23 Ağustos 2007 Perşembe

UZUN MEHMET HAYAL Mİ ? GERÇEK Mİ ? SİZ KARAR VERİN

Uzun Mehmet Efsanesi 31 temmuz 2005


MUSTAFA ARMAĞAN

Uzun Mehmet, Osmanlı yönetiminin kömür ihtiyacının ve toplumun bu ihtiyaç doğrultusunda bilinçlendirilmesi çabasının bir uzantısıdır ve efsaneyi yaymaktan maksat, insanları kendi çevrelerinde muhtemel kömür yataklarını bulmaya ve hükümeti haberdar etmeye yönlendirmekten ibarettir.
Hatırlar mısınız, okul kitaplarımızda bir “Uzun Mehmet” parçası yer alırdı. Buna göre, Zonguldak’ın bir köyünde Mehmet adlı boylu poslu bir delikanlı yaşarmış. Zamanla askere gidip denizci olmuş. Tam tezkeresini alıp köyüne dönecekken gemi komutanı erleri toplamış ve bir çuvalın içinden çıkardığı siyah taş parçalarını uzatmış kendilerine. Erlere, yaşadıkları yörede, sonradan kömür olduğunu öğrenecekleri bu taşlardan buldukları takdirde kendisine haber vermelerini tembihlemiş. Tabii bu işin bir de “parasal karşılığı” olacağını da küpe gibi asmış kulaklarına. Mehmet günün birinde değirmende sırasını beklerken çevrede dolaşmaya çıkmış. Bir ateş yakmış. O da ne! Tıpkı komutanının gösterdiği cinsten kara taşlar gürül gürül yanmıyorlar mı! Derhal yollarına revan olduğu İstanbul’da komutanını bulup kömürleri göstermiş kendisine. Komutan da sözünün eriymiş demek ki, 5 bin kuruşla ödüllendirdiği yetmiyormuş gibi, ayda 600 kuruştan ömür boyu maaş da bağlatmış ona. Ne var ki, Mehmet’in sevinci kursağında kalmış. Dönüşünde, kendisinin bu ballı ikramiyeyi kapmasına içerleyen ağalardan biri tarafından zehirletilerek öldürülmüş. Böylece kara elmasımıza kan bulaşmış; ülkemize bunca iyiliği geçen bir kahraman, şehitlik rütbesine nail olmuş.
Bu olayın ders kitaplarımıza kadar girmesindeki hikmeti çözmüş olmalısınız. Dürüst vatandaş, hayırhah devlet ve iyi bir iş yapanlara engel olmak isteyen kötü adamlar. Bu resme dikkatle bakılırsa bir ‘senaryo’nun bütün unsurları oradadır. Bir yandan girişimcilik övülürken, öbür yandan devletin bu tür vatandaşlara gösterdiği saygı vurgulanır; ilerleme yoluna takoz koyanlar ise yerilir. Bu ‘olay’ın gerçekten olduğuna siz de inandıysanız korkarım hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Bir ‘olay’ değil, bir ‘senaryo’ karşısında olduğumuzun ilk işaretlerini böylece verdikten sonra yola koyuluyoruz kazı yapmak için; kömür ocağında değil elbette, tarih madeninde. Önce iki önemli çalışmadan haberdar etmeliyim sizi: Necdet Sakaoğlu’nun “Tarih ve Toplum” (1989), Donald Quataert’in de “Toplumsal Tarih” (Temmuz 2005) dergilerinde çıkan yazıları, Uzun Mehmet örneğinde geçmişin bugün tarafından nasıl inşa edildiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Şimdi Uzun Mehmet efsanesinin nasıl ortaya çıktığına bakalım. İlk olarak 1903 yılında “Sabah” gazetesinde çıkan bir yazıda gündeme gelir Uzun Mehmet. Bu yazıda komutan, Uzun Mehmet ve arkadaşlarından, kömürü “imparatorluğun her bir köşesinde” aramalarını ister. Oysa 1932’den başlayarak özellikle Zonguldak Halkevi tarafından gündeme getirilen ve ders kitaplarımıza kadar giren malum hikâyede, “imparatorluk” lafı sırra kadem basar ve komutan, askerlerinden kömürü, “Anadolu”nun dört bir yanında” aramalarını ister. Ne de olsa, aradan geçen 30 yılda sınırlarımız büyük oranda değişmiştir; efsane de realiteye ayak uydurmak zorundadır. Bir defa, hiçbir yazılı kaynakta Uzun Mehmet’in izine rastlanmıyor. Yani o tarihlerde bu işleri yapmış Ereğlili bir Mehmet ne askerî kayıtlarda, ne de başka bir yerde mevcut. 1829’da gerçekleştiği söylenen böylesine hayatî bir keşif hakkında ilk “hikâye”nin yazıya bürünmesi, gariptir, 80 yıl sonra mümkün olabiliyor. Ve ilk görünüşünün üzerinden 30 yıl geçtikten sonra bu defa Cumhuriyet döneminde yeniden fırına verilip servis yapılıyor. Amaç, hem iyi vatandaş idealine uygun örnek bir sivil ‘kahraman’ tipi inşa etmek, hem de o zamana kadar yabancı şirketlerin tekelinde olan kömür işletmeciliğine karşı bir yerli bilinç uyandırmaktır. Zira İş Bankası’nın bölgede yerli kömür işletme hakkını aldığı ve Genel Müdürü Celal Bayar’ın Uzun Mehmet efsanesini desteklediği biliniyor. Ne var ki, bu hikâyede gerçek olmayan unsurlar Uzun Mehmet diye birinin yaşamadığıyla sınırlı değil.
Mesela 1829 tarihinin de uydurma olduğu anlaşılıyor. Yani o zamana kadar kömürün varlığını yöre halkı fark edememiş de, Uzun Mehmet’e mi nasip olmuştur ilk defa? Bu kesinlikle mümkün değil diyor araştırmacılar. Zira bölgede milattan önceden beri bal gibi biliniyor kömürün varlığı ve adına “yanartaş” deniliyor. Ancak kötü koktuğu için tercih edilmiyor halk tarafından. Bu yüzden yakıt olarak daha çok odun kullanılıyor. Ancak önemli olan, kömürün ilk defa keşfi değil, sanayide kullanılabilecek bir yakıt olduğunun keşfidir. Düşünün ki, yelkenli gemileriniz var, öbür yanda da deniz gibi kömürünüz. Ne işinize yarayacak? Eğer buhar enerjisine dönüştürecek ve kullanacak kapasite ortaya çıkmamışsa sizde, kömürün bulunmasının kime ne faydası olacaktır ki? Zaten mesele de burada düğümleniyor. İlk buharlı gemi ülkemize II. Mahmud devrinde (1808-1839) “buğ gemisi” adıyla giriyor, girince de kömüre ihtiyaç duyuluyor. Sürekli kömür ithali hazineye külfet getirdiğinden çeşitli yerli kömür örnekleri toplanıyor. İşte Uzun Mehmet’in komutanının tavrı, tam da kömür ihtiyacının olması gereken yerde, yani askeriyede duyulduğunu gösteriyor.
Uzun Mehmet, Osmanlı yönetiminin kömür ihtiyacının ve toplumun bu ihtiyaç doğrultusunda bilinçlendirilmesi çabasının bir uzantısıdır ve efsaneyi yaymaktan maksat, insanları kendi çevrelerinde muhtemel kömür yataklarını bulmaya ve hükümeti haberdar etmeye yönlendirmekten ibarettir. Yani ‘Ey millet! Çevrendeki taşlara taş diye bakma, onlar memleket için hayatî önem arz eden maden yatakları olabilir’ tarzında bir bilinçlendirme kampanyası karşısındayız. Bunu da en iyi bir hikâye şeklinde anlatabilecekleri için Uzun Mehmet seçiliyor. Tabii Cumhuriyet yönetimi de kömür ihtiyacını topluma anlatabilmek için aynı efsaneye sarılıyor ve okul kitaplarımıza kadar giriyor vesselam.
Efsaneler gerçeği sömürürler ama gerçeklikle bir şekilde temas halindedirler. Uzun Mehmet efsanesi de, etrafımızdaki taşların aslında kömür olabileceğini değilse bile, gerçek diye sunulanların birer efsane olabileceğini öğretmiş olmalıdır.
(Turkuaz sayı:172)



BİR RESMİ TARİH YALANI: UZUN MEHMET’İN TAŞKÖMÜRÜNÜ BULMASI

“Uzun Mehmet bizi affet”Söyleşi: Necdet SAKAOĞLU12 Kasım 1989 NOKTA, S.102-103
8 Kasım, kömür kenti Zonguldak için önemli bir gün. Çünkü geleneksel “kömür bayramı” kutlanacak, mini mini ilkokul çocukları “kömür kahramanı” Uzun Mehmet’le ilgili şiirler okuyup şarkılar söyleyecekler. Vali ve belediye başkanı, günün anlam ve önemini, ayrıca da Uzun Mehmet’in, bu karayağız köy delikanlısının vatanseverliğini anlata anlata bitiremeyecek. TV’de boş durmayacak elbette . . .
Peki ne yapmıştı Uzun Mehmet? İlkokul kitaplarının o yürek yakan resimlere bezenmiş sayfalarından Meydan Larouse’a kadar her yerde yazıyor: Taşkömürünü bulan Türk. . . Hani yelkenli gemilerden müteşekkil Osmanlı donanmasından terhis olurken, komutanının kendisine verdiği kömürün benzerini ele geçirip vatana, millete yararlı bir iş yapabilmek arzusuyla dere-tepe, yağmur-çamur demeden çırpınan ve sonra da, inanılmaz bir kesinlemeyle 8 Kasım 1829’da “kara elmas”ı bulan Türk. . . Ansiklopedilerin ve kitapların yazdığına göre, bulduğu kömürü İstanbul’a yetiştirmiş ve devrin padişahı II. Mahmut’tan, o zamanın parasıyla beş bin kuruş ödül ve altı yüz kuruş maaş kapıp. . . dönememiş köyüne. Kendisini kıskanan ağanın kötü adamları, kaldığı handa kıstırıp öldürmüşler onu. . .
Peki Uzun Mehmet gerçekten 8 Kasım 1829’da “kara elmas”ı buldu mu? Doğrusu araştırmacı Necdet SAKAOĞLU’nun çalışmalarının ardından bu soruya “Evet, gayet tabi ...” cevabını gönül rahatlığıyla vermek güçleşiyor.
Gerçekten uzun Mehmet diye biri var mıydı, bahriye neferi miydi yoksa Ağrı’dan kopup soluğu Zonguldak’ta almış bir deveci miydi, ya da sadece Nazillili bir sığırtmaç mıydı? Bunlar cevaplanması zor hatta karmaşık sorular. . . Ama şurası kesin ki, SAKAOĞLU, Uzun Mehmet masalını 8 Kasım şenliklerine hazırlanan Zonguldaklı yetkilileri üzecek, “Tarih kitabı” yazarlarını bir kez daha “bilimselliğe döndürecek”, ve Zonguldak ahalisini biraz düşündürecek kadar sarsıyor.
NOKTA: Uzun Mehmet konusuyla ilgilenmeye ne zaman başladınız?
SAKAOĞLU: Ben Zonguldak çevresiyle ilgili kapsamlı araştırmalar yaptım. Dolayısıyla Uzun Mehmet’le de ilgilenmem gayet normal. Amasra üzerine bir monografi hazırlarken Başbakanlık Arşivi’nde uzun süre çalıştım. Uzun Mehmet konusunda 8 Kasım 1829 gibi çok net bir tarih vardı ortada. Halbuki Osmanlı dönemi ile ilgili olarak böyle net tarihler tespit edebilmek çok zor. Padişahın bile hangi gün tahta çıktığını tespit etmek mümkün değildir. Şimdi takvim değişmiş. Hicri tarihi miladi tarihe çevirirken çeşitli güçlükler ortaya çıkmıştır. Bu tarihi nasıl tespit etmişler, diye araştırmaya başladım.
NOKTA: Sonuç ne oldu?
SAKAOĞLU: Ne öyle Uzun Mehmet diye birisi var, ne de öyle bir tarih. Dönemin Zonguldak Halkevi Tarih Komitesi uydurmuş olayı. O günün şartları öyle gerektirmiş.
NOKTA: Nasıl kanıtlıyorsunuz bunu?
SAKAOĞLU: Öncelikle, kömürün yerli halk tarafından bilinmemesi gibi bir olay söz konusu değil. Çünkü Zonguldak çevresindeki kömür yatakları, milattan önceki yıllardan başlayarak biliniyor. Temel kazarken, çift sürerken kömürle karşılaşıyor insanlar. Arşiv belgeleri bunu açıkça gösteriyor. Kömür biliniyor, fakat ızgara sistemi bilinmediği için kullanılmıyor. Adına “yanartaş” demişler, ama pis bir kokusu olduğu için yakmamışlar. Ayrıca, bölge tamamen ormanlarla kaplı ve ağaç çok bol. Yani yakacak problemi zaten yok...19. yüzyılın ortasına kadar taşkömürünün sanayi ve kamu açısından bir önemi söz konusu değil. O devrin en büyük sanayi kuruluşlarından olan tersane ve tophane, cayır cayır odun yakıyor. Batı’da buhar kazanının bulunmasıyla birlikte devreye giriyor taşkömürü. 1820’li yıllar yani. Benim elimde 1943 tarihli bir belge var. Diyor ki, “Zonguldak havalisindeki kömür, İngiltere’deki kömüre yakın kalitededir. Buhar kazanında da kullanılabilir. Bunu duyuralım ve işine yarayan varsa satın alsın.” Yani devletin 1840’lı yıllarda bile kömürle bir ilgisi yok.
1829’da Uzun Mehmet’in kömür bulması diye bir şey olmadığını şuradan da anlayabiliriz. O sırada Osmanlı Devleti’nin bir donanması yok, çünkü hepsi Navarin’de yanmış. Yanan gemilerin hepsi de kalyon tipi yelkenliler. Aralarında buhar motorlu tek bir gemi yok. Uzun Mehmet masallarıda, bahriye subaylarının terhis olan askerlere kömür örneği verdikleri anlatılır. Oysa o devirde ne bahriye subaylığı, ne de terhis olayı var. Çünkü devşirme sistemi yürürlükte. Açıkça anlaşılıyor ki, o günlerde ne kömür gereksinimi var, ne terhis olan asker, ne de bahirye subayı. Dolayısıyla, oluşturulan efsane temelinden yerle bir oluyor.
NOKTA: Peki, Uzun Mehmet efsanesini uydurmaya neden gerek duymuşlar?
SAKAOĞLU: Kömür havzası yabancı sermayeyle bağlantısı olan gayri Müslimlerin elinde tam bir müstemleke olarak kullanılmış yıllar boyunca. Burada adeta koloniyal bir düzen var. Tabii bu durum emekçi olarak çalışan yerli halkın tepkisini çekiyor. 1920’ler milliyetçi düşüncenin de egemen olduğu yıllar. O zaman İktisat Bakanı olan Celal Bayar’ın da teşvikiyle, Zonguldak Halkevi Tarih Komitesi oturup bir geçmiş aramaya başlıyor. Komitedekiler genellikle yazar, şair ve gazeteci insanlar. Mehmet’i “Mehmetçik”e çağrışım yapması için ortaya atıyorlar, buna bir de lakap gerekli. “Milli kahraman” kel, kör ya da kambur olacak değil ya, “Uzun” oluyor. Bu komiteden önceyi de, sonrayı da yaşayanlardan benim duyduğum bu. Zaten yöre insanının çoğu gülüp geçer bu Uzun Mehmet masalına.
Masalı uyduranlar, masa başında iş yaptıkları için yöreyi de pek tanımıyorlar. Mesela, Uzun Mehmet’i Kestaneci köyünden Köseağzı’ndaki değirmene gönderiyorlar. Halbuki bu iki yer arasında yol filan yok. Ancak Ereğli üzerinden Köseağzı’na inmek mümkün. Bu da son derece mantıksız. Üstelik bu bölge kömür havzasının tamamen dışında ve kömür de yok. Yani seçilen yerler son derece isabetsiz yerler.
NOKTA: Peki neden bir başka tarih değil de 1829?
SAKAOĞLU: Bu tarihin seçilmesi o kadar anlamsız değil. 1929 yılında ilk kez İş Bankası’na, havzada ocak işletme hakkı tanınıyor. Anlaşılıyor ki, “devletçi ve milliyetçi” uydurmacılar, yüz yıllık bir tarih uygun görmüşler ve 8 Kasım 1829’da Uzun Mehmet’e kömürü buldurmuşlar. Varsın 1829’larda devletin kömürle işi, ilişkisi olmasın . . . Havza tarihini yirmi yıl inceleyip elekten geçiren rahmetli Vedat Cumalı, bu nedenle kömürün keşfine ve kâşifine ilişkin tek bir belge bile bulamıyor. . .
Olay neden önemli? Niyet iyi olsun veya kötü olsun, bizim tarihimiz, kişilerin öngörebilecekleri bir takım uydurma ya da hayali olaylarla da işlenebiliyor. Bunu yakalamak çok mühim. . .
NOKTA: Siz bu araştırmayı Tarih ve Toplum’da da yayınladınız. Ne gibi tepkiler aldınız?
SAKAOĞLU: Amiral Fahri Çoker bunun üzerinde durdu ve bahriye tarihimizde, Uzun Mehmet’in çalıştığı söylenen Siracı Bahri adlı bir vapurun olmadığını söyledi. Ama sanıyorum Zonguldaklılar pek memnun olmadılar bu işe. . .

SEFA KAPLAN

1 yorum:

efsanur dedi ki...

gerçekten çok iyi bir insanmış.ama bu günlere gelememiş.ama olsun eminim ki orada da yani cennette de mutlu bir hayatı vardır.<a..