5 Mart 2012 Pazartesi

YIKILAN DUVARLAR 2500 YILLIK

Yıkılan duvarlar 2500 yıllık


                           


Alınan bilgiye göre, önceki gece aşırı yağışların etkisiyle bir bölümü alt kısmında bulunan otoparka çöken tarihi duvarlar, 2 bin 500 yıllık bir geçmişe dayanıyor.
Tarihsel dönemlerde, yerleşim yerini saldırılardan korumak için her daim ayakta tutularak sur olarak inşa edilmiş duvarların, her medeniyet döneminde çeşitli onarım ve değişiklerden geçerek günümüze dek ulaştığı öğrenildi. Yalı Caddesini ayakta tutan tarihi duvarların, yüzyıllar boyu Ereğlide kara ile denizin birleştiği noktayı temsil ettiği de ilçe tarihinin eski fotoğraflarından rahatça görülebiliyor.
1961de ilçede Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları (ERDEMİR) T.A.Şnin inşa çalışmalarının başlamasından sonra, Kandillide üretilen kömürün fabrikaya ulaştırılması için demiryolu kurulması amacıyla, 1962de tarihi duvarların dibinden itibaren dolgu çalışmaları yapıldı. Yapılan dolgu çalışmalarının ardından, aşama aşama günümüzdeki şehir içi yol ve sahil bandının bugünkü görünümüne ulaşıldı.


                             
MERCAN: DUVARLAR TESCİLLİ SUR DUVARLARIDIR
Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık tarihi duvarlarla ilgili olarak yaptığı açıklamada, Yüz yıllık olduğunu biliyorduk ancak Müze Müdürümüz Cenevizliler zamanında yapılan 400 yıllık karkas duvarlar olduğunu söyledi. Çimento gibi taşları birbirine bağlayan malzeme, özelliğini yitirmiş.
Yağmur sularını göre göre bileşkeleri zayıflamış. dedi. Posbıyık, tarihi duvarlar ilçede kara ile denizin birleşim noktası iken, daha sonraki süreçte şimdiki ulaşım yolu ve sahil bandının dolgu yapılarak ortaya çıkarıldığını da dile getirdi. Ereğli Müze Müdürü Ahmet Mercan ise, şu görüşlere yer verdi: Duvarlar tescilli sur duvardır. Muhtemelen 300-400 yıllık olabilir.Ancak daha sonraki dönemlerde de tamir görmüş. Yani duvar yapılıp da kalmamış,tarih içerisinde birden fazla kez işlem görmüş olabilir. Burası kara ile denizin birleşim noktası iken de var olan tarihi duvarlardır.

                             
                          


ONAT: DUVARLAR, EREĞLİ KALESİNİN

DIŞ SURLARIDIR

Yerel Tarih ve Folklor Araştırmacısı Seyfettin Onat, uzun yıllardır tarihi duvarların ayakta kaldığını ifade etti. Onat, şunları söyledi: Demir-Çelikin kurulmaya başlanmasından sonra 1962lerde yol yapıldı. Yol ve sahilin altı tamamen dolgudur. O yıllarda bunun yapılmasının nedeni de, Kandilli kömürünün Demir-Çelike ulaştırılması için demiryolu kurulacak olmasıdır. Ayrıca fabrikanın tüm parçaları da, burada dolgunun yapılmasından sonra bu yol üzerinden taşınmıştır. O dönemlerde şimdiki Askeriye Spor Salonunun olduğu yerde dev bir vinç vardı. Gemilerle gelen parçalar vinçle gemiden alınır, kamyonlarla, greyder gibi araçlarla dolgu yolu üzerinden fabrika sahasına taşınırdı.
O duvarlar, Ereğli Kalesinin üst surlarıdır, Ereğli Kalesinin dış duvarlarıdır. İç duvarlar da bugün Kale Tepe dediğimiz yerdeki surlardır. O surlardaki At Kapısı da kalenin girişidir. Sur duvarları Bozkuş İşhanından Fatiha Yokuşuna doğru yukarıya devam eder. Diğer tarafta da Kız Kapısından yukarıya doğru gider. Bunların tarihi, Bizans Döneminden de daha öncedir.
                       


ÖZÇAKIR: SURLARDA YEDİ MEDENİYETİN İZLERİ VAR

Tarihçi-Yazar Gürdal Özçakır da, Yalı Caddesindeki tarihi duvarların 2500 yıllık geçmişi olduğunu söyledi. Tarihte birçok medeniyetin elinin değdiği duvarların Eski Yunan (Megara Kolonisi) ve Helenistik
dönemden kaldığını anlatan Özçakır, şu ifadelere yer verdi: Ereğli ya da tarihteki adıyla Herakleia Pontika bir liman şehri olması ve arazi konumuna uygun olarak surlarla çevrilmiştir. Bu şehir var olduğundan beri liman kenti olduğu için de her zaman saldırılara maruz kalmış, bu saldırılardan korunma ihtiyacı hissetmiştir.
Tarihi kaynaklara göre şehrin ilk defa M.Ö 550 yıllarında kurulduğu, ilk surların da bu dönemde yapılmaya başlandığı sanılmaktadır. Bu surlar güneybatıya doğru, denize yönelik olarak tepenin dik yamaçlarını çevirmektedir. Buradan da kademeler halinde kıyı şeridine kadar inmekte ve sonra yeniden akropol tepesine yükselmektedir. Surlar için kronolojik olarak sıralama yapmak gerekirse Eski Yunan, Helenizm, Roma, Bizans, Ceneviz, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti döneminin ürünü diyebiliriz. Yani bu sur duvarları, tüm bu medeniyetlerin izlerini taşıyor. Her medeniyet bu duvarlarda onarımlarda bulunmuştur. Her toplum oraya bir taş koymuştur. Bir başka ifadeyle bu duvarlar bir medeniyetler mozaiğidir. Surlarla çevrili şehre ancak belirli noktalar, yani kapılardan girilirdi. (Kız Kapısı, At Kapısı, Kaneriağzı Kapısı vb.) Bu her gün üzerinde yürüdüğümüz yollar en az 2500 yıllık bir tarihe sahiptir.
                            
KENT, SALDIRILARDAN SURLAR SAYESİNDE KORUNDU
Ereğli kent surlarının Helenistik döneme ait olan sur parçalarında çok sert, gri, renkli kireçtaşından iri ve kalın blok taşları kullanıldığını, bu taş blokların yan yana ve harçsız yerleştirilerek, aradaki küçük taş blokların yatay hatlarıyla desteklendiğini anlatan Özçakır,şunları kaydetti: Büyük boyutlu kare taşların kullanıldığı Roma Dönemi sur kalıntıları ise daha çok kıyı kesiminde yer almaktadır. Romalılar Ereğliyi M.Ö.72-70 yıllarında 2 yıl süreyle kuşatmışlar ancak almayı başaramamışlardır. Fakat veba salgını başlayınca kente girmeyi başaran Romalılar, kenti baştan sona yağmalayıp, yakmışlardır. Kenti yağmalayan Romalı komutan Cotta, Karadeniz İmparatoru unvanını almasına rağmen Roma Meclisinde şehri gereksiz yere yağmaladığı için yargılanmıştır. Romalılar kente özgürlüğünü geri vermişler ve Agustus döneminde kentin yeniden inşasına başlamışlardır.
Birbirine kalın bir harç tabakasıyla bağlanan ve kesme taşlardan oluşan kimi surlardaki tuğla örme işçiliği Bizans Dönemi ürünüdür. Kentin büyük bir bölümünü kaplayan bu surlarda Bizans yapı tekniği egemendir. Bizanslılarca tarafından 1204-1205 yıllarında onarımı yapılan bu surları daha sonra 1261 yılından itibaren şehre hakim olan Cenevizliler onararak kullanmışlardır. 1269 yılında Ereğli güçlü surları sayesinde Moğolların kuşatmasından korunmuştur. Şehir, Osmanlılar tarafından Cenevizlilerden 1393te para karşılığı satın alınmıştır. Osmanlıdan sonra da Türkiye Cumhuriyeti ile günümüze ulaşmıştır. Ayrıca şunu da söylemek gerekir ki, o caddenin orayı yeniden düzenleyen sponsor firmanın adıyla anılması çok yanlıştır. Her zaman Yalı Caddesi olarak anılmalıdır. Kent kültürünün zarar görmemesi için tarihsel isimlerle çok fazla oynanmaması gerekir.
                            


                            



(Fotoğraf/Gravürler: Engin ÖZTABAK ve Gürdal ÖZÇAKIR arşivlerinden)





Hiç yorum yok: