24 Kasım 2011 Perşembe

Devrekli Ethem Çavuş'un Anıları

Devrekli Ethem Çavuş'un anıları

Yazar Hamit Kalyoncu
14 Mart 2011

Devrekli Ethem Yemelek Çavuş’un Anıları’ndan bazı bölümleri bölük pörçük de olsa okumuştum geçmiş yıllarda. Ama çok merak ettiğim ve çok da önemsediğim bu anıları topluca okuma olanağını en sonunda bulabildim.
Kömür havzası tarihinde 1867’de başlatılan 1.Mükellefiyet Dönemi ile Cumhuriyet döneminin bir bölümünü de kapsayan ve Zonguldak maden ocaklarındaki çalışma koşullarını anlatan bu anıların bizlere ulaşmasını sağlayan ünlü yazar Ahmet Naim Çıladır’dır. Ethem Yemelek Çavuş ile oturmuş elde kalem kağıt ile bu anıları 1936 yılında kayda geçirmiştir.
Bu anılar aynı yıl “Yeraltında Kırkbeş Sene” adıyla ilk kez “Bartın” gazetesinde tefrika edilmiş, küçük boyutlu bir kitap olarak da yayınlanmış. Kitapta Ahmet Naim ile Ethem Çavuş’un karşılıklı oturur halde resimleri de bulunmaktaymış.
Ancak, evet burada büyük harfli bir ancak dememiz gerekiyor. Çünkü 1970’li yılların başlarında 12 Mart Darbesi gerekçeleriyle; Ahmet Naim’in sanat mirasının sahibi oğlu Sina Çıladır, babadan kalan kitaplar, yazılar, notlar ile kendi kitapları dahil, çalışma müsveddeleri, aile fotoğraflarıyla birlikte tutuklanır, çok değerli evraklarına da el konulur. Sonra, sonra hepsi de gitti gider!..Geri gelmez bir daha.. 2006 yılında Sina Bey, başka bir çalışma nedeni ile “Şirin Ereğli” gazetesinin ciltlerini karıştırırken, “Eski Bir Madencinin Anıları” başlığı ile 28.Ağustos.1962 ve 10.Ekim.1962 tarihli sayıları arasında bu anılarla yeniden karşılaşır. Sonra da şimdi elimde tuttuğum bu şirin kitap, geçmişin yeraltından gün yüzüne çıkmış olur.
Sina Çıladır’ı bir kez daha kutluyorum, teşekkürler ediyorum bu kitabı tarihin karanlığından çıkarıp önümüze koyduğu için. Zonguldak üzerine bir şeyler yazmak isteyen her kişi mutlaka bu kitabı en az bir kez okumalıdır. Bütün içtenliğimle belirtmem gerekirse, her sayfası bir tokat gibi şaklıyor insanın yüzünde. Öylesine korkunç bir sefalet ki yaşananlar, sözcüklerle anlatılması bile kolay değil..Köle, parya yaşamından da ağır koşullardaki bu çalışma düzenine bir insan nasıl dayanabilir? Bir devlet yönetimi, kendi insanının bu kadar kıyılmasına nasıl göz yumabilir? İnsanımızın bir kazmadan, bir katırdan daha değersiz sayılarak, acımasızca çalıştırılmasına nasıl izin verebilir?. Şaşkınlık içinde kalıyorsunuz, şok oluyorsunuz!. Bunda Ahmet Naim’in duru, çıplak, yalın anlatımı da etkili oluyor kuşkusuz. Ama ya Ethem Çavuş’un ve yüzlerce, binlerce Zonguldak köylüsünün gencecik birer fidan iken yaşadıkları!. Tam bir ibret tablosu gibi çakılıyor insanın yüreğinin orta yerine..
Düşünün, yaşınız daha onüç, ondört, bilemedin onbeş. Dilaver Paşa Nizamnamesi’nin emredici hükümleri gereği, Devrek’in Çomaklar köyü muhtarı sizi deftere yazmış. Karda kışta, dondurucu soğukta yedi arkadaş, yalın ayak başı kabak Çomaklar’dan Zonguldak’a yollara düşüyorsunuz. Ayakta çarık, sırtta hurye; yol, orman içi patika, keçi yolu. Üç gün sonra geliyorsunuz Zonguldak’ta bir kara deliğin önüne. Beylik ocak, devlete ait ocak ama, devletten kiralayan da Rombaki adlı bir Rum tüccar. Ellerinizde birer yağlı kandil, iki büklüm içeri giriyorsunuz, giriş o giriş! Artık canınız çıkana değin yeraltındasınız!..
Bu ilk dönemlerdeki ocaklarda kömür arabaları ve raylar ağaçtan yapılmış. Kitapta verilen ilk siyah-beyaz fotoğrafta bunlar belli oluyor. Diğer bir görüntü ise işçilerin ayaklarının çıplaklığı. Çalışma süresi günbatımı ile gündoğumu arası. Saat yok, ama işveren, köylü amelelerin dinlenme zamanını çalmasını biliyor. Kümesin önüne bir yanar kandil koyuyorlar. Kümesin horozu, ışığı görünce şafak söktü sanıp başlıyor ötmeye!.. Sonra “Kalkın lan! Yürüyün lan!..”. Böylece gündoğumunu öne almış oluyorsunuz. En azından iki saatini çalıyorsunuz köylülerin sahtekârlıkla!..Ücretiniz ise para değil, basma bezi, Amerikan bezi, kalay. Kurci Kumpanyası ocağında ise 1887’li yıllarda yevmiye 6 kuruş.. Yıllar önce okuduğunuz Germinal romanı, filmi geçiyor gözlerinizin önünden. Ama bu anlatılanlar daha korkuncu sanki..
Ne zaman mı yaşanmış bu anlatılanlar? Sina Çıladır’ın hesaplamasıyla 1886-87 yıllarında başlıyor Ethem Yemelek Çavuş’un hikayesi, 1931 yılına kadar kırkbeş yıl sürüyor. “Yeraltında Kırkbeş Sene” adını taşıyan bu kitapta anlatılanlar; Zonguldak yöresindeki taşkömürü cevherimizin, ormanlarımızın, insanımızın ve onların emeğinin yabancı kumpanyalar döneminde nasıl akıl almaz bir açgözlülükle sömürüldüğünün, nasıl korkunç bir şekilde talan edildiğinin de birinci ağızdan hikayesi..
“Köy muhtarı harman yerinde güreş tutturup, madene elverişli olduğumuza karar verdiğinde, biz yedi çocuğun adlarını tertip defterine çizdirip kuyulara yollamıştı.
O yedi çocuktan geriye bir ben kalmıştım. Ötekilerin hepsi kuyularda canlarını vermişti..Ben ölüme alışamadım ama, o bana alıştı galiba! Yakama yapışıyor sonra koyveriyor!..”
Sina Çıladır, kitabın son bölümüne Ahmet Naim’in az bilinen iki öyküsünü de koymuş. Bunlar “Karar” ve “Arkadaş Sevgisi”. “Karar” adlı öykü 1935 yılında dönemin ünlü dergisi Yeni Adam’da yayınlanmış. Politik öykücülüğün ilk örneklerinden biri olan “Karar” ikinci kez 1966 yılında Zonguldak Yeni Ocak dergisinde yayınlanır. “Arkadaş Sevgisi” ise yeraltında azraille boğuşan madencilerin kendi aralarındaki insanlık, kıskançlık, dostluk, arkadaşlık olgusuna bakışlarını şiirsel bir anlatımla işliyor.
Yeraltında Kırkbeş Sene: Yazan-Ahmet Naim Çıladır.
Yayına hazırlayan: Sina Çıladır. Defnesanat Yayınları.

İsteme Adresi:

Murtaza Mah. Hamamüstü Sok. Esat Taneri İş Merkezi Kat: 4 Kdz. Ereğli

Tel/Fax: 0372 312 1008 -312 1009


Hiç yorum yok: