuğrul Gazi’ye hediye etmiştir. Bitinya bölgesi filyos’un batısından, Ankara’ya, Bilecik’e ve Bizans’taraflarına kadar tüm bölgedir. Ereğli’yi nasıl fethettireceksiniz?Akçakoca’yı fethettirmeye çalışanlar var. Akçakoca zaten Osman Gazi’nin arkadaşıdır ve orası ona aittir. Siz kendinize ait toprağı fetheder misiniz?
Bize tarihte anlatılmaktadır ki, burada Orhan gazi camisi var ve Orhan gazi buraya geldi. Siz Arazi sizin olsun, camiyi istediğiniz yerde yaptırabilirsiniz. Kırım’da memluk sultanına ait cami var. Kendisi Mısır hükümdarı ama Mısır’a esir gitmiştir ve yaptırdığı cami Kırım’dadır.
Kültürümüze baktığımız zaman bu bölgenin belli bir iklim kuşağında ve ormanlarla kaplı olduğunu görüyoruz. Hatta Yıldırım Bayezıt Timur ile savaşırken Bayezıt yeniliyor, oğlu Mehmet Çelebi askerlerini Bolu ormanlarında saklamıştır. Bolu deyince Ereğli’yi de sayacaksınız, Akçakoca’yı da sayacaksınız. İzmit’ten Sinop’a kadar olan bölgeyi sayacaksınız. Nitekim ordusunu oradan çıkarıp Alaplı’ya gidiyor ve oradan da Bursa’ya giderek savaşıyor.”
FRİG MİMARİSİ
Ereğli bölgesi devletine sahip çıkan bir bölge olduğunu belirten Özcan şunları kaydetti:
“Yabancı adlı bir köy bulamazsınız ama mimariye baktığımız zaman, Frig mimarisini bulursunuz. O da, eskiden ambar dediğimiz yerler vardı. İki katlıydı, önceleri ahşap, daha sonra demirden kilitleri olan yapılardı. Onların mimarısı Frig mimarisidir.
Ayrıca bu bölgenin bir başka özelliği, kapalı ekonomi denilen yaklaşımdır: Hemen hemen her köyün bir değirmeni vardır. Her evin, her köyün fırınları vardır. Ekmek pişirecek, savaş anında orduya yiyecek götürecektir. Bu fırın ve ambarlara baktığınız zaman, mimari tarzları, ustalıkları, değirmen taşlarının dişleme yapma aletleri, ekinleri yapmak için dövenlere çakılan çakmaktaşları, hepsi bir kültür ürünüdür. Bu taşlar da Frig zamanından kalmadır. Ağaca çakma tekniği de Friglerden kalmadır.
Yunanlılar nerede? Burada şuna dikkat edeceğiz. Yunanistan’ı kuran yunanlılar, ilk Etnik’i Eterya cemiyeti sivastopol’da kurulmuştur yunanlı gemiciler tarafından. Hepsi de yunanlı değildir, aralarında Arnavutlar bilmem ne gemicileri de vardır.
Sonra bizi Ruslarla savaşımız esnasında tarihe bakınca bu bölge insanı her zaman vatanına sahip çıkmıştır. İstiklal harbinde en fazla şehit veren bölgelerden birisi bu bölgedir. Kastamonu bölgesi, Bolu bölgesidir. Buradan askere gidip asker elbisesini giymeden cepheye sürülüp şehit düşenler var. Ancak bu kadar vatanını seven bir milletin gündelik politikasına baktığımız zaman iş değişiyor. Onları ben söylemeyeceğim.”
ALTIN SABAN VE BOYUNDURUK
Altın Saban ve Boyunduruk efsanesinin Büyük İskender’in Anadolu’ya geçtiğinde Frig ülkesinde Gordiyon’da altın sabanı kılıcıyla kesmesini ifade ettiğini dile getiren, bunun da Frig hükümdarı ‘Tarımla hakimiyet kuracağım,’ derken; İskender’in ‘Ben hakimiyetimi kılıcımla kurarım’ anlamında konuştuğunu Özcan şöyle devam etti:
“Şurada keşişhisar diye bir yer vardır. Ereğli Belediyesi’nde Keşifhisar diye geçiyor. Keşiş küçük manastırdaki rahiptir. Küçük bir Hıristiyan yeri var. Orada altın saban bulunduğunu Çaylıoğlu’nda kahvede yaşlı bir adam söyledi. Burada altın saban, boyunduruk hikâyesini ilk kez ondan duydum. Bunu da yazdım. Altın saban ve boyunduruk nerede diye. Hikayeyi o amcanın bilmesi önemli değil. Bu hikâye buraya nasıl gelmiştir? Hikâyenin internet sitesindeki durumuna baktığınızda, Abant gölünün önüne altın saban ve boyunduruk asmışlar. Kastamonu’da da başka bir köyde saban ve boyundurukla ilişkili böyle bir hikaye anlatılmaktadır.
Tarihi açıdan eskilerden beri insanların yerleştiği bir bölgede yaşamaktayız. Ereğli’nin İstanbul ile bağlantısı vardır: Ereğli’de büyük şehir olmak peşindedir ama Ereğli bu umutların üzerine soğuk su içmek durumunda bırakılmıştır. Bir halkın yüzde onbeşi yükseköğretime kadar eğitimle ilgilidir. Ereğli’ye baktığımız zaman nüfusu 106 bin kişidir. Bunun yüzde 15’i 15 bin kişidir. 15 bin kişi de bir üniversite eder. 5 bin kişilik bir üniversite var. Ereğli Üniversiteyi kaldırabilir. Üniversite demek farklı alanlara giden bacasız fabrika demektir.”

KÖY İSİMLERİ: DELİLER, KARGALAR, SÜCÜLLÜ
Ereğli’nin köylerini dolaştığını ifade eden Özcan şunları söyledi:
“ Şurada ‘Deliler’ diye bir köy vardır. Herkes siz deli misiniz demiş. Arkadaşlar deli demek, korkusuz demektir. Kahraman demektir. Osmanlı ordusunda en önde savaşmaktan korkmayan kişi demektir. Ama arkadaşlar son dönemde deli sözcüğüne farklı bir anlam verildiği için köylerinin adını Pınarcık yapmışlar.
Kozlu’nun Kargalar köyüyle ilgili bir çalışmam var. Macaristan’da iki tane köy var. Gargalaa, Kargala adında. -la eki, Kargalı anlamında. Macaristandaki köy Kuman Türklerinin kurduğu bir köydür. Kumanlar deyince, Kastamonu’da şeyh şaban veli türbesi vardır. Oradaki mezartaşlarından birinde arap harfleriyle ‘Kumanzade Hüseyin Efendi Ruhuna Fatiha’ demektedir. Yıl 1762. Bir de Macaristan’a, Kastamonu’ya bakacaksınız. Aradaki Kuman Türklerinin ne kadar gezdiğini de göreceksiniz. Bunların mavi gözlü, sarışın, beyaz tenli olduğunu da gözünüzün önüne getirdiğinizde bunların Türk olduğunu rahatlıkla bileceksiniz.
Ayrıca, Adapazarı’nda Kargalı Hanbaba diye bir yer vardır. Şimdi Macaristan, Bulgaristan, Burgaz tarafı Adapazarı tarafını göz önüne getirdiğinizde, adamcağızların nereden geldiğini rahatlıkla bilebilirsiniz. Ayrıca Adın da nereden geldiğini de. Devlet arşivlerinde Kargalar diye geçiyor, -r sesi eklenmiş. Türkçenin –la ve –lı eklerinin aynı anlamı ifade ettiği Macaristan’daki Kargalı anlamında.
Sücüllü ile ilgili söyleyeceğim. Sü atlı demek. Hepimiz deriz, ‘Su uyur düşman uyumaz’ diye. O su değildir, su uyumaz. O Sü’dür. Asker uyur, düşman uyumaz anlamındadır. Askeri su yapan zihniyete ben bir şey söyleyemeyeceğim. Asker başkadır su başkadır. Şurada subaşı köyü var. Oradaki köyü kuranların asker olduğunu tahmin etmem gerekir. Merak uyandırmak için ‘Ereğli ve Zonguldak zorbalarından Ali Molla’ diye yazdım. Çok tartışmalı çıktı. Peşinden de onu kovalayan hüsrev paşa var. Ona da Bolulular Paşa Döküntüsü diyorlar. Ali Molla buradan kaçıyor, İstanbul’a gidiyor, orada işini hallediyor, dönüp kendisini hayır hasenat işlerine veriyor. Ona bir diyeceğim yok ama Ereğli müftüsünü öldürmesi, evini basması, çoluk çocuğunu öldürmesi bugün tartışılabilir.”
“ALAPLI’DA DEMİR İŞLENİRDİ “
Konferansta yerel lehçelerde ve unutulmuş bazı sözcüklerin tarihsel köklerine de vurgu yapan Özcan şu ifadelere yer verdi:
“ Hamaz denen yerler vardır. Buradan Cemaller köyüne doğru giderseniz, Hamazbaşı diye bir yer vardır. Ekin savrulacak, rüzgarın sert estiği yerler anlamına gelir. Hamaz sözcüğü Sümerceden geliyor. Ök sözcüğü, ana anlamındadır. Anasız olana Öksüz deriz. Babasız olana ise Yetim. Bunlar tamamen birbirinden farklıdır. Hem anası, hem babası olmayana ‘Gebedek’ denir. Bunlar Türkçe sözcüklerdir. Gebedek özbeöz Türkçe olmakla birlikte, gündemden düşüyor. Ama bizim kültürümüzde vardır.
Alaplı’nın diğer adı Samako’dur. Samako demir madeninin olduğu yer demektir. Dışarıdan demir mineralı getirilecekse, hiç gitmeye gerek yoktur, Ereğli’nin o taraflarından o demir madenini rahatlıkla bulursunuz. Osmanlı işletmişti, buralarda top yapacak, tüfek yapacak tesisleri de vardı. Demiri de ithal etmiyordu. Yani Samako sözcüğü Bulgarca bir sözcük. Buralarda ‘ogelen, bugelen, şugelen’ diyen adamları da biliyorsunuz. Bunlar da Türkçenin çok eski kollarından biri. Kültürümüzü biraz bilirsek başkalarına muhtaç olmamıza gerek yok.”
Bu bölgenin Osmanlı ordusunun avcılarını yetiştirdiğini savunan Özcan, “Bir ordu giderken bu orduyu besleyecek kasaplar, aşçılar lazım. Aşçıları Mengen civarındandır, saray aşçıları. Avcılar bu bölgedendir. Kırgızistanda, Kazakistan’da görürsünüz. Kollarında şahinler, atmacalar, doğanlar bulunan avcılar vardır. Akdoğan, karacadoğan, çakırdoğan. Soyadı çakır olanlar var. Osmanlı ordusu gidenler sadece hayvan eti değil, av hayvanlarını avlayarak orduya yiyecek sağlayan avcılar vardı. Cebeci köyü var. Cebeci orduya yiyecek sağlayan ekip demektir. Hasbeyler köyü var. Bir de bey olması lazım. Buraya gelirken Harzemşahlar yüz erkeğin başına bir kişi tayin etmiş, ona da Bey demiştir. Anadolu’ya gelmişlerdir” dedi.
“KAZANCI ÇİNGAN”
Bölgede belli dönemlerde esir tüccarlarının faaliyet gösterdiğini ifade eden Özcan şu görüşlere yer verdi:
“Dilden gelen kaybedilmeyen özellikler vardır. Bunlar değişmez. Geçmişte mutlaka bir şeyi vardır. O sözcükleri yakaladığınız zaman isim değiştirebilirler ama bir şeyi ifade eder.
Çingan sözcüğü, Çingenelerle ilişkilendirilir. Ama ilgisi yoktur. Çigan veya Çingan, bizim kültürümüzde töre dışı işler yapan, toprağı, öküzü olmayan insan demektir. Dışlanmıştır. Bazıları dışarı giderler. Hanımı zenginse kimliklerini gizleyebilirler. Gizleyemezlerse, aynı şekilde bir suç işleyen bir kadın bulup evlenirler. Çatak sözcüğü vardır. Van’ın Çatak ilçesi vardır. Bu sözcük de toplumdan dışlananların yaşadığı yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün esmer vatandaş dediğimiz insanların oturduğu yerler değildir.
Biz çocukken, evden uzaklaşma, kazancı Çingenler kaçırır diye korkuturlardı. Bir de katırcı Çingenler vardı. Bunlar kimdi. Esirci tüccarlardır: Tarlada çalışan silahsız insanları kaçırmak ve köle etmek kolaydır: Tarihte bunun örnekleri de vardır: Don kazakları buralardan köle toplamıştır. Türklerin kendi aralarında başka bir kabileyi yenip köle olarak satmasına dair örnekler vardır.”
“KIVIRCIK” KELİMESİ
Etniklik başka şey, ırk dediğimiz şey başka şeydir. Ben yazılarımda Zonguldak bölgesinin bir kültür yapısı olduğunu söyledim. Buralara balkanlardan gelen gruplar var. İstanbul’da 4 milyon muhacir gelmiştir. 1912 balkan savaşında. 4 milyon erkeği kesilen bir millet düşüneceksiniz bir de. Cephede savaşan Türktür, ölen Türkür, esir de almamışızdır. Savaşa Türk gider, ölen türktür.
Balkanlardan Rusların kökünü kuruttuğu yer adları burada var. Bir Türk kimliği var ama buraya geliyor, manav diyorlar. Türkçe mi konuşuyorsunuz, o zaman Türksünüz. Türkiye’de etnikliği vurgulayan belli gruplar vardır. Kıvırcıklık, Manavlık. Onlar Türktür, Türkmendir Yörüktür. Türkçe konuşurlar. Ama Dışarıdan gelenlerin dayatma isimleridir. Grup kendine ne ad vermektedir? Önemli olan budur.
kıvırcıktarihi2
DERNEK PLAKET VERDİ
Ereğli Tarih, Doğa ve Kültürünü Yaşatma Derneği başkanı Yıldırım Merkan, konferans öncesinde yaptığı açış konuşmasında dernek olarak yürüttükleri çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Özcan’a konferansa katılımından dolayı teşekkür eden “Ereğli’nin yok olmaya yüz tutan tarihini olabildiğince korumak, doğal ve kültürel değerlerini yaşatabilmek ve Ereğli’ye tanıtabilmek için kurulan bir derneğiz. Hızlı bir bozulmanın önünde durmak zor. Derneğimiz 25 yıldır bu kirlenmeyle mücadele ediyor. Bu mücadeleye bir nebze katkı sağladıysak ne mutlu bize” dedi.
Dernek 2. Başkanı Gürdal Özçakır da Özcan’ın biyografisi, akademik kariyeri ve çalışmalarına ilişkin bilgi verdi. Özçakır, konferansın oturum yönetimini de üstlendi.
Konferansın ardından Dernek Başkanı Yıldırım… Özcan’a katılımından dolayı plaket, Ereğli’yi tanıtan eserlerden oluşan kitaplar ve Ereğli’nin yerel ürünlerinden oluşan hediyeler verdi.
Bilindiği gibi Zonguldak’ın Kozlu ilçesinde doğan Prof. Dr. Ali Osman Özcan, halen Trakya Üniversitesi’nde Eğitim Bilimleri dersi veriyor. Pek çok bilimsel yazıları yanı sıra, Türk Dünyası ile ilgili pek çok sivil toplum kuruluşunda görev yapan Özcan, aynı zamanda Zonguldak ve çevresinin tarihi ve kültürü ile ilgili olarak yerel ve ulusal basın kuruluşlarında yazılar yazmasıyla tanınıyor.

http://www.ereglidtv.net/haberler.asp?haber=49840

Hiç yorum yok: