27 Aralık 2008 Cumartesi

Acı bir deneyim “İş Mükellefiyeti”

Mükellefiyet Uygulaması Havza Tarihi adeta Travmatik Paranoya'dır. Dönemi en iyi anlatan bence İRFAN YALÇIN beye ait "ÖLÜMÜN AĞZI" romanıdır.

"Eğer bir gün ‘acı’nın tarihi yazılırsa, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Zonguldak kömür ocaklarında uygulanan ‘işçi mükellefiyeti’nin kısaca ‘mükellefiyet’in de sözü edilir herhalde…”

Yaşlı bir madenci o günleri şöyle anlatıyor: “Yük taşıyan bir hayvan-huysuzlanıp da gitmezse sahibi döver onu. Ama ne kadar döverse dövsün onu yaralamak, sakat bırakmak, öldürmek gelmez içinden. İşte böyle sakınmalardan bile uzaktık ‘mükellefiyette’ biz. Ayağı kırılan ocak katırı, yiten bir kazma bizlerin ölümünden daha çok üzerdi başımızdakileri. Çünkü ocakta çalışan katırlar az bulunuyordu. Ama bize gelince karıncalar kadar çoktuk biz.”
( KİTABIN SUNUŞ YAZISINDAN )

Acı bir deneyim “İş Mükellefiyeti”
TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi, Zonguldak Maden Mühendisleri Derneği ve ZOKEV ( Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı ) eşgüdümünde 11 - 13 Kasım 2005 tarihinde AKM salonunda, Zonguldak tarihini çeşitli yönleriyle incelemiş olan tarihçi ve araştırmacıları bir araya getiren, çağrılı bildirilerin sunulduğu “ Kent Tarihi ‘ 05 Bienali “ düzenlendi. “ Zonguldak Maden Mühendis Mekteb - i Alisi “ başlıklı bildiri ile başlayıp, “Devrek Türkocağı ve Zonguldak’ ta Türkçülük Hareketi “ başlıklı bildiri ile sona eren bienalde, toplam 25 akademisyen ve tarih araştırmacısı 27 adet bildiri sundu. Zaman yetersizliğinden, bazı sunumların özet olarak yapıldığı ve vurucu sözcüklerin öne çıktığı bienalde, dikkat çekici sunumlardan biri de; Prof. Dr. Ahmet Makal’ ın “ Zonguldak ve Türkiye Toplumsal Tarihinde Acı Bir Deneyim Olarak İş Mükellefiyeti “ başlıklı bildirisiydi. “...Vicdan muhasebesi... Karanlık bölgeler... Hesaplaşmak... Benzeri olayları tekrar yaşama olasılığı yüksektir... Karabasan toplum üzerinde halen yaşanılıyor... Zihinlerde var olan bu durum kuşaklara yansıyor... “ sözleri ile mükellefiyet döneminde yaşanılanları günümüzle ilişkilendiren Prof. Makal, BM raporuna göre Türkiye’ de 13 milyon 600 bin insanın yoksulluk sınırı altında yaşadığını, ülkede toplumsal barışa ihtiyaç duyulduğunu ve akademisyen olarak görevlerinin böylesi durumları yetkin bir şekilde incelemek olduğunu belirtti. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’ nde görevli olan Prof. Makal, daha önce Tarih ve Toplum Dergisi’ nde de yayınlanan bildirisinde; ülkede uygulanan mükellefiyet dönemlerini, özellikle de, uluslararası sözleşmelerden uzak durularak ve İş Kanunu maddelerinin değişik hükümlere bağlandığı, 27 Şubat 1940 - 1 Eylül 1947 tarihlerinde havzada uygulanan mükellefiyet sürecini ele almış. 1940 yılında çıkarılan ve aralıklarla 1960 yılına kadar uygulamada kalan Milli Korunma Kanunu ( MKK )’ nun bu sürecin en önemli bileşenlerinden biri olduğunu belirten Prof. Makal, mükellefiyeti şöyle tanımlıyor: İş mükellefiyeti, kavramsal düzeyde “ zorla veya zorunlu çalıştırma “ olarak nitelenmelidir ve “ herhangi bir kişinin ceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiği tüm iş veya hizmetleri “ ifade eder. İş Kanunu’ nun yürürlüğe girdiği tarihten yaklaşık üç yıl sonra çıkarılan MKK’ nın işçilerin yararına olan hükümleri yok saydığı, sendikal örgütlülüğün oluşturulamadığı, basının sıkı denetim altında tutulduğu, muhalefetsiz CHP ile tek parti yönetimi koşullarında ülke genelinde ücretli olarak çalışan yaklaşık 500 bin kişinin, havzada ise 60 bin kişinin mükellefiyetin olumsuz şartlarından direkt olarak etkilendiğini belirten Prof. Makal, MKK düzenlemelerini üç temel kategoride toplamış. Fazla çalışma ve tatiller, çalışma yaşı ile kadınlara ilişkin düzenlemeler ve iş mükellefiyeti kategorisinde MKK ‘ nın, belirli tarihlerde İş Kanunu maddelerini geçersizleştirdiğini belirten Prof. Makal, çalışanların üzerinde bir karabasan uygulamasına geçildiği dönemi şöyle tanımlıyor: İşçiler kendi istemedikleri işlerde ve zamanlarda çalıştırılırken; ücretlilerin koruyucu sosyal hükümleri askıya alındı, Hafta Tatili Kanunu ile Umumi Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanun’ un hükümleri uygulamadan etkilendi, kömür madenlerinde yer üstü işler için gece ve gündüz günlük üçer saate kadar fazla çalışma şartı getirildi, 16 yaşından yukarı erkek çocukların maden işlerinde çalıştırılacağı kararı alındı, ücretler asgari geçim ücretinin altında tutuldu, mükellef işçilerin barınma, beslenme, temizlik, giyim sorunları çözümlenmedi, bulaşıcı hastalıklar baş gösterdi, çalışanların periyodik sağlık muayeneleri yapılmadı, üretim baskısı ve teknik donanım nedeniyle iş kazaları arttı, 1 milyon ton kömür üretimine düşen ölümlü kaza sayısı gelişmiş ülkelerde en fazla 2 iken; havzada 75’ e yükseldi. Mükellefiyet dönemini, Türkiye’ nin bu yıllar itibariyle sözleşmeyi onaylamamış da olsa, üyesi olduğu UÇÖ’ nün Anayasa’ nın Başlangıç bölümündeki ve 1944 tarihinde kabul edilerek daha sonra UÇÖ Anayasası ile bütünleştirilen Filadelfiya Bildirgesi’ ndeki “ Tüm insanların, özgürlük, onur ve ekonomik güvenlik içinde ve fırsat eşitliği ile, maddi ilerlemelerini ve manevi gelişmelerini izleme ve gerçekleştirmeye çalışma hakları vardır “ ilkesi ve dönem itibariyle yürürlükte olan 1924 Anayasası’ nın 74. maddesinde yer alan “ Olağanüstü hallerde kanuna göre yükletilecek para ve mal ve çalışma ödevleri dışında hiç bir kimse başka hiçbir şey yapmaya ve vermeye zorlanamaz “ hükmüne aykırı olduğunu belirten Prof. Makal, yasanın çıkarılış mantığı ile gerekçesinde ve Encümen raporunda ifade edilen görüşler çerçevesinde, “ fevkalade zamanlar “ ibaresinin savaş dönemiyle sınırlı olarak yorumlanması gerektiği kanısıyla,1945 sonrası dönem itibariyle, Anayasa hükmüne açık bir biçimde aykırılık kazandığını vurguluyor. Bildirisinde, 85 yaşındaki bir mükellef işçi ile yaptığı görüşmeye ve mükellef işçilerin sıkıntılarını dile getirdikleri bir türkünün “Mükellefin urganı, terli olur yorganı / mükelleften kurtulan, çifte kessin kurbanı “ sözlerine de yer veren Prof. Makal, değerlendirme bölümününde şu görüşlere yer veriyor; “ Kanımızca, MKK uyarınca yapılan tüm uygulamalar gibi, iş mükellefiyetinin de önemli sosyal - insani sorunlar yarattığı, ülkenin insan gücünü, geniş bir biçimde istismarına olanak sağlayarak hırpaladığı, helak ettiği söylenmelidir. Bir başka açıdan bakıldığında, bu uygulamalar savaş yıllarındaki sermaye birikim sürecinin en önemli araçlarından biri olmuş; ucuz ve sürekli bir işgücünün varlığını garanti altına alarak, savaş yıllarında belirli ellerde yoğunlaşan sermaye birikimine katkıda bulunmuştur... Sonuç olarak, çalışmamızda değişik boyutları ile değerlendirdiğimiz iş mükellefiyeti uygulamasının, sadece Zonguldak değil, tüm Türkiye toplumsal tarihinin en önemli ve acı sayfalarından biri olduğu ifade edilmelidir. Bir “ toplumsal karabasan “ olarak nitelendirdiğimiz bu olgu, hem tüm boyutlarıyla ve derinlemesine incelenmeyi, hem de kendisinden bugün ve gelecek için dersler çıkartılmasını beklemektedir... “ Prof. Dr. Ahmet Makal’ ın bildirisi, yaşadığımız süreçle ilişkilendirilerek, işçi ve emekçiler için fazlasıyla dersler vermektedir.

11.11.2005
EVRENSEL GAZETESİ

Fahri Bozbaş

Hiç yorum yok: