20 Eylül 2009 Pazar

Nerede o eski bayramlar?


“Nerede o eski bayramlar?”
- “Nerede o eski bayramlar?” serzenişi ile başlayan cümleler, bayram sohbetlerinin vazgeçilmez repliğidir… Ailenin ileri gelenleri eski bayramları anlatır, yeni jenerasyonun kimi zaman şaşkınlıkla dinlediği yardımlaşma, kaynaşma ve misafirperverlik hikayelerini dillendirir… - Demokrat Gazetesi’nin, Ramazan Bayramı’ndan önceki son sayısı için, 1930-1940’lı yılların bayram geleneklerini Yerel Folklor Araştırmacısı Seyfettin Onat ile konuştuk, “Nerede o eski bayramlar?” diyenlerin anılarını tazelemek, gençlere geçmişten bir pencere açmak için…

Röportaj: Sabriye AŞIR
Yerel Folklor Araştırmacısı Seyfettin Onat ile son randevumuz geçen yıl Haziran ayında yayınladığımız Demokrat Sektör’ün Evlilik Özel sayısı içindi…
Onat, Yayın Grubumuzu ziyarete gelerek, Ereğli ve yöredeki evlilik gelenekleri hakkında bilgi ve tecrübelerini paylaşmıştı.
Onat’ın şu sözünü dergimizde spota taşımıştık: “Yedi iklim, dört mevsim, her yanı bir cennet köşesi olan yurdumuzda, yine her yörenin kendine göre örfleri, adetleri ile bugünlere kadar getirdikleri o güzel düğün şenlikleri, gerçekten izlenmeye, yaşanmaya değerdir ve insanlarımızın vazgeçilmez özelliklerini sergilemektedir. Bunların çoğu unutulma tehlikesi ile karşı karşıya olsa da, yine de belleklerden kolay kolay silinmeyecektir.”
Onat, bu kez de dini bayramlardaki, -özellikle Ramazan Bayramı, 1930-1940’lı yılların bayram geleneklerini anlattı… Bayram geleneklerinin de tıpkı düğünler gibi renkli, görülmeye değer ve yöreye has olduğunu öğrendik.
Haydi, siyah-beyaz bir yolculuğa…
BAYRAM HAZIRLIĞI
“Evlerde bir hafta önceden bayram temizliği yapılırdı. Tepsilerle baklavalar yapılırdı. Eğer kişi, kendi baklava yapmayı biliyorsa kendisi yapardı. Bilmiyorsa bilene yaptırılırdı.
Bayram öncesi 5-6 günlük ekmek hazırlanırdı. Her mahallede bir fırın vardı o dönemde… Mısırunundan yapılan bu ekmeğin yanında, çarşı ekmeği de vardı. ‘Hasekmek’ denilirdi. İki ayrı çeşidi vardı iyi hatırlıyorum: 1. ekmek, 2. ekmek…
İnsanlar, kendilerine, eşlerine, çocuklarına ayakkabı, elbise siparişi verirdi. O zaman, bayram öncesi, terziler, kunduracılar, berberler ve şekercilerin önünde kuyruk oluşurdu. Terziler, kunduracılar, berberler ve şekerciler, bayram gecesi, geceyarısına kadar çalışırdı. Çocuklar için saldalet tipi ayakkabılar vardı. O zaman ‘sandal’ denilirdi.”
BAYRAM GÜNÜ
“Sabahleyin bayram namazına gidilirdi. Çocukların bazıları da namaza gider, bazıları da cami önünde beklerdi. Namaz bitiminde Göztepe’den top atışı yapılırdı. Top atışı, bayramın başladığını işaret ederdi. Erkekler namazdayken evde de kahvaltı hazırlanırdı.
Bayramın ilk günü tüm damatlar kayınpederinin evinde toplanırdı. Kız evinde toplanmak adetti.”
BAYRAM ZİYARETLERİ
“Bayram ziyaretlerinde misafir ailenin çocuklarına, kızlara mendil, erkeklere harçlık verilirdi. Ben hatırlamıyorum: Çocuklar şimdiki gibi tek başlarına dolaşmazdı. Aile ile ziyaretlere gidilirdi.
Erkek çocuklar, harçlıkları ile balon, mantar tabancası, çatapat, ezca tabancası alırdı.”
BAYRAM SOFRASI
“Bayram sofralarında mutlaka çorba olurdu. Ve anayemek olarak çoğu evde kaburga dolması yapılırdı. Olmayan evlerde de güveç hazırlanırdı.
Kaburga dolması için hayvanı yukarıdan aşağıya kestiğiniz zaman, kol kısmı alınır. Kaburga kesilir. Deri ile et arası kolun altına kadar açılarak üzümlü-fıstıklı iç pilavı doldurulur. İple dikilir. Özel büyük bir tencerede haşlanır.
Daha sonra tepsiye konularak fırına verilir. Et yağını bıraktıkça üzerine gezdirilir daha iyi kızarması için…
Önceden yaprak sarması hazırlanırdı. Ev yufkasından börekler yapılırdı. Eğer kaburga dolması varsa, ayrıca pilav yapılmazdı. Güveç hazırlanmışsa, pilav da yapılırdı.
Elma, armut, erik kurusundan hoşaf yapılır. Eskiden ‘buruş’ denilirdi. Tatlı, tabii ki baklavadır. Ve gelen her misafire mutlaka sofra kurulurdu.
Bazen mısırunundan ıspanaklı pide yapılırdı yine mahallelerdeki fırınlarda. Kimi zaman da, bulgur öğütülürken oluşan bulgur unundan, ‘bulgur çöreği’ yapılırdı. Un, hamur şekline getirilirdi. Küçük yuvarlak şekilde açılarak parmakla üzerine baskı yapılırdı, incetmek ve çabuk pişmesini sağlamak için…”
BAYRAMIN İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ GÜNÜ
“Ereğli’de dini bayramlar, hergün başka bir yerde kutlanırdı. Her ailenin köylerle bir bağlantısı vardı. İlk gün Kestaneci Köyü, ikinci gün Pençes, üçüncü gün Meydanbaşı-Uzunkum, dördüncü gün Hastane Mevkii-Bozhane, beşinci gün Bağlık’ın bayramıydı.
O gün nerenin bayramıysa, mesela Kestaneci Köyü’nün bayramıysa, yol kenarlarında piknik yapılırdı. Erkekler ‘piyasa’ yapardı. Kızları orada görürlerdi.
Bayramda seyyar satıcılar da dolaşırdı. Ağda, şerbet, macun, elma şekeri, horoz şekeri, limonata, şıra satılırdı.
İkinci bayram, Pençes’in bayramında, Beyçayırı o tarafta olduğu için maç izlenirdi. O zaman Ereğli’de sadece Ereğli Gençlik takımı vardı. Dışarıdan bir takım davet edilir, maç yaptırılırdı.
Stadın yanında tek katlı bir yer vardır. 1934’te kurulan o bina elektrik santraliydi. Akşam beşe kadar elektrik verilirdi. Maçı eğer Ereğli takımı kazanırsa, santral memuru düdük çalardı. Maçta da yine seyyar satıcılar dolaşırdı. Kadın-erkek herkes maç izlerdi.
Üçüncü gün Meydanbaşı’nın bayramıydı. O zaman Meydanbaşı Caddesi’nin sol tarafının tamamı mezarlıktı.
Dördüncü gün Hastane-Bozhane Mevkii’nin bayramıydı. Bayram, o gün hem karada hem de denizde kutlanırdı. Sandalları olanlar, eşini dostunu sandalına alıp dolaşırdı. Sandallarda yiyip-içilir, sazlar çalınırdı.
Beşinci gün Bağlık’ın bayramıydı. Eskiden, şimdiki pazaryerinin olduğu yere ‘Aşağı Beyçayırı’ denilirdi. Şimdiki pazaryerinin olduğu yerde, bayramın ilk gününden itibaren bayram kutlaması yapılırdı. İp cambazları gelirdi. Seyyar satıcılar ve fotoğrafçılar dolaşırdı. O dönemlerde iki fotoğrafçı vardı. Fotoğrafçı Nazım ve fotoğrafçı Sadık… Fotoğrafçı Sadık, şimdiki Pazar Taksi’nin bulunduğu yere dönme dolap kurardı. Dört ya da daha fazla koltuğu vardı. Elle çevrilirdi.”
ULAŞIM SORUNU
“O zamanlar dışarı ile pek bağlantı yoktu. Zonguldak’a motorla 4-5 saatte gidilirdi. O motorlar Ereğli’den Zonguldak’a sebze de taşırdı. Karayolu, 1940’lı yıllarda açıldı. O zaman da Ereğli’den Devrek’e, Devrek’ten Zonguldak’a gidilirdi. 120 kilometre civarındaki stabilize yoldan Zonguldak’a 6-7 saatte gidilirdi.
1957-1958’de Cemaller Köyü’nden geçen eski Zonguldak yolu açıldı. 65-67 kilometrelik yolla, Zonguldak’a 3 saatte gidilmeye başlandı.”
http://www.ereglidtv.net/haberler.asp?haber=33631

Hiç yorum yok: